Kompozisyon Örnekleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kompozisyon Örnekleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Oruç Tutmanın Bana Kazandırdıkları

 

Oruç Tutmanın Bana Kazandırdıkları


Ramazan ayının gelmesiyle hepimizi tatlı bir heyecan sarar. Çünkü Ramazan; birlik, beraberlik, dayanışma ve empati ayıdır. Bu ayda insanlar birbirine daha çok yaklaşır, yardımlaşma ve paylaşma duyguları artar. Oruç tuttuğum zaman kendimi hem bedenen hem de ruhen daha huzurlu hissediyorum. Sanki iç dünyam sakinleşiyor, zihnim daha berrak oluyor.

 

Elbette orucun ilk günlerinde biraz yorgunluk yaşanabiliyor. Hafif baş ağrısı ya da karın ağrısı olabiliyor. Ancak bunun nedeni vücudun yeni düzene alışmaya çalışmasıdır. Birkaç gün sonra beden de bu duruma uyum sağlıyor. Sabretmeyi öğrendikçe hem bedenim hem de ruhum güçleniyor. Oruç tutmak beni mutlu ediyor. Çünkü oruçlu olduğum zaman davranışlarıma daha çok dikkat ediyorum. Kırmamaya, üzmemeye ve sabırlı olmaya özen gösteriyorum. Akşam ezanı okunup da ailemle birlikte iftar sofrasına oturmak ise tarifsiz bir mutluluk veriyor. Sıcacık aile ortamında yapılan iftar, günün tüm yorgunluğunu unutturuyor. O an, sahip olduğum nimetlerin kıymetini daha iyi anlıyorum. Oruç sayesinde aç kalmanın ne demek olduğunu hissediyor ve imkânı olmayan insanların hâlini daha iyi anlıyorum. Böylece empati kurmayı öğreniyorum. Paylaşmanın ve yardımlaşmanın önemini kavrıyorum. Bu da beni daha merhametli ve daha anlayışlı bir insan olmaya teşvik ediyor.

 

Gün içinde daha dikkatli ve bilinçli hareket ettiğimi fark ediyorum. Sabah saatlerinde daha enerjik olabiliyorum; işlerimi düzenli bir şekilde yapıyorum. Akşama doğru biraz yavaşlasam da bunun geçici olduğunu biliyorum. Çünkü gün boyu sabretmenin sonunda hem manevi bir huzur hem de içsel bir mutluluk kazanıyorum. Sonuç olarak oruç tutmak bana sabrı, şükrü, empatiyi ve paylaşmayı öğretiyor. Ramazan ayı sadece aç kalmak değil; aynı zamanda kalbimizi güzelleştirmek, davranışlarımızı düzeltmek ve daha iyi bir insan olmak için bir fırsattır. Bu yüzden oruç tutmanın bana kazandırdıkları, yalnızca bir ayla sınırlı kalmıyor; hayatımın her dönemine ışık tutuyor.

“Bir El Bir Eli Yıkar, İki El Bir Yüzü Yıkar” Atasözü ile İlgili Kompozisyon

 

“Bir El Bir Eli Yıkar, İki El Bir Yüzü Yıkar” Atasözü ile İlgili Kompozisyon


Bir insan tek başına bazı işleri yapabilir; ancak her işi tek başına başarması her zaman mümkün değildir. Özellikle emek ve zaman isteyen işlerde yardımlaşma büyük önem taşır. Başkalarının desteği olduğunda işler hem daha kolay hem de daha hızlı tamamlanır.

 

Örneğin mantı yapmak oldukça zahmetli bir iştir. Hamurun hazırlanması, açılması, küçük küçük kesilmesi ve içine harç konulup kapatılması uzun zaman alır. Bir kişi tek başına mantı yapmaya çalıştığında çok yorulur ve iş geç biter. Ancak birkaç kişi birlikte çalıştığında biri hamuru açar, biri iç koyar, diğeri kapatır ve kısa sürede birçok mantı hazırlanır. İş hem daha hızlı biter hem de birlikte çalışmanın verdiği mutluluk yaşanır. Aynı şekilde bir öğrenci anlamadığı bir konuyu arkadaşına sorarak daha kolay öğrenebilir. Bir komşu taşınırken diğer komşular yardım ederse işler kısa sürede tamamlanır. Yardımlaşma sayesinde hem işler kolaylaşır hem de insanlar arasındaki sevgi ve güven bağı güçlenir.

 

Bu atasözü bize bencil olmamayı, paylaşmayı ve dayanışma içinde yaşamayı öğretir. Birlikte hareket eden insanlar her zaman daha güçlü olur. Çünkü dayanışma, toplumun temelini oluşturan en önemli değerlerden biridir.

İlk Oruç Deneyimim

 

İlk Oruç Deneyimim


Bugün hayatımda unutamayacağım bir gün yaşadım; ilk kez oruç tuttum. İlk orucum olduğu için kendimi biraz farklı ve heyecanlı hissediyordum. Gün içinde zaman zaman açlığın verdiği bir boşluk duygusu yaşadım. Daha önce hiç bu kadar uzun süre aç kalmamıştım. Hafifçe başım döndü ama kısa sürede geçti. Bu durum bana sabretmeyi ve güçlü olmayı öğretiyordu.


Okulda derslerimi ilk başta dikkatlice dinledim. Fakat dersin sonlarına doğru hafiften esnemeye başladım, uykum geldi. Açlık ve yorgunluk beni biraz zorlamıştı. Neyse ki son ders zili çaldı ve herkes evine dağıldı. Eve geldiğimde annemin evi tertemiz yaptığını gördüm. Her oda mis gibi kokuyordu. Annem işlerini bitirmiş, namazını kılmış ve Kur’an okuyordu. O an ne kadar güzel bir aileye sahip olduğumu düşündüm. Babam da işten gelmişti. Hepimiz iftar saatini bekliyorduk.


Yorgunluk ve açlık beni iyice etkilediği için biraz uzanayım derken uyuyakalmışım. Benim bu halimi gören canım babam üzerime bir battaniye örtmüş. Yaklaşık iki saat uyumuşum. Uyandığımda hemen anneme, “İftara kaç saat var?” diye sordum. Annemle babam birbirlerine bakıp tebessüm ettiler. Babam, “Oğlum, iftara on beş dakika kaldı.” dedi. O an gözlerim parladı. Çok mutlu olmuştum. Uykumu da aldığım için kendimi daha iyi hissediyordum ama yine de çok acıkmıştım. Buna rağmen sabretmenin verdiği huzuru yaşıyordum.


Bu ilk oruç deneyimimde aç insanların neler yaşadığını biraz da olsa anlamıştım. Aç kalmanın ne kadar zor olduğunu hissettim. O an kendi kendime söz verdim: İleride bir meslek sahibi olduğumda maddi durumu olmayan insanlara elimden gelen yardımı yapacaktım. Çünkü oruç bana sadece aç kalmayı değil, empati kurmayı ve paylaşmayı da öğretmişti.


Ben bunları düşünürken önce top atıldı, ardından ezan okundu. Hurma ve su ile orucumu açtım. O an içtiğim suyun tadı bana dünyanın en güzel nimeti gibi geldi. “Allah kimseyi açlıkla imtihan etmesin.” diye dua ettim. Rabbime şükrederek yemeğimi yemeye başladım. İlk orucum bana sabrı, şükrü ve yardımlaşmanın değerini öğreten çok özel bir hatıra olarak kalbimde yer etti.

Bir Günlük Yaşantınızı Duygularınızı Da Katarak Anlatınız

 

Bir Günlük Yaşantınızı Duygularınızı Da Katarak Anlatınız


Her sabah yeni bir güne umutla uyanıyorum. Gözlerimi açtığım anda içimde tatlı bir heyecan oluyor çünkü beni bekleyen yeni bir gün var. Hazırlanıp okuluma gidiyorum. Okulda arkadaşlarımla vakit geçirmek beni çok mutlu ediyor. Onlarla gülmek, sohbet etmek ve birlikte eğlenmek günümü güzelleştiriyor.

 

Derslere girerken sorumluluk sahibi bir öğrenci olduğumu hissediyorum. Öğretmenim bir soru sorduğunda konuya dahil olup hemen cevap vermek beni hem mutlu ediyor hem de kendime olan güvenimi artırıyor. Ödevlerimi zamanında yapmaya özen gösteriyorum çünkü görevlerimi yerine getirmek bana huzur veriyor. Öğle arasında arkadaşlarımla paramızı birleştirip lahmacun, pide ya da dürüm alıyoruz. Birlikte yemek yemek ve o anları paylaşmak çok keyifli oluyor. O anlarda dostluğun değerini daha iyi anlıyorum.

 

Okul bitince eve dönüyorum. Üzerimi değiştirip biraz dinleniyorum. Günün yorgunluğunu atmak için kontrollü bir şekilde, yaklaşık bir saat bilgisayarda oyun oynuyorum. Bu, kafamı dağıtmama yardımcı oluyor. Sonra annem sofra kurarken ona yardım ediyorum. Aileme destek olmak beni mutlu ediyor. Babam memur olduğu için genellikle saat beş buçuk gibi eve geliyor. Akşam yemeğini hep birlikte yiyoruz. Ailece sofraya oturmak bana güven ve huzur veriyor. Yemekten sonra çay saatimiz oluyor. Daha sonra herkes kendi işine yöneliyor. Ben de ödevlerimi yapıyorum, kaynak kitaplarımdan sorular çözüyorum ve her gün mutlaka yaklaşık kırk beş dakika kitap okuyorum. Kitap okumak benim en büyük zevklerimden biridir; kendimi farklı dünyalarda hissederim.

 

Biraz televizyon izledikten sonra uyumaya gidiyorum. Günlerim genellikle okul ve ev arasında geçiyor. Bazen alışveriş merkezine gidiyor, bazen de piknik yapıyoruz. Günler böyle akıp giderken ben de büyüyor, gelişiyor ve olgunlaşıyorum. Her günüm sıradan gibi görünse de aslında küçük mutluluklarla dolu.

Bugünden İstiklal Savaşı Yıllarına Bakınca Neler Düşünüyorsun?

 

Bugünden İstiklal Savaşı Yıllarına Bakınca Neler Düşünüyorsun?


 Kurtuluş Savaşı yılları, Anadolu halkının yoksulluk, yokluk ve acılarla dolu büyük bir imtihan verdiği; fakat aynı zamanda millî birlik, beraberlik ve dayanışmanın en güçlü şekilde yaşandığı yıllardır. O dönem, vatanı, onuru ve bağımsızlığı için canını feda eden yiğitlerin; cepheye mermi taşıyan, evladını askere uğurlayan fedakâr kadınların kahramanlık destanıdır.


Bugünden o yıllara baktığımda içimde derin bir sızı hissediyorum. Çünkü geçmişte büyük bedeller ödeyerek kazanılan bu vatanın kıymetini bugün yeterince bilemediğimizi düşünüyorum. O günün insanı, açlıkla ve yoklukla mücadele ederken bile vatan sevgisinden vazgeçmemiştir. Yiyecek bulamayan, yarı aç yarı tok savaşan; ama yine de cepheden kaçmayı aklından geçirmeyen askerleri düşündükçe içim hüzünle doluyor.


O kahramanlar, biz özgür yaşayalım, bağımsız bir ülkede başımız dik yürüyelim diye canlarını feda ettiler. Fakat günümüzde bazen duyarsızlık, bencillik ve sorumsuzluk gibi davranışların arttığını görmek beni üzüyor. Değerlerimizden ve inançlarımızdan uzaklaştığımızı hissettiğimde, geçmişteki fedakârlıklarla bugünü kıyaslıyor ve derin bir muhasebe yapıyorum.


Bu vatan büyük bedellerle kazanıldı. Bu nedenle daha çalışkan, daha üretken ve daha bilinçli bireyler olmalıyız. Ülkemizi daha ileriye taşımak, onu gelişmiş ve güçlü bir devlet hâline getirmek bizim sorumluluğumuzdur. Geçmişi unutmadan, özümüzü ve değerlerimizi koruyarak geleceğe yürümeliyiz.


İstiklâl Savaşı sadece bir askerî zafer değildir; aynı zamanda bir milletin yeniden dirilişidir. O ruhu anlamak ve yaşatmak, geçmişe duyduğumuz saygının en güzel göstergesidir.

Arkadaşlık Ve Komşuluk İlişkilerinde Dini İnancınızın Sosyal Hayatımıza Ne Gibi Etkileri Vardır?

 

Arkadaşlık Ve Komşuluk İlişkilerinde Dini İnancınızın Sosyal Hayatımıza Ne Gibi Etkileri Vardır?

 

Arkadaşlık ve komşuluk ilişkilerinde dini inancımın sosyal hayatıma çok etkisi vardır. Çünkü dinim doğru, dürüst ve güvenilir bir insan olmayı emreder. Güzel ahlaklı ve adaletli olmayı emreder. Bunları da sosyal yaşamımda uygularsam daha huzurlu, daha vicdanlı ve daha mutlu olabilirim. Bunlar maddeler halinde sıralayabilirim:


1. Ahlaki Değerler ve Davranışlar

Dini inançlar; dürüstlük, güvenilirlik, merhamet, sabır, yardımseverlik gibi değerleri ön plana çıkarır.
Bu da:

Arkadaşlık ilişkilerimde  güven duygusunu geliştirir, komşularımla aramda güven ve sevgi, saygıya dayanan bir iletişim halim olur. Dedikodudan uzak kalırım, kimseyi kırmam, gönül yıkmak, tatlı dilli olurum. Çünkü dinim bunları emreder.


2. Yardımlaşma ve Dayanışma

 Dinim yardımlaşmayı ve dayanışmayı emreder. Bunun için zor durumda olan herkese yardım ederim. Bu durum da arkadaşlarımla ve komşularımla aramdaki iletişimi daha da güçlendirir ve toplum tarafından sevilen ve sayılan kimse e-olurum. Birçok dinde komşuya yardım etmek, zor durumda olanı desteklemek önemli bir sorumluluktur. Hastalıkta, düğünde, cenazelerde yardımlaşma ve dayanışma toplumsal bağları güçlendirir.

3. Hoşgörü ve Empati

Dini öğretiler çoğunlukla affetmeyi, anlayışlı olmayı ve empati kurmayı teşvik eder. Yaradılanı hoş gör yaradandan ötürü sözleri de bizi iyiliğe, affetmeye yönlendirir.
Bu da: 
Küçük anlaşmazlıkların büyümesini engeller. Farklı düşüncelere karşı daha  hoşgörülü ve sabırlı olmayı sağlar.

4. Sosyal Sınırlar ve Yaşam Tarzı

İnanç, kişinin yaşam tarzını etkileyebilir: Görüşme saatleri, misafirlik adabı, mahremiyet anlayışı değişebilir. Yeme-içme alışkanlıkları, kutlamalar, özel günler ilişkileri şekillendirebilir. Bu durum bazen ortak değerler üzerinden bağı güçlendirirken, bazen farklı inançlar arasında uyum gerektirebilir.


5. Toplumsal Güven ve Aidiyet

Aynı dini değerleri paylaşan bireyler arasında daha hızlı bir güven ve aidiyet duygusu oluşabilir.
Ancak sağlıklı bir sosyal hayat için önemli olan, inancın ayrıştırıcı değil birleştirici bir güçte olmasıdır. Böyle olursa birlik, beraberlik ve dayanışma içinde huzurlu ve mutlu toplumlar çoğalır. Bu da dinin güzel ve anlamlı sonuçlarındandır.

Bugün Bana İse Yarın Sana Atasözü İle İlgili Konuşma

 

Bugün Bana İse Yarın Sana Atasözü İle İlgili Konuşma


İster felaket isterse güzel bir şey olsun neyin ne zaman olacağı bilinmez. Bugün ben bir felaket ve haksızlıkla karşılaşmışsam, yarın da sen aynı durumla karşılaşabilirsin. Bugün sen nimetler içinde bulunup mutluysan, yarın da ben o nimetlere kavuşup mutlu olabilirim. İmkanlar ölçüsünde sıkıntıya düşmüş kişilere yardımcı olmak gerekir. Bunun için atalarımız bugün bana ise yarın sana demişlerdir.

