Genel Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genel Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Nasreddin Hocayı Tanıtan Bir Yazı Yazınız.

 

Nasreddin Hocayı Tanıtan Bir Yazı Yazınız.


Nasreddin Hoca, Türk ve İslam dünyasının çok sevilen mizah kahramanlarından biri Nasreddin Hoca’dır. 13. yüzyılda Anadolu’da, özellikle Akşehir ve Sivrihisar çevresinde yaşadığı rivayet edilir. Fıkraları yüzyıllardır dilden dile aktarılmış, yalnızca Türkiye’de değil; Orta Asya’dan Balkanlar’a kadar geniş bir coğrafyada tanınmıştır. Nasreddin Hoca; hazırcevap, zeki, nüktedan ve düşündürücü bir karakterdir. Ülkemizin kadim kültürünün değerli karakterlerinden biridir Nasreddin Hoca. Fıkralarında çoğu zaman bir eşeğe ters binmiş hâlde tasvir edilir. Bu terslik, aslında onun olaylara farklı açılardan bakabildiğini simgeler. Çünkü o zeki biridir ve farklı biridir. Onun hikâyeleri yalnızca güldürmek için değil, aynı zamanda ders vermek içindir. Ders verirken de düşünmek vardır, sorgulamak vardır, anlamak vardır.  

Sevgili öğretmenim, değerli arkadaşlarım,

 

 Nasreddin Hoca toplumun adalet, doğruluk, hoşgörü, sağduyu ve insan sevgisi gibi değerlerini mizah  yolu ile fıkralarında dile getirmiştir. Bu yönü de onun ne kadar zeki ve yaratıcı bir fikre sahip olduğunu gösterir. Sıradan bir insan değildir. Zeki, hazırcevap ve komik biridir. Nasreddin Hoca 1208 yılında Sivrihisar’ın Hortu köyünde dünyaya geldiği söylenir. Nasreddin 1284 yılında Akşehir’de  vefat ettiği söylenir. Akşehir’de türbesi bulunmaktadır ve her yıl adına  çeşitli şenlikler düzenlenir. Nasreddin Hoca fıkraları genellikle günlük hayattan kesitler sunar. Toplumdaki aksaklıkları, insanların zaaflarını ve yanlış davranışları ince bir mizahla eleştirir. Güldürürken düşündürür, düşündürürken sorgulatır. Çünkü Nasreddin Hocanın Onun mizahı  herkese hitap eder. Bunun için de onun fıkraları evrenseldir; zaman değişse de verdiği mesajlar güncelliğini korur. Bu yönüyle Nasreddin Hoca, yalnızca bir halk kahramanı değil, aynı zamanda kültürel bir mirastır.

 

Sevgili öğretmenim, kıymetli arkadaşlarım,

Nasreddin Hoca’nın fıkraları kitaplara geçmiş, tiyatrolara, çizgi filmlere ve farklı sanat dallarına konu olmuştur. UNESCO tarafından 1996 yılı “Nasreddin Hoca Yılı” ilan edilmiştir. Bu da onun dünya çapında tanınan bir değer olduğunu gösterir. Kısacası Nasreddin Hoca, güldürürken düşündüren, yüzyıllardır halkın sesi olmuş bilge bir mizah ustasıdır. Onun fıkraları, kültürümüzün en değerli hazinelerinden biridir. Bunun için Nasreddin Hoca’yı asla unutmayacağız ve unutturmayacağız. Çünkü ı içimizden biridir. Halkın unutulmayacak mizah kahramanlarından biridir. Parayı Veren Düdüğü Çalar, Kazan Doğurdu, İpe Un Serilmez ve daha birçok fıkrası hepimize mesaj verici nitelikte fıkralardır ve günlük yaşamın içinde olan olayların yansımasıdır. Nasreddin Hoca hakkında anlatacaklarım bunlardır. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Kâbe'de Hacılar Hû Der Allah İlahisinin Sözleri


Kâbe'de Hacılar Hû Der Allah İlahisinin Sözleri


Toplumca severek söylediğimiz ve dinlediğimiz bu özel ve anlamlı ilahi Celal Karatüre tarafından farklı tarzda söylenerek daha coşkulu ve içten hale gelmiştir. İlahinin sahibi olan Abdurrahman Önül ve Celal Karatüre eşliğinde ilahi daha coşkulu hale geldi. Çünkü ilahiyi söyleyende samimiyet ve yalınlık vardı. İlahi kolay ezberleniyordu ve gönüllere hitap ediyordu. Bunun için toplumca çok sevildi ve yediden yetmişe herkesin dilinde dolanmaya başladı. Değerlerimize sahip çıkalım ve onları her daim yaşatalım.


İlahinin sözleri şu şekildedir:

1. Kıta

Kabe’de hacılar Hu der
Allah, yer gök inim inim iniler
Allah, melekler defterin yeniler
Allah, izin ver de Kabe’ni görelim

 

2. Kıta

Allah, izin ver de yolunda ölelim
Allah, göster cemalini görelim
Allah, Kabe’nin yolları taşlıdır
Allah, hacıların gözleri yaşlıdır

 

3. Kıta

Allah, dervişlerin ciğeri ateşlidir
Allah, izin ver de Kabe’ni görelim
Allah, izin ver de yolunda ölelim
Allah, göster cemalini görelim

 

4. Kıta

Allah, Kabe’nin yolları çukurdur
Allah, hacıların işleri zikirdir
Allah, Mevlasına her dem şükürdür
Allah, izin ver de Kabe’ni görelim

 

5. Kıta

Allah, izin ver de yolunda ölelim
Allah, göster cemalini görelim
Allah, Kabe’nin örtüsü yeşildir
Allah, gün doğmadan ışır

 

6. Kıta

Allah, hepimizi Kabe’ye çağır
Allah, izin ver de Kabe’ni görelim
Allah, izin ver de yolunda ölelim
Allah, göster cemalini görelim

 

7. Kıta (Tekrar eden son kıta)

Allah, izin ver de Kabe’ni görelim
Allah, izin ver de yolunda ölelim
Allah, göster cemalini görelim

“Kabe’de Hacılar Hû Der Allah” İlahisi Neden Bu Kadar Çok Sevilmiştir?

 

Kabe’de Hacılar Hû Der Allah” İlahisi Neden Bu Kadar Çok Sevilmiştir?


 İlahinin sahibi Abdurrahman Önül adlı değerli sanatçımızdır.İlahiyi güncel hale getiren ve halk tarafından daha çok sevilmesini sağlayan ise Celal Karatüre adlı bir kardeşimizdir. Bu ilahinin bu aralar her kesimden çok sevilmesinin nedenleri şunlardır:

*Dini ve Manevi İçerik:
İlahi, Kabe ve hac ibadeti gibi Müslümanlar için çok kutsal ve anlamlı bir konuyu işler. Hac, İslam’da iman ve ibadet açısından önemli bir yere sahiptir. İlahi, bu manevi derinliği yansıtmasıyla dinleyenlerde güçlü bir huzur ve bağlılık duygusu uyandırır.

*Sade ve Akılda Kalıcı Melodi:
“Kabe'de Hacılar Hu” ilahisi, ritmi ve melodisiyle kolayca ezberlenebilir. Sözler ve ezgi, dinleyiciyi kendine çeker ve tekrar tekrar dinleme isteği uyandırır. Özellikle toplu ibadetlerde veya evde dinlendiğinde bu akılda kalıcılık önemli bir etkendir.


*Toplumsal ve Kültürel Bağ:
Hac ve Kabe teması, Müslümanlar arasında ortak bir manevi bağ oluşturur. Bu ilahi, sadece bireysel bir ibadet duygusu değil, aynı zamanda toplum içinde paylaşılan bir inanç ve kültürel kimlik duygusu da taşır.

*Duygusal Etki:
İlahinin sözleri ve melodisi dinleyenlerde derin bir huzur ve coşku uyandırır. Hem kutsallığı hem de duygusal yoğunluğu nedeniyle insanlar üzerinde kalıcı bir etki bırakır.


Özetle, Kabede Hacılar Hu Der Allah  ilahisi insanların kalbinde  hem manevi bir bağ kurması, hem melodisinin akılda kalıcı ve duygusal olması, hem de toplumsal ve kültürel anlam taşıması nedeniyle çok sevilir ve sıkça dinlenir. İlahiyi söyleyen Celal Karatüre adlı kişinin ilahiyi candan okuması, içtenliğini ilahiye yansıtması ve farklı tarzda okuması ilahinin toplumda büyük yankı oluşturmasına neden olmuş ve ilahi çok ama çok sevilmiştir. Çünkü ilahiyi söyleyen kişi samimi ve canlı bir şekilde söylemiş ve farklı bir tarzda toplumun dikkatini çekmeyi başarmıştır. Samimiyetin olduğu, yalınlığın olduğu her şeyi toplum benimser ve sever. Yeter ki inançlarımız ve kadim kültürümüzü yaşayalım, yaşattıralım ve değerlerimizi unutmayalım.

Arkeoloji İle İlişkili Meslekler Ve Bu Meslek Grubundakilerde Aranan Özellikler Hakkında Araştırma Yapınız

 

 

Arkeoloji İle İlişkili Meslekler Ve Bu Meslek Grubundakilerde Aranan Özellikler Hakkında Araştırma Yapınız


Arkeoloji ile İlgili Başlıca Meslekler şunlardır:

1) Arkeolog

Kazı yapar, tarihi kalıntıları ortaya çıkarır ve buluntuları bilimsel yöntemlerle inceler. Üniversitelerde, müzelerde veya Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı kurumlarda çalışabilir.

2) Sanat Tarihçisi

Tarihi eserleri estetik ve dönemsel açıdan inceler. Özellikle mimari, heykel, fresk ve süsleme sanatları üzerine çalışır.

3) Antropolog

Eski insan topluluklarını ve insan kalıntılarını inceler. İskelet analizleri yaparak toplumların yaşam biçimleri hakkında bilgi üretir.

4) Restoratör / Konservatör

Kazılarda bulunan eserlerin korunmasını ve onarımını sağlar. Eserlerin bozulmasını önlemek için bilimsel teknikler kullanır.

5) Epigraf / Filolog

Antik yazıtları ve eski dilleri çözümler. Taş kitabeler, tabletler ve yazılı belgeler üzerinde çalışır.

6) Arkeolojik Jeofizik Uzmanı

Yer altındaki kalıntıları teknolojik cihazlarla tespit eder. Kazı yapılmadan önce alan taraması yapar.

 

Arkeoloji ile ilgili meslek grubunda çalışanlarda aranan özellikler şunlardır:

*Meraklı olmalı, sabırlı olmalı ve araştırmacı ruha sahip olunmalıdır.

* Ayrıntıya dikkat eidlmelidir. Yani iyi bir gözlemci olmak gerekir. Her şeyi eleklten geçirircesine güzel bir şekild earaştırmak gerekir.

*Ekip çalışmasına yatkın kişile rolmalıdır. İşbirliği ve dayanışma içind eçalışmalar yürütülmelidir

* Analitik düşünme becerine sahip olunmalıdır. (Yani sadece bilgiye bakmak değil; o bilgiyi anlamak, karşılaştırmak, yorumlamak ve sonuç çıkarmak demektir.)

* Fiziksel dayanıklılık  gerektirir.(özellikle saha çalışmaları için)

* Bilimsel etik anlayışına uygun hareket edilmelidir.

* Yabancı dil bilgisine sahip olunmalıdır. Özellikle İngilizce iyi bilinmelidir. Ne kadar fazla dil bilinirse çalışanlar için o kadar  iyi olur.


Eğitim Süreci:  Bu meslek grubunda açlışanların eğitim süreci şu şekildedir: Genellikle üniversitelerin Arkeoloji, Sanat Tarihi veya Antropoloji bölümlerinden mezun olmak gerekir. Akademik kariyer hedefleyenler için yüksek lisans ve doktora önemlidir.

Gerçek Bir Sanatçı Hangi Kişilik Özelliklerine Sahip Olmalıdır?

 

Gerçek Bir Sanatçı Hangi Kişilik Özelliklerine Sahip Olmalıdır?


Gerçek bir sanatçı şu kişilik özelliklerine sahip olmalıdır:


* Yaratıcı olmalı ve eserleri özgün olmalıdır. Yani bir başkasının kopyası olmamalıdır. Sıradan bir olayı dahi özgün bir şekilde yorumlayabilmelidir. Hayal gücü geniş olmalıdır, yeni düşünceler üretebilmeli, alışılmış kalıpların dışına çıkmayı başarabilmelidir.

*Kendini devamlı geliştirmeli ve dünyada yaşanan olayları takip etmeli, güncelden kopmamalıdır.

* Gerçek bir sanatçı sanatını icra ederken disiplinli olmalıdır. İşini büyük bir özveri ve ciddiyetle yapmalıdır. Her ne kadar yaratıcılık ilham ile başlasa da bunu devam ettirecek olan sanatçının disiplinli tutumudur.

Dünyayı ve insanları sevmelidir. Kalplere dokunmayı bilmelidir. İçinde çocuk sevgisi, doğa sevgisi kısaca canlı sevgisi olmalıdır.

* Kendine güvenmelidir ve yaptığı eserler özgün olmalıdır. Yani eserinde ekendi imzası olmalıdır. Özgünlük cesaret gerektirir; sanatçı kendi yolunu çizerken toplumun beklentileriyle çatışabilir. Kendine güven, risk almaya ve yenilikçi olmaya olanak tanır.


* Gerçek bir sanatçı dünyayı ve insanlaır sevmelidir. Kalplere dokunmayı 

* Merak ve devamlı öğrenme istediği içinde olmalıdır. Sanatçı dünyaya açık olmalı, farklı kültürleri, tarihleri ve teknikleri merak etmeli , araştırma ve gözlem yapmalıdır. Çünkü merak sanatçının eserlerini daha zengin kılar.

* Empati kurma becerisine sahip olmalıdır, toplumda yaşadığı olaylara, dünyadaki olaylara duyarlı olmalıdır. Sanatçılar, hem kendi duygularına hem de çevresindeki insanların hislerine duyarlıdır. Bu özellik, eserlerinde derinliği ve evrenselliği sağlar.

* Duygusal derinlik ve içsel keşif halinde olmalıdır. Sanat, çoğu zaman içsel bir yolculuktur. Kendi duygularını, korkularını ve arzularını anlamak, bunu ifade edebilmek için önemlidir. Sanatçının böyle bir özelliğe sahip olması sanatçının  eserlerinin samimiyetini ve kalıcılığını artırır.

*  Açık fikirli olmalıdır ve esnek olmalıdır.

* Cesaretli olmalı ve risk almaya hazır olmalıdır.


*  Dikkat ve gözlem yeteneği olmalıdır. Sanatçılar çevrelerini ve insanları derinlemesine gözlemler. Küçük detayları fark etmek, eserlerinde gerçekçiliği ve özgünlüğü sağlar.

*Tutkulu olmalı ve  yükse bir motivasyona sahip olmalıdır. Sanatçılar, yaptıkları işe tutkuyla bağlanır. Bu, zor zamanlarda bile üretmeye devam etmelerini sağlar. Tutku, sanatçının hayatını ve eserlerini anlamlı kılar.

Yalnızca Sizin Gibi Düşünen, Sizin Gibi Yaşayan Yani Size Benzeyen Kişiler İle Arkadaş Olmanızın Olumlu Ve Olumsuz Tarafları Neler Olabilir?

 

Yalnızca Sizin Gibi Düşünen, Sizin Gibi Yaşayan Yani Size Benzeyen Kişiler İle Arkadaş  Olmanızın Olumlu Ve Olumsuz Tarafları Neler Olabilir?


Kendimiz gibi  insanlarla arkadaşlık  kurmak güven ve rahatlık sağlar, ancak yalnızca bu çevreyle sınırlı kalmak kişisel gelişimi ve düşünsel zenginliği azaltabilir. 

En sağlıklı yaklaşım;


Ortak değerler paylaştığınız kişilerle bağ kurarken, farklı düşüncelere sahip insanlara da açık olmaktır. Farklı kişilerle arkadaşlık kurmak bizi daha çok geliştirir ve daha çok öğreniriz. Oysa sadece kendimiz gibi düşünen kişilerle arkadaşlık kurmaya devam edersek ön yargılı olabiliriz, hoşgörülü olmayabiliriz. Bunun için farklılık iyidir.

Sadece bizim gibi düşünen arkadaşlarımızla olmamızın olumlu yanları şunlardır:


Olumlu Tarafları


1. Anlaşılma ve Güven Duygusu

*Ortak değerler ve benzer yaşam tarzı sayesinde kendinizi daha rahat ifade edersiniz.

*Yanlış anlaşılmalar daha az olur çünkü yakın arkadaşlarımız oldukları için he rşeye hemen alınıp küsme olmaz. Arada sevgi ve samimiyet vardır. Bu da olumsuz bir iletişime yol açmaz.

2. İletişimin Kolay Olması

*Düşünce yapıları benzer olduğu için konuşmalar daha akıcıdır.

*Çatışma ve tartışmalar daha az yaşanır.

* Kişiler birbirini daha iyi ifade eder ve daha iyi anlar.

3. Aidiyet ve Kabul Görme

*Kendinizi bir gruba ait hissedersiniz. Ait olmak, güvende hissetmek harika bir duygu olur.

*Yargılanma korkusu azalır. Yargılanma korkusu olmadığı için düşüncelerinizi özgürce dile getirebilirsiniz.

4. Psikolojik Konfor

*Sürekli kendinizi açıklamak zorunda kalmazsınız. Böylece çok yorulmazsınız ve kafanız daha rahat olur ve daha mutlu olursunuz.

*Sosyal ilişkiler daha az yorucu olur.

 

Olumsuz Tarafları şunlardır:

1. Bakış Açısının Daralması: Farklı düşüncelerle karşılaşmadığınız için gelişiminiz sınırlanabilir. Eleştirel düşünme becerisi zayıflayabilir.

2. Yeniliklere Kapalı Olma

*Değişim ve yeniliklere direnç oluşabilir. Bu da ön yargılara yol açabilir. Kişileri tanımadan onlar hakkında kesin hüküm vermek iyi değildir.

*Alışılmış düşünce kalıpları pekişir. Hep aynı düşünceler, aynı konula rbir zaman sonra can sıkıcı duruma gelebilir.

3. Yanlışların Pekişmesi

*Grup içinde hatalı düşünceler sorgulanmadan kabul edilebilir.

* Kişide ne de olsa “Herkes böyle düşünüyor” algısı oluşur.

4. Toplumsal Kutuplaşma

*Farklı görüşteki insanlara karşı hoşgörü olmaz. Kaba saba kimseler olunur.

*Empati kurulamaz.

5. Bağımlı İlişkiler

*Sürekli aynı çevrede bulunmak bireysel özgürlüğü kısıtlayabilir.

*Kişisel farklılıklar bastırılabilir. Bu da kişiyi geriye götürür ve kişi kendini geliştiremez.

İletişim Engelleri Nasıl Aşılır?

 

İletişim Engelleri Nasıl Aşılır?


İletişim engelleri insanların birbirinden soğumasına neden olur ve güzel bir ortam ortaya çıkmaz.


İletişim engellerinin aşılması için şunlar yapılmalıdır:


* Öncelikle kişiler birbirini iyi dinlemelidir. Pasif bir dinleyici değil etkin bir dinleyici olmak gerekir. Dinleyici ile konuşan arasında göz teması kurulmalı, geri dönütle verilmeli, kişi konuşurken sözü kesilmemelidir.

* Yalın konuşma olmalıdır. Tek konuyu tek seferde konuşmak gerekir. Karmaşık, belirsiz ve suçlayıcı bir dil kullanmamak gerekir. Yani dil ve anlatım engellerini aşmak gerekir.


*Duygusal engelleri aşmak gerekir. Öfke, korku, stres iletişimi engeller. Sen dili yerine ben dili tercih kullanılmalıdır. Aşırı duygu yoğunluğu içinde konuşmayı ertelemek sakinken konuşmak daha sağlıklı olur.

*Ön yargıları ortadan kaldırmak gerekir. Kişiyi dinlemeden, tanımadan onun hakkında kesin hükme varmamak gerekir. Kişiyi değil davranışı değerlendirmek daha mantıklıdır. Örneğin; Çok sorumsuz bir insansın, baştan anlamıştım bu işi yapamayacağını demek yerine Bu işi zamanında yapmadığın için çok zorlandım ve çok üzüldüm demek gerekir.

* Fiziksel ve çevresel engelleri aşmak gerekir. Gürültülü ortamda, kalabalık yerlerde etkin iletişim kurulmaz. Yorgun olduğumuz zamanlarda, aşırı hareketli olduğumuz zamanlarda  etkili iletişim kurmakta zorlanabiliriz. Onun için uygun zamanda uygun anda iletişimi kurmak daha sağlıklı olur.


* Empati kurmayı ihmal etmemek gerekir. Duyguyu kabul edip yargılamadan dinlemek güzel olur.

*Kültürel ve değer farklılıklarını aşmak gerekir. Mesela aynı sözcükler farklı anlamlara gelebilir ve kişiler arasında sorun oluşabilir. Saygılı ve açık olmak gerekir. Anlaşılmayan noktalar sıcağı sıcağına sorulmalıdır. Kendi doğrularımızı mutlaka doğru olarak kabul etmemek gerekir. Çünkü herkesin doğrusu kültürel farklılıklara göre değişebilir.

Dünyanın En Soğuk Bölgeleri Ve Burada Yaşayan İnsanlar Hakkında Neler Biliyorsunuz?

 

Dünyanın En Soğuk Bölgeleri Ve Burada Yaşayan İnsanlar Hakkında Neler Biliyorsunuz?

 

1) Dünyanın en soğuk yeri Antartika Kıtası’dır. Dünyanın en düşük sıcaklığına sahiptir. Sıcaklık -89.2 derecedir. Kalıcı buz tabakaları vardır. Burası çok ama çok soğuk bir yer olduğu için kalıcı insan yerleşimi yoktur. Bu kıtaya sadece bilim insanları araştırma yapmak için giderler. Bunun içinde araştırma üslerinde yaşarlar. Bu kıtada sıcaklık yaz mevsiminde -20 civarındadır. İnsanlar kalıcı olarak yaşamadığı için bilim insanları mevsimsel olarak yaşıyor diyebiliriz. Bölgenin gerçek sakinleri insanlar değil oranın havasına uyum sağlamış olan; foklar, penguenler, balinalar gibi hayvanlardır.


2) Arktik Bölgesi yani Kuzey Kutbu ve çevresi de Antartika kadar aşırı olmasa da burası da soğuktur. Kışın -50 dereceye iner. Alaska, Grönland, Kanada’nın kuzeyi, Sibirya bu bölgede yer alır.  Eskimo halkı vardır. Bu yerli halk iglo adını verdikleri barınaklarında yaşar. Bu barınak kar ve buzdan yapılmıştır. Burada yaşayan halk balina, fok ve balık avcılığı yapar. Soğuğa dayanıklı özel kıyafetleri bulunur.


Saami halkı vardır. bu halk da ren geyiği çobanlığı yapar. Bu halk da Finlandiya, Norveç, İsveç gibi ülkelerin kuzeyinde yaşarlar. Bu halkında kendilerine özgü joik adı verilen şarkı türleri vardır.


3) Dünyanın en soğuk bölgelerinden biri de Sibirya’dır. Burada da Türk kökenli bazı halklar vardır. Soğuğa dayanıklı  bu bölgede insanlar at ve sığır gibi hayvanları yetiştirir.

Tüm bu soğuk bölgelerde insanlar yaşadığı iklime uyum sağlamışlardır ve iklimlerine göre de geçim kaynakları üretmişlerdir. Burada yaşayan insanlar zorlu koşullara uyum sağlamış, çalışkan ve disiplinli kimselerdir. Hava çok soğuk bile olsa günlük yaşamlarına ve işlerine devam ederler. Birbirlerine ve kültürlerine sıkı sıkıya bağlıdır. 

İşbirliği, dayanışma ve paylaşım içinde hareket ederler. Misafirperver kimselerdir. Doğa ile barışık haldedirler. Avcılık, balıkçılık, ren geyiği çobanlığı gibi geleneksel işleri yaparlar. Hayvan derisi ve kürkten yapılmış kıyafetleri giyerler. Sessiz, sakin ve uyumlu yapıları vardır. Aile bağları kuvvetlidir. Sıcakkanlı, doğaya bağlı, yardımsever ve kültürüne sıkı sıkıya bağlı kimselerdir.

Diğer Kültürlerle Ortak Oyunlarımız Var mı?

 

Diğer Kültürlerle Ortak Oyunlarımız Var mı?


Ülkemizin diğer kültürlerle ortak oyunları vardır.

Örneğin; Misket ya da diğer adı ile bilye oyunun ortak olduğu ülkeler şunlardır: Lübnan, Suriye, Yunanistan, İtalya, Amerika Birleşik Devletleri, Meksika, Japonya’da bilye oyunu oynanır.


Saklambaç oyunun ortak olduğu ülkeler şunlardır: Arap ülkeleri, Amerika Birleşik Devletleri, Yunanistan, İngiltere, İtalya, Japonya’da saklambaç oynanır.

Seksek oyunu: Hindistan, Yunanistan, Fransa, Kore, Afrika ülkelerinde sek sek oyunu oynanır.

Beştaş oyunu: Kazakistan, Hindistan, Kore, Yunanistan, Çin’de beştaş oyunu oynanır ama adları değişiktir içerik aynıdır.

Yakan top: Rusya, Almanya, Amerika, İngiltere’de yalan top oyunu oynanır.

İp atlama: İngiltere Afrika ve Japonya’da ip atlama oyunu oynanır.

Uçurtma uçurma: Hindistan, Brezilya, Pakistan ve Çin gibi ülkelerde de uçurtma uçurma oyunu oynanır.

Mendil kapmaca: Yunanistan, Hindistan ve Arap ülkelerinde mendil kapmaca oyunu oynanır.


Topaç çevirme: Japonya, Filipinler, İran ve İspanya’da topaç çevirme oyunu oynanır.

Sonuç olarak Ülkemizin birçok ülke ile ortak oyunları bulunur. Aslında bu durum da çocukların ortak oyunları eninde sonunda bulduğu ve bu oyunlardan büyük zevk aldığı ortaya çıkar. Ülkemiz, Balkanlar, Orta Asya, Orta Doğu ve Akdeniz ülkelerinden  etkilenmiş ve o ülkeleri de etkilemiştir.

Dünyayı Gezecek Olsaydınız Hangi Ülkelere Gitmek İsterdiniz? Neden?

 

Dünyayı Gezecek Olsaydınız Hangi Ülkelere Gitmek İsterdiniz?  Neden?


Maddi imkanlarım da çok iyiyse dünyada çok sayıda ülke gezmek isterdim. İlk gideceğim ülkelerden biri de Amerika Birleşik Devletleri tarafından atom bombası atılan Japonya'ya gitmek isterdim ve bu ülkenin küllerinden doğduğunu ve nasıl gelişmiş bir ülke haline geldiğini görmek isterdim. Japonya dünyanın en gelişmiş teknolojik merkezlerinden biridir. Robotik, yapay zeka, hızlı tren sistemleri, şehir planlaması gibi alanlardaki çalışmalarını bizzat görmek isterdim ve meraklı meraklı gezerdim. Ayrıca oradaki, günlük yaşam kültürü hakkında bilgi edinirdim. Saygı kültürü, düzen, temizlik ve sorumluluk anlayışını kendi ülkeme de getirmek isterdim ve o ülkeyi ve insanlarını kendime örnek alırdım.


İtalya’ya gitmek isterdim. Akdeniz mutfağının zengin örneklerini görürdüm, güzel yemeklerinden yerdim. Tarihi yerlerini gezerdim. Çünkü orada Roma İmparatorluğu’nun izleri vardır. Onları görmek isterdim. İtalya’da güzel bir pizza yemek isterdim.


İspanya’ya gitmek isterdim. Sokak kültürünü tanırdım. Festivaller, canlı yaşam tarzı benim ilgimi çekerdi  ve mutlu olurdum. Yunanistan’a gitmek isterdim ve oranın da tarihi ve doğal güzelliklerini görmek isterdim. Çünkü Yunanistan dünyanın en zengin  antik tarihine sahip olan ülkelerden biridir. Muhteşem deniz ve adalarını görmek isterdim.


İsviçre’ye gitmek isterdim. Çünkü hayat kalitesi ve güvenlik bakımından dünyanın önde gelen ülkelerinden birisini olduğunu bizzat gezerek görürdüm, yaşardım ve mutlu olurdum. Alpler, göllerini, temiz şehirlerini gezerdim. Çikolata yerdim bol bol. Saatin nasıl yapıldığını öğrenirdim ve oradan ülkeme dönerken sevdiklerime çikolata ve saat alırdım. Gitmek ve görmek istediğim ülkeler kısaca Japonya,  İtalya,  İspanya, Yunanistan ve İsviçre’dir.

Sosyal Medyanın Zararları Nelerdir? Bu Zararlardan Korunmak İçin Neler Yapmalıyız?

 

Sosyal Medyanın Zararları Nelerdir? Bu Zararlardan Korunmak İçin Neler Yapmalıyız?


Sosyal medyanın zararlarına baktığımızda onu amaca uygun olarak kullanmadığımız zaman ve saatlerce orada vakit geçirdiğimiz zaman gerçekten insan zihni karmakarışık bir hal alıyor. Bu zararlara baktığımızda şunları söyleyebiliriz:


* Zaman kaybına yol açar ve zamanımız boşa gittiği için de işimize odaklanamayız ve gün içinde ciddi sorunlar yaşarız, işlerimizi zamanında yapmamanın verdiği vicdani rahatsızlık başlar  ve başarımızda düşüşe geçilir.

* Sürekli bildirimlerin gelmesi, sürekli birilerini takip etmek insanda alışkanlık haline gelir ve bu da sağlıklı bir alışkanlık olmaz kişiyi bağımlı yapar.

* Gerçek dışı haberlere hemen inanabiliriz ve bu da bizi yanıltabilir.

* Kişisel bilgilerimiz kötüye kullanılabilir ve bu da bizi üzer.

* Gece ekran kullanımı uyku kalitesini bozar ve sabah hiç uyumamış gibi kalkmak kişinin gün içinde uykusuz kalmasına neden olur ve kişi işlerini de düzenli bir şekilde yapamaz. Sinirli, gergin ve mutsuz olur.

* Psikolojik sorunlar ortaya çıkar. Stres, kıyaslama, yalnızlık, kişiden özgüven kaybı, değersizlik duygusu vb. gibi.


Sosyal medyanın zararlarından korunmak için şunların yapılması gerekir:

* Kullanım süresini kısıtlamalıyız

* Bize faydalı olan içerikleri takip etmeli ve takip sayımızı da azaltmalıyız.

* Bildirimleri kapatıp gündelik işlerimize öncelik vermeliyiz, boş zamanlarımızda sınırlı olarak sosyal medyadan faydalanabiliriz.

* Gerçek insan ilişkilerine önem vermeliyiz. Yüz yüze arkadaşlık gibi, mahalle oyunları gibi yani sosyal bağlarımızı güçlendirmeye çalışmalıyız.


*Yatmadan iki saat önce ekranı kapatmalıyız.

* Sosyal medyada gördüğümüz bir şeyin doğru olup olmadığını anlamadan hemen paylaşımlar yapmamalıyız. Güvenilir ve doğru olduğunu anladıktan sonra dilersek paylaşımlar yapmalıyız.

* Hayattaki gerçek amaçlarımıza yönelmeliyiz, mesela daha kitap okumalıyız, daha çok bilim dergilerine yönelmeliyiz ve gerçek hayattan kopmamalıyız.

Çocukların En Çok Sorduğu Sorular

 

Çocukların En Çok Sorduğu Sorular


Çocuklar dünyanın neşesi, hayatın anlamıdır. Her şeyi merak ederler ve bunun için de sürekli sormaya devam ederler. Çocukların en çok sorduğu sorula şunlardır:

Kuşlar uyurken uçabilir mi?

Devlet koca bir adam mı?

Yıldızlar neden parlar?

İşini kaybedersen ne olur?

Eve bir kedi alabilir miyiz?

Allah görünür mü?

Eve bir köpek alabilir miyiz?

Kredi kartıyla aldıklarınız bedava mı?

 Bana cep telefonu alır mısınız?

Neden insanların arkasından konuşuyorsunuz da yanında rahatsız olduğunuz durumları demiyorsunuz?

Neden hep yorgun oluyorsun?

Atatürk de bir baba mı?

Niçin ablamı daha çok seviyorsun da bana soğuk davranıyorsun?

Neden dinlemeden yargılıyorsun?

Neden benim çocuk olduğumu unutuyorsun ve sürekli bana küsüyorsun?


Beni dünyaya getirdiğine pişman mısın çünkü sana yük oluyorum değil mi?

Beni de sevemez misin?

Neden sürekli öfkelisin ve bağırıyorsun?

Depremler neden oluyor?

Balık su olmadan yaşayabilir mi?

Balıklar uyur mu?

Bitkiler neden hareket etmiyor?

Neden bazı hayvanlar konuşamıyor da bazıları konuşuyor?

Papağan nasıl konuşabiliyor?

Karıncalar akşam olunca yuvalarında ne yapıyorlar?

Bulutlar neden farklı şekillerde?

Saçlarımız nasıl uzuyor?

Akşam kırmızı olmayan domates sabaha nasıl kırmızı olabiliyor?

Zaman neden geçiyor?

Neden güneş ısıtıyor ama yağmur ıslatıyor?


Neden bazen acıkıyoruz ama yemiyoruz?

Neden insanlar uyumak zorunda?

İnsanlar neden kavga ediyor?

İnsanlar niçin yalan söylüyor?

İnsanlar neden hasta oluyor?

Neden bazı çocuklar savaşta ölüyor?

Neden bazıları çok para kazanırken bazıları çok az kanıyor?

Canavarlar gerçek mi?

Hayalet diye bir şey mi var mı?

Neden hayali olan şeylerden korkuyorum?

Zamanı durdurabilir miyiz?

Uzaylılar var mı?

Gökyüzü neden mavi?

Gökkuşağı neden farlı renklerde?

Elektrikler gidince ev neden karanlık oluyor ve ışıklar geri nasıl geliyor?

Neden devlet adamlarının çocuklarına yetişkinler daha fazla önem veriyor?

Vali niye önemli?

Burun neden akar?

Kanımız niçin kırmızı?

Beyin neden var?

Meyveler nasıl oluyor?

Kediler neden farelerle arkadaş olmuyor  vb. gibi çok sayıda sorular sorabilirler.

Günlük Yaşamınızda Hangi Yapay Kelimeleri Sıkılıkla Kullandığınızı Düşününüz?

 

Günlük Yaşamınızda Hangi Yapay Kelimeleri Sıkılıkla Kullandığınızı Düşününüz?


Günlük hayatta kullandığımız yapay kelimeler şunlardır:

Kapsam kelimesinin anlamı çerçevedir ama genelde kapsamı kullanmayı tercih ederiz.

Belge kelimesini kullanmayı tercih ederiz. Oysa Doküman kelimesini kullanmamız daha anlamlı olur. Diğer örnekleri aşağıdaki şekilde görebilirsiniz:

Görüntü: Manzara, imaj yerine kullanılır.

 Uygarlık: Medeniyet yerine kullanılan kavramdır.

Türev: Derivatif yerine kullanılır.

 Yapıt: Eser yerine daha çok yapıt kelimesini kullanırız.

 Öykü: Hikaye yerine kullanılır.

Söylem: Diskur

Oluşum: Teşekkül yerine kullanılır.

Birey: Şahıs, fert yerine daha çok birey demeyi tercih ediyoruz.

Konu: Mevzu yerine kullanılır.

Seçenek: Alternatif

 Görüş: Mülahaza

Çevre: Muhit

Sanı: Zan, kanaat yerine kullanılır.

Olası: Mümkün yerine kullanılır. Bunları daha da örneklendirebiliriz. 1930 yıllardan sonra Türk Dil Kurumu  dilde sadeleşme hareketini başlatmıştır. Buradaki amaç şudur: Farsça ve Arapça kökenli kelimeler yerine Türkçe kelimeler bulmak ve bunları yaygınlaştırmaktır. Ana dilimize ait olan kelimeleri kullanmaya gayret etmeliyiz ve kendi öz dilimizden uzak kalmamalıyız. Çünkü kendi ana dilimiz kendi benliğimizdir.

Geçmişten Günümüze Türkçenin Gelişimine Katkıda Bulunmuş İsimleri Araştırınız

 

Geçmişten Günümüze Türkçenin  Gelişimine Katkıda Bulunmuş İsimleri Araştırınız


Geçmişten günümüze Türkçenin gelişimine katkı sağlayan çok sayıda şair, bilim insanı, dilci, yazar ve devlet adamı etkili olmuştur. Tonyukuk, Yollug Tigin, Bilge Kağan, Kaşgarlı Mahmut, Edip Ahmet Yükneki, Yusuf Has Hacip, Mevlana Celaleddin Rumi, Aşık Paşa, Yunus Emre, Ali Şir Nevai, Bâki, Evliya Çelebi, Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Ömer Seyfettin, Mustafa Kemal Atatürk, Ahmet Bican Ercilasun, Muharrem Ergin, Şükrü Haluk Akalın, Doğan Aksan vb. sayıda insanlar Türkçenin gelişimine büyük katkıda bulunmuş kişilerdir.

 

Mesela;

Yunus Emre; Tasavvuf olarak yazdığı şiirlerini yalın bir Türkçe ile yazmış, halk Türkçesini edebiyat dili haline getirmiştir. Edip Ahmet Yükneki ise  Atabetül Hakayık adlı eseri ile Türk ahlak anlayışını Türkçe aktarmıştır. Yine baktığımızda Kaşgarlı Mahmut'u diyebiliriz. Kaşgarlı Mahmut Divan-u Lügati’t Türk adlı eseri ile Türkçeyi Araplara tanıttı ve ilk Türkçe sözlüğü hazırladı. 


Mustafa Kemal Atatürk ise Türk Dil Kurumunu kurdu ve Türkçeyi bilim, kültür ve eğitim dili haline getirdi. Namık Kemal Türkçeyi vatan ve özgürlük düşüncesi ile birleştirdi. Daha çok sayıda örnek verebiliriz.

Atasözü Kelimesine Bu İsmin Verilme Sebebi Ne Olabilir?

 

Atasözü Kelimesine Bu İsmin Verilme Sebebi Ne Olabilir?


Atasözü kelimesine bu ismin verilme sebebi ne olabilir? Bir sözün atasözü haline gelmesi için  sizce ne kadar süre geçmesi gereklidir? Tahminlerinizi arkadaşlarıyla paylaşınız.


Cevap:  Aslında bunu anlamak için atasözü kavramının ne anlama geldiğini bilerek yorumlayabiliriz . Atasözü; geçmişten günümüze gelen, uzun deneyimlerden yararlanarak kısa ve özlü öğütler veren, toplum tarafından benimsenerek ortak olarak kullanılan kalıplaşmış sözlerdir. Türkçede "sav" ve "irsal-i mesel, darb-ı mesel" olarak da adlandırılır. Yukarıda da anlattığım gibi uzun bir zaman geçmesi gerekir, uzun deneyimler gerekir, öğüt vermesi gerekir. Atasözü kelimesinin bu bu ismi almasının nedeni şudur: 


Atasözlerinin toplumların uzun deneyimlerinden süzülüp gelen, büyüklerin söylediklerine atfedilmesidir. Buradaki “ata” kelimesi sadece biyolojik anlamda  dede, baba değil aynı zamanda geçmiş kuşakları, eski bilgeleri, toplumun tecrübeli kişilerini kasteder.  Yani sadece yaşlılar anlamında değildir atasözü kavramının anlamı. “Söz” kısmı ise bu kişilerin söyledikleri, toplumda kabul görmüş, kalıplaşmış, öğüt ya da ders içeren ifadelerdir. Yani atasözü demek atalardan kalmış söz demek. Bir sözü atasözü haline gelmesi için zamanla denenmiş olması gerekir. Yani o söz ya da sözler kuşaklar boyunca tekrar edilmiş olmalıdır, O sözün doğruluğu ve gerçekliliği toplumca denenmiş olmalıdır.


 Genelde birkaç nesil tarafından kullanılması gerekir. Kalıplaşmış olması gerekir. Bu sözden kasıt;  cümle yapısı değişmeden, aynen tekrar edilerek söylenmeye başlanılmalıdır. Toplum tarafından kabul edilmesi gerekir: Genel geçer bir anlam taşıması gerekir. Yani bir atasözünün atasözü olması için halk arasında o sözün yaygınlaşmaya başlaması gerekir, zaman gerekir, deneme gerekir, anlam derinliği gerekir diyebilirim.

Anlamını Beğendiğiniz Ya Da Söylemekten Hoşlandığınız Kelimeleri Bir Hazine Sandığında Saklayacaak Olsaydınız Bu Kelimeler Neler Olurdu?

 

Anlamını Beğendiğiniz Ya Da Söylemekten Hoşlandığınız Kelimeleri Bir Hazine Sandığında Saklayacak Olsaydınız Bu Kelimeler Neler Olurdu?


Anlamını beğendiğim  ve söylemekten çok hoşlandığım çok sayıda kelime vardır. Bu kelimeler ve anlamları şunlardır:

Adalet: Herkesin kanunla tanınmış olan haklarını verme, doğruluktan ayrılmama.

Gönül: Yürekte var olan duygu kaynağı, istek, arzu, heves.

Bağımsızlık: Bağımsız olma durumu, istiklal.


Cömert: Parasını ve malını esirgemeyip veren, harcamaktan kaçınmayan, eli açık anlamına gelir.

Huzur: Gönül rahatlığı, dirlik, rahat, baş dinçliği

Hassas:  Duygulu, içli, alıngan

Cumhuriyet: Milletin egemenliği kendi elinde tuttuğu ve ve bunu belli süreler  içinde seçtiği milletvekilleri aracılığı ile kullandığı devlet şekli.

Güldürü: Gülmeye sebep olan.

Öğrenmek: Bilgi edinmek, bellemek

 Mütemadiyen: Ara vermeden, sürekli olarak.

 Hasret: Özlem

Dinlenmek: Rahatlamak, yorgunluk gidermek

Aydın: Kültürlü, bilgisi olan, ileri görüşlü, münevver.

Asalet: Soyluluk

Arınmak: Yıkanmak, Temizlenmek

Yürekli: Cesur

Üleşmek: Bölüşmek, paylaşmak

Lâl: Hem suskun, hem büyüleyici

İnayet: Lütuf ve nezaketin incelikli bir hali

Utanmak: Kötü iş veya sözden dolayı yüzü kızarmak

Türkçe: Türk dili

Tezahürat: Gösteri

Teyit: Doğrulama, gerçekleşme

Sulh: Barış

Sürat: Hız, çabukluk


Sükunet: Sessizlikten öte,, içsel bir huzur hali.

Mesut: Mutlu

Mesuliyet: Sorumluluk 

Hars: Kültür

Hararet: Sıcaklık

Benlik: Bir kimsenin öz varlığı.