Konuşma örnekleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Konuşma örnekleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Okulda Arkadaşlık ve Dayanışma Konulu Konuşma

 

Okulda Arkadaşlık ve Dayanışma Konulu Konuşma


Okul, sosyal ortamın olduğu, harika bir yerdir. Çünkü okulda sevdiğimiz arkadaşlarımızla bir araya gelir, onlarla doyasıya vakit geçiririz. Okul, sadece ders çalıştığımız bir yer değildir; aynı zamanda duygularımızı paylaştığımız, güldüğümüz, kimi zaman küstüğümüz, kimi zaman öfkelendiğimiz, ama en önemlisi yeniden sarılıp barıştığımız yerdir.

Sevgili dinleyiciler,

Biz çocuklar, sadece oyun oynayan bireyler değiliz. Duyguları ve düşünceleri olan, empati kurabilen, birbirine değer veren bireyleriz. Bu yüzden okulda kimi zaman sorunlarla karşılaşır, kimi zaman ise ömür boyu unutamayacağımız güzel anılar biriktiririz. Tüm bunlara rağmen, okul arkadaşlığın ve dayanışmanın en saf hâlde yaşandığı yerdir. Çünkü burada çocuklar rahatça konuşur, eğlenir, öğrenir ve mutlu olur. Arkadaşlarımızla birlikte paylaştığımız kahkahalar, küçük sırlar, yardımlaşmalar ve dayanışmalar, kalplerimizde unutulmaz izler bırakır.

 

Okul, arkadaşlıkların ve dostlukların temelinin atıldığı, sevgi, saygı ve yardımlaşmanın öğretildiği yerdir. Bu yüzden okulu çok seviyorum ve arkadaşlarımı da yürekten seviyorum. Onlarla birlikte olmak, hayatımın en değerli anlarından biridir. Çünkü gerçek dostluk, birlikte büyümek, birlikte gülmek ve zor zamanlarda birbirine destek olmaktan geçer.

 

Sevgili arkadaşlarım,

Okul sadece bilgi öğrenilen bir yer değil; aynı zamanda kalplerimizin birleştiği, dayanışmanın ve sevgiyi öğrendiğimiz en güzel yerdir.

 

Unutamadığım Bir Gün Konulu Konuşma

 

Unutamadığım Bir Gün Konulu Konuşma


İnsanların hafızasında derin izler bırakan anılar vardır. Ben, küçük bir çocukken de beni etkileyen ve hiç unutamadığım bir gün yaşamıştım.

 

Sevgili öğretmenim, değerli arkadaşlarım,

Küçüklük yıllarımda ailem çok zorlu zamanlardan geçiyordu. Maddi durumumuz çok kötü olmaya başlamıştı. Yetiştirdiğimiz elmaları babam işçilere toplattırmış ve iki bin kasaya yakın kırmızı, yeşil ve sarı her çeşit elma elde etmiştik. Bu elmaları babam bir tüccarla anlaşarak ona satmıştı. Babam o yıllarda bazı konularda bilgi eksikliği yaşadığı için herhangi bir senet alamamış ve tüccara sadece sözüne güvenerek iki bin kasalık elmayı vermişti. Bunun üzerine tüccar olan kişi bizi dolandırmıştı ve o yıl çok zor bir dönem yaşamıştık. Çünkü o yıl ekmeği bile zor bulacak haldeydik. Komşularımız ve akrabalarımız sayesinde bir yılı ancak geçirebilmiştik.

 

Sevgili öğretmenim ve arkadaşlarım,

Bir bayram günüydü. O bayram, dini bayramlarımızdan biri olan Kurban Bayramı’ydı. İşte o yıl kurban kesemeyeceğimiz için çok üzülüyordum. Çünkü her yıl kurbanımız olurdu ve bu yıl olmayacak diye üzülmüştüm. Ben böyle düşünürken bir sabah kapımız çaldı ve gelen, babamın kuzeni olan Ali Amca’ydı. Yanında kocaman bir koç vardı. Bu koçu bize bayram hediyesi olarak getirmişti. Babam çok utanmıştı, kuzeni ona sarıldı ve “Biz zor zaman dostuyuz  dedi,  aile olmak bunu gerektirir dedi ve babama sarıldı. İşte o günü hiç unutamıyorum. Çünkü o yıl kurbanımızı kestik ve çok mutlu olduk.

 

Ertesi yıl elmalarımız satıldığında babam bir daha güvenmediği kişilere satmadı meyveleri. O yıl karşılıklı senet imzaladık ve oradan gelen para ile rahat bir geçimimiz oldu. Ali Amca’yı unutmadık ve babam da ona güzel bir hediye aldı. Konu hakkında anlatacaklarım bunlardır. Dinlediğiniz için teşekkür ederim. Allah kimseyi yoklukla imtihan etmesin.

İnsanlar Neden Yardımlaşmalıdır Konulu Konuşma

 

İnsanlar Neden Yardımlaşmalıdır Konulu Konuşma


İnsan sosyal bir varlıktır. Sosyal bir varlık olduğu için de başka insanların yardımına ihtiyaç duyar. Hiç kimse hayatındaki her sorunu tek başına çözemez; bu yüzden yardımlaşma kaçınılmazdır. Yardımlaşma olduğu zaman insanların omuzlarındaki yük hafifler ve kişi, tek başına üstesinden gelemeyeceği sorunları başkalarının desteğiyle çözebilir.Yardımlaşma sayesinde insanlar arasında sevgi, saygı ve dayanışma duyguları artar. Bu durum, bireylerin birbirine daha yakın ve samimi davranmasını sağlar. İnsan, yalnız olmadığını hissettiğinde kendini daha güçlü ve güvende hisseder. Toplumda birlik ve beraberlik duygusu gelişir.


Sevgili öğretmenim, değerli arkadaşlarım,

Yardım etmek, zor durumda olan birine el uzatmak insanı manevi açıdan mutlu eder. Yardım eden kişinin vicdanı rahat olur ve iç huzuru artar. Aynı zamanda yardım alan kişi de umut kazanır ve hayata daha olumlu bakar. Bu durum, toplumda iyiliğin yayılmasına katkı sağlarUnutmamalıyız ki bugün yardım eden biz olabiliriz, yarın yardıma ihtiyaç duyan yine biz olabiliriz. Bu nedenle yardımlaşmayı hayatımızın bir parçası haline getirmeliyiz. Küçük bir yardım bile büyük mutluluklara vesile olabilir.


Sonuç olarak yardımlaşma, hem birey hem de toplum için vazgeçilmez bir değerdir. Daha güçlü, daha mutlu ve daha huzurlu bir toplum için birbirimize destek olmalı ve yardımlaşmayı hiçbir zaman ihmal etmemeliyiz.

Kendinizi Beslenme Uzmanı Yerine Koyarak Sağlıksız Beslenen Bir Kişiye Önerilerinizi Anlatan Bir Konuşma Yapınız

 

Kendinizi Beslenme Uzmanı Yerine Koyarak Sağlıksız Beslenen Bir Kişiye Önerilerinizi Anlatan Bir Konuşma Yapınız


Sevgili danışanım,

Öncelikle şunu bilmenizi isterim ki beslenme, sadece karnınızı doyurmak değil; vücudunuzu sağlıklı, güçlü ve dengeli tutmanın en önemli yollarından biridir. Çünkü beslenme önüne geleni yemek değildir, beslenme ani açlık krizlerini bastıracak hazır gıdaları tüketmek değildir. Beslenme zaman isteyen, sabırla sağlıklı yiyecekler hazırlaman ve kendi iyiliğin için, kendi yarınların için yeterli ve dengeli şekilde gıdalardan tüketmektir. Günlük yaşamınızda sık sık hazır gıdalara, fast food ürünlere ya da aşırı şekerli yiyeceklere yöneldiğinizi görüyorum. Bu tür besinler kısa süreli tokluk sağlasa da uzun vadede hem enerji düşüklüğüne hem de çeşitli sağlık sorunlarına yol açacaktır. Çünkü vücut da sağlıksız ürünleri bir yere kadar tolere edecektir. Çünkü vücudumuzun da bir kapasitesi vardır. Ayrıca bu tür gıdalarda tuz ve şeker oranı fazla olduğu için ileride kronik rahatsızlıklar peşinizi bırakmayacaktır. Şeker hastalığı, tansiyon, romatizma vb. gibi.

 

Sevgili danışanım,

Size ilk önerim, öğünlerinizi daha düzenli hale getirmenizdir. Günde üç ana öğün ve mümkünse iki ara öğün yaparak kan şekerinizi dengede tutabilirsiniz. Bu sayede ani açlık krizlerinin ve sağlıksız atıştırmaların önüne geçebilirsiniz. Öğünlerinizde mutlaka protein, karbonhidrat ve sağlıklı yağlara dengeli şekilde yer vermelisiniz. Örneğin bir öğünde sebze yemeği, yoğurt ve tam tahıllı ekmek tüketmek oldukça sağlıklı bir tercih olacaktır. Bir diğer önemli konu ise su tüketimidir. Gün içinde yeterli miktarda su içmek hem metabolizmanızı hızlandırır hem de kendinizi daha enerjik hissetmenizi sağlar. Aynı zamanda gazlı ve şekerli içeceklerden mümkün olduğunca uzak durmanızı öneririm.


Ayrıca, açlık ve can sıkıntısını birbirinden ayırt etmeyi öğrenmelisiniz. Çoğu zaman insanlar gerçekten aç oldukları için değil, sıkıldıkları ya da stresli oldukları için yemek yerler. Buna da duygusal açlık denilir. Duygusal açlık tuzağına sakın düşmeyin ve kendinizi daha iyi tanıyın, gerçekten acıktığınız vakit sağlıklı yiyeceklerden ölçülü olarak tüketin. Duygusal açlık hissettiğiniz zamanlarda yemek yerine yürüyüş yapmak, kitap okumak ya da farklı bir aktiviteyle meşgul olmak daha sağlıklı yapacak ve gereksiz pişmanlıklar yaşamayacak olacaksınız. Unutmayın ki sağlıklı beslenme bir anda değil, küçük ama kararlı adımlarla oluşur. Zeytinyağı, tereyağı gibi kaliteli yağları tüketin. Lif açısından zengin bir beslenmeniz olsun. Protein, karbonhidrat ve minerallerden yeteri kadar alın ve vücudunuza istediğini verin lütfen. 


Bugünden itibaren yapacağınız her doğru tercih, gelecekte daha sağlıklı bir yaşamın kapılarını açacaktır. Kendinize iyi bakın ve vücudunuza hak ettiği değeri verin. Çünkü sağlığınızı bir defa kaybettiğiniz zaman geriye dönüşü olmayan pişmanlıklar yaşayabilirsiniz. Bu pişmanlıklar yaşamamak için şimdiden sağlıklı olmaya özen gösterin. Çünkü sağlık her şeyin başıdır. Unutmayın ki en büyük zenginlik sağlıktır. Sizin bu önerilerimi dikkate alacağınızı düşünerek konuşmama burada son veriyorum. Beni dinlediğin için de sana teşekkür ediyorum.

Verimli Ders Çalışmak Konulu Konuşma

 

Verimli Ders Çalışmak Konulu Konuşma


Saygıdeğer öğretmenim ve değerli arkadaşlarım,

 Verimli çalışmak için kişinin verimli çalışmaya gönüllü olması, sorumluluk sahibi olması ve çok okuyup çok çalışması gerekir. Buradaki çok çalışmaktan kasıt kaliteli, verimli çalışmaktır. Sabahın erken saatlerinde, güneş henüz yeni yeni doğmaya başlarken zihin berraktır ve her şeyi içine alabilir. İşte verimli çalışmak için bu saatleri kaçırmamak gerekir.


 Verimli çalışarak başarılı olunur. Başarılı olmanın yolu  da düzenli ve planlı çalışmaktan geçer. Ancak sadece uzun süre ders çalışmak yeterli değildir. Önemli olan, verimli çalışmaktır. Verimli ders çalışmak; zamanı doğru kullanmak, dikkat dağıtıcı unsurlardan uzak durmak ve çalışırken tamamen derse odaklanmak demektir. Öncelikle bir çalışma planı yapmak gerekir. Hangi dersin ne zaman çalışılacağı belirlenirse zaman daha iyi değerlendirilir. Ayrıca sessiz bir ortamda çalışmak, telefon gibi dikkat dağıtan araçlardan uzak durmak da verimi artırır. Düzenli tekrar yapmak ve not tutmak da öğrenmeyi kolaylaştırır.


 Verimli çalışan insan bu işi uzun vadede yaptığı zaman başarı da kendiliğinden gelir ve insan kendi sevdiği işte daha başarılı olur, o işten kazandığı gelir ile de hayatını devam ettirir ve mutlu bir şekilde, çalışkan bir şekilde yaşamaya ve hayattan zevk almaya devam eder. Konu hakkında anlatacaklarım bunlardır. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Mevlana Müzesi Hakkında Konuşma

Mevlana Müzesi Hakkında Konuşma


Sevgili öğretmenim ve değerli arkadaşlarım. Bugün sizlere Mevlana Müzesi hakkında öğrendiklerimi anlatmak istiyorum.

Mevlana Celaleddin Rumi, 13. yüzyılda yaşamış büyük bir İslam âlimi, düşünür ve mutasavvıftır. 1207 yılında doğmuş, hayatının büyük bölümünü Konya’da geçirmiştir. İnsanlara sevgi, hoşgörü ve birlik mesajı vermiştir. En önemli özelliği, herkese karşı anlayışlı ve sevgi dolu olmasıdır. Mevlana Müzesi,  Türkiye gibi güzel ülkemizin Konya ilinde yer alır. Büyük mutasavvıf düşünürü Mevlana Celaleddin Rumi’nin türbesi bu şehirde yer alır. Mevlana, sevgi, hoşgörü ve insanlık değerlerini anlatan önemli bir şahsiyettir. “Gel, ne olursan ol yine gel sözüyle tüm insanlara sevgi ve barış mesajı vermiştir. Çünkü sevgi, barış, hoşgörü insanları bir araya getirir, insanlığı değerli kılar.


Sevgili öğretmenim, değerli arkadaşlarım,

Mevlana Müzesi, başlangıçta Mevlana’nın dergâhı olarak kullanılmıştır. Daha sonra müzeye dönüştürülmüştür. İçerisinde Mevlana’nın türbesi, ailesine ait mezarlar, el yazması eserler, eski kıyafetler ve çeşitli tarihî eşyalar bulunmaktadır. Müze, hem yerli hem de yabancı turistler tarafından büyük ilgi görmektedir. Her yıl Şeb-i Arus törenleri kapsamında binlerce insan Konya’ya gelmektedir. Hem yerli hem d yabancı turist akınına uğrayan bu müze büyük ilgi görmüştür ve görmeye de devam etmektedir.  Şeb-i Arus törenleri  Mevlana’nın ölüm yıl dönümünde düzenlenir ve onun anısını yaşatır. Bu etkinlikler kültürel açıdan çok önemlidir.


Mevlana Müzesi, sadece bir tarihî yapı değil; aynı zamanda sevgi, hoşgörü ve kardeşliğin simgesidir. Burayı ziyaret eden insanlar, hem tarihî bilgi edinir hem de manevi bir huzur hisseder. Bu önemli tarihi ve kültürel mekanı gezmek isterseniz Konya iline gidip gezip görebilir ve çok şey öğrenmiş olursunuz. Konu hakkında anlatacaklarım bunlardır. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Sanal Arkadaşlık ile Gerçek Arkadaşlık Arasındaki Fark Konulu Konuşma

 

Sanal Arkadaşlık ile Gerçek Arkadaşlık Arasındaki Fark Konulu Konuşma

 

Günümüzde teknoloji çok geliştiği için bu durum insan ilişkilerindeki durumu da farklı bir yöne çekmeye başlamıştır.  Sosyal medya ve internet sayesinde dünyanın her yerinden insanlarla tanışabiliyoruz. Bu durum sanal arkadaşlıkları artırmıştır. Sanal arkadaşlıkta insanlar mesajlaşarak, görüntülü konuşarak iletişim kurarlar. Bu tür arkadaşlıklar bazen eğlenceli ve faydalı olabilir. Ancak insanlar birbirlerini tam olarak tanımayabilirler.  Daha çok yalan olabilir, abartılı saçma hareketler olabilir. Sanal arkadaşlıkta tanıştığımız kişiler güvenilir ve dürüst insanlar olmayabilir. Başımızı belaya sokan kişiler olabilir. Bu durum da can sıkıcı olaylara doğurabilir. Bunun için elimizden geldiği kadar sanal arkadaşlıktan kaçınıp gerçek arkadaşlığa yönelmeliyiz.


Sevgili öğretmenim, değerli arkadaşlarım,

Gerçek arkadaşlık ise yüz yüze kurulur. Gerçek arkadaşlarımızla aynı ortamda bulunur, birlikte zaman geçiririz. Mutlu olduğumuzda sevincimizi, üzgün olduğumuzda ise üzüntümüzü paylaşırız. Gerçek arkadaşlıkta güven, samimiyet ve destek vardır. Zor zamanlarda yanımızda olan kişiler genellikle gerçek arkadaşlarımızdır. Gerçek arkadaşlıkta sosyallik gerçek anlamda yaşanır. Daha somut ilişkiler yaşanmış olur. Sanal arkadaşlık hızlı ve kolaydır; fakat gerçek arkadaşlık daha güçlü ve kalıcıdır. Çünkü gerçek arkadaşlıkta duygular daha derindir ve paylaşım daha fazladır. Sonuç olarak, teknoloji sayesinde yeni arkadaşlıklar kurabiliriz; ancak hayatımızda güvenebileceğimiz, bizi gerçekten anlayan dostlara da ihtiyacımız vardır. Bu da yüzü yüze iletişim kurduğumuz gerçek arkadaşlarımız sayesinde olacaktır.


 Unutmayalım ki gerçek arkadaşlık ise bambaşkadır. Gerçek arkadaş, yanımızda sessizce oturduğunda bile bize huzur verir. Mutluluğumuzu paylaşır, üzüntümüzde omuz olur. Bir düşüş yaşadığımızda elimizden tutar, zor günlerimizde bizi yalnız bırakmaz. Gerçek dostlukta göz teması, samimiyet ve içtenlik vardır. Bazen bir bakış, uzun mesajlardan daha çok şey anlatır. Gerçek arkadaşlık kalpten kalbe kurulan bir bağdır. İnsan gerçek dostunu zamanla tanır. İyi günde yanında olan değil, kötü günde de yanında duran kişi gerçek arkadaştır. Çünkü dostluk, sadece konuşmak değil; anlamak, destek olmak ve değer vermektir. Bunun için sanal arkadaşlık değil gerçek arkadaşlık değerlidir. Bu konu hakkında konuşacaklarım bunlardır. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Savaşın Psikolojik ve Toplumsal Sonuçları Konulu Konuşma

 

Savaşın Psikolojik ve Toplumsal Sonuçları Konulu Konuşma

 

Savaş insanlığa hiç bir zaman barış getirmemiştir ve getirmeyecektir de . Çünkü savaşların soncunda olan hep masum çocuklara, yaşlılara olmuştur. Savaşın acımasız yönünden en çok onlar korkmuş, en çok onlar olumsuz yönde etkilenmiştir. Çünkü bir savaş olduğunda kendini savunmayacak olanlar çocuklar ve yaşlılardır. Savaş, insanın hem ruhunda hem de toplumların dokusunda derin yaralar açar. Geriye kalan sadece yıkılmış binalar, harap olmuş sokaklar değildir; savaşın en büyük tahribatı, insanların iç dünyasında ve ilişkilerinde yaşanır. Çocuklar gözlerindeki masumiyeti kaybeder, gençler umutlarını savaşın karanlığına bırakır, yaşlılar ise anılarını acıyla taşır. Bir toplumun ne kadar güçlü olduğuna bakılmaz; savaşın gölgesi düştüğünde herkes eşit biçimde kırılır. Çünkü savaş umudu söndürür, hayat sevincini yok eder.

Sevgili öğretmenim, değerli arkadaşlarım

 

Savaşın psikolojik etkiler öyle derindir ki, savaş bitse bile ruhlardaki izler kalıcıdır. İnsanlar uykuya dalamaz, sevdiklerinin yüzlerini hatırlamakta zorlanır, geçmişin anıları hem teselli hem de işkence kaynağı olur. Travma, sessiz bir yankı gibi herkesin içinde çalar, kimi zaman sessiz çığlıklarla kimi zaman kelimelerle dışa vurulur. İnsanların güven duygusu sarsılır; komşuya, arkadaşına, hatta kendine karşı bile temkinli hale gelir. Çünkü savaş insanı allak bullak etmiş, hafızayı kaybetme derecesine kadar getirmiştir. İşte savaş böyle kötü bir felaket, böyle kötü bir yıkım ve böyle acı bir olaydır. Toplumsal etkiler de en az bireysel yıkım kadar ağırdır. Savaş, kurumları çökertebilir, ekonomiyi harap edebilir ve sosyal bağları paramparça edebilir. İnsanlar birbirine yabancılaşır, dayanışma yerini korku ve kuşkuya bırakır. Savaş, yalnızca ölüm değil, aynı zamanda yaşamı yaşanamaz kılan bir sessiz çığlıktır.

 

Ancak tüm bu karanlığın içinde, insanın hayata tutunma çabası da ortaya çıkar. Yardımlaşma, dayanışma ve sevgiyi yeniden inşa etme arzusu, savaşın yarattığı acıya karşı bir direniştir. Ne kadar derin olursa olsun, insan ruhu yeniden sevebilir, yeniden güvenebilir. Unutulmamalıdır ki, “Savaş, kazananı olmayan bir oyundur; geriye sadece acı ve yıkım kalır. ”Bu söz, savaşın hem birey hem toplum üzerinde bıraktığı kalıcı izleri bize hatırlatır. Savaşın psikolojik ve  toplumsal sonuçları hakkında konuşacaklarım bunlardır. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Türk Kültüründe Misafirliğin Önemi İle İlgili Kısa Konuşma Örneği

 

Türk Kültüründe Misafirliğin Önemi İle İlgili Kısa Konuşma Örneği


Sevgili öğretmenim ve değerli arkadaşlarım,

Bugün sizlere Türk kültüründe misafirliğin öneminden bahsetmek istiyorum.

Türk toplumunda misafir çok değerli kabul edilir. Atalarımız “Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer” ve “Tanrı misafiri” gibi sözlerle misafire verilen değeri anlatmıştır. Evimize gelen kişi kim olursa olsun en güzel şekilde ağırlanmaya çalışılır. Çünkü misafirlik sadece yemek ikram etmek değil, gönül almak demektir.


Türk kültüründe misafir geldiğinde önce güler yüz gösterilir. Ardından oturması için en güzel yere davet edilir. Çay, kahve ya da yemek ikram edilir. Ev sahibi, misafirin rahat etmesi için elinden geleni yapar. Bu samimi davranışlar insanlar arasındaki bağı güçlendirir ve kişiler arasında olumlu bir hava oluşturur. Güzel bir iletişim kurulmasını sağlar.Misafirlik, insanlar arasındaki sevgi ve dayanışmayı artırır. Akrabalar, komşular ve dostlar arasındaki bağlar misafirlik sayesinde kuvvetlenir. Özellikle bayramlarda ve özel günlerde yapılan ziyaretler kültürümüzün önemli bir parçasıdır.


Sonuç olarak misafirperverlik, Türk milletinin en güzel özelliklerinden biridir. Bu değerimizi korumalı ve gelecek nesillere aktarmalıyız. Çünkü misafire gösterilen saygı, aslında insanlığa gösterilen saygıdır. İyi bir insan, evine gelene nazik davranır, onu kırmaz ve ona saygı gösterir. Türk kültüründe misafirlik hakkında anlatacaklarım bunlardır. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

 

Nokta Kadar Menfaaat İçin Virgül Kadar Eğilme Atasözü İle İlgili Konuşma

 

Nokta Kadar Menfaaat İçin Virgül Kadar Eğilme  Atasözü İle İlgili Konuşma


İnsanlar küçük bir çıkar elde etmek için insanlık onuruna yakışmayacak biçimde başkaları önünde eğilip bükülmemeli, şerefiyle dik durmalıdır. Çünkü insan onuruna yakışan en güzel erdem doğru, dürüst olmaktır. Çıkarlar için kendini küçük duruma düşürmemektir. Bunun için atalarımız nokta kadar menfaat için virgül kadar eğilme demiştir.

 

Sevgili öğretmenim, değerli arkadaşlarım,

Nokta küçük bir şeydir. Menfaat kişisel çıkardır. Virgül eğik, dönük bir işarettir. Eğilmek;  boyun eğmek, taviz vermek, onurundan ödün vermektir. Yani burada “nokta” küçük çıkarı, “virgül” ise az da olsa eğilmeyi (taviz vermeyi) simgeler.
 Yani bize verilen mesaj;  Küçük hesaplar için kendini küçültme  denmek istenmiştir. İnsan karakterli olmalıdır. Dil duruşlu olmalıdır.  Küçük çıkarla uğruna bizi biz yapan, bizi önemli kılan değerlerimizden vazgeçmemeliyiz. Yani kendi benliğimize sahip çıkmalıyız, kendimize karşı saygılı olmalıyız ve omurgalı olmalıyız. Örneğin; Küçük çıkarla için birilerine yaranmaya çalışmamalıyız, Yağcılık etmemeliyiz. Asaletimizi korumalıyız ve sahip olduklarımızın kıymetini bilmeliyiz ve insanların gözündeki değerimizi küçültmemeliyiz. İnsan ufak menfaatler için eğildikçe kendine olan saygısını ve güvenini kaybetmeye başlar.

 

Küçük çıkarlar peşinde koşan kişide zamanla içten içe değersizlik hissi oluşmaya başlar. Başkalarına onay bağımlılığı başlar, devamlı başkalarını memnun etme peşinde koşarken kendini kaybeder ve kendi olmaktan çıkar. İşte tüm bunlardan dolayı insanlara karşı kişisel sınırlarımız olsun, tavrımız olsun ve kendi ayaklarımız üzerinde dik durmaya devam edelim. Konu hakkında anlatacaklarım bunlardır. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Bayrak Sevgisi İle İlgili Konuşma

 

Bayrak  Sevgisi İle İlgili Konuşma


Bir bayrağı sevmek, bir kumaşı sevmek değildir. Bayrağı sevmek; toprağın altında suskun yatanların sesini duymaktır. Rüzgârda dalgalandığında sadece renk görmezsin; bir annenin yarım kalan duasını, bir babanın gururla bastırdığı gözyaşını, daha adını bile yazamadan toprağa düşen bir gencin hayalini görürsün. Bayrak bazen bir tabuttur. Üzerine örtülürken sessizleşir şehir. Kimse yüksek sesle konuşamaz, çünkü herkes bilir: O an konuşan değil, hisseden kazanır. Kırmızısı kan değildir sadece; helalliğin rengidir. Onurun, sadakatın, vatan aşkının sembolüdür. Beyazı masumiyet değil yalnızca; dönmeyenlerin tertemiz yüzüdür. Aydınlık yarınların  belirtisidir. Ay yıldız gökteki bir süs değil; karanlıkta yolunu kaybetmeyenlerin pusulasıdır. Al kanlar içinde yatan şehitlerin bıraktığı emanet, namusumuzdur bayrağımız. Bu bayrak ki nice yiğitlerin biz emanetidir. Evi barkı olmayan, yıkılmak üzere olan evde oturan ama askerlik çağı gelince vatani görevine koşa koşa giden nice koca yürekli, onurlu, dürüst gerçek vatan evlatlarının emanetidir bize. Onlar tabutları ile geldiğinde kor olur yüreğimiz. O yoksullukta, o imkansızlıkta sahip çıkmışlardır bayraklarına ve savaşmışlardır düşmanla.

 

Sevgili Öğretmenim, kıymetli dinleyiciler,

 

İnsan bayrağı uzaktan sever sanır ama asıl sevgi yaklaştıkça ağırlaşır. Direkte durdukça gurur verir, tabutun üstüne serildiğinde insanın kalbini ezer. O an anlarsın; bu sevda alkışlık değil, taşınması zor bir yüktür. Her dalgalanışında “buradayım” demez bayrak, “emanetim” der. Bir çocuk düşün… Andımızı bilmez belki, nutukları ezberlemez. Ama bayrak yere düştüğünde koşar, alır, alnına götürür. Çünkü bazı sevgiler öğretilmez; insanın içine doğar. Bayrak sevgisi de öyledir. Ne kitapla başlar ne sözle biter. Kalbin bir yerinde sessizce büyür, zamanı gelince insanı ayağa kaldırır. “Denildi mi bir yerin adına Türk beldesi, gözüm al bayrak arar kulağım ezan sesi. der. ”Necip Fazıl Kısakürek. Çünkü bayrak bir milletin her şeyidir, bağımsızlığı, onuru, namusudur. O bayrak için nice yiğitler sıcacık evlerini terk etmiş, düşmanla savaşmış, vatan için şehit olmuştur. Çünkü bizim milletimizin kahraman evlatları canı pahasına korur bayrağını ve korumaya, bu uğurda da can vermeye devam edecektir.

 

Kıymetli dinleyiciler,

 

Bayrağı sevmek, savaş narası atmak değildir. Sessizce sahip çıkmaktır. Gerektiğinde susmak, gerektiğinde dimdik durmaktır. Herkes kaçarken “buradayım” diyebilmektir. Bayrağın dalgalanması rüzgârla olur sanırlar; oysa o, arkasındaki fedakârlıkla ayakta durur. Ve insan bir gün şunu fark eder: Bayrak bizim üstümüzde değil, biz bayrağın altındayız. O bizi örtmez; biz ona sığınırız. Çünkü bazı sevgiler vardır, insanı ağlatır ama vazgeçirmez. Bayrak sevgisi işte tam da öyledir. Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak, şayet uğrunda ölen varsa vatandır.”  der Mithat Cemal Kuntay  Bunun için ay yıldızlı bayrağımızın kıymetini bilmeliyiz ve onun göklerde dalgalanması için var gücümüzle çalışmalı, vatanımıza karşı sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz. Bayrağımıza sahip çıkmalı, üzerimize düşen sorumlulukları en iyi şekilde eyerine getirerek gerçek bir vatan evladı olmalı ve bayrağımıza yüreğimizde, elimizde ve tepemizde yaşatmalıyız.  Ülkemizi bölmeye çalışan ve iç dıştaki düşmanlara karşı  birlik olmalıyız. İri olmalıyız, diri olmalıyız, vatanı  her daim korumalıyız.. Konu hakkında anlatacaklarım bunlardır. Dinlediğiniz için çok teşekkür ediyor, konuşmamı burada sonlandırıyorum.

Yarı Yıl Tatilinde Neler Yaptınız Konulu Konuşma

 

Yarı Yıl Tatilinde Neler Yaptınız Konulu Konuşma

 

Yarı yıl tatilinde hava şartları sert ve çetin olduğu evden fazla çıkamadım. Yaşadığım şehir Sivas olduğu için evin içinde, sobanın etrafında ısınarak güzel anlar geçirmeye çalıştık. Evimizde doğalgaz var ama biz evimizin bir odasına soba kurduk ve hepimiz o sobanın etrafında akşam olunca bir araya geliyoruz. Annem sobanın fırınına kestane ve patates attı. Onları bir güzel yedik. Daha sonra derslerime çalışmaya başladım ve gün içinde mutlaka bir saat her gün düzenli olarak kitap okudum ama okumaya da devam edeceğim. Akşama doğru dedemlere gidiyorum ve bir saat de orada vakit geçiriyorum. Dedemler bizim komşumuz olduğu için onlar bizim en çok iletişim kurduğumuz kişilerdir.

 

Sevgili Öğretmenim, değerli arkadaşlarım,

Annem ve babam  çarşıdan gelirken bana bir sürü kitap almışlardı. Kitapları görünce gözlerim parladı ve hemen yine okumaya başladım. Daha sonra babam haydi sizi yemeğe götüreceğim dedi ve ailece alış veriş merkezine gittik orada bir güzel pizza yedik ve limonata içtik. Daha sonra babam bizi sinemaya götürdü ve orada da çok güzel bir film seyrettik. Sonra evimize geldik. Ertesi günler de futbol kulübünde hafta sonları maç yapmaya gittim.

 

Evde anneme ev ,işlerinde az da olsa  yardım ettim. Yarıyıl tatilim kitap okumak, soru çözmek, telefon videolarından sevdiğim oyunları oynamakla geçti. Bu kış şartlarında da yapılacak en olağan şeyler bunlardır sanırım. Öyle maddi durumumuz çok iyi olmadığı için kayağa falan gidemedik ama ailem yanımda ya en büyük mutluluk bu benim için.  Çünkü sıcacık ve mutlu bir aile  en büyük zenginliktir. Anlatacaklarım bunlardır. Dinlediğiniz için teşekkür ederim

Malına Sahip Ol Da Hırsızı Günaha Sokma Konulu Konuşma

 

Malına Sahip Ol Da Hırsızı Günaha Sokma Konulu Konuşma


Para ve mal bir emek veya bir bedel karşılığı elde edildiği için değerlidir. Koruma altına alınmayan bu değerli şeyler bir bakıma hırsıza fırsat verir. Bunları en iyi şekilde muhafaza etmek, koruma altına almak sahibinin görevidir. Kişi etrafındaki insanları şüpheli durumuna düşürmemek için önce kendi güvenlik koşullarını sağlamalıdır. Bunun için atalarımız “Malına sahip ol da hırsızı günaha sokma” demiştir.

 

Sevgili öğretmenim, değerli arkadaşlarım,

Kişi sahip olduğu malını korumasını bilmelidir. Yani ne kadar parası olduğunu, ya da ne kadar değerli, eşyası olduğunu iyi bilmeli, bunlara iyi sahip çıkmalıdır. Bunlara sahip çıkmadığı takdirde hemen başkalarını suçlamaya çalışmamalıdır. İnsan, yanlışı önce kendinde aramalıdır. Çünkü kendi malına sahip çıkamamıştır.  Kendi sorumluluğunu yerine getirmeyen  başkasının yanlış yapmasına zemin hazırlar. Yani kötülüğün tamamı sadece yapanın değil, bazen ihmali olanındır da. Burada anlatmak istenilen şey tedbirli olmak gerektiğidir. Kul hakkına girmemek, başkalarına hemen suç bulmak etik bir eylem değildir. Örneğin; kalabalık bir yerde değerli bir eşyanı ortaya bırakıp gidiyorsun. Daha sonra onu bulan kişi eşyanı alıp gider.

 

Burada alan kişinin de yaptığı ahlaki değildir ama senin de burada düşüncesizliğin, hatanın büyük payı oluyor. Bunun için senin önce akıllı olman gerekir ve önlemini alman gerekir. Atasözü hakkında konuşacaklarım bunlardır. Dinlediğiniz için teşekkür derim.

Arkadaşınıza En Sevdiğiniz Yazarın Bir Kitabını Tavsiye Edecek Olsaydınız Hangi Kitabını Tavsiye Ederdiniz? Nedenleriyle Yazınız.

 

Arkadaşınıza En  Sevdiğiniz Yazarın Bir Kitabını Tavsiye Edecek Olsaydınız Hangi Kitabını Tavsiye Ederdiniz? Nedenleriyle Yazınız.


Arkadaşıma en sevdiğim yazar olan Şermin Yaşar ve İlber Ortaylı'nın birlikte kaleme aldığı  Cumhuriyet’in İlk Sabahı  adlı kitabı okumasını tavsiye ederdim. Bu kitabı okuduğum zaman çok duygulanmış ve çok etkilenmiştim. Çünkü kitaptaki ana karakter olan çocuğun babası savaşta şehit düşüyor ve vatanı için canını feda ediyordu. Çocuk her gün babam gelecek umudu ile bekliyor ve en sonunda abasının şehit olduğu duyuluyor. 


Çocuk Atatürk'ü gördüğü zaman ona soruyor benim babam nerede, babamı gördünüz mü paşam diyor. Atatürk de çocuğa  oradaki tüm babaları gördüm ben, senin baban artık cumhuriyettir çocuk diyerek ona anlamlı bir söz söylüyor. Yani senin baban ülkesi için, cumhuriyet için şehit düştü demek istiyor Mustafa KemalMustafa Kemal’in bu sözü beni çok etkiledi ve gözlerimden bir iki damla yaş gelmişti. Çünkü o yetim kalan çocuğun sahibi artık devleti, milleti olmuştur. Onu koruyacak olan artık cumhuriyettir, vatanının fedakar insanlardır.


  Kısacası bu muhteşem kitap bizlere  bu vatanın kolay kurulmadığını, ne zorluklardan geçtiğini bir şerbetçi çocuğunun gözünden bize Kurtuluş Savaşı dönemini anlatmaktadır. Mutlaka her çocuğun kendi tarihini ,geçmişini öğrenmesi için okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.  Onun için önereceğim en güzel kitap Cumhuriyet’in İlk Sabahı adlı kitaptır. Mutlaka ama mutlaka okuyun derim.

Evcil Hayvanlar Konuşabilseydi Bizi En Çok Ne İçin Eleştirirlerdi?

 

Evcil Hayvanlar Konuşabilseydi Bizi En Çok Ne İçin Eleştirirlerdi?


Bazı günler seninle dışarıda gezmek ve kendim gibi kedileri görmek istiyorum ama sürekli evde bulunmak canımı sıkıyor ve onun için sana kimi zamanlar hırçın davranıyorum. Beni sevmen hoşuma gidiyor, bir evim olması ve oraya ait olmak güzel bir his ama kimi zaman zevk almak için sürekli kafamı okşaman ve sürekli şarkı söylemen kafamı ağrıtıyor ve kimi zaman senden sıkılıyorum. Her gün mama koymandan bıktım. Biraz da kendi yediğiniz güzel yemeklerden koymanı istiyorum.


 Beni sevmek istiyorsun ama ben istemediğimde değil ben istediğimde sevmeni istiyorum. Kimi zaman elinden telefonu hiç düşürmüyorsun ve benim yemek saatimi unutuyorsun. Şu telefonu elinden artık bırak ve beni hatırla, ben de bir canlıyım, benim de duygularım var. Kimi zaman beni azarladığında üzülüyorum ve nedenini bir türlü anlayamıyorum. Çünkü benim sana zararım dokunmuyor aksine sana can yoldaşlığı yapıyorum. 


Ben sıradan biri değilim senin ev arkadaşın, en yakın dostunum. Lütfen bunu unutma ve benimle daha iyi ilgilen. Benim özgürlük alanıma karışma, kimi zaman tüm odalara girmek istiyorum ve tüm eşyaları merak ediyorum. Beni sevi, beni koru, sinirini d ebenden çıkarma. Kiminle sorunun varsa onunla çözmeye çalış.

Okuma Alışkanlığı Kazanmak İçin Neler Yapılmalı Konulu Konuşma

 

Okuma Alışkanlığı  Kazanmak İçin Neler Yapılmalı Konulu Konuşma


Okumak insanı geliştirir ve insana farklı bakış açıları kazandırır. Okuyan insan sorgulayan insan olur, empati kuran insan olur, kültürlü insan olur. Okuma alışkanlığını kazanmak ilk önce okumayı sevmek ve okuma merakını asla kaybetmemek gerekir.


Sevgili öğretmenim, değerli arkadaşlarım

Okuma alışkanlığı kazanmak için  kişi kendine küçük ve gerçekçi hedefler koymalıdır. Mesela ilk olarak sevdiğimiz kitap türlerinden okumaya başlayabiliriz ve ilk gün 15- 20 dakika şeklinde başlayan okuma süremiz ilerleyen zamanlarda günde bir saate, iki saate çıkabilir. Böylece okumayı yavaş yavaş alışkanlık haline getirebiliriz. Her gün kendimize bir okuma zamanı seçmeliyiz. Örneğin Her gün akşam yedi gibi okumaya başlayacağım gibi. Kitap okurken çevremizdeki dikkat çekici uyarıcıları da ortadan kaldırmak gerekir. Örneğin masamızda cep telefonu varsa onu hemen oradan kaldırmalıyız. Kitabı yatarak değil oturarak okursak daha dikkatli ve daha etkili bir okuma süreci olur. Yatarak okuduğumuz kitap uykumuzu getirebilir ve bizi gevşetebilir. Bunun için dikkatli olmak gerekir.


 Okuduğumuz kitapta bizi etkileyen alıntıları bir kenara not alabiliriz. Kitapta anlamını bilmediğimiz kelimeleri bir kenara not alıp anlamına bakarak ve not defterine yazarak kitabı daha iyi anlayarak okumuş oluruz. Mesela bin kitap gibi bir uygulamaya dahil olup okuduğumuz kitapları oraya kaydedersek kitap okuma isteğimiz artar ve her okuduğumuz kitabın sayısı arttıkça daha çok okumaya başlarız. Kendimizi evimize göre ister aydınlık bir ortamda okuyalım ister karanlık ama yeter ki okuyalım ve okuma alışkanlığını yaşam biçimi haline getirelim. Konu hakkında anlatacaklarım bunlardır. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Okulda En Sevdiğin Ders Hangisidir Konulu Konuşma

 

Okulda En Sevdiğin Ders Hangisidir Konulu Konuşma


Okulda en çok sevdiğim ders  matematik dersidir. Çünkü matematiğe küçüklükten beri ilgim var. Sayıları seviyorum, problem çözmeyi seviyorum.

Sevgili öğretmenim, değerli arkadaşlarım,


En sevdiğim dersin matematik olmasının nedeni şudur: Matematik  düşünmeyi ve problem çözmeyi öğreten bir derstir. Bir problemi çözdüğüm zaman kendimizi büyük bir iş başarmış gibi, zafere ulaşmış gibi hissediyorum. Sayılarla uğraşmak, işlem yapmak ve doğru sonuca ulaşmak bana mutluluk veriyor. Matematik ezber bir ders değildir. İşin mantığını anladığın zaman diğer problemler çorap söküğü gibi ardı ardına çözülüyor ve çok mutlu oluyorum. Bu ders sayesinde daha dikkatli oluyorum, sabırlı bir insan oluyorum. 


Günlük hayatımda da matematiğin bana faydası oluyor. Mesela alışveriş yaparken nerede, neye, ne kadar para harcayacağımı hesaplıyorum ve ona göre dikkatli oluyorum. Saate bakarken matematiği kullanıyorum. Okula ne zaman gideceğimi, ne zaman çıkacağımı saat sayesinde biliyorum. Çünkü bunu da bana matematik dersi sağlamaktadır. Annem yemek yaparken ona  yardım ediyorum. Mesela bir keke kaç yumurta kırılacağı, kaç su bardağı un katılacağı vb. hepsi matematikle ilgilidir.  Kısacası matematik hayatımın her alanında vardır ve olmaya da devam edecektir. Konu hakkında anlatacaklarım bunlardır. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Seni En Çok Mutlu Eden Şeyler Nelerdir Konulu Konuşma

 

Seni En Çok Mutlu Eden Şeyler Nelerdir Konulu Konuşma


Her insanın sevdiği şey kendi ilgi alanına göre, yaşadığı çevreye göre vb. değişebilir.


Sevgili öğretmenim, değerli arkadaşlarım


Beni en çok mutlu eden şey ailemin yanında olmasıdır. En zor anlarımda ve en mutlu anlarımda hep onlar yanımdaydı. Onları çok seviyorum. Onlar yemek yemek, pikniğe gitmek, Ramazan ayında oruç tutup birlikte sahura kalkmak ve iftar açmak beni çok mutlu ediyor. Mahalledeki komşu çocukları ile çok iyi arkadaşız. Onlarla oynamak, birlikte eğlenmek beni mutlu eder. Sevdiğim spor olan futbola gitmek, bağlama çalmak, sevdiğim kitapları okumak bana mutluluk verir.


Sevgili öğretmenim,

Ödevlerimi zamanında yapıp öğretmenime teslim ettiğim zaman, öğretmenimin benim gözlerimin içine bakıp bana aferin dediği zaman beni mutlu eder. Çok sevdiğim bir çikolatayı arkadaşlarımla paylaştığım zaman, soka hayvanlarına mama verdiğim zaman, yaşlı teyzeleri karşıdan karşıya geçirirken çok ama çok mutlu olurum. Yeni bir kıyafet giymek, yeni arkadaşlarla tanışmak, dedemlere köye gitmek, halamlarla satranç oynamak beni mutlu eder.


 Doğaya çıkıp yürümek, yaz geldiğinde denizde yüzmek ve sahilde voleybol oynamak çok eğlenceli olur. Maddi durumu olmayan insanlara yardım etmek, fedakarlık etmek beni çok ama çok mutlu eder. Konu hakkında anlatacaklarım bunlardır. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Bir Hafta Sonraki Türkçe Dersine Kadar Dijital Araçları Kullanmadan Bir Gün Geçirmeye Çalışınız Ve Deneyimlerinizi Defterinize Not Ediniz.

 

Bir Hafta Sonraki Türkçe Dersine Kadar Dijital Araçları Kullanmadan Bir Gün Geçirmeye Çalışınız Ve Deneyimlerinizi Defterinize Not Ediniz.


Bir hafta dijital araçlar olmadan geçirdiğim bir haftamı sizlerle paylaşacağım.


Sevgili Öğretmenim, kıymetli arkadaşlarım,

Sabah uyandığımda ilk kez telefonun  saatini ayarlamadan kendiliğimden uyanmayı başardım. Çünkü akşamdan erken kalkmak gerektiğini zihnime defalarca söylemiştim. Kalktığımda her sabah ilk yaptığım şey telefonuma bakmak olurdu. Telefona baktığım zaman  elden bırakılması da kolay olmadığı için bir on , on beş dakikam telefonda geçerdi ama bu defa öyle olmadı. Telefonum olmadığı için ilk başta çok gergin olmaya başladım, evdekilerle gereksiz tartışmalara girdim ve sinirlerim bozuldu. Akşama kadar ne yapacağım, vakit nasıl geçecek diye söylenmeye başladım ve can sıkıntım giderek artmaya başladı. Sonra resim alanında iyi olduğum aklıma geldi ve hemen bir resim yapmaya başladım. 


Evimizin balkonundan dışarıdaki arabaların , evlerin ve ağaçların resmini çizmeye başladım. Zaman kısıtlamam olmadığı için rahat rahat resim çizdim ve sonra onları bir güzel boyadım. Harika bir resim olmuştu herkes çok beğendi. Sonra yine telefonumu özledim ama bir hafta telefonum olmayacağını bildiğim için bu beklentiyi kafamdan silip attım ve hemen dışarı çıktım. Sokakta mahalleden arkadaşlarımla futbol, saklambaç, yakan top oynadık. Akşama kadar oynadık, gezdik, güldük ve coştuk da coştuk. 


Sevgili öğretmenim, Daha sonraki günlerde aileme ev işlerinde yardımcı olmaya başladım. Mesela makineyi doldurmak ve boşaltmak çok zevkli bir şeymiş bunu anladım. Çamaşırları balkondaki ipe  serdim. Daha sonra legolarımdan kocaman evler, arabalar ve değişik şekilde oyuncaklar yaptım ve sonra onları vitrine koydum. Çok güzel göründüler. Daha sonra babamla bahçeye çıkıp bahçe işlerine yardım ettim. Çok yoruldum, çok terledim ve canavar gibi acıktım. Sonra annemin yaptığı harika yemekleri yedik. Zaman derdim olmadığı için kafamı yastığıma koyup bir saat kadar uyudum ve uyandığımda annemin yaptığı ıhlamur çayından içtik. Daha sonra evdeki dolapta bekleyen elli kadar kitabımın beni beklediğini fark ettim ve hemen kitaplara sarıldım ve bir haftada ister inanın ister inanmayın tam tamına yirmi beş tane kitap okudum ve okumak harika bir duyguydu, okumanın güzelliklerini fark etmiştim. 


Hayal gücüm gelişmişti, konuşmam bir haftada daha düzgün hale gelmişti ve insanlarla daha sosyal olmaya başlamıştım. Daha sonra origami yaptım ve değişik oyuncaklar ve şekiller yaptım kağıtlardan. Bir haftam çok verimli ve dolu dolu geçti. Bundan sonraki yaşamımda dijital araçları  ölçülü kullanacağım. Çünkü hayat gerçekten yaparak yaşayarak anlamlı oluyormuş. Sanal alem can sıkıcı ve insanı gergin birine dönüştürüyormuş. Şimdi doğa yürüyüşüne çıktım ve doğa ile iç içe olmak harikaymış. Konuşacaklarım bunlardır. Dinlediğiniz için çok teşekkür der hepinizi saygı ile selamlarım.

Yeni Bir Mahalleye Taşınalı Bir Ay Olduğunu Ve Hiçbir Mahalle Sakininin Sizi Henüz Fark Etmediğinizi Düşününüz. Bu Durum Hakkındaki Duygu Ve Düşüncelerinizle İlgili Bir Konuşma Yapınız.

 

Yeni Bir Mahalleye Taşınalı Bir Ay Olduğunu Ve Hiçbir Mahalle Sakininin Sizi Henüz Fark Etmediğinizi Düşününüz. Bu Durum Hakkındaki Duygu Ve Düşüncelerinizle İlgili Bir Konuşma Yapınız.


Yeni bir mahalleye taşınalı bir ay olduğu halde mahallede yaşayan mahalle sakinlerinin beni fark etmemeleri karşında şaşırırdım. Çünkü ha varmışım, ha yokmuşum gibi kendimi değersiz hissederdim. İnsanlara gereken değer verilmediğini düşünür ve burada hayatın nasıl geçeceği ile ilgili endişelerim olurdu ama hemen ümitsizliğe kapılmazdım. Belki de insanların kendi dertleri vardır, dışarı ile çok iletişim halinde değiller diye düşünürdüm. Çünkü  mahalle sakinleri geçmişte mahalleye gelmiş olan komşularına  samimi davrandıkları halde aynı samimiyeti bulamamış olmalılar diye düşünür ve bundan dolayı yeni gelen her kim olursa olsun hemen samimiyet kurmaya dikkat ediyor olmalılar derdim. Eski gelen komşular mahalledeki insanların güvenini zedelemiş olabilir. 


Sevgili öğretmenim, değerli arkadaşlarım,


Yine de her şeye rağmen iyimser düşünmeyi tercih ederdim ve  bu durumu bu mahallede yeni bir başlangıç yapma fırsatı olarak görürdüm.. İnsanların henüz beni tanımamış olmasının, aslında onlarla sıfırdan, tertemiz ilişkiler kurma şansı sunduğunu düşünüyorum. Elbette ki zaman zaman kendimi biraz dışarıda hissettiğim oluyor. Pencereden selamlaşanları izlerken “Keşke ben de bu samimiyetin bir parçası olsam” diye içimden geçirdiğim anlar olurdu ama aynı zamanda biliyorum ki her ilişki zamanla ve karşılıklı adımlarla gelişir. Belki ben de daha fazla dışarı çıkmalı, selam vermeli, kendimi tanıtmalı, bu mahalleye bir adım daha yaklaşmalıyım diye düşünürdüm ve mahalledeki insanlarla göz teması kurardım, onlara selam vermeye başlar ve yavaştan sohbeti başlatırdım.


 Böylece üzüntüm geçer zaman içinde de yeni komşularım olurdu, yeni ilişkiler olurdu ve samimi bir mahalle ortamı olurdu. Böylece kendimi yalnız hissetmez ve bir mahalleye ait olmanın duygusu ile mutlu olurdum. Kaynaşma başlardı, sosyal ilişkiler olurdu ve benim de kaygılarım zaman içinde yok olur giderdi. Konu hakkındaki düşüncelerim bunlardır. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum, hepinizi selamlıyorum.