 

Sevgili öğretmenim, değerli arkadaşlarım,

İnsan bu hayatta ne oldum değil ne olacağım diye hareket etmeli ve geleceğini de düşünmelidir. Bunun için de her daim iyilikten, yardımlaşmadan ve dayanışmadan yana olmalıdır. Şu anda durumumuz çok iyi olabilir ama komşumuz çok zor durumda olabilir. Örneğin; komşu Ahmet Amca işten çıkarılmış olabilir ve maddi olarak çok zorluklar çekebilirler. Biz is e maddi olarak iyi durumdaysak hemen komşumuza yardım etmeli, onun elinden tutmalı ve ona gereken yardımı yapmalıyız. 


Çünkü gün gelir biz de çok zor durumlara düşebiliriz ve o zaman da komşumuz bizi felaketin eşiğinden kurtarabilir. Bunun için bugün bana ise yarın sana sözü kulağımıza her daim küpe olmalıdır. Konu hakkında anlatacaklarım bunlardır. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Mutlu Bir Birey Nasıl Olunur?

 

Mutlu Bir Birey Nasıl Olunur?


Mutlu bir birey olmak için ilk olarak kişinin kendi üzerine düşen sorumluluklarını yerine getirmesi gerekir. Sorumluluklarını yerine getiren insan hem çalışkan olur, hem üretken olur, hem kendisine hem de içinde yaşadığı topluma faydalı olur. Bu durum da  kişide mutluluğun artmasını sağlar. Mutlu olmak için kişi kendi olumlu ve olumsuz özelliklerini iyi bilmeli, olumsuz özelliklerini değiştirmek için de kendine güzel alışkanlıklar edinmelidir. Herkesin güçlü ve zayıf yönleri vardır. Kendini olduğu gibi kabul eden birey, başkalarıyla kendini kıyaslamaz ve bu da onu daha huzurlu yapar. Hatalardan ders çıkarmak ve kendine karşı anlayışlı olmak mutluluğun temel taşlarındandır. 


Kişi anın tadını çıkarmalıdır. Mutluluğunu yarınlara bırakmamalıdır. Çünkü belki yarın diye bir şeyi görecek kadar ömrü olmayabilir. Onun için anın tadını bilmek gerekir. Kişinin günlük egzersizlerini yapması gerekir. Çünkü spor yapmak kişiyi hem bedenen mutlu eder hem de ruhen mutlu eder. Sevdiğimiz ve güvendiğimiz insanlarla sağlıklı ilişkiler kurmak bizi mutlu eder ve hayata daha dört elle bağlanmaya ve hayatı daha çok sevmeye başlarız. Çünkü sevdiklerimiz bize bunu hissettirir. 


Kişi kendine hayata dair amaçlar koymalıdır ve bu amaçları gerçekleştirmek için de var gücü ile çalışmalıdır. Merhametli olmak, yardımsever olmak, empati kurmak, vicdanlı olmak, hayvanları korumak ve sevmek, savaşlara dur demek ve savaşa hayır demek insanları  mutlu eder.

Her Şey Neye Layıksa Ona Dönüşür Sözü İle İlgili Kompozisyon

 

Her Şey Neye Layıksa Ona Dönüşür Sözü İle İlgili Kompozisyon


Bir kişi, bir durum ya da bir ilişki; hak ettiği değeri, sonucu ya da muameleyi zamanla bulur. İnsanların niyeti, davranışı ve emeği neyse; sonuç da ona göre şekillenir. Yani herkes ettiği kadarını alır bu dünyada. Bunun için Mevlana Her şey neye layıksa ona dönüşür sözünü söylemiştir. Örneğin; İyi niyetin karşılığı güven ve iyilik getirir. Kötü niyetin karşılığı güvensizlik ve kayıp getirir. Emek karşılık bulur, emek etmemek ise karşılık bulmaz. İlgisizlik uzaklaştırma getirir. Bunun için hayat devam ederken güzel yaşamasını bilmek, sevdiklerimize zaman harcamak, değer verene hak ettiği değeri vermek ve insanın kıymetini bilmek gerekir. 


Vefalı olmak gerekir. İyilik görülen yere kötülük etmemek, nankörlük etmemek gerekir. Her zaman iyi niyetin karşılığı iyilik olmasa da eninde sonunda iyi niyetli insanlar kazanır. Çünkü kötü niyetli olan kişilere bir daha aynı niyetle yaklaşmazlar ve o kişileri çevrelerinde uzaklaştırırlar. Yani denenmişi defalarca denemezler. Kim neyi hak ediyorsa karşılığında da onu alır. Kim ne verirse, hayat onu ona çevirir. Bir çocuğu büyütüp, okutursan , topluma faydalı bir insan olur ve bu çocuğun ailesine de büyük katkıları olur. Ama çocukla ilgilenmezsen o çocuk toplumun başına bela olur, ailesini de mahveder. 


Sürekli kalp kıran, bencil kimselerden bir süre sonra soğuma başlar ve bu kişilerin evine gidilmez ve bu kişilerle iletişim kesilir. Yani netice senin olaylara yaklaşımın ile ilgilidir. Yani kalp temizse sonuç temiz olur. Kötü niyetli attığı ok da geri kendine döner.

İnsan Azmayınca Belasını Bulmaz

  

İnsan Azmayınca Belasını Bulmaz


 İnsan hayatta ne yaparsa kendisi  için yapar. İyiliği de kötülüğü de kendisi içindir. Huysuzluk ettiği sürece başından bela eksik olmaz. İnsanı diğer canlılardan ayıran en temel fark akıl ve iradedir. İnsan bu aklı doğru kullanırsa doğru yolu gider, yanlış kullanırsa yanlış ola gider. İnsan aklını pis işlerde kullanırsa  (alkol bağımlılığı, sigara bağımlılığı vb) o kötü alışkanlıklar insanı sapkınlığa götürür. Bu durum da kişin kötü ahlaklı olmasına ve azgınlaşmasına neden olur.


 Azgınlaşan insan da en sonunda belasını bulur. Ya yaralanır, ya ölür, ya da ömür boyu sürünür ve ele güne muhtaç hale gelir. Onun için hayattayken akıllı olmasını bilmek, doğru yoldan ayrılmamak gerekir.  Azgın insanlar en yakınlarındakine de zarar veriri ve onların da başına bela olur. Oysa kişiyi hayatı belli bir ölçüye göre yaşasa başına bela gelmez, mutlu bir huzurlu bir ortamı olur, hayattan zevk alır, namuslu, dürüst ve güvenilir insan olmaktır önemli olan. Örneğin; Ailemizin kötü arkadaş olarak nitelediği kişilerin yanından ayrılmazsak onlarla takılırsak ve onlar gibi kötü alışkanlıklara sahip olursak kötüye doğru yol alırız ve karaktersiz, baş belası kimselere dönüşebiliriz.


 Onun için arkadaş seçiminde çok dikkatli olmalıyız ve ailemizin dediklerine kulak asmalıyız. Ne varsa çevreden gelir ve çevre insanı azgın ya da iyi huylu yapar. Azgın olan insanın da sonu kötü biter.

Sizce Başarıya Ulaşmak İçin En Önemli Şart Nedir?

 

Sizce Başarıya Ulaşmak İçin En Önemli Şart Nedir?


Başarıya ulaşmak için en önemli şartın kararlılık ve devamlılık olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir işi başaracağım diye kafaya koymak, sabırla işine odaklanmak ve işini sonuna kadar götürmek en büyük başarıdır. Kısacası başarıya ulaşmak için en önemli şart sürekliliktir. Örneğin; şu gün diyete başlayacağım diye büyük bir karar alırız ve bunu uygulamak için ilk haftalar diyete sıkıya uyarız ama haftalar biraz ilerleyince pes etmeye, yasaklı yemekleri yemeye başlarız. İşi sonuna kadar götüremeyiz ve kararlı olmalıyız.


 Önemli olan bir işin devamını getirebilmektir. Diyet yapmak yerine hayat boyu yeme alışkanlığını düzenli hale getirmek kişiyi daha sağlıklı yapar, daha mutlu yapar  ve kişi daha düzgün bir fiziğe sahip olur. Başarıya ulaşmak için sadece süreklilik de yetmez. Şunlar da gereklidir:


* Kendine hedefler koyma: Nereye gittiğini bilmeden ilerlemek zor. Bunun için net hedefler koymak kişiyi hedeflerine daha çabuk ulaştırır.

* Gayret ve emek:  Başarı genellikle görünmeyen emeklerin sonucudur.

* Hatalardan ders almak:  Başarısızlıklar, doğru kullanılırsa en iyi öğretmendir. Hatalardan ders alındığı zaman daha az hata yapmaya başlanır.

* Kendine inanmak, güvenmek ve asla pes etmemek: Başkaları inanmasa bile senin inanman gerekir.

Arkadaşlarınızla Aranızda Oluşan Fikir Ayrılıklarını Nasıl Çözüyorsunuz?

 

Arkadaşlarınızla Aranızda Oluşan Fikir Ayrılıklarını Nasıl Çözüyorsunuz?


Arkadaşlarımla aramda oluşan fikir ayrılıklarını ilk olarak biraz gergin oluyorum ama bu gerginliğin kimseye faydası olmayacağını düşünerek hemen kendime çekidüzen veriyorum  sakinliğimi koruyarak aramızdaki fikir ayrılıklarını  çözmeye çalışıyorum. Her birimizin fikri birbirinden farklı olduğu için buna saygı duyarım ve karşılıklı iletişime geçiyorum. Bağırmadan, kötü söz söylemeden, nezaketle yaklaşıyorum olaylara. Kendi düşüncemi savunmadan önce arkadaşımın ne demek istediğini anlamaya çalışırım. Yani önce onu anlamaya çalışırım. 


Arkadaşım kendini ifade ederken sürekli araya girmem, sözü bitene kadar saygı ile dinlemeye devam ederim. Kendimi onun yerine koyarak empati kurmayı denerim. Çünkü empati kurulduğu zaman iletişim daha sağlıklı hale gelecektir. Duygularımı açık bşir şekilde ifade ederim, ben dilini kullanırım, ona karşı ön yargılı konuşmayı bırakırım ve sevgi ile yaklaşırım. Tamamen haklı çıkmaya çalışmak yerine, ortak bir noktada buluşmaya odaklanırım.
Gerekirse karşı tarafın bazı fikirlerini kabul ederim. Çünkü her anlaşmazlığın kazananı olmak, arkadaşlığı zedeler. Düşüncelerimiz aynı olmayabilir ama buna saygı duymak gerektiğinin bilinci ile hareket ederim. Tamamen haklı çıkmaya çalışmak yerine, ortak bir noktada buluşmaya odaklanırım.
Gerekirse karşı tarafın bazı fikirlerini kendi menfaatlerimi de zarara uğratmadan kabul ederim. Çünkü her anlaşmazlığın kazananı olmak, arkadaşlığı zedeler. 


Fikirler farklı olsa bile kişiliğe saygı duyarım. Çünkü arkadaşımın karakterine kötü söz söylemem ve onunla dalga geçmem, onu küçümsemem. Sorun çözüldükten sonra eski meseleleri tekrar gündeme getirmem.
Geçmişi sürekli hatırlatmak, ilişkileri yıpratır. Hakaret, alay veya küçümseyici sözlerden özellikle kaçınırım. Böylece daha sağlıklı bir iletişim süreci olur, birbirimizi daha çok severiz ve farklılıkların bir bütün olduğunu, bizi daha sağlam arkadaşlıklara götüreceğini biliriz.

İstemek Değil Vermemek Ayıp Atasözü İle İlgili Kompozisyon

 

İstemek Değil Vermemek Ayıp Atasözü İle İlgili Kompozisyon


Kişi çalışmak ve ihtiyaçlarını karşılamak için çabalamak zorundadır ancak her şeye rağmen hayatta eksiklikler bitmez. Sıkıntıya giren biri bir başkasından utana sıkıla bir istekte bulunduğunda durumu müsait olduğu halde vermeyip karşısındakini üzen daha çok utanmalıdır. Bunun için de atalarımız “İstemek değil vermemek ayıptır.” sözünü söylemiştir.

 

Kimi insanlar vardır ki bu insanlar dilenmeyi değil alın teri ile onurlu bir şekilde çalışmayı tercih ederler ve kimseye muhtaç olmak istemezler. Bu bir baba olabilir, bir anne olabilir ya da emekli bir  dede olabilir vb. Bu insanlar kimi zaman maddi olarak çok zor duruma düşer ama istemekten utanırlar. Ta ki iyice zor duruma düşene kadar. Karşı tarafta da maddi durumu çok iyi olan yakınları vardır, eşi, dostu, komşuları vardır. Bu kimseler de o onurlu kimsenin zor durumda olduğunu bildiği halde o kişiyi istemeye mahkum bırakıyorsa bu durum da o karaktersiz kimselerin ayıbıdır diyebiliriz.

 

Çünkü gerçekten muhtaç bir insan yüzü kızararak bir şey istiyorsa o kişinin ar damarı çatlamamıştır. Emektar, dürüst ve işini hakkı ile yapan gururlu kimselerdir bunlar. İşte onları o zor duruma sokmamak gerekir. Onlar istemeden maddi durumu iyi olan yakınları ona hemen yardım eli uzatmalı, insan olduğunu kanıtlamalıdır. İyi insan olduğunu, samimi olduğunu, gerçek anlamda yakını olduğunu göstermelidir. Yani istetmemeli, olayı anlayıp o kişiyi isteyen durumuna bile getirmemelidir.

İnsanın Nazı Sevdiğine Geçer Atasözü İle İlgili Kompozisyon

 

İnsanın Nazı Sevdiğine Geçer Atasözü İle İlgili Kompozisyon


İnsan yakınları ile huzuru bulmak ve güzel günleri çevresindekilerle yaşamak ister. Sıkıntılı günlerinde ise en yakınından yardım bekler. Kahrını çekeceklerini bildiği için bütün eziyetini, sitemini yakınlarına yapar. Bunun için atalarımız İnsanın nazı sevdiğine geçer.” sözünü söylemiştir. Kasap sevdiği eti yerden yere vurur.” atasözü ile yakın anlamlı bir sözdür.


 İnsan sevdiği kişileri, değer verdiği kişileri mutlu gününde görüyorsa zor günlerinden de görmek ister. Asıl olan zor günde yarenlik yapabilmek, sevdiğinin yardımına  koşabilmek ve tüm eziyetlerine sabırla katlanabilmektir. Bu yapıldığı zaman kişi kendini değerli biri olarak hisseder. Hiç tanımadığımız birine niye nazımız geçsin ki? Ayrıca bizi hiç tanımayan biri dertlerimizi anlamaz, mutlu olduğumuz şeylerin neler olduğunu da anlamaz. 


Oysa bizi çok yakından tanıyan kişi yaşadığımız her olaya şahit olur. Onun için onlara karşı sitemimiz olur. İnsan sevdiklerinin zor zamanlarında da yanında olmalıdır ve elini asla bırakmamalıdır. Gerçek dostluk nazımızı çekenlerle olur. Yeri geldiği zaman biz sevdiklerimizin nazını çekmeliyiz. Yeri geldiği zaman da onlar bizim nazımızı çeksin ki aradaki bağlar daim olsun hiç sönmesin.

Körle Yatan Şaşı Kalkar Atasözü İle İlgili Kompozisyon

 

Körle Yatan Şaşı Kalkar Atasözü İle İlgili Kompozisyon

 

Değersiz, bayağı kimselerle ilişki kuranlar kötü alışkanlıklar edinirler ve kendileri de bir zaman sonra o kötü kişiler gibi olmaya başlarlar. Bunun için atalarımız “Körle yatan şaşı kalkar” sözünü söylemiştir.

 

Kötü alışkanlıklara sahip, yanlış işlerle uğraşan, kötü alışkanlıkları olan kişilerle yakınlık kuranların zamanla onların etkisine gireceğini, benzer hataları yapmamaya başlayacağını anlatan güzel  ve anlamlı bir atasözüdür. Yani Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.” atasözü ile yakın anlamlı bir sözdür. İnsan devamlı iletişim galinde olduğu, gezdiği, tozduğu, vakit geçirdiği kişilerin davranış, alışkanlık ve tutumlarından etkilenmeye başlar. Bunun için arkadaş seçiminde çok dikkatli olmak gerekir. Özellikle de çocukların ve gençlerin arkadaş seçiminde çok dikkatli olması gerekir. Kötü bir arkadaş geleceğinizi de etkiler ve sizi kötü yollara sürükleyebilir ve başınıza olmadık işler açabilir.

 

Örneğin; Mustafa adlı bir öğrenci çok yaramaz olan Ali adlı arkadaşı ile devamlı vakit geçirirse bir zaman sonra davranışları da Ali gibi olmaya başlayacaktır. Ali derste sürekli konuşan, öğretmenlere saygısızlık yapan geveze biridir. Mustafa da bir zaman sonra onun gibi olacak ve  geveze, sıkıntılı bir çocuk haline gelecektir. Bu ve bunun gibi daha çok sayıda örnek verebiliriz. Mesela alkol alan biri ile sürekli arkadaşlık kuran da bir zaman sonra alkol almaya başlayacak ve onun gibi olacaktır. İşte tüm bunların olmaması için arkadaş seçiminde çok dikkatli olunmalı, güvenilir, dürüst ve örnek insanlarla arkadaşlık kurulmalıdır.

Kitapsız Bir Hayatın Nasıl Olacağı İle İlgili Görüşlerinizi Nedenleriyle Anlatınız

 

Kitapsız Bir Hayatın Nasıl Olacağı İle İlgili Görüşlerinizi Nedenleriyle Anlatınız


Kitapsız bir hayat karanlık bir alanda sürekli yaşamak olurdu ve hiç gün ışığını göremeyen, bilgisiz, cahil, soru sormayan, aklını kullanamayan, her şeye körü körüne inanan kimselere dönüşürdük. Kitapsız bir hayatın anlamı olmazdı. Hayal dünyamız geniş olmazdı.  Bilgi nesilden nesle sözlü aktarılacağı için kolayca bozulur veya kaybolurdu.


 Bilimsel ilerleme çok yavaş olurdu çünkü insanlar bir önceki neslin birikimini tam anlamıyla yeni nesle aktaramazdı. Mühendislik, tıp, hukuk, tarih alanında gelişme ve ilerlemeler  olmazdı ve dünya geri kalmış bir dünya olurdu. Karanlık bir çağda yaşamaya devam ederdik. Edebiyat olmazdı, insanlar geçmişini bilmediği için geçmişten ders alma gibi bir durum da olmazdı. Yani kültür ve medeniyetler daha yüzeysel kalırdı. Düşünme kapasitesi azalırdı ve yüzeysel kalırdı. Empati yeteneği zayıf kalırdı. 


Farklı karakterleri ve farklı yaşamları öğrenme şansı azalırdı. Analiz etme, eleştirel düşünme,  muhakeme becerileri gelişmek için daha az fırsat bulurdu. Hayal gücü ve yaratıcılık kısıtlanırdı. İnsanlar arası iletişim ve anlayış zayıflardı. Bireysel gelişim daha sınırlı olurdu. İnsanlar kendini geliştiremez ve cahil olarak kalmaya devam ederdi. Cahil gelir cahil giderlerdi.

Kitap Sizin İçin Ne İfade Etmektedir?

 

Kitap Sizin İçin Ne İfade Etmektedir?

 

Kitap insanların ruhuna iyi gelen muhteşem bir eserdir. Çünkü kitap okuyunca hayal dünya daha geniş oluyor ve kendimi farklı yerlerde buluyorum. Mesela hiç gitmediğim bir ülkeye gidip geliyorum, o ülkenin gelenek ve görenekleri hakkında bilgi ediniyorum, farklı kültürler hakkında bilgi ediniyorum. Böylece aydın bir insan oluyorum ve kendimi daha çok geliştiriyorum. Farklı bakış açılarını geliştirme, duygu ve düşüncelerimi derinleştirme fırsatı buluyorum. Kitaplar sayesinde daha keyifli oluyorum ve kitap okumak beni sakinleştiriyor.

 

Sevgili öğretmenim, değerli arkadaşlarım,

Kitaplar benim yaşama sevincim, hayatımın anlamıdır. Çünkü kitap okumadan geçirilen bir günde kendimi rahatsız hissediyorum. Vicdani olarak rahat etmiyorum. Çünkü okumak benim için yemek içmek gibi temel bir gereksinim haline gelmiştir. Küçük yaşlarda başlayan okuma alışkanlığım hızlı bir şekilde devam ediyor. Kitap benim ruhumdur, güzel anlarımdır, heyecanlarım, acılarım, mutluluklarımdır. Kitap benim öğreticimdir. Kitaplar sayesinde kendimi farklı karakterlerin yerine koyabiliyorum. Bu da empati kurma yeteneğimi geliştiriyor. Kitap okuduğum için daha sorgulayıcı bir insan oluyorum ve her duyduğuma körü körüne inanmıyorum.

 

 Kitaplar sayesinde unutkanlığım azaldı ve hafızam daha iyi gelişti. Toplum içinde kendimi daha iyi ifade edebiliyorum. Ana dilim olan Türkçeyi çok güzel konuşabiliyorum. Ana dilime ait kelimeleri kullanmaya da özen gösteriyorum. Kitap benim için büyük bir hazine kaynağıdır. Hayattır, hayaldir, umuttur, güvendir, sevgidir kitaplar benim için. Kitap benim için tüm bunları ifade etmektedir.

İnsanoğluna İyilik Yarasa Sarı Öküze Bıçak Olmazdı Atasözü İle İlgili Kompozisyon

 

İnsanoğluna İyilik Yarasa Sarı Öküze Bıçak Olmazdı Atasözü İle İlgili Kompozisyon

 

Tıpkı öküzün ömrü boyunca hizmet ederek sahibine kazanç sağlamasına karşın ihtiyarlayınca sahibi tarafından kesilmesi gibi dünyada her zaman iyiliğe karşı iyilik yapılmaz, kötülük de yapılır. Çünkü her zaman karşımıza iyi niyetli insanlar çıkmayacaktır. Bunun için atalarımız İnsanoğluna iyilik yarasaydı sarı öküze bıçak olmazdı.” sözünü söylemişti.

 

İnsanoğlu çiğ süt emmiştir. İyilik yapabileceği gibi kötülük de yapa rama dünya halinde daha çok insanların iyiliğe nankörlükle karşılık verdiğini duyarız, görür, konuşuruz vb. Birinin zor gününde yanında oluruz, ona dal oluruz, ona yürek oluruz ama o kişinin durumu iyi olunca ilk bizi satar ve en büyük ihaneti biz yapar. Çünkü o kişi nankörüdür ve bencildir. İşte böyle insanlara karşı yaşadığımız kötü deneyimden sonra daha dikkatli olmaya başlarız. Çünkü sürekli iyilik, sürekli fedakarlık kişinin kendi kul hakkına girmesi olur. İnsanlara iyilik yapılmalıdır ama kime ne kadar iyilik yapacağımızı bilmek ve akıllı olmak gerekir. Örneğin; Bir akrabana devamlı yardım edersin ama o kişi sürekli seni eleştirmeye devam eder, senden daha fazlasını istemeye bakar. O kadar iyiliğine rağmen seni bir hatanda siliverirler. Çünkü nankör, vefasız ve kötü kalpli kimselerdir böyleleri.

 

 Ya da iş yerinde çalıştığın birine işin tüm detaylarını öğretirsin ama o kişi seni patrona şikayet eder, hakkında kötü konuşur. Ne yaparsanız yapın kimi insanlar kötü olmayı tercih ederler ne yazık ki. İşte böyle insanlara karşı da uyanık olmak gerekir.

Çam Sakızı Çoban Armağanı Atasözü İle İlgili Kompozisyon

 

Çam Sakızı Çoban Armağanı Atasözü İle İlgili Kompozisyon

 

İnsanlar birbirini sevindirmek, mutlu etmek için karşılıklı hediyeleşirler. Bu hareket insanların gönüllerini okşar, onları birbirine yaklaştırır. Kimi insanlar varlıklı insanlar gibi yüksek değerli hediyeler veremezler. Bu nedenle hediyede çokluk ve değerden çok içtenlik aranmalı, samimiye aranmalı, temiz kalp, iyi niyet aranmalıdır. İşte bunun için atalarımız “Çam sakızı çoban armağanı.” sözünü söylemiştir.

 

Sevdiğimiz, değer verdiğimiz birine hediye almak gönülden gelen bir şeydir. Çünkü o kişi ya da kişileri çok sevdiğimiz için, onlara değer verdiğimiz için hediye alırız. Bu hediyenin çok pahalı ya da çok ucuz olmasına gerek yoktur. Maddi durumumuza göre ne alabiliyorsak onu alıp sevdiğimiz insanları mutlu etmek, onları düşündüğümüzü, onlara değer verdiğimizi sevdiklerimize göstermek bizi ve onları mutlu eder. Örneğin; sevdiğimiz birine çorap örmek, çanta ya da yelek örmek ve onu o kişiye hediye etmek o kişiyi çok mutlu edecektir.

 

Önemli olan düşünülmek, sevilmek ve sayılmaktır. Ya da çok sevdiğimiz birine bir kitap hediye etmek, bir futbol topu hediye etmek bizi de hediye ettiğimiz kişiyi de çok ama çok mutlu eder. Burada önemli olan birinin seni düşünüyor olması, sana kıymet veriyor ve seni değerli görüyor olmasıdır İşte böyle insanlardan olmak gerekir.

İnsan Karır Gönül Karımaz Atasözü İle İlgili Kompozisyon

 

İnsan Karır Gönül Karımaz Atasözü İle İlgili Kompozisyon


 Yıllar geçtikçe kişi yaşlanır, vücudu zayıflar ve güçten düşer ancak gönlü taze kalır, sevgisi ve yaşama heyecanı hiç eksilmez. Bunun için atalarımız “İnsan karır, gönül karımaz.” demiştir.


 Yıllar bir anda çabuk geçip gider. Kişi elden ayaktan düşmeye, işlerini daha zor yapmaya başlar. Hayatın gerçekleridir yaşlılık, zorlu günlerin başlaması. Her ne kadar insan yaşlansa da, eskisi gibi kuvvetli ve canlı olmasa da içindeki yaşam y-heyecanı sönmez. Çünkü hayatta olmak, hayatın güzelliklerini görmek ve yaşamak kişinin ruhunu öldürmez aksine yaşlı insanların hayata daha da dört elle sarıldığını görebiliriz. Çünkü ölüm korkusunun da etkisi ile yaşamın, anın kıymetini daha iyi bilir yaşlı kimseler. Kendi fiziksel olarak kırışır, çöker, gözleri eskisi gibi parlak olma, elleri eskisi gibi tutmaz, eklem ağrıları, romatizma vb gibi rahatsızlıklar başlar ama her zorluğa rağmen yine de güzeldir yaşamak yaşlılar için.


 Küçük bir çocuk gibi mutlu olurlar, çabuk küserler, çok beklenti içine girerler ve yaşamı, yaşamayı çok ama çok severler. Onun için yaşlı anne ve babamıza bakmalı, onları bu anlarında yalnız bırakmamalıyız.