Cumhuriyet Bayramı’nda Unutulmaz Bir Gün

 

Cumhuriyet Bayramı’nda Unutulmaz Bir Gün

 

29 Ekim sabahı, güneş sanki Türk milletinin bayramını kutlamak istercesine pırıl pırıl doğmuştu. Elif, erkenden uyandı ve heyecanla pencereden dışarı baktı. Çünkü hava yağmurlu olursa endişeye kapılırdı ve bu anlamlı bayram yağmurlu havada güzel geçmeyebilirdi. Çok şükür ki hava mis gibiydi. Sokaklar Türk bayrakları ve Atatürk bayraklarıyla süslenmiş, rengârenk balonlar gökyüzünü şenlendirmişti. Her yerde büyük bir coşku vardı. Çünkü bugün Cumhuriyet Bayramı’ydı! Elif, kırmızı beyaz kıyafetlerini giyerek  annesi ve babasıyla birlikte okulun yolunu tuttu. Okulun bahçesi bayraklarla donatılmış, öğrenciler ellerinde Türk bayraklarıyla sıralanmıştı. Öğretmenler öğrencilerini gülümseyerek karşılıyor, okul müdürü törenin son hazırlıklarını yapıyordu. Herkesin yüzünde aynı mutluluk, kalbinde aynı gurur vardı. Bugün Cumhuriyete şahitlik etme zamanı,  egemenliğin tadını doyasıya çıkarma zamanıydı. Tıpkı Elif2in özgüce anne ve babası ile kendi okuluna gitmesi gibi.

 

 Elif ve aileis tören yerine vardılar. Tören, İstiklâl Marşı’nın okunmasıyla başladı. Ardından okul müdürü  Erdem Bey kürsüye çıkarak Cumhuriyet’in önemini anlatan bir konuşma yaptı. Sonra şehrin valisi ve belediye başkanı da söz alarak Cumhuriyet’in ülkemize kazandırdığı değerlerden bahsettiler. Konuşmalarda en çok vurgulanan iki kelime egemenlik ve özgürlük oldu. Çünkü Cumhuriyet, halkın kendi geleceği hakkında söz sahibi olması, yani halkın iradesinin yönetimde yer bulması demekti.Elif ve arkadaşları günlerdir hazırladıkları gösteriyi sunmak için sahneye çıktılar. Kimi Cumhuriyet hakkında şiirler okudu, kimi halk oyunları oynadı. Minik öğrencilerin ellerindeki bayrakları sallayarak söyledikleri şarkılar herkesi duygulandırdı. Ardından düzenlenen konserde marşlar söylendi, meydan alkışlarla yankılandı. Gökyüzündeki renkli balonlar yükselirken çocukların sevinci bütün şehre yayıldı.

 

Elif, gösteriden sonra annesinin ve babasının yanına koştu. Annesi gözleri dolarak kızına sarıldı. Babası ise gururla, “Bugün burada özgürce şarkılar söyleyebiliyorsak bunu bize armağan eden kahramanlarımızı unutmamalıyız,” dedi.Elif başını kaldırıp okulun en yüksek yerinde dalgalanan Türk bayrağına baktı. Bayrağın hemen yanında Mustafa Kemal Atatürk’ün portresi vardı. Bir an düşündü: Atatürk ve silah arkadaşları, milletimizin bağımsızlığı için ne büyük mücadeleler vermişti! Cumhuriyet’i kurarak gelecek nesillere aydınlık bir yol açmışlardı.

 

O sırada öğretmeni yanına geldi ve sordu:

“Peki Elif, sence Cumhuriyet’i yaşatmak için biz ne yapmalıyız?”

Elif hiç düşünmeden cevap verdi:

“Çok çalışmalı, birbirimize saygı göstermeli, ülkemizi sevmeli ve özgürlüğümüzün değerini bilmeliyiz! Öğretmenim bilim ve fen yolunda ilerlemeliyiz. Mustafa Kemal’i örnek almalıyız ve onun gibi çalışkan, vatansever ve cumhuriyet düşkünü olmalıyız.

 

Öğretmeni gülümseyerek başını salladı. Elif artık Cumhuriyet’in yalnızca bayramlarda kutlanan bir gün olmadığını anlamıştı. Cumhuriyet; okulunda öğrenmek, düşüncelerini özgürce söylemek, hayallerinin peşinden gitmek ve geleceğe umutla bakmaktı. Günün sonunda Elif, ailesiyle birlikte bayraklarla süslenmiş meydanda yürüdü. Herkes hep bir ağızdan “Yaşasın Cumhuriyet!” diye haykırıyordu. O an Elif’in kalbinde tarifsiz bir gurur büyüdü.

Gökyüzünde dalgalanan bayraklara bakarak içinden bir söz verdi:

“Cumhuriyet’imizi koruyacak, Atatürk’ün açtığı yolda ilerleyecek ve bu güzel vatanı gelecek nesillere gururla emanet edeceğim!”

O gün Elif, Cumhuriyet’in yalnızca geçmişten kalan bir miras değil, geleceğe taşınması gereken en değerli emanet olduğunu öğrendi.

0 Comments:

Yorum Gönder

Deneme