Kompozisyon Örnekleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kompozisyon Örnekleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

“Adam Ahbabından Bellidir.” Atasözü İle İlgili Kompozisyon Yazınız.

“Adam Ahbabından Bellidir.” Atasözü İle İlgili Kompozisyon Yazınız.

İnsan yalnız kalmayı sevmeyen bir canlıdır. Başkaları ile arkadaş olmak ister, dostluk ilişkileri kurmak ister ve böylece sosyal bir varlık olur. Her ne kadar başkaları ile arkadaşlık kurmayı sevse de insanoğlu gezdiği kişilerin, dostluk kurduğu kişilerin kimler olduğuna da dikkat etmelidir. Çünkü kiminle gezersek, kiminle iletişim halinde daha çok olursak bir zaman sonra ya o bize benzemeye başlar, ya da biz ona benzemeye başlarız.


Yani kişi ahbabından belli olur atasözü ile atalarımız şunu demek istemiştir: Kişi arkadaşından belli olur. Kötü bir arkadaşla geziyorsak ve kendimizde kötülüğe meyilli biriysek bizde onun gibi kötü oluruz ve kendimize kötü alışkanlıklar ediniriz. İyi bir arkadaşa sahipsek ve bizim de içimiz iyi olmaya niyetli ise iyi bir insan oluruz ve birbirimize faydalı oluruz. Mevlana’nın arkadaşlığın önemi ile ilgili bu atasözüne yakışır şöyle bir sözü vardır: “ Kiminle gezdiğinize, kiminle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin. Çünkü; bülbül güle ,karga çöplüğe götürür.” der. Yani insan kendine iyi bir arkadaş seçmeli ve  güzel alışkanlıklar kazandıran kişileri arkadaş edinmelidir. Eğitimli, güzel ahlaklı , içinde şefkat ve merhamet duygusu olan bir arkadaşınız sizi güzelliklere götürür.


Eğitimsiz, cahil, her türlü kötü alışkanlığı yaşam şekli haline getirmiş, kaba, ağzından küfür eksik olmayan kişide sizi kendine benzetir ve siz de onun gibi toplum tarafından örnek alınmayan ve sevilmeyen bir insana dönüşürsünüz. Onun için kimle gezdiğimize dikkat etmeliyiz ve kendimize güzel ahlaklı insanlar bularak onlarla arkadaşlık kurmalıyız.


10 Tane Özdeyiş ve Anlamlarını Kısaca Açıklayınız.

 10 Tane Özdeyiş ve Anlamlarını Kısaca Açıklayınız.


* “Affetmek ve unutmak, iyi insanların intikamıdır.” (SCHİLLER): İyi insanlar içinde kötülük barındırmadığı için, sinsilik olmadığı için kendisine yapılan kötülükleri çabuk affederler ve unuturlar. Çünkü böyle insanlar kin tutmazlar. İyi insanlar asil kimseler oldukları için, kötülükle beslenmedikleri için, kötülükten zevk almadıkları için onların ruhu hep temiz kalır ve hoşgörülü kimseler olur.

* “Aklın ve ilmin üç büyük düşmanı vardır: Kötülük, bilgisizlik ve tembellik.” HAECKEL: Aklın ve ilmin düşmanı bilgisizliktir. Bilgisiz olan kişi cahil olur ve değişime kapalı olur. Değişmek için en ufak bir çaba harcamaz cahilliği ile yaşamaya devam eder. Kötü olan insan ise yaptığı kötülük yüzünden kimse tarafından sevilmez ve attığı sinsilik okları kötü insanın kendine geri döner. Tembellik ise insanoğluna yakışmayan bir şeydir. Tembel insanlar ne kendilerine nede içinde yaşadığı topluma faydası olan, içi boş kimseler olur ve hazır yiyiciler olarak asalak bir şekilde hayatlarına devam ederler. Oysa insan iyi olduğu zaman, bilgili olduğu zaman, çalışkan olduğu zaman hayata katılır, mutlu olur ve insana yakışan şeyleri de yapmış olur.

 

* “Arkadaşını yalnızken ikaz et, başkalarının yanında öv.” PUBLIUS CYRUS: En çok yaptığımız hatalardan birini de sevdiğimiz insanların hatasını başkalarının yanında söylemektir. Özellikle e arkadaşlarımıza bunu yaparız ve sanki diğer kimselere hava atmış oluruz. Millete ahkam keseriz. İyi bir insan arkadaşını, değer verdiği dostunu başkalarının yanında uyarmaz. Onu bir köşeye çeker ve yanlışını baş başa kaldıklarında söyler. Bu yapıldığı zaman gerçek arkadaşlık olur zaten diğer türlüsü şovdan ibarettir.


* “Akıllı olmak da bir şey değil, mühim olan o aklı yerinde kullanmaktır.” DESCARTES: İnsanın akıllı olması güzeldir ama insan aklını kullanmadığı zaman, kendine ve başkalarına faydalı olmadığı zaman o aklın hiçbir anlamı olmaz. Çünkü kullanılmayan aklı bir süre sonra çürümeye başlar ve aşırı konfor sahibi olmak da kişinin aklının gerilemesine neden olur. Önemli olan aklımızı kullanmak ve faydalı olan, insanlığa katkı sağlayan işlerin peşinde koşmaktır aklı iyi kullanmak.

* “Ana ailenin güneşidir.” Bir ailede o olmazsa orada büyüyen çocuklar gölgede kalmış meyveler gibi olgunlaşmazlar. PESTALOZZI:  Anne bir ailenin her şeyidir. Evi çekip toparlayan, çocuklarına sevgi gösteren, saygı gösteren, onları sıcacık sevgisi ile besleyen ve tüm içtenliğini onlara verebilen anneler ailenin güneşi gibi olurlar. Ailede anne olmadığı zaman o aile karanlık bir ülke gibi olur ve içi boş bir ruhsuz ortam ortaya çıkar. Oysa anneler bir ailenin en temel direğidir. Anne olmadığı zaman orada yetişen masum çocuklar da olgunlaşamazlar, kendilerini iyi yetiştiremezler ve hep bir yanları ömür boyu eksik kalır. Onun için anne her şeydir. Anne candır.


* "Alışkanlıklar bırakılmazlarsa, zamanla ihtiyaç haline gelirler." ST. AGUSTİNE: Alışkanlıkların olumlu olmasına dikkat etmeliyiz. Öğrendiğimiz kötü bir alışkanlık bırakılmadığı takdirde zamanla gereksinim haline dönüşür ve ondan vazgeçemeyiz. Onun için iyi alışkanlıklar edinmeliyiz.

* "Allah, dolu ellere değil, temiz ellere bakar." P.SYRUS: Önemli olan çok zengin olmak değildir. Önemli olan bir işi alnının teri ile yapmak, evine helal ekmek götürmek, çocuklarına örnek bir birey olmaktır. Çünkü Allah bir elin doluluğuna değil o elin temiz olup olmadığına hırsızlık yapıp yapmadığına, yalan söyleyip söylemediğine vb bakar. Yani bir insanın dürüst olmasına bakar.

* "Başarı, cesaretin çocuğudur." BENJAMİN DİSRAELİ: Başarılı olmak için bazı riskleri de göze almak yani cesur olmak gerekir. Ya kaybedersem mantığı ile hiçbir işe giremezsek o zaman zaten başarısız bir hayat sürmeye devam ederiz. Başarılı olmak için cesur olmak gerekir ve çok çalışmak gerekir. Bunlar yapıldığı zaman başarı da kendiliğinden ortaya çıkacaktır.


 

* "Başkalarının hürriyetlerini tanımayanlar, hürriyete layık değildir." ABRAHAM LINCOLN: Başkalarının özgürlüğüne saygı duymayanlar özgürlüğü hak etmezler. Kendimiz özgürsek başkalarının özgürlüğü içinde mücadele etmeliyiz ve herkesin özgürce bir yaşam sürmesine katkı sağlamalıyız.

 

*" Bir insanın tek başına mutlu olması, utanılacak bir şeydir." ALBERT CAMUS: Bu sözde bencilliğe dikkat çekilmiştir. Tek başına yaşamaktan mutlu olan insanlar başkaları ile bir şeylerini paylaşmaktan mahrum olan, bencilliği içinde mutlu olmaya devam eden kimselerdir. Bir insan tek başına mutluysa ve bencilliğini seviyorsa bundan utanmalıdır:

 

 

 

 

 

 

 

 

Aile İçi Şiddet Konulu Kompozisyon Yazınız.

 Aile İçi Şiddet Konulu Kompozisyon Yazınız.


Yaşamın hemen her alanında karşımıza çıkan şiddet bitmek bir yana her gün daha da artmaya devam etmektedir. Çocuğa şiddet, kadınlara şiddet, yaşlılara şiddet şeklinde ve şiddetin her türlüsü.. İnsan ruh sağlığını, mutluluğunu altüst eden şiddet hoşgörüsüzlüğün, sevgisizliğin, insan olma yetisinin de henüz kazanılmadığının göstergesidir. Şiddet yüzünden yüzlerce, binlerce,  hatta milyonlarca insan yaşamını kaybetmiş, engelli olmuş, travmalar yaşayarak aklını kaybetmiştir. Kapalı kapılar ardında olan aile içi şiddet aile içindeki bireyleri olumsuz etkiler. Babanın anneye şiddeti, annenin babaya, anne ve  ve babanın çocuklara şiddeti toplum yapısında büyük kırılmalara yol açar ve  ruh sağlığı yerinde olmayan bireyler ortaya çıkar.

 Aile içi şiddet günümüzde çoğunlukla erkek tarafından kadına uygulanan şiddet olarak görülmektedir. Erkek tarafından kadına yönelik şiddet; kadının istemediği halde ev işlerine zorlanması, aile ve arkadaşlarıyla görüşmesine izin verilmemesi, okuma ve çalışma hakkının elinden alınması, alaya ve hakarete maruz kalması, aşağılanması , dışlanması, kadınlığı üzerinden küfürler edilmesi vb. çerçevesinde düşünülebilir. Erkekler fiziksel olarak daha güçlü olduğu için kadına her türlü şeyi yapabilirim mantığı içine girip kadını korkutmakta, cezalandırmakta, güç gösterisi yapmaktadır. Kadına olan sevgisizlik, ilgisizlik ve şiddet kadının sosyal hayattan kopmasına neden olmakta ve kadında çeşitli sağlık problemlerinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Kadına uygulanan şiddetin nedenleri şunlardır:  Cinsiyet ayrımcılığı, eğitim eksikliği, eşlerin erken yaşta evlenmeye zorlanması, kötü alışkanlıklar, töreler, gelenekler, maddi sorunlar, karşılıklı sevgi, saygının olmayışı, göçler, toplumda yanlış bilinen fakat uygulanmaya devam eden inançlar vb.

Şiddete uğrayan kadın ne yazık ki çocuklarına karşı sorumluluklarını da yerine getirememekte ve o çocuklarda büyüdüğü zaman ailesine benzeyecek tıpkı babası gibi davranmaya başlayacaklardır. Yani şiddet, şiddeti doğuracak ve kısır döngü devam edecektir. Şiddetin uzun süreli olduğu durumlarda ise güven duygusunda sarsılmalar, çaresizlik ve umutsuzluk hisleri, kontrolün kaybedildiği duygusu, kendini suçlama ve özsaygıda düşüş görülecektir. Şiddete uğrayan kadınların kimi eşlerinden ayrılabilirken kimisi ise ekonomik bağımsızlığını eline almadığı için o şiddete göz yummaya devam etmekte ve ne  yazık ki insanlık dışı işkencelere maruz kalmaktadır. Bazen aileler de kızlarına evlendin artık gelinliğinle gittin kefeninle o gittiğin evden çıkacaksın diyerek kendi kızlarına psikolojik baskı yaparak kızın itiraz etme hakkını, mutlu olmak hakkını daha en başta elinden almış olmaktadır. Böyle olduğu zaman da mutsuz aileler, mutsuz çocuklar, mutsuz anneler ortaya çıkacak ve toplumda büyük sarsılmalar başlayacaktır.

Aile içi şiddetin önlenmesi için şu gibi önlemler alınmalıdır: Aile içi şiddetin önlenmesi için erkeklere yönelik programlar yapılmalı ve neden şiddete başvurdukları, neden şiddete meyilli oldukları araştırılmalıdır ve gerekli önlemler alınmaya başlanmalıdır. Annelerin erkek çocuklarını nasıl yetiştireceğine yönelik seminerler verilmeli ve bilinçli anne ve baba adayları yetiştirilmelidir.

 Kadınların normal ve sağlıklı yaşam hakkına sahip olabilmesi için birey, toplum ve devlet  bu eylemi bir suç olarak görmeli, bu suça teşebbüs edenlerin cezalandırılması ve kadınların güvenlik içinde yaşamaları için kadınlara her türlü destek verilmelidir. Gerekli olduğu takdirde ailedeki her bir bireye psikolojik anlamda destek sağlanmalıdır.

"Hayvana Şiddete Hayır!" Konulu Kompozisyon Hazırlayınız.

 “Hayvana Şiddete Hayır!” Konulu Kompozisyon Hazırlayınız.


İnsanın sinsi planları karşısında ne yapacağını bilemeyen, savunmasına bile izin verilmeyen hayvanlar, masum canlılar ve insandan bile daha vefalı, daha insan olan canlılardır köpekler, kediler ve diğer canlılar. Onlara karşı yapılan zulüm ne yazık ki insanlarda insanlık duygusunun kalmadığının kanıtıdır. İnsan olan, içinde merhamet ve şefkat duygusu olan kimse değil bir canlıya el kaldırma bunu aklından dahi geçirmez. Oysa hayvanlara yapılan zalimliğe birkaç gün önce internette yayınlanan video olarak şahit olduk ve ciğerlerimiz yandı, aklımızı kaybedecek gibi olduk ve neye uğradığımız şaşırdık.

Ülkemizin Mevlana kenti olan ve ne yazık ki böyle bir kente yakışmayan görüntülere şahit olduk. Konya’da belediye işçilerinin köpeklerin başına kürekle vurup onları bayıltması, öldürmesi insanın tüylerini ürpertti. Ülke olarak buna isyan ettik ve baş kaldırdık. Ülkemizin birçok kanalında yayınlanan görüntüler sadece hayvan severleri değil insan olan herkesi üzdü ve herkesi derinden yaraladı. Her ne kadar bunu yapan görevlilere ceza verilecek olsa da olan olmuştur ve acıyı çeken o zavallı hayvan eziyete uğramıştır. Buna dur demenin zamanı geldi. Hayvanlara yapılan her türlü şiddete karşı en ağır yaptırımlar uygulanmalı ve bu konuda asla hoşgörülü olunmamalı, canilere gereken ceza verilmeli ve kendilerini o hayvanların yerine konması sağlanmalıdır. Çünkü bu caniler empati kurmadan yoksun kimselerdir. Köpeğe o eziyeti eden ve kılı bile kıpırdamayan bu kimselerden her türlü şey beklenir ve bu kimseler insanları hayli hayli öldürür.

 Onun için milletçe birlik olalım ve hayvanları koruyalım, onlara zarar vermeyelim, onlar da bu dünyanın bir parçası, doğanın ekolojik dengesinin tamamlayıcıdır. Lütfen hayvana şiddete hayır diyelim ve sesimizi sokaklara dökülerek bu caniliği protesto edelim. Unutmayın ki Allah’ın yarattığı her canlı değerlidir. Efendimiz Hz. Muhammed de bu konu ile ilgili şunu söylemiştir: Hayvana eziyet edene lanet olsun.” diyerek hayvan sevgisini ifade etmiş ve hayvana eziyet edenleri lanetlemiştir. Kedileri torbanın içine koyarak ölüme terk etmek, kuşlara kafeslere kapatarak özgürlüğünden alıkoymak, diğer hayvanlara zehirli su vererek öldürmek  Müslümanım diyen bir kişiye, insanım diyen bir kişiye asla yakışmayacak davranışlardır. Gerçek anlamda insan olan, İslam dinini bilen insan bunları zaten yapmaz ve yapanları da uyarır.

“Kış Mevsiminin İnsan Ruhuna Etkileri” Konulu Kompozisyon Yazınız.

 “Kış Mevsiminin İnsan Ruhuna Etkileri” Konulu Kompozisyon Yazınız.

 

Havaların soğumasının daha da artması ile yağmurlar yerini yavaş yavaş sulu kara bırakmaya başladı. Önce sulu kar yağdı sonra da yere düşünce hemen erimeyen karlar yağmaya başlayarak kış mevsimine merhaba dedik. Kış mevsimi diğer mevsimlerden daha farklı bir mevsimdir. Elbette her mevsimin kendine özgü güzellikleri vardır ama kış mevsiminin ise hem güzellikleri hem de insan yaşamını zorlayıcı koşulları daha fazladır.

Yağan karların havaların soğumaya başlaması ile donarak yollarda kaygan zeminlere dönüşmesi ve bu kaygan zeminlerin de kazalara neden olması, çocukların okula giderken düşmesi, evsiz kimselerin soğukta kalarak zor bir yaşam şartlarının başlaması kış mevsiminin ruhumuza olan olumsuz etkilerindedir. Her ne kadar kış mevsiminin olumsuz etkileri olsa da bunlara karşı önlem alındığı zaman kış mevsimi hayatı kolaylaştıran bir mevsime dönüşebilir. Kış mevsiminde sobası olanlar sobasını kurar ve akşam olunca evlerin bacalarından çıkan dumanlar insanın içini ısıtır ve insanlar bir evi olduğu için içini bir mutluluk sarar ve kişi eski kışlara özlem duyar.

Her ne kadar şimdi çoğu evde doğalgaz yansa da sobalı evlerin ve o evlerin içindeki samimiyeti, sıcaklığın yeri bir başkadır benim için. Sobaya atılan patatesler, soba fırınında yapılan balıklar, kestaneler kış mevsiminin o soğuk etkisini bir nebze de olsa alır. Kışın mahalle kültürü daha da aktif olur. Komşular akşam olunca akşam oturmasına giderler ve birlik, beraberlik ve dayanışma günleri başlar bu zamanlarda. Kim evinde çörek yaparsa o kişi komşusuna da verir ve özellikle de yoksul olan komşulara herkes üzerine düşen sorumlulukları yapar ve o yoksulların da mutlu olması sağlanır. Kar yağdığı zaman çocuklar bağıra çağıra sevinç çığlıkları içinde dışarı koşar ve kardan adam yaparlar, kar topu oynarlar, kızakta kayarlar ve elleri buz kesilene kadar dışarda oynamaya devam ederler. O oyunun çocukların ruhunda oluşturduğu birlik, beraberlik onları daha da mutlu eder.

Karların yağması ve dağların beyaz bir gelinlik giymiş gibi bir görüntüye kavuşması insan ruhunda derin izler bırakır. Kar yağması ile havanın temizlenmesi, mikropların ölmesi salgın hastalıkların yayılmasını da azaltır. Derelerin, nehirlerin, göllerin su ile dolması ve bahar mevsimine hazırlığın başlaması kış sayesinde olur. İşe giden insanlar dışarıdan evlerine geldikleri zaman mutlu olurlar ve mutlu aile sofraları kurulur, havanın ne kadar da soğuk olduğu konuşulur ve evi olan insanlar evi olduğu şükürler eder.

Evi barkı olmayan kimselere de devlet baba el uzatır ve onlar için de gecekondular yapılır ve devlet baba üzerine düşen sorumluluğu yerine getirerek yoksul olan canlara yardım eder. Kış mevsimi bende  kitap okuma alışkanlığımı daha da artırır. Fazla dışarı çıkma imkanım olmadığı için bir kış boyu kitaplarım ile iç içe olurum ve müthiş bir okuma zevki doğar içimde. Kış mevsiminin ruhumuza etkileri bunlardır diyebilirim.

"Ne yaparsan Yap, Nasıl Yaşarsan Yaşa Ama Gülebilmek İçin Birini Ağlatma Ve Çıkarların İçin Hiç Kimseyi Satma." Sözü İle Kompozisyon Yazınız.

 “Ne yaparsan Yap, Nasıl Yaşarsan Yaşa Ama Gülebilmek İçin Birini Ağlatma Ve Çıkarların İçin Hiç Kimseyi Satma.” Sözü İle Kompozisyon Yazınız.

 

Her insanın yaşayış tarzı vardır ve  bu kişiden kişiye göre değişir. Önemli olan insan gibi yaşayabilmek ve insan olma özelliğini kaybetmemektir. Ne yaparsan yap, nasıl yaşarsan yaşa ama eğlenmek için, gülmek için birilerinin acıları ile dalga geçme, birilerini ağlatarak mutlu olmaya çalışma çünkü bu insan olmadığının ve insana ait güzelliklerin sende olmadığının gösterir.

İnsanların acısından haz olmak,  onların duyguları ile dalga geçmek ve yaşadığı kötü durumlara sinsice sevinmek senin acizliğini gösterir aslında. Çünkü sensin kötü olan ve sensin içindeki kötülükle beslenen. İçinizdeki o kötü canavarı salıverin ve insan olmak için, başkalarının acılarına gülmek yerine o acıya üzülmeyi tercih edin. Çıkarları için, üç kuruşluk dünya malı için onurunu ayaklar altına alan, kişiliği oturmamış kimselerden olmayın. Böyle kimselerden olduğunuz zaman hayatınız farklı bir yöne kayar ve o kayan yönde size güzel şeyler getirmez. Ah almayın, acılara gülmeyin, çıkarlar için , dünya malı için kendinizi heba etmeyin. İnsan olarak yaşamak için onurlu olmak, dik bir duruş sergilemek gerekir. Tolstoy’un bu sözü ile ilgili şu cümlesi çok önemlidir:” Acı duyabiliyorsan canlısın, başkasının acısını duyabiliyorsan insansın.” İşte bunu yaptığımız zaman iyi bir insan, vicdanlı bir insan olmuş oluruz. Oysa insanlar birbirilerinin kuyusunu kazmaya çalışmakta, arkadan birbirlerinin sırtına bıçak saplamaya devam etmektedir.

 Gülmek için başkasını kullanma, çıkarların için kendini küçük ve aciz duruma düşürme. Bunları yaptığın zaman değerli olursun, birey olursun ve toplum nezdinde her zaman saygı görürsün. Yeter ki insan olarak kalmaya devam et ve içindeki güzellikleri keşfetmeye ve ortaya çıkarmaya bak işte o zaman değerli olursun. Başkalarının acıları sana mutluluk getirmez sadece anlık aptalca zevk yaşamaya devam edersin ve bu da seni insan olmaktan uzaklaştırır.

Atatürk’ün Spor İle İlgili 5 Sözü ve Bu Sözlerin Anlamlarının Kısaca Açıklaması

 Atatürk’ün Spor İle İlgili Sözleri ve Bu Sözlerin Anlamlarının Açıklaması


1) Spor yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüğü sayılmaz. İdrak ve ahlâk da bu işe yardım eder. Zekâ ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler , zekâ kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar. Ben Sporcunun zeki çevik aynı zamanda ahlâklısını severim:  Spor yapmak sadece bedenen güçlü olmak demek değildir. Elbette bedenen güçlü olmak, sağlıklı olmak insan yaşamı için önemlidir ama sporcuda olması geren en önemli şey güzel ahlaktır, zekadır ve olayları iyi anlama kabiliyetidir. Spor yapan kişi aklını da iyi kullanır ve sağlıklı düşünür ve bedenin gücü zekaya da yansır.  Güçlü bir zekaya ve güzel ahlaka sahip olan kimseler  zorluklarla başa çıkabilen, kendini idare edebilen, disiplinli kimselerdir. Sporcuda aranan en önemli özelliklerden biri de zeki olması ve ahlaklı olmasıdır.

 

2. Türk milleti anadan doğma sporcudur. Henüz yürümeye başlayan köy çocuklarını bile harman yerinde güreşirken görürsünüz. Ata en çok , ve iyi binen yalnız Türk erkekleri değildir. Türk kadını da bu işi iyi bilir: Milletimizin güzel insanları çalışkan ve sporu seven kimselerdir. Çünkü spor bizim milletimizin kanına işlemiştir. Küçücük çocuklar harman yerinde güreşerek spor yapar ve buna mutlu olur, atı en iyi kullanan ve atı en çok seven de bizim milletimizin değerli fertleridir. Kadını ve erkeği ayırt etmeden bizler sporu çok seven ve hareket halinde olmayı çok seven milletin çocuklarıyız.

 

3. Türk sosyal bünyesinde spor düzenlemekle vazifeli olanlar, Türk çocuklarının spor hayatını yüceltmeyi düşünürken sadece gösteriş için herhangi bir yarışmada kazanmak azmiyle spor yaptırmazlar. Esas olan bütün yaştaki Türkler için beden eğitimi ve terbiyesini sağlamaktır: Amaç çocukları spor yaşamına iyi hazırlamaktır. Spor gösteriş için yapılan bir faaliyet olmamalıdır. Önemli olan tüm yaştaki çocukların spor ahlakını da edinmesidir. Böyle olduğu zaman gerçek anlamda spor yapılmış olur.

4. Dünya spor hayatı ve spor dünyası çok mühimdir Bu kadar mühim olan spor hayatı, bizim için daha mühimdir: Nasıl ki spor yapmak dünyadaki başka ülkeler için önemliyse bizim ülkemiz için de spor yapmak önemli bir faaliyettir.

 

5.Yurt savunması bakımından bu derece ehemmiyetli olan izcilik, ferdi ve milli eğitim bakımından da o nispette önemlidir:  Spor faaliyetlerinden biri de izcilik faaliyetidir. Gençlerin sosyal yaşamında önemli bir yeri olan izcilik faaliyetlerine ara verilmeden devam edilmelidir. İzcilik, pek çok kişiyi doğada hayatta kalma eğitimi sağlayarak zorlu şartlara hazırlık yaptırıyor. Doğada yaşanacak herhangi bir durumda kişilerin hayatta kalmasına yardımcı olacak bilgiler veriyor. Dünyada 1907 yılında, korgeneral Robert tarafından Britanya'da kurulmuştur. herkes tarafından yapılabilen ve hiç bir şekilde din ve ırk ayrımı yapılmayan bir eylemdir. Özellikle doğayı sevmek, insanlara değer vermek, her ortama uyum sağlayabilmek izcilerin en temel kuralları arasında yer alıyor İşte bu güzel olumlu yanlarından dolayı Atatürk de izciliğe çok önem vermiş ve sporun yapılması gerektiğini söylemiştir. 

 

6.Her çeşit spor faaliyetini Türk gençliğinin milli terbiyesinin ana unsurlarından saymak lâzımdır. Bu işte hükümetin şimdiye kadar olduğundan daha çok ciddi ve dikkatli davranması , Türk gençliğinin spor bakımından da milli heyecan içinde , itina ile yetiştirilmesi önemli tutulmalıdır: Gençlerimizi her türlü spor faaliyetine yönlendirilmeli ve onların kendilerini geliştirmesi sağlanmalıdır. Spor aynı zamanda insanları heyecanlandıran ve insanı amaca götüren güzel bir eylemdir.

 

 

 

 

 

Günümüzde Komşuluk İlişkileri Konulu Kompozisyon Yazınız.

 Günümüzde Komşuluk İlişkileri Konulu Kompozisyon Yazınız.


Komşuluk ilişkilerinin sevgi, saygı ve güven bağı ile bağlı olması gerekir. İnsan sosyal bir varlık olduğu için komşuları ile konuşmak, dertleşmek ister. İyi komşu insana güven verir, insan ilişkilerinin daha iyi olmasını sağlar. Kötü komşu ise başa türlü belalar açabilir. Komşuluk ilişkilerinin günümüzdeki durumuna göz atacak olursak şunları söyleyebiliriz:

Mahalle kültürü artık azaldığı için günümüzde komşuluk ilişkileri de sınırlı olmaya başlamıştır. Komşu komşunun külüne muhtaçtır  atasözünün de yeni komşuluk ilişkilerinde artık bir anlamı kalmamaya başlamıştır.  Göç hareketleri, kentleşme, büyük kentlerin değişen mimari yapısı mahalle kültürü ile  komşuluk ilişkileri kökten değişti. Günümüzdeki komşuluk ilişkilerinde samimiyet yoktur. İnsanlar biz anlayışı ile değil ben anlayışı ile yaşamaya başlamışlar ve bu durum da insanların arasını iyice soğutmaya başlamıştır.

 Günümüz komşuluk ilişkilerinde büyük şehirlerde insanlar apartmanlarda oturduğu için kimse kimseyi fazla tanımak istemiyor çünkü en büyük kötülük insana bazen en yakın komşularından gelmeye başlamıştır günümüzde. Kimi yaşanan kötü deneyimlerden sonra komşuluk ilişkileri de kurulmamaya başlanmıştır. Çünkü eski ki komşuluk kültürü ne yazık ki kalmamıştır. Geleneksel komşuluk yaşamında mahallede komşular birbirlerini tanıyor, yardımlaşıyor, çocuklar sokak veya boş arazilerde birlikte oynuyor ve insanlar birbirlerine güveniyordu. Bu komşuluklarda sevgi, saygı ve hoşgörü kültürü hakimdi. Özellikle dini bayramlar hep bir arada coşku içerisinde kutlanırdı. Zor günlerde komşular birbirine yardım eder, mutu günlerde de herkes birbirinin mutluluğuna sevinirdi.

Günümüzde ise bu güzellikler azalmaya başladı ve insanlar birbirine güvenmemeye, birbirinden kuşku duymaya başladı. Komşular arasında en ufak çıkan sorun hemen şiddete dönüşebilmekte ve kimsenin kimseye tahammülü kalmamaktadır günümüzde. Yardımlaşma, dayanışma gibi duygular kalmamıştır.

 

“Söz Ağızdan Çıkana Kadar Senin Eserindir. Ağızdan Çıktıktan Sonra Sen Onun Esiri Olursun.” Sözü İle Kompozisyon

 “Söz Ağızdan Çıkana Kadar Senin Eserindir. Ağızdan Çıktıktan Sonra Sen Onun Esiri Olursun.” Sözü İle Kompozisyon

 




Gülük hayatımızda, insan ilişkilerinde iletişim kurmak bizler için doğal bir durumdur. İnsan düşünen, duyguları olan bir canlı olduğu için sosyal biridir. Konuşmak insanın gereksinimidir. Nasıl konuşmak  gerektiğini bilmek,  ne kadar konuşmak gerektiğini bilmek, gerektiği yerde gerektiği kadar konuşup abartıya kaçmamak da akıllı insanların özelliğidir. İnsan ağzından çıkan her söze dikkat etmelidir. Bunun için önce durup bir düşünmeli, kelimelerini, cümleleri tek ek akıl süzgecinden geçirdikten sonra konuşmaya başlamalıdır.

 Ağzımıza geleni her yerde söylemeye başladığımız zaman insanlar ile aramız bozulabilir. Onun için konuşurken nasıl konuşuyoruz, karşıdaki insanları rencide ederek mi konuşuyoruz yoksa onun gurunu okşayarak mı konuşuyoruz? İşte burası çok ama çok önemlidir. Söz ağzımızdan çıkana kadar o söz bizim eserimizdir. Çünkü o sözü ağzımızda saklayabilme kapasitesine sahipsek başımıza da büyük bir dert açmamış oluruz lakin sözü ağzımızda tutamıyorsak, patavatsızlık yapıp bir anda gizli kalması gereken şeyleri dile döküyorsak işte o zaman başımıza gelebilecek tehlikelere de hazır olmamız gerekir. Ağızdan çıkan sözü bir daha geri alma fırsatı kalmaz Olan olmuştur artık ve son pişmanlığın kişiye bu durumda faydası olmayacaktır. Onun için akılı olmak gerekir.

Aklı doğru kullanmak, söylenilmesi gerekenleri söylemek, söylenilmesi gerekmeyenleri de ağzımızda tutmak yani dilimize hakim olmak gerekir. Sözlerimizin esiri olmamak için biz sözlerimize egemen olmalıyız ve gereksiz pişmanlıklar yaşamamalıyız. İnsan ya köle olmayı diline hakim olmayarak kabul eder, ya da bey olmayı diline hakim olarak kendine iyilik eder. Yoksa basit gibi görünen bir söz ağzımızdan çıktığında geri dönüşü olmayan zararlara uğratabilir bizi.

“Bir İnsanın En Büyük Hatası Başkasına Gereğinden Fazla Değer Vermek Değil Kendine Hak Ettiğinden Çok Az Değer Vermektir.” Sözünü Açıklayınız.

 “Bir İnsanın En Büyük Hatası Başkasına Gereğinden Fazla Değer Vermek Değil Kendine Hak Ettiğinden Çok Az Değer Vermektir.” Sözünü Açıklayınız.




Dünyada yaşayan milyarlarca canlı vardır. Bu milyarlarca canlının içindekilerden biri de insandır. Her insan o milyarlar içinde sıradan  fakat o milyarların içinde  bir o kadar da özel ve biriciktir. Her insanın olaylara verdiği tepki, olayları anlama kapasitesi, duygusal özellikleri, düşünceleri farklıdır. Her insan kendine göre değerlidir ve özeldir. Bazen özel olduğumuzu, biricik olduğumuzu unutur ve kendimizi ihmal etmeye başlarız. Sürekli başkalarının surat şekline göre hal alırız. Başkalarını mutlu etmek elbette iyi bir şeydir ama sürekli başkalarına bağımlı olmak, onların yüzünde gülümseme var mı yok mu diye takip etmek, sürekli onları mutlu etmek kişi için iyi olmaz. Çünkü insan o arada kendini ihmal etmiştir ve kendinin ne halde olduğu umurunda bile değildir.

 Yeter ki başka insanlar mutlu olsun, ben mutlu olsam ne olur ki gibi yanlış bir düşünceye sahip olmak son derece yanlıştır. Sürekli birilerini memnun edemezsiniz. Çünkü insanlar doyumsuzdur ve hep daha fazlasını isterler.  Maddi ya da manevi anlamda bu istekler bitmez ne yazık ki. Bunun da sonu gelmez ve en sonunda yorulursunuz, bıkarsınız ve boşa gitmiş olan zamanınız, ömrünüz olur. En değerli anılarınızı bu süreçte kaybedebilirsiniz belki de. Geriye baktığınızda kendinizle ilgili hiçbir güzel anı kalmamış olabilir. Kendinizi yıpratırsınız. İnsan ilk olarak kendisi ile barışık olmalı, kendini olduğu gibi kabul edebilmeli ve sevebilmelidir. Kendine şefkat göstermeyen bir insanın başkasına gösterdiği şefkat bana yapmacık gelir. Önce kendini sev, kendine zaman ayır, kendine değer ver ki bu durum zaten başka insanlara da yansır. Sizi gerçekten seven ve gerçekten size değer veren kişi ya da kişiler size psikolojik anlamda ya da başka anlamlarda baskı yapmaz. 

Sizi olduğunuz gibi kabul eder ve sever. Eğer birine hayır dediğimizde size surat asıyorsa yol verin gitsin. Çünkü ben her şeye her zaman evet diyemem. Yeri gediği zaman hayır demesini de bilin ki insanlar sizi kolay yutulacak lokma olarak görmekten vazgeçsin. Kendisiniz sevin, kendiniz zamanınızı yönetin, yaşamınıza yön verin. Bu arada kendinizi sevmekten kastım bencil bir birey olarak yaşamak değildir elbette. Buradaki amacım sürekli başkalarının hayatınıza yön vermesine izin vermeyin demektir maksadım. Elbette hayat sosyallik olunca güzel olur ama kendini de o sosyalliğin içinde korumak ve kendine özel bir bölüm ayırmak elbette en temel hakkımız olmalıdır.

 

“Ağaç Yaprağı İle Gürler.” Atasözü İle İlgili Kompozisyon Örneği Hazırlayınız.

 “Ağaç Yaprağı İle Gürler.” Atasözü İle İlgili Kompozisyon Örneği Hazırlayınız.


 


İnsanın toplum içinde mutlu olmasını sağlayan, sosyal olmasını sağlayan şeylerin başında ailesi gelir. Bir toplumun en küçük yapı birimi olan aile her bireyin olmazsa olmazıdır. Çünkü insan ailesi ile bir bütündür ve ailesi ile bir anlam kazanır. Mesela kendi ülkemizde, kendi şehrimizde yeni tanıştığımız kişilere hemen ailesini sorarız, onlar da bize kendi ailemizi sorar. Çünkü ancak aile bizim de kimliğimiz ortaya çıkar. Aile olmak bir bütün olmak demektir, aile olmak zorluklarda birbirine kol kanat gerebilmek, acı ve tatlı günlerini birlikte geçirebilmektir.

Ağaç yaprağı ile gürler atasözünde de atalarımız ailenin ne denli önemli olduğunu dile getirmek istemişlerdir.  İnsan ailesi ile bir bütün olarak kendini gösterebilir. Yani bireyin tamamlayıcısı onun ailesidir. Aile en sıkıntılı günlerimizde bizim arkamızda duran dağımız gibidir. Aile en mutlu anlarımızda mutluluğumuzu paylaştığımız canlarımız, sevgimizi birlikte yaşama duygusunu bize hissettiren değerli kimselerdir. Ailemiz olmadığı zaman meyve vermeyen bir ağaç gibi ortada kalırız. Kendimizi yalnız hissederiz ve mutlu olmayız. Ailemiz varsa güçlü oluruz, güven içinde oluruz, kendimizi ve başkalarını sevmeye başlarız. Ailemiz yanımızda değilse, bize destek vermiyorsak kendi kabuğumuza çekiliriz ve hiç kimse ile fazla muhabbet kurmayız, insanlara güvenimiz olmaz, insanlarla bir arada olmak istemeyiz Çünkü bu özel ve anlamlı duyguları hissettiren en önemi kurum aile kurumudur. İnsan ailesi ile bir bireydir. Aile bu özel ve güzel duyguları bize hissettirmezse biz de toplum içinde ruhsuz kimselere dönüşebiliriz.

 Aile bir olmak, birlik olmak, dayanışma içinde olmak demektir. Yalnızca bu şekilde toplumu muzu da güçlendirebilir ve ailemiz arkamızda durduğu sürece de mutlu ve hayat dolu olabiliriz. Yeter ki ailemiz olsun, yeter ki bizleri iyi yetiştirsinler ve her şeyimizle bizi kabul edip gür olduklarını bize kanıtlasınlar.

Küfür Etmenin Zararları Konulu Kompozisyon Yazınız.

 Küfür Etmenin Zararları Konulu Kompozisyon Yazınız.




Günümüzde küfür etmek hemen hemen bir alışkanlık haline gelmeye başlamıştır. Küçük çocuklardan tutun da gençlerin, yetişkinlerin vazgeçilmezi haline gelmiş olan kötü bir eylem, kötü bir davranış biçimidir. Kendine güveni olmayan, kendini yetersiz hisseