kısa hikaye örneği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kısa hikaye örneği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

“Çocukluk” Adlı Şiiri Hikâye Türünde Kurgulayarak Yazınız. Daha Sonra Yazdıklarınızı Gözden Geçirip Anlam Bütünlüğünü Bozan İfadeleri Düzeltiniz.

 “Çocukluk” Adlı Şiiri Hikâye  Türünde Kurgulayarak Yazınız. Daha Sonra Yazdıklarınızı Gözden Geçirip Anlam Bütünlüğünü Bozan İfadeleri Düzeltiniz.


 Sabah erkenden kalktığımda güneş yeni doğuyordu. Güneş’in doğuşunu izlemek bana zevk verirdi. Müthiş bir duyguydu güneşin doğuşunu izlemek. Güneşin doğuşunu izledikten sonra koşarak elimi, yüzümü yıkamak için lavobaya gittim. Güzelce elimi ve yüzümü yıkadım. Saçlarımı hafiften ıslatarak güzelce taradım. Elimi, yüzümü sabunladıktan sonra annemin askıya astığı pamuk gibi beyaz havluyla yüzümü bir güzel sildim. Sonra kahvaltıya gittim. Annem kahvaltıda sıcacık tost yapmıştı. Ben tostu çok severim. Özellikle de kaşarlı ve sucuklu tostu. Onu yedikten sonra okul kıyafetlerimi giyip okula doğru yol aldım. Bu arada ben ortaokul ikiye gidiyorum.  Adım Elif.  Dört çocuklu bir ailenin iki numarasıyım. Yaşadığım şehir ise Amasya . Neyse konuma döneyim.


 Bugün okulda çocukluğumuzdaki oyunlarımızdan, hayallerimizden bahsedeceğim için çok heyecanlı ve bir o kadar da mutluyum.  İşte şimdi sınıfa geldim. Öğretmenimiz sınıfa girdi ve hepimiz ayağa kalktıktan sonra yerlerimize oturdum. Öğretmen hâl hatır sorduktan sonra derse başladı. Çocuklar haydi bakalım çocukluğunuzdaki hayallerinizden, hayalinizde oynadığınız oyunlardan bahsedin dedi. Herkes el kaldırdı ama öğretmen önce Ömer Asaf’a söz hakkı verdi. Ömer konuşmaya başladı. Çocukken abimle birlikte oda oda gezerdik, odalarımızda top oynardık. Odamızı halı saha gibi hayal eder, oradan oraya koşardık öğretmenim dedi. Odanın içinde tahtadan yapılmış atlarım olduğunu hayal eder , onlarla gezerdim. Annemin kurduğu sofralarda gizli yerlerim olur ve onu abimden başka kimseye söylemezdim. Çünkü bu abimle aramızda sırrımızdı dedi. Öğretmen Ömer’in hayalini çok beğendi ve  bu defa da Hasan’a söz hakkı verdi. Hasan konuşmaya başladı. 


Benim hayallerim şunlardı öğretmenim dedi. Bir leğene annem su koyar ben de o suya ellerimi sokardım. Ellerimin hamsi olduğunu hayal eder ve bundan büyük zevk alırdım. Leğeni de koca bir deniz gibi görür ve o denizde kendimi çok özgür hissederdim dedi. Hasan’ın hayalleri de çok beğenilmişti. Daha sonra öğretmen bana söz hakkı verdi. Ben de şunları söyledim:  Benim hayalimde küçük kurşun askerlerim olurdu. Onlardan dev bir ordu kurduğumu hayal ederdim ve o ordu ile dünyadaki tüm ülkeleri yöneteceğime inanırdım ve bunun için de  kendimi çok güçlü ve mutlu hissederdim dedim. Yelkenlerim olurdu  ve o yelkenlerle denizleri aşar ve sevdiklerimin yanında giderdim. İstanbul’daki halama, Almanya’daki dayıma kavuşurdum.  



Daha birçok sevdiğime kavuşurdum, öğretmenim dedim. Öğretmenim benim hayallerimi de çok beğenmişti. Daha sonra diğer arkadaşlarım da hayallerini anlattıktan sonra ders sona erdi. O gün çok güzel bir gün olmuştu. Çünkü hepimiz çocukluğumuzda oynadığımız oyunları, hayalini kurduğumuz evleri, oyuncakları, kıyafetleri  vb  çocukken nasıl bir şekle soktuğumuzu ve hayal ettiğimizi anlatmıştık.

24 Kasım Öğretmenler Günü İle İlgili Hikaye Örneği

 24 Kasım Öğretmenler Günü İle İlgili Hikaye Örneği


Bugün sınıfça çok heyecanlı ve çok mutluyduk. Çünkü yarın öğretmenler günüydü. Günler öncesinden sınıfça hazırlığımızı yapmış, öğretmenimize güzel bir hediye  almıştık. Bilirdik onun hediye meraklısı biri olmadığını ama biz yine de ona küçük bir sürpriz yapmak istedik. Bunun için de günler öncesinden annelerimiz telefonda konuşarak aralarında para topladılar ve öğretmenimize çok güzel bir kol saati, rengarenk çiçeklerin  olduğu bir buket almışlardı.


 Bu arada kendimi tanıtmayı unuttum. Ben Melisa. Dördüncü sınıfa gidiyorum. Ailemin iki çocuğundan büyük olanıyım. Bir de küçük kardeşim var. Onun adı da Buğra Han. Buğra Han da henüz üç yaşında. Bir an önce büyüse de bana yoldaş olsa. Çok mutlu olurum. Abim ya da ablam olmasını isterdim ama ben abla oldum.  Olsun bu da güzel bir duygu. Neyse konuyu dağıtmayım ben şimdi. Annem geçenlerde  diğer velileri de arayarak aralarında konuşmuşlar. Çok da iyi yapmışlar hani. Öğretmenimiz Suna Hanım gerçekten çok değerli ve fedakar bir öğretmen. O hediyelerin en güzeline layık ama herkesin bütçesi de aynı değil işte. 


Hepimiz orta halli bir aile olduğumuz için herkes cebinden 30 TL katarak öğretmenimiz için yukarıda söylediğim hediyeleri aldı. Annem de evde kek, sarma, dolma yaptı. Necla Teyze poğaça, Melek Teyze börek, salata, Aylin Teyze yaş pasta yapmış, çeşitli kuru yemişler almıştı. Diğer veliler de evlerinden yaptığı yiyecekleri paket yapıp bir güzel okula getirmişti.  Öğretmenimize sürpriz yapacaktık. Derken okul zili çaldı ve öğle arası geldi. Ben öğretmenimizi sınıfa çağırmaya gittim. Öğretmenimiz ne olduğunu anlamamıştı. Öğretmenimiz sınıfa girer girmez balonları patlatmaya başladık. Öğretmenleri anlatan bir müzik açarak onun öğretmenler gününü hep birlikte kutladık. 





Ailelerimizin getirdiği yemekler masalara bir güzel şekilde dizildi. Pastalar, kekler, börekler, dolmalar, çikolatalar ve daha neler neler.  Saymakla bitiremeyeceğim çok sayıda yemek vardı, abur cubur vardı, kuru yemişler vardı. Hepimiz oturup bir güzel yemekleri yedik, eğlendik, güldük, oynadık. Öğretmenimiz yaptığımız bu küçük ama;  içten, samimi hazırlığımızı, emeğimizi çok beğenmişti. Gözleri dolmuş, mutluluktan neredeyse ağlayacak gibi olmuştu. Arkadaşlarımla birlikte olup onun bizim için açtığı o sıcak ve samimi kollarına koştuk. Bize öyle bir candan sarıldı ki çok mutlu olmuştum. Öğretmen kokusu da bir ayrı güzeldi.


 Anne gibiydi öğretmenimiz bize. Yeri gelir kızardı belki ama asla kötülüğümüzü istemezdi. O vatanını ve milletini çok seven, ülkesinin çocuklarının aydınlık yarınlara ulaşması için emek eden fedakar bir öğretmen , güzel ve iyi bir insandı. O gün çok güzel geçti. Annelerimiz de öğretmenimizle sarılıp onun gününü kutladı. İyi ki vardı öğretmenimiz iyi ki. O ve diğer öğretmenlerimiz olmasaydı kim bizi okutacak, bizi geleceğe hazırlayacaktı? Tabi ki de kimse. Onlar bizim canlarımız, onlar bizim önderimizdir.  Siz kıymetli öğretmenler!  Öğretmenler gününüz kutlu olsun, sağ olun var olun ve hep bizimle olun. 

“Yalancının Mumu Yatsıya Kadar Yanar.” Atasözü İle İlgili Hikaye Yazınız.

 “Yalancının  Mumu  Yatsıya Kadar Yanar.” Atasözü İle İlgili Hikaye Yazınız.


Bu yıl üniversiteyi bitirip sınava  girmiştim. Dört yıllık  eğitim fakültesini bitirip Türkçe Öğretmeni olarak hayatıma devam edecektim artık. Çok çalıştım bu sınavı kazanmak için, alın teri döktüm yıllarca ama gel gör ki istenilen puanı alamadığım için ne yazık ki kadrolu öğretmen olamamıştım. Babam ise kadrolu öğretmen olmamı çok istiyordu. Bana sınavı kazanıp kazanmadığımı sorduğu zaman ona kazandım diye çok büyük bir yalan söyledim. Ona yalan söylediğim için,  içim içimi kemiriyordu ama gerçekleri söylesem de büyük hayal kırıklığı yaşayacak ve çok üzülecekti.

 

Tayinim Şırnak’a çıktı dedim. Arkadaşın da oraya çıkmış baba diye ona yalan söylemeye devam ettim. Babam yaşlı olduğu için ve okuma , yazması olmadığı için onu kandırmıştım. Çok üzülüyordum hatta yalanı o kadar genişlettim ki en sonunda bunu da yaptım. Ne mi yaptım? Anlatayım o zaman. Babama onun Şırnak’a kadar gelmemesini, arkadaşımın babasının bizi oraya götüreceğini, boş yere masrafa gerek olmadığını söyledim. Babam ;  dürüst babam, adam gibi adam koca yürekli babam  inanmıştı bana hemen. Tamam güzel kızım Hülya dedi. Zaten maddi durumu da iyi olmadığı için o da dünden razı olmuştu gelmemeye. Gerçekten cebinde beş kuruşu yoktu. Zor günler yaşıyordu ailemiz bu aralar.

 

Babam emekliydi ama o para yetmiyordu artık bize. Gıdalar , eşyalar her şey pahalanıyordu günden güne. Gelgelelim bizim bu yalanın sonunda neler olacağına. Tayinim çıkmadığı için Şırnak olayı falan da yalandı aslında. Kayseri merkezde bir yerde ücretli öğretmenlik yapıp ev kiralamıştık arkadaşlarımla kendimize. Ben, Sema ve Betül üçümüz de ücretli öğretmenlik yapacaktık ama onların aileleri gerçekleri biliyordu sadece benim ailem inanmıyordu.  Derken evi tuttuk . Bir yerde ücretli öğretmenlik yapmaya başladım. Babam aradığında iyiyim deyip geçiştiriyor ve hemen telefonu yalanım ortaya çıkmasın diye kapatıyordum. Yaklaşık iki ay böyle geçti.  Bir gün yine babamdan telefon geldi.

 

Bu kez telefon Kayseri’nin bir köyünden değil Şırnak’tan geliyordu. Şırnak’a tayinim çıktı diye babamı kandırmıştım  ya o da bana sürpriz olsun diye komşumuz Mehmet Amca’nın arabası ile Şırnak’a gitmiş. Oraya vardığında kızı ile karşılaşacağını düşünen zavallı babam okul müdürünün ona her şeyi, anlatması ile  burada Hülya adında bir öğretmenimiz yok demesiyle yalanım gün yüzüne çıkmıştı. Yerin altına girsem de  bu yalanım çıkmasa diye dua ederken Yalancının mumu yatsıya kadar yanmıştı ne yazık ki. Babamın sesi telefonda çok kötü geliyordu. Ona gerçekleri anlattığımda ihanete uğramış gibi hissediyorum kendimi dedi ve koca adam telefonda ağlayınca ben de dayanamadım ağladım. Ondan binlerce kez özür diledim. Yanıma geldiğinde ayaklarına kapandım ve babam benim canım babam dedim.





 

O ise bana neden böyle bir şe yaptığımı, gerçeklerin er geç ortaya çıkacağını söyledi. Ona her şeyi anlattım. Beni sakinleştirdi ve elimden tutup gözlerime baktı ve konuşmaya başladı: Bana bak Hülya, gözlerimizin içine bak yavrum dedi. Kızacak, bağıracak zannettim. Ellerim titremeye başladı ve  elimi tutup beni bağrına bastı. Bu dünyada hiçbir şey senden daha değerli değil, atanamamış olabilirsin ama doğru olman , yalancı olmaman benim için en büyük değerdir. Üzülme yavrum dedi. 


Bunu duyduğumda hıçkırıklarımı saklayamadım daha fazla ve bağıra bağıra ağlamaya başladım. O da bana sarıldı ve hayatım boyunca bir daha asla ona, o değerli insana ihanet etmedim, yalan söylemedim. Bu arada o olayın üzerinden on yıl geçti ve ben şu an  7 yıllık kadrolu öğretmenim. Hem de nerde biliyor musunuz? Şırnak’ın güzel mi güzel bir köyünde.  Kendi isteğimle orayı istedim ve buranın samimi insanlarını, yemeklerini  çok sevdim. En çok da öğretmen olmayı ve hayatımdan yalanı sonsuza kadar çıkarmayı.

Vefa İle İlgili Hikaye Yazınız.

 Vefa İle İlgili Hikaye  Yazınız.


Sevginin ve Vefanın Gücü


Mehmet Bey sekiz çocuğu   ve eşi ile küçük bir evde yaşayan aile babasıydı. Geçimini bahçe işlerinden kazandığı para ile sağlıyordu. Koca bir bahçesi vardı. Bu bahçe elma bahçesiydi. Mehmet Bey kış günleri hariç diğer günler erkenden kalkar ve bahçesine koşardı. Elma ağaçlarının diplerini temizler ve çıkan kötü otları da evdeki ineklerine götürürdü. Bahçe işlerinden her ne kadar yorulsa da  alın teri ile helalinden evine ekmek götürmek onu mutlu ediyordu. Mehmet Bey  yine bir gün bahçeden evine doğru yola koyulmaya çalışırken yolda yaralı bir köpek gördü. Köpek kanlar içindeydi. 


Bir araba köpeğe çarpmış ve  zavallı köpeğin yarasına bile bakmadan onu oracıkta koyuvermişti.  Ne acımasız , zalim insanlara kaldık diye söylendi Mehmet Bey. Köpek acıdan inim inim inliyordu. Canı yanıyordu belli ki. Mehmet Bey hemen üzerindeki gömleği çıkartıp köpeğin kanayan ayağına sardı, onu kucakladığı gibi hemen hastaneye  veteriner hekime götürdü. Veteriner Hekim Ceyhun Bey köpeğin yaralarını sardı, ona ağrı giderici ilaçlar içirdikten ve iğnesini yaptıktan sonra köpeği Mehmet Bey’e verdi. Mehmet Bey köpeği alıp evine götürdü. Artık onun sahibi olmuştu. Köpeğin adını da Karabaş koydu. Karabaş günler sonra iyileşti ve sahibinin peşinden hiç ayrılmamaya karar verdi. Sahibini çok seviyor , ona komik hareketler yapıyordu. 








Mehmet Bey’in elini yalıyor, ona doğru sokuluyor ve onun sıcaklığını hissediyordu. Mehmet Bey ve ailesi de bu tatlı ve gürbüz köpeğe çok alışmışlardı. Mehmet Bey bir gün yine evden çıktı ve bahçesine doğru iş yapmaya gitti. Karabaş bırakır mıydı hiç onu. O da hemen arkasından gitti ama Mehmet onu fark etmedi bile. Bahçesine geldiğinde yere düşen elmaları toplamaya başladı.  O kadar yorulmuştu ki yere düşen son elmayı da kovaya koyduktan sonra tam oradan ayrılacakken bir kurt sesi ile  irkildi.  Kurt Mehmet Bey’in 30- 35 adım uzağındaydı. Neye uğradığını şaşıran Mehmet Bey korkudan tiril tiril titremeye başladı. Neredeyse orada bayılacak ve kurda yem olacaktı. Kurt çok vahşi bakıyordu. Sanki bir an önce şu adamı yiyeyim de şölenimi bitireyim der gibi.


 Ulumaya başladı vahşi kurt. Bizim Karabaş durur mu? Bahçenin biraz ötesinde olan koca köpek Karabaş tüm gücü ile havlamaya ve koşmaya başladı. Yanında başka köpek arkadaşları  Karabaş’ın sesine geldiler. Kurt üç tane köpeği karşısında görünce hızla oradan uzaklaştı. Mehmet Bey işte o zaman rahat bir nefes aldı. Hemen Karabaş'a sarıldı, onu öptü ve onun ne kadar vefalı bir köpek olduğunu anladı. Bazen insanlardan bile daha vefalı olmuyor muydu hayvanlar.  O savunmasız ve masum varlıklar. İşte Karabaş da o güzel ve vefalı hayvanlardan biriydi zaten.




 

Ana Konusu Pişmanlık Olan Bir Hikaye Yazınız.

 Ana Konusu Pişmanlık Olan Bir Hikaye Yazınız.


Sabahın ilk ışıkları ile istemeyerek de olsa uyandım. Çünkü gece çok geç yattığım için sabahın köründe kalkmak bana işkence gibi geliyordu.  Hemen kalktım ve elimi, yüzümü yıkayıp havlu ile de bir güzel sildim.  Annemi uyandırmak istemedim ve hemen çayı koyup yanında iki yumurta kırdıktan sonra sofrayı hazırladım. Çayımı yudumladım, kahvaltımı yapıp okul yoluna koyuldum. Okulumuzda bugün sınav olduğu için geceye kadar ders çalışmıştım. Deneme sınavı vardı bugün. Üniversite sınavına yaklaşık bir hafta kalmıştı. Artık dananın kuyruğu kopacaktı bir hafta sonra. Evden kapıyı yavaşça kapatarak çıktım. Yolda gördüğüm sarı ve  pembe güller o kadar güzel görünüyordu ki hemen gülleri koklayıp onların o muhteşem kokusunu içime çektim. Yolda daha çok sayıda çiçek vardı. Nergisler, mor sümbüller, hatmi  çiçekleri … vb


Yaklaşık  30  dakika bir yürüyüşün ardından okuluma geldim. Biraz gecikmiştim. O kadar yolda çiçeklerle oyalanırsam olacağı buydu. Öğretmenimiz sınıfta derse çoktan başlamıştı. Bana dönerek; Neden geciktin Leyla dedi. Ben de biraz yavaş yürüdüğümü söyledim , çiçekleri seyrettiğimi, onları kokladığımı söyledim. O da gülümseyerek güzel ama bir daha  hafta sonu vakit geçir çiçeklerle, zaman kaybetme diyerek gülümsedi. Yarım saatlik bir dersin soncunda teneffüs  zili çaldı ve ikinci derste deneme sınavına başladık.


Sayısal bölümde olduğum için matematik, fizik, kimya, geometri alanında iyi olmalıydım. Hemen sınava başladık. İlk olarak matematikten başladım, daha sonra Türkçe, fizik derken sınav bitti.  Daha önceki yıllar bunların hiç birinde iyi bir temelim olmadığı için deneme sonuçlarımın da çok iyi çıkmayacağı tahmin ettiğim bir sonuçtu. Hep eğlenmeye, gezmeye, uymaya önem veriyordum. Arkadaşım Maya  ise her zaman planlı bir şekilde derslerine çalışır, oyun zamanı oynar, sabah erken yatar erken kalkardı. Ben ise onunla sen ineksin kardeşim diye gülerek dalga geçerdim. O ise bana üzülerek bakar , beni olgunlukla karşılar ve asıl akılsız olan sensin der gibi  bakardı bana.

 

Deneme sınavı bittikten sonra hızlı adımlarla eve geldim. Şu bir haftayı öyle dolu dolu geçirecektim ki. Ne olursa olsun bu sınavı kazanacaktım. Az bir zaman değildi bir hafta dedim kendi kendime. Sen bir yıl o geniş, o uzun gecelerde çalışma, yat iç, eğlen. Bu bir haftada tüm dersleri çalış . Olacak iş değildi ama o gün öyle düşünmüştüm işte ne yapıyım. Gençliğime verin siz de. Hemen kitapların konu anlatımına bakarak çalışmaya başladım ama ne yazık ki daha üç sayfa okumada yorulduğumu hissettim.  Sen daha az bir konuya bile bakamazken nasıl bir haftada dolu dolu çalışacaksın diye kızdım kendime. Derken günler çabuk geçti. Geldi mi sana sınav zamanı? Sabah erkenden kalktım, önceden sınav yerime babamla gittiğim için babam yerini biliyordu. Çok heyecanlı bir o kadarda korkaktım. Korkuyordum. Bilmiyorum nedenini, sormayın şimdi, belki pişmanlık deyin adına belki akılsızlık, belki de hak ettin iyi oldu sana, adam olacaktın, aklını kullansaydın deyin. Haklısınız ama köpek gibi pişman oldu derler ya. İşte tam da oydum ben. Çok pişmandım zamanında çalışmadığım için, son aylarda sadece çalıştığım için.

 

 Üzüntüden tırnaklarımı yemeye başladım. Neyse herkes sınav salonuna geçti ben de. Sınav başladı. Önce matematikten başladım. Aman Allah’ım bu soru muydu? Yoksa uzaydan mı gelmişti bu sorular? Kafam allak bullak oldu. Anlamıyordum ya, bilmiyordum, yapamıyordum. Yapan yapıyordu ama şimdi. Çalışan, alın teri  döken ,  zamanın kıymetini bilen yapıyordu. Zor ise herkese sordu bu bahanem mi olacaktı şimdi? Hadi ya kolay savunma mekanizması olurdu ancak. Diğer derslerin sorularına baktığımda onları da anlamıyordum. Genel olarak sınavım berbat geçti, hem de çok berbat. Sınav çıkışı yüzümün halini gören babam  yüzümdeki  o acı pişmanlığı gördü.  Her gün annem ile babam çalışmamı istediler ama onlara kulak asmamıştım.   Arabaya binip yola koyulduk. Bitti sınav yoktu artık daha bugün.  Arabaya atlayıp yola koyulduk, eve gidiyorduk.  İstanbul’un trafiği de her ne hikmetse bugün daha da uzamıştı. Herkes sınavdan çıkıyor bir sen değilsin ki Leyla dedim sonra kendime.

 

Eve gitmek istemediğimi anlayan babam arabayı durdurdu ve sahilin kenarında bir yere oturdu.   Ağlamamak için zor tutuyordum kendimi. Pişmanlıktı benim derdim. Niye zamanında çalışmadım, niye eşek kafam diye kendime kızdım ve en sonunda dayanamayarak hıçkıra hıçkıra hem de bağıra bağıra ağlamaya başladım. Babam hemen yanıma geldi, çekti beni kollarının altına ve bana öyle bir sıkı sarıldı ki onun o sıcacık baba kokusu gitmez hala içimden. İşrte o anda hayatta daha çok güvendim kendime. Babam vardı ya pişman da olsam bana arka olan babam vardı. Babam bana dönerek;  Ağla dedi, ağla. Rahatlarsın.


 Duygularını içine atma. Bugünkü pişmanlığını , yaşadığın duyguları anlıyorum yavrum ağla durma!  dedi. Ben de ağlamaya devam ettim. Daha sonra babam kıvırcık saçlarımı okşadı ve elini elime alarak beni sevdiğini ve bana güvendiğini söyledi. Son pişmanlığın fayda vermeyeceğini, bak artık adam gibi çalış , yoksa daha göndermem seni falan gibi klasik cevap yerine bana şunları söyledi. Pişman olduğunu hissediyorum yavrum, daha iyi çalışıp iyi yerlere geleceğine, hayallerine koşacağını biliyorum. Sakın ola umutsuzluğa kapılma! Yaşın daha çok genç ve yaparsın dedi. Oh beee! Dedim Öyle bir yük kalkmıştı ki üstümden. Canım babam pişman olmayı bile öyle kibar bir dille anlatmıştı ki bana. Çalışacaktım elbet. Hem de sıkı sıkı sarılacaktım hayata. Kendim için, ailem için, pişman olmamak için, ülkeme faydalı bir hekim olmak için...





Gönlümün Bahar'ı

   Köyün birinde Bahar adında güzel bir kız yaşarmış. Bahar öyle güzel bir kızmış ki köyün bütün genç erkekleri bu kızı severmiş. Ama Bahar'ın kalbi başka biri için atıyormuş. Bahar evinin arkasında kimsenin göremeyeceği bir yerde adına "aşk bahçesi" dediği kendine ait bir bahçe yapmış. Aşk bahçesine öyle güzel bakıyormuş ki bu bahçeyi kimseye göstermek istemiyormuş. Bir zaman geçmiş ve bahar gönlünü kaptırdığı Yiğit adlı genç ile evlenmiş. Her akşam penceresinin önüne oturur hem dışarıda yağan yağmuru izler hem de nakış işlermiş. Yiğit Bahar'ın nakış işlemeyi sevdiğini bildiği için her akşam nakış işlerken kullandığı iğneyi ona hediye olarak almış. Bir gün yine böyle nakış işlerken Yiğit'e şöyle demiş :

- Şu fani dünyada bana ait olan tek eşyam bu iğne. Bu varlık aleminde sahip olduğum tek şey bu, bunun dışında elim bomboş, bu iğneyi de şunun için taşıyorum:

    Gönlümün kurak yollarında çok düşüyorum. Ah gönlümü alan seni izlerken sürekli düşüyorum ve ellerime, ayaklarıma dikenler batıyor sürekli. Bu iğneyi de dikenleri çıkarmak için kullanıyorum.
    Sevdiğinin bu sözleri üzerine Yiğit'te ona şöyle söylemiş :



- Bahar'ım sana gönlümü vermekten başka elimden bir şey gelmez. Ayağına sevgimiz yolunda dikenler batarsa sen o dikenleri elbisene takılmış bir gül bilmelisin. Bizim aşkımızla ayağına batan bir diken başkalarının bize sunacağı yüzlerce gül demetinden daha değerlidir.


    Bu sözler üzerine birbirlerine sarıldılar. Sevginin hayat yolunda karşılarına çıkacak engelleri aşmaktaki en büyük silahları olacağını bilerek birbirlerine bağlılık yemini ettiler. 

Aydan - 7. Sınıf