Kompozisyon Örnekleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kompozisyon Örnekleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Küpe Girmeden Sirke Olunmaz Atasözü İle İlgili Kompozisyon

 

Küpe Girmeden Sirke Olunmaz Atasözü İle İlgili Kompozisyon

 

Kendisini, özelliklerini tam olarak bilmeyen, buna karşılık kendisini herkesten üstün gören, kibirli kişiler herhangi bir bir işte gerekli bilgiye tam olarak sahip olmadan, deneyim kazanmadan iyi bir noktaya ulaşmak isterler. Oysa bazı mevkileri elde etmek için çok çalışmak, biraz eziyet çekmek gerekir. Yani sabır ve istikrarla zorlu yolları geçmek gerekir. Bunun için de atalarımız küpe girmeden sirke olunmaz sözünü kullanmıştır.

 

Sevgili  Öğretmenim, değerli arkadaşlarım

Kimi insanlar kendilerini tanımadan, faydalı oldukları ya da yararlı oldukları yönü bilmeden her şeyi biliyorum havasında gezinip durular. Oysa herhangi bir bilgi ve beceriye sahip olmayan kişiler bir de kibirli olurlar ve kendilerini diğer insanlardan daha yukarılarda görür böyle kimseler. Hemen yüksek bir makamda olayım, iyi yerlere geleyim, iyi maaş alayım derler. Oysa çalışmadan, emek etmeden, alın teri dökmeden yükselmek isteyen bu tip insanalar büyük hayal kırıklığı yaşarlar. Çünkü makam, mal ve mülk ancak çalışarak, kendi emeğinle mücadele ederek kazanılır.

 

Zorluklar karşısında yılmadan, bıkmadan, usanmadan çalışan kimseler iyi bir yerlere kendi gücü ile gelir. Yani belli bir zaman geçmesi gerekir. Kişinin sebat göstermesi gerekir ve durmadan ilerlemeye, çalışmaya, yorulmaya devam etmesi gerekir. Ancak bu şekilde güzel yerlere gelinir ve kimseye muhtaç olmadan, kimseden torpil almadan başarı elde edilir. Bu atasözünden anladıklarım ve anlatacaklarım bunlardır. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

İyi Söz Yılanı İninden Kötü Söz İnsanı Dininden Çıkarır Atasözü İle İlgili Kompozisyon

 

İyi Söz Yılanı İninden, Kötü Söz İnsanı Dininden Çıkarır Atasözü İle İlgili Kompozisyon

 

İnsanların duyguları ve düşünceleri karşısındaki kişinin iyi veya kötü sözleriyle şekillenir. Gönül alıcı, kalp kırmayan, okşayıcı sözlerle karşımızdaki kötü niyetli insanları bile doğru yola getirebiliriz ve onları yumuşatabiliriz. Sert ve kalp kıran sözler ise kişiyi sinirlendirir ve ölçüsüz davranışlara yönlendirir. Bu durumda kötü söz söylenen kişi çok öfkelendiği için öfkesine hakim olamaz ve gelenek, görenek, din, ahlak demez karşısındaki kişiye hak ettiği şekilde karşılık verir. Hem de misliyle. 


Bunun için kimsenin sabrını denememek, insanlara kötü kelimeler kullanmamak gerekir. Yoksa beklenmedik bir tepki ile karşılaşmak zorunda kalırsınız. Ne söylediğimiz değil nasıl söylediğimiz önemlidir. Söylenmek istenen şey kibarca anlatılmalıdır. Bağırarak, hakaretler ederek anlatırsak karşımızdaki kişi de boş durmayacaktır elbette. O da ağzına geleni bize söyleyecek ve böylece çirkin bir iletişim ortamı ortaya çıkmış olacaktır. 


Bu kötü durum da insanların arasının daha da kötü olmasına neden olacak, küslükler olacak, kin olacak, intikam olacaktır. Bundan dolayı atalarımız; İyi söz yılanı ininden; kötü söz insanı dininden çıkarır demiştir. Kötü olmayalım, yumuşak huylu ve ahlaklı olalım ve ahlak çerçevesinde nezaketi elden bırakmayalım.

Beni Görmek Demek, Behemal Yüzümü Görmek Demek Değildir. Benim Fikirlerimi, Benim Duygularımı Anlıyorsanız ve Hissediyorsanız Bu Yeterlidir.

 

 

Beni Görmek Demek, Behemal Yüzümü Görmek Demek Değildir. Benim Fikirlerimi, Benim Duygularımı Anlıyorsanız ve Hissediyorsanız Bu Yeterlidir.


 Mustafa Kemal Atatürk yaptığı büyük yeniliklerle ülkemizi en iyi yerlere getirmek için hayatı boyunca mücadele etmiş ve vatan ve millet sevdasından asla vazgeçmemiştir. Onun hayatta hiç çocuğu olmamıştır ama onun en büyük eseri Türkiye Cumhuriyeti’dir. Çünkü o milletine aşk ile bağlı olan büyük komutan, deha ve ileri görüşlü fikir adamıdır. Nutuk adlı eserinde  “Beni görmek demek, behemehal yüzümü görmek değildir.


 Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir. “ demiştir. Mustafa Kemal’in yüzünü elbette görmek isteyen insanlar çoktur ama onun yüzünü görmek yerine onun fikirlerini yaşatmak, onun eserine sahip çıkmak en büyük sorumluluklarımızdan biri olmalıdır. Cumhuriyete, cumhuriyetin değerlerine, milli ve manevi değerlerimize sahip çıkmalıyız. Bilim ve fen yolunda ilerlemeli ve Türkiye Cumhuriyeti’ni uygar ülkeler seviyesine çıkarmalıyız. Bilim yolunda, ilim yolunda okuyan gençler yetiştirmeliyiz ve bizden küçük olanlara da yaptıklarımız başarılı işler  ile örnek olmalıyız. Bilim ve ilim yuvaları açmalıyız. Ülkemizi askeri alanda, idari alanda, eğitim alanında en iyi yerlere getirmeliyiz. 


Mustafa Kemal’i anlamak demek onun emanetine sahip çıkmak demektir. Her alanda ülkemizi geliştirmek demektir. Eğitime, öğretime önem vermek, sanata değer vermek demektir.  Mustafa Kemal’i anlamak ve görmek demek, okuma yazma oranının artması, çocuklarımızın aydın birer gençlere dönüşmesi ve başarıları ile  diğer milletlere örnek olması demektir. Adaletin, dürüstlüğün, güvenin insanlarımızın kalbine yerleşmesi demektir. Ülkemizi geliştirecek ve ilerletecek her türlü güneşli günlerin gelmesi demektir.

Adalet Dilenmekle ve Başkalarına Kendini Acındırmakla Ulus İşleri, Devlet İşleri Görülemez; Ulusun ve Devletin Onuru ve Bağımsızlığı Güven Altına Alınamaz Kompozisyon

 

 Adalet Dilenmekle ve Başkalarına Kendini Acındırmakla Ulus İşleri, Devlet İşleri Görülemez; Ulusun ve Devletin Onuru ve Bağımsızlığı Güven Altına Alınamaz Kompozisyon


Bir ülke başka ülkelerin ekonomik gücüne ve zenginliğine boyun eğmemelidir. Her şeyden önce kendi ayakları üzerinde güçlü durmalı ve dünyanın en gelişmiş ülkesi haline gelmeye çalışmalıdır. Bunun için de vatandaşlarını cahil olmaktan kurtarıp bilim ve teknoloji yolunda ilerletmeye çalışmalıdır. Burada da devlet yöneticilerine büyük görevler düşer. Büyük devlet adamı, daha kişilik Mustafa Kemal Atatürk ““Adalet dilenmekle ve başkalarına kendini acındırmakla ulus işleri, devlet işleri görülemez; ulusun ve devletin onuru ve bağımsızlığı güven altına alınamaz.” demiştir.


 Başka ülkelerden para beklemek, yardım dilenmek  onurlu bir millete yaklaşmaz. Başka ülkelerden adalet dilenmek yerine kendimizi daha çok geliştirmeli ve milletimizi Çağdaş Ülkeler seviyesine çıkarmalıyız. Paramızı daha değerli hale getirmeliyiz, ana dilimizi daha da zenginleştirmeli ve dünya dilleri arasında yerini aşılması için daha çok çalışmalı, alın teri dökmeli ve zorluklarla mücadele etmeliyiz. Bir ülke zengin ve güçlü olmak için kendi içindeki cevherleri ortaya çıkarmalıdır. Kendi ülkesinde yetişen bilim adamlarını beyin göçü olarak vermemeli, aksine başka ülkelerden beyin göçü alarak güçlü bir ülke haline gelmelidir.


 Kendimizi, ülkemizi acındırmak biz sadece küçük düşürür ve onurumuz ayaklar altına alır. Bunun için her yönden diğer ülkelere örnek olmalıyız ve ekonomik refahı yüksek, kişi başına düşen gelir oranı fazla bir ülkeye dönüşmeliyiz. Böylece kimseden adalet dilenmek zorunda kalınmaz ve kimsenin merhametine muhtaç kalınmaz.

Bana İyi Analar Veriniz, Size İyi Vatandaşlar Vereyim Sözü İle İlgili Kompozisyon

 

Bana İyi Analar Veriniz, Size İyi Vatandaşlar Vereyim Sözü İle İlgili Kompozisyon


Anneler dünyayı değiştirilecek kudrete sahip, yüreğinde evlat sevgisi eksik olmayan ve evlatlarını koşulsuz seven en güzel, en kıymetli varlıklardır. Onlar insanlığa yön veren, insanlığın gelişimine katkı sağlayan ve insanı insan yapan ve biz evlatlarına merhameti öğreten, sevgiyi öğreten nadide çiçeklerdir. Onlar bizlere örnek davranışlar sergilerse biz de ileride onlar gibi kaliteli, eğitimli ve güzel ahlaklı oluruz.


 Bana iyi analar veriniz, size iyi vatandaşlar vereyim der Napoleon Bonaparte . Çünkü eğitimli, güzel ahlaklı, erdemli annelerin elinde yetişen çocuklar örnek insan, örnek devlet adamı, örnek öğretmen, örnek hakim ya da örnek çoban olacaktır. Önemli olan mesleğinin ne olduğu değil vatansever, dürüst insanların yetişeceğidir. İyi analar iyi evlatlar yetiştirir ve o iyi evlatlar da geleceğimize yön veriri ve dünya daha yaşanılası, daha adil ve daha eşitlikçi bir yere dönüşür ve insan insana sevgi ile yaklaşır. 


İyi anaların olduğu dünya iyi evlatlar kazandırır ve bu da herkes için iyi olur, güzel olur. İyi analar iyi vatandaşlar yetiştirir ve bu da daha güzel işlerin ortaya çıkmasını sağlar ve sevgi dolu bir dünyada yaşamaya başlarız. 

İnsanların Ön Yargılı Davranmalarının Sebepleri Neler Olabilir? Araştırınız.

 

İnsanların Ön Yargılı Davranmalarının Sebepleri Neler Olabilir? Araştırınız.


 Ön yargı bir kişi ya da bir şey hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan bir değer yargısı geliştirmek ya da taşımak anlamına gelir. Yani tanımadığımız, özelliklerini bilmediğimiz insan hakkında kesin yargılara kapılırız ve   o kişi ya da kişiler hakkında yanlış izlenimler edinebiliriz. Bu da bizi  hoşgörüsüz bir insana dönüştürür.

İnsanların ön yargılı olmalarının nedenleri şunlardır:

* Yetiştiği ortam. İnsan içinde bulunduğu çevreden etkilenir. Oranın kültürel değerlerinden, yaşam tarzından, insanlara bakış açısından etkilenir ve o da içinde yaşadığı kişiler gibi  başka insanalar karşı ön yargılı olur ve katı bir tutum sergiler.

* Sevgi ve empati kurma becerisinden yoksun yetiştirilme biçimi

*Kişinin kendisini başkasından üstün görme düşüncesi

*  Belirsizliği azaltma: Belirsizlik durumlarında insanlar, önyargı geliştirerek dünyayı daha anlaşılır hale getirmeye çalışabilir.

*Herhangi bir gruba üye olma durumu: İnsanlar, bir grup üyesi oldukları zaman diğer gruplara karşı olumsuz düşünebilir ve önyargı geliştirebilir.

*Kalıpyargılar:  Kalıpyargılar ne yazık ki önyargılara zemin hazırlar ve otomatik olarak ortaya çıktığı için değiştirmesi oldukça zordur.

*Sosyokültürel faktörler: Toplum içinde yaşayan bireylerin yaşam alanlarındaki gruplar, etnik kökenler ve bunlara bakış açıları, farklı düşünce tarzları ve kişilerin yaşam şekilleri gibi pek çok çevresel faktör aslında önyargılar için çok belirleyicidir. 


*Engellenme: Psikanalistlere göre özellikle de çocuk yaşlardaki engellenmeler çeşitli duygusal gerilimler ortaya çıkarır ve bunlara bağlı olarak ilerleyen zamanlarda karşılaşılan durumlarda bu duygusal gerilimler kendini önyargı olarak ortaya çıkarabilir.

*Kusurlu kişilik ve zayıf karaktere sahip olan insanlar da ön yargılı olur.

Sanat Denilince Aklınıza Neler Geliyor?

 


Sanat Denilince Aklınıza Neler Geliyor?


Yaratıcılığın ve hayal gücünün ifadesine sanat denilir. Sanat deyince aklıma edebiyat, resim, müzik, heykel, sinema, mimari, tiyatro aklıma geliyor. Çünkü bu kavramlar sanatı içinde barındıran ve sanatı gerçek yaşamda yaşatan kavramlardır. Sanat denilince aklıma incelik geliyor. Göze, kulağa hoş gelen şeyleri sanat olarak nitelendiririm. 


Örneğin; Bir tiyatroya gittiğimizde oradaki oyuncular bizi hem güldürür hem de düşündürürse işte onlar sanat yapmış olur. Böylece hem eğlenmiş oluruz hem de hayata dair güzel mesajlar almış oluruz. Sevdiğim bir sanatçının konserine gittiğimde onun sesi beni benden alır ve beni çok mutlu eder. Dinlediğim müzikler sayesinde kendime gelirim ve kendimi daha dinç ve daha neşeli hissederim. Bir edebi roman okuduğum zaman, bir sinemaya gittim zaman sanattan faydalanmış olurum ve sanatın güzelliklerine katılmış olurum. Sanat denilince aklıma gelen şeyler bunlardır. Sanat kavramı her insana göre farklı olabilir. Örneğin birine göre müzik, bir başkasına göre sinema, bir başkasına göre de müzik olur. Yani sanat kavramının ne olduğu kişiye göre göreceli olabilir.


Genel anlamıyla baktığımızda ise yukarıda saydığımız kavramların hepsi sanatın içine giren kavramlardır. Mustafa Kemal de sanata çok önem vermiş ve sanat ile ilgili şu sözü söylemiştir: Sanat güzelliğin ifadesidir Bu ifade sözle olursa şiir, nağme olursa musiki, resim ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltraşlık, bina ile olursa mimarlık olur.”

İlk Görüşte Hakkında Yanlış Düşüncelere Kapıldığınız İnsanlar Oldu Mu? Olduysa Düşüncelerinizdeki Değişikliği Arkadaşlarınızla Paylaşınız.

 

İlk  Görüşte Hakkında Yanlış Düşüncelere Kapıldığınız İnsanlar Oldu Mu? Olduysa Düşüncelerinizdeki Değişikliği Arkadaşlarınızla Paylaşınız.


İlk görüşte hakkında yanlış düşüncelere sahip olduğum çok insan olmuştur. O kişileri anlayıp dinlemeden nasıl bir insan olduklarını bilmeden onlar hakkında  olumsuz bir izlenime sahip olmuştum. Bir gün sınıfımıza yeni bir arkadaşımız gelmişti. Yeni geldiği için onu hiç sevmemiştim ve maddi durumları da çok iyi olduğu için kesin şımarıktır  ve merhametsiz bir insandır diye düşünmüştüm. Gelen arkadaşım beni zaman içinde çok şaşırmıştı. 


Bir gün yakın arkadaşlarımla otururken başka bir arkadaşımın hakkında dedikodu yapıyordum. Sınıfımıza yeni gelen arkadaşımız da konuştuklarımıza kulak misafiri olmuş ve yanımıza gelmişti ve bize şunları söylemişti: Sizin yanınızda olmayan bir insanın arkasından konuşmak korkaklık değil mi? Ayrıca bir arkadaş başka bir arkadaşını kötülememelidir. Bu yaptığınız doğru değil demişti. Ben ve diğer arkadaşlarım bu kız arkadaşımın konuşmaları karşısında sessiz kalmış ve çok utanmıştık. Oysa o sınıfımıza yeni geldiğinde ben onun hakkında ön yargılı olmuştum. Ayrıca günler geçtikçe yeni gelen arkadaşımın ne kadar yardımsever ve  merhametli bir insan olduğunu şu şekilde anlamıştım. 


Bir gün sınıfımızdaki bir arkadaşımızın okul kıyafeti yırtılmış ve ayakkabısı eskimişti. Maddi durumu çok iyi olan bu arkadaşım maddi durumu iyi olmayan arkadaşımıza destek olmuş ve ona yardım etmişti. Bundan sonra bir daha kimsenin hakkında ön yargılı olmayacağım ve insanları önce tanımaya çalışacağım.

Nankörlük İle İlgili Bilgilendirici Bir Metin Yazınız.

 

Nankörlük İle İlgili Bilgilendirici Bir Metin Yazınız.

 

İyilikbilmeze yaraşır davranışa nankör denilir. Nankör insanlar kendilerine yapılan iyilikleri bildikleri halde vefasız olurlar ve nankörlüklerine devam ederler.  Nankörlük; bize iyilik yapan insanların iyiliklerine karşı duyarsız kalma, minnettarlık göstermemedir. Bundan dolayı nankör insanlar  sevilip sayılmazlar ve bir dahaki sefere böyle kimselere gereksiz fedakarlıklar yapılmaz ve böyle kimselerin değeri de insanların gözünde kalmaz.

 

“Nankörlük, kötülüğün şeytanca zincirinin bir halkasıdır, kıskançlık ve yalancılık gibi tehlikelidir. İnsanlar nankörlüğü tümüyle yok etselerdi kötü olan çok şeyin önüne geçilebilirdi.” der  Galina Serebryakova. Bu kadar tehlikeli olan kötü davranıştan uzak durmalıyız ve bize iyilik eden, bize vefa gösteren insanların kıymetini bilmeliyiz ve biz de onlara elimizden gelen fedakarlıkları göstermeliyiz. Bizim iyiliğimizden anlamayan insanlara ise fazla anlam yüklememeliyiz. Böyle kimselere büyük iyiliklerde bulunmamalıyız. Nankör insanlar toplum tarafından sevilmezler ve böyle kimseler ile arkadaşlık, dostluk, komşuluk ilişkileri kurulmaz.

 

Nankörlük insanlar arasındaki güveni ortadan kaldırır ve insan ilişkileri zayıflar. Empati azalır. Nankörlük gören kişi mutsuz olur ve kendini kötü hisseder. Bir daha başka insanalar kolay kolay güvenmez ve kimse ile yakın olmak istemez. Nankörlükle başa  çıkmak için kendimizi başka insanların yerine koyarak empati yapmalıyız. Bize iyilik edenlere minnet duymalıyız ve onların büyük iyiliklerini görmemezlikten gelmemeliyiz. İnsanlarla aramızdaki iletişimi güçlendirmeliyiz.

Ramazan Bayramı İle İlgili Bir Gününüzü Yazınız.

 

Ramazan Bayramı İle İlgili Bir Gününüzü Yazınız.


Sabah erkenden kalktım. Önce babamla sabahın erken saatlerinde bayram namazı kılmaya gittik. Camiler dolup taşmıştı. Bugün bizim için farklı ve güzel bir gündü. Kardeşim ve ben otuz orucun hepsini de tutmuştuk. Bu bayramı hak etmiştik yani. Hem mutlu hem heyecanlıydım. Camiden çıkınca uzun bir sıra oluştu ve herkes birbiri ile tokalaştı. Daha sonra babamla eve geldik. Kardeşim ve annem ise kahvaltıyı hazırlamıştı. Annem günler öncesinden evleri temizlediği için evimiz mis gibi kokuyordu. 


Çaydanlıktan kaynayan suyun fokurdaması, kahvaltılıkların masaya konulması çok güzeldi. Anne ve babamın elini öptüm, kardeşimle sarıldım ve şekeri de aldıktan sonra ailece kahvaltımızı yaptık. Babam bize bayram harçlığı verdi ve çok mutlu olduk. Kahvaltıyı bitirdikten sonra dedemlere geçtik ve onların da bayramını kutladık. Dedem, amcam, yengemde bana para verdi. Bir sürü param olmuştu. Daha sonra oradan çıkıp bayram gezmelerine gittik. Gittiğimiz yerde, sarmalar, dolmalar, tatlılar ve içecekler vardı. Hepsinden az miktarda yedim. Oradaki çocuklarla oynadık, gülüştük, eğlendik. 


Daha sonra evimize geldik ve bize misafirler geldi. Annem de onlara yaptığı güzel yemeklerden ve tatlılardan ikram etti. Teyzelerim ve dayılarım şehir dışında olduğu için bize para göndermişler . Bunda da ayrı bir mutlu olduk. Bayram çok güzel ve dolu dolu geçti. Bayramlık kıyafetlerimizi ve ayakkabılarımızı herkes beğendi ve buna çok mutlu olduk. Daha sonra akşam oldu ve yorgunluktan uyuyakaldık.

Komşularımıza Karşı Nasıl Nazik Olabiliriz?

 

Komşularımıza Karşı Nasıl Nazik Olabiliriz?


 Sevgili Peygamber Efendimiz  Hz Muhammed Mustafa bir hadis-i şeriflerinde: “Cebrâil bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye edip durdu. Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım.”  demiştir. Yani komşularımızla iyi geçinmek gerektiğini, onlara karşı saygıda kusur etmememiz gerektiğini söylemiştir. İnsanın komşusu insana candır. 


Çünkü komşu ailedir, arkadaştır, kötü gün dostudur. Onun için komşularımızla iyi geçinmeliyiz ve onları kıracak kaba hareketlerden kaçınmalıyız. Komşularımızın bir ihtiyacı olduğunda onlara yardımcı olmalıyız. Hele hele bir de maddi durumu kötü olan komşumuz varsa onu dar gününde yalnız bırakmamalıyız ve yardım etmeliyiz. Yardımı ederken de onu kırmadan, ona karşı üstünlük taşımadan yardım etmeliyiz ve nezaket göstermeliyiz. Jest ve mimiklerimizle onların hoşuna gitmeyecek hareketler yapmamalıyız. Onların arkasından konuşmamalıyız ve onların arkasından kötü konuşan insanları da uyarmalıyız. Her zaman kibar olmalıyız, affedici olmalıyız. Komşularımız evimize geldiği zaman onlara ikramlarda bulunmalıyız, tebessüm etmeliyiz ve güzel konuşmalıyız. Tatlı dilli ve güler yüzlü olmalıyız. Onlara karşı samimi davranmalıyız. Dilimiz ve kalbimizi aynı şeyi söylemelidir. 


Samimi olmalıyız ama arada mesafeyi de korumalıyız. Bazen komşularımızla aramızda sorun olsa bile nezaketi elden asla bırakmamalıyız. Komşular olarak birbirimize güvenebilmeliyiz. Kıskanç davranışlarda bulunmamalıyız. Birlik, beraberlik ve dayanışma içinde olarak birbirimize yardımcı olmalıyız.

Sizce İyi Bir İnsanın Sahip Olması Gereken En Önemli Özellik Nedir? Niçin?

 

Sizce İyi Bir İnsanın Sahip Olması Gereken En Önemli Özellik  Nedir? Niçin?


İyi insan olmak için temiz bir kalbe sahip olmak gerekir. İyi insan aynı zamanda erdemli ve güzel ahlaklı olan, yüreğinde sevgi ve merhamet barındıran kimsedir. İyi insanlar dili ile kalbi bir olan, içinde kötülük barındırmayandır. İyi insanlar gösterişten uzak gerçekten özünde iyiliği isteyen, sevecen, hoşgörülü kimselerdir.


 Bana göre iyi bir insanın sahip olması gereken en önemli özellik adaletli olması, haksızlık karşısında susmamasıdır. Çünkü adaletli olunduğu zaman diğer erdemlerde kendiliğinden gelir. Oysa adaletten uzak olan kimsenin yüreğinde  sevgi olur, ne şefkat olur ne de empati kurma becerisi olur. Oysa adalet bunların çoğunu içine alır. Adalet olduğu zaman kimsenin hakkı gasp edilmemiş olur. Mazlum ve haklı olanın yanında olunur. bu da iyi insanlara olan güveni artırır ve insanların birbirine karşı sevgisi, saygısı ve hoşgörü de bu sayede daha çok artmaya başlar. 


İyilik büyük bir güçtür ve herkeste bulunmaz. Çünkü iyilik insan olma, empati kurma, merhametli olma, adaletli olma demektir. Doğru, dürüst ve güvenilir olmak demektir. Alçakgönüllü olan, affetmeyi bilendir. Bunların hepsi de çok değerlidir ama bana göre en önemlisi adaletli olma, doğru olanın yanında olmaktır. Ancak böyle iyi insan olabiliriz.

Yasaların Bittiği Yerde Zulüm Başlar Sözü İle Kompozisyon

 

Yasaların Bittiği Yerde Zulüm Başlar Sözü İle Kompozisyon


Adaletin olmadığı yerde ahlak olmaz, yasaların uyulmadığı yerde ise huzur olmaz. Yasalara yani kanunlara uyulmadığı zaman herkes kendi kurallarına göre hareket eder ve herkes kendi kafasından yargı dağıtmaya başlar. Hukuka uygun davranılmaz ve toplum içinde karmaşa ve kaos ortamı oluşturur. Yasaların bittiği yerde zulüm başlar çünkü güçlü ve zalim olan taraf güçsüz ve haklı olan tarafın hakkını çiğner ve kendi kafasına göre hareket eder. 


Böylece adalete olan, hukuka olan kısacası devlete olan güven sarsılır ve güçsüz olan da kendi hakkını aramaya başlar. Güçlü ve güçsüz arasındaki çatışmadan kazançlı çıkacak olan ise güçlü olan olacaktır. Bu durumda bu kimseler haklarını aramaya çalışan, adalet  peşinde olan, eşitlik peşine olan mazlum ve masum insanlara her türlü kötülüğü yapacak ve her türlü hileye başvurarak onların haklarını elinden almaya çalışacaktır. Böylece zulüm başlayacak, insani değerler hiçe sayılacak ve haklı olan değil güçlü olan kazanacak ve toplum düzeni yerle bir olacaktır. Bunların olmaması için yasalara uyulmalı ve toplum düzeni sağlanmalıdır.


 Fatih Sultan Mehmet'in şu sözü de çok anlamlıdır: “Aklı öldürürsen, Ahlak da ölür. Akıl ve Ahlak öldüğünde, millet bölünür. Kadı'yı satın aldığın gün Adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün: Devlet de ölür.” Yasalar karşısında hakimler, savcılar tarafsız olmalı, hukuk bir kişinin tekelinde bulunmamalıdır. Ancak o zaman adalet daim olur, kanunlara adam akıllı uyulur. Yoksa düzen bozulur ve devletin otoritesi de sarsılır. Bu da yıkımı beraberinde getirir.

 

Başarılı Olmak İçin Önce Kendimizi Tanımalı ve Baltamızı Bilemeliyiz Sözü İle İlgili Kompozisyon

 

Başarılı Olmak İçin Önce Kendimizi Tanımalı ve Baltamızı Bilemeliyiz Sözü İle İlgili Kompozisyon

 

Başarılı olan insanların çoğuna baktığımızda bu başarının şans eseri olmadığını, alın teri ve emeğin sonucu olduğunu görebiliriz. Başarılı olan insanların en önemli özelliği ise hangi alana yatkın olduğunu bilmeleri ve o alandaki merakını gidermek için var gücü ile çalışmaları ve azim ve sabır ile başlattığı mücadelesini sonuna kadar götürmeleridir. Başarılı olmak isteyen insan yanlışlarından ders çıkarır ve aynı hataları tekrar etmemeye çalışır.

 

İnsan başarılı olmak için ilk olarak kendini tanımalıdır. Hangi alanda yetenekli olduğunu, hangi alanda yeteneksiz olduğunu bilmeli ve buna göre kendisine bir yol haritası hazırlamalıdır. Mesela hiçbir yeteneği olmadığı bir alanda boş yere zaman harcamak kişiyi başarıya ulaştırmayabilir. Oysa kendimizi iyi tanırsak, neleri iyi yapabileceğimizi bilirsek, eksikliklerimizi tamamlayarak kendimizi yontmasını bilirsek çok güzel işler ortaya çıkarabiliriz.  Yani kendimize karşı da tarafsız bir tutum içinde olmalı yanlı davranmamalıyız. Kendi hatalarımızın farkında olmalıyız. Kendimizi de mükemmel bir insan olarak görmemeliyiz. Yanlış olan davranışlarımıza çeki düzen vermeliyiz, hangi alanda yeterli değilse o alan üzerine gitmeli ve daha başarılı olmak için var gücümüzle çalışmaya, zorlu yolları geçmeye ve başarı yolculuğuna çıkmaya devam etmeliyiz.

 

 İşte bunları yaptığımız zaman hem kendi gelişimimize katkı sağlayacağız, hem kendimizi yontacağız ve hem de  hayata dört elle sarılarak yaşama heyecanını kaybetmeyeceğiz ve başarının verdiği mutluluk hayatımızın diğer alanlarına da olumlu yönde etki edecektir.

 

Not: Baltayı  bilemek deyimi ise şu anlama gelir: Kendimize zaman ayırıp, yaşamımızı objektif bir bakışla gözden geçirmektir. Zayıf bulduğumuz alanlarımızı geliştirmek için çaba göstermektir. Bu zihnimizin, ruhumuzun karakterimizin güçlenmesi için olmazsa olmaz bir koşuldur.

Ne İlim Vardır Ki Olsun Sonu; Ne İnsan Vardır Ki Olmasın Kusuru Sözü İle İlgili Kompozisyon

 

Ne İlim Vardır Ki Olsun Sonu; Ne İnsan Vardır Ki Olmasın Kusuru Sözü İle İlgili Kompozisyon

Ne ilim vardır ki olsun sonu; ne insan vardır ki olmasın kusuru der Piri Reis. İlim öğrenmek, kişinin kendisini geliştirmesine, kendisini daha iyi tanımasına ve  ilerlemesine katkı sağlar. İlmin sonu yoktur. Hayatımız boyunca da çalışmaya devam etsek, okumaya devam etsek buna ömür yetmez. Çünkü ilim çok geniş bir kavramdır. Onun için  öğrenmeye elbette devam etmeliyiz ama yeter artık ilim öğrenmek bitti, her şeyi öğrendim diyemeyiz. 


Çünkü hiç kimseyi her şeyi öğrenemez. Çünkü ilim sonsuzdur ve onunla ilgili her şeyi öğrenemeyiz. Hiçbir insan da kusursuz değildir. Kusur insana özgüdür. Onun için kusursuz insan aramaya çalışmamalıyız. Önce aynaya bakıp en kusurlu olanın kendimiz olduğunun bilinci ile hareket edersek işte o zaman başka insanlarda  da fazla kusur bulmaya çalışmayız. Ne demiş Aşık Veysel; “Madem ki görüyorsunuz, o vakit hoş görün.”  Yani insanlarda kusur aramayın. O kusuru hoş görün. Çünkü insan hatasız bir varlık değildir. İnsan hataları ile  bütün olan, hatalarından ders çıkaran kimsedir. Her insanın da kusuru vardır ve var olmaya da devam edecektir.. Bunu bilirsek daha hoşgörülü oluruz, insanları hemen yargılamayız ve insanları olduğu kabul ederiz.


 Böylece de insanlar ile iletişimimiz daha iyi olur ve kendimizi daha bilge insan olma yolunda geliştirmeye devam ederiz. Dücane Cündioğlu şöyle der: "Düşünme yetkinleştiğinde şikayeti bırakır." Yani kişi gerçek anlamda düşünmeye başladığında onda bunda kusur bulmaz, ondan bundan şikayet etmez ve kendi yoluna bakar. Onun için kusur gören gözlerimizi kör etmeliyiz ve kusursuz insan diye bir şey olmadığının da farkında olmalıyız.

Hastaları Ziyaret Etmek Niçin Önemlidir?

 

Hastaları Ziyaret Etmek Niçin Önemlidir?


 Her zaman sağlıklı olamayız.  Hastalık genç ya da yaşlılık  demez. Her an insanoğlunun başına bir şey gelebilir. Onun için her şeye hazırlıklı olmalıyız. Hasta insanlar en çok sevgiye ve ilgiye muhtaç olurlar. Onlar yakınlarındaki komşularını, eş ve dostlarını isterler. Onun için hasta insanları yalnız bırakmamak gerekir. Onları ziyaret etmeliyiz. 


Çünkü hastaları ziyaret ettiğimiz zaman onlara bir güzel bakışımız, merhametli yaklaşım tarzımız  ile güç veririz ve onların kendilerini iyi hissetmelerini sağlarız. Bizden gördükleri sıcaklık ve samimiyet sayesinde kendilerinde güç bulabilirler ve daha kısa zamanda iyileşebilirler. Bunun için hastaları mutlaka ziyaret etmeliyiz ve onları yalnız bırakmamalıyız. Hasta bir mü'mini ziyaret etmek Peygamberimizin (s.a.s) sünnetidir.  Sevgili Peygamber Efendimiz Hz Muhammed Mustafa  da hastaları ziyaret eder, mü'minlere de hasta ziyaretini tavsiye ederdi. 


Hasta bir mü'mini ziyaret eden kişi hem hastaya moral vermiş olur, hem de kendisi sevap kazanır. Bundan dolayı elimizden geldiğince çevremizde hasta olan yaşlı teyzelerimizi, amcalarımızı ziyaret etmeliyiz. Ziyarete giderken de elimize ufak bir hediye almalı ve onların gönüllerini hoş tutmalıyız. Böylece hem daha iyi bir insan olmuş oluruz hem de empati kurma  becerimizi daha iyi gelişir.

“Çağrılan Yere Git, Ar Eyleme; Çağrılmadığın Yere Gidip Yerini Dar Eyleme.” Sözü İle Kompozisyon

 

“Çağrılan Yere Git, Ar Eyleme; Çağrılmadığın Yere Gidip Yerini Dar Eyleme.” Sözü İle Kompozisyon


Toplum içerisindeki sosyal ilişkiler oldukça önemlidir. Bu nedenle yapılan davetlere çok önemli bir neden yoksa gitmek gerekir. Çünkü nezaket gereği çağrılan yere gitmek kişiyi daha değerli ve hatır gönül bilen kişi yapar. Çağrılan yere giden kimse  inceliğini göstermiş olur. Geleneğimize göre bir kişi çağrılmadığı yere giderse bu terbiyesizlik ve yüzsüzlük olarak yorumlanır.


 Bundan dolayı çağrılmayan yere asla gidilmemelidir. Çağrılmadığın yere gitmek pişkin insanların huyudur. Arsızlığından giderler ve böyle kimseler daveti yapan kişiler tarafından da değer görmezler ve  görmezden gelinirler. Çünkü çağrılmayan yere giden kişiye değer verilmemiştir. Eğer gerçekten değerli biri olsaydınız o davete mutlaka çağrılırdınız. Bunun için de atalarımız çağrılan yere git, ar eyleme; çağrılmayan yere gidip yerini dar eyleme demişlerdir. Asalında bu atasözünde insanın kendisine değer vermesi gerektiği  mesajı da vardır. Bir insan kendisini seviyor ve kendine değer veriyorsa çağrılmayan yere asla gitmemelidir.


Yani haddini bilmeli, kendini  toplum içinde küçük düşürmemelidir. Çağrılan yere gitmemek ise kibirli davranmaktır ve kibar olmamaktır. Tüm bunlara dikkat etmek gerekir. İşte o zaman daha bilinçli, daha nezaketli ve daha değerli biri olursunuz.

Hayatınızdaki En Büyük Başarınız Nedir? Başarılarını Örnek Aldığınız Kişiler Kimlerdir?

 

Hayatınızdaki En Büyük Başarınız Nedir? Başarılarını Örnek Aldığınız Kişiler Kimlerdir?


Ortaokul öğrencisi olduğum için hayatımda öyle çok büyük başarılarım olmadı ama  yine de kendimce başarılı olduğum şeyler oldu. Okulumuzda bir kitap yarışması düzenlenmişti. Kitabın adı Sadako ve Bin Turna Kuşu'dur.. Bu kitabı ilk okuduğumda gözümden yaşlar gelmişti. 


Amerika Birleşik Devletleri'nin Japonya'nın Hiroşima'ya attığı atom bombasının üzerinden yıllar geçse bile insanlarda olumsuz etkilere neden olduğunu, Sadako adlı bir küçük kızın bu bombanın etkisi yüzünden lösemiye yakalandığını ve öldüğünü okudum. Bin Turna Kuşu yaparak kurtulacağını umut eden Sadako turna kuşunu bine tamamlayamadan ölmüştü. Bu kitabı en ince ayrıntısına kadar günlerce okudum ve yarışmada birinci olmak istedim. Okulumuzda birinci olana tablet verilecekti. 


Çok çalıştım ve başardım. Toplam yirmi sorunun yirmisine de cevap vermiştim ve okulda kitap yarışmasını birincilikle tamamlayan tek öğrenciydim. Bu anımı hiçbir zaman unutmayacağım. Bu benim en büyük başarım olmuştur. Kendime örnek aldığım başarılı insanlar da vardır. Bunların en önemlileri Aziz Sancar ve Uğur Şahin'dir. Onların dünya çapında büyük başarılar imza atması, çalışkan olmaları, mücadeleci olmaları beni her zaman etkilemiştir. İleride onlar gibi büyük bir bilim insanı olmak istiyorum. Ayrıca kendi çağımda bir köşe yazarı olmak istiyorum.

Sağlıklı Yaşam İle İlgili Kompozisyon

 

Sağlıklı  Yaşam İle İlgili Kompozisyon


Dünyada en büyük hazine sağlıklı bir bedene ve sağlı bir ruha sahip olmaktır. Sağlıklı bir yaşam sürmek için de geçerli olan en temel etken yediğimiz, içtiğimiz şeylere dikkat etmektir. Yediğimiz içtiğimiz şeylerin organik olmasına dikkat etmeliyiz. Hazır pakete girmiş gıdalar insanların sağlığını bozmaktadır.  Buna dikkat etmeliyiz.


 Marketten aldığımız yiyeceklerin içinde zararlı yağlar vardır. Paketlerin üzerinde içindekiler bölümüne baktığımızda  yabancı kelimeler görürüz ve bu kelimelerin ne olduğunu araştırmadan ha bire yemeye , sağlığımızla oynamaya devam ederiz. Sağlığımızın elden gitmemesi için her şeye dikkat etmeliyiz. Sadece yeme içme değil aynı zamanda spor yapılmalıdır. Spor yaparken de abartılmamalıdır. Her şeyin fazlası da zararlıdır, azı da zararlıdır. Önemli olan ideal olanıdır. Örneğin; Haftada üç dört gün birer saat aralıklar yürümeli, ya da hangi sporu seviyorsak, hangi egzersizi seviyorsak onu yapmalıyız. 


Vücudumuzu, kaslarımızı korumalıyız. Yaşlılıkta daha rahat etmek için, daha sağlıklı bir yaşam sürmek için şimdiden hazırlık yapmalıyız. Ne yerseniz osunuz diye bir söz vardır. Sağlıklı yaşamda sağlıklı şeyleri yersek güçlü oluruz, mutlu oluruz. Sağlıksız şeyleri yersek ise güçsüz oluruz, obez oluruz, mutsuz oluruz ve sağlığımız elden gider.  Tencere yemeklerini tercih etmeliyiz, yeşillik bolca tüketmeliyiz ve sağlımızı korumalıyız.

İnsanın Tarihini Bilmesi Neden Önemlidir?

 

İnsanın Tarihini Bilmesi Neden Önemlidir?


Tarih; ülkeleri, ulusları, toplumları, kuruluşları etkileyen eylemlerden doğan olayları zaman ve yer göstererek anlatan, bu olaylar arasındaki nedensel bağları, bunların daha önceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri, her ulusun kurduğu uygarlıkları, ulusların kendi iç sorunlarını vb. inceleyen bilim dalıdır. İnsanın tarihini bilmesi onun geçmişi hakkında neler yaşandığını öğrenmesi demektir. İnsanın tarihini bilmesi çok önemlidir.


 Tarihini bilmeyen bir toplum geçmişteki hatalardan ders çıkaramaz ve ders çıkarmadığı için de o toplumda hiçbir ilerleme ve gelişme yaşanmaz. Onun için tarihimizi iyi bilmeli ve ona sahip çıkılmalıdır. Tarihimizi bilmek;  eleştirel düşünme, problem çözme ve analiz etme gibi becerilerimizi geliştirir. Bu beceriler, daha iyi bir gelecek inşa etmek için gereklidir. Tarih, bizi daha iyi bir insan ve daha iyi bir toplum haline getirir. Tarih öğrenmek, bize ortak bir geçmişe sahip olduğumuzu hatırlatır ve toplum içindeki diğer bireylerle kaynaşmamızı sağlar. Bir zorluk anında milli birlik, beraberlik ve dayanışma içinde olmamızı sağlar ve toplumsal birlikteliği güçlendirir. Tarihimizi bilmek;  toplumsal farkındalığımızı artırır ve daha adil bir dünya için mücadele etmemizi sağlar.


Tarih öğrenmek, geleceğimizi şekillendirmek için gerekli olan bilgilere ve becerilere sahip olmamızı sağlar. Tarih öğrenmek, bizi daha iyi bir insan ve daha iyi bir toplum haline getirir. İşte tüm bunlar için tarih öğrenmeli, farkındalık düzeyimizi geliştirmeli, geçmişle bağımızı asla koparmamalıyız. Böylece daha bilinçli gençler oluruz, milli kültürümüze, gelenek ve göreneklerimize daha iyi sahip çıkarız ve milli benliğimizi kaybetmeyiz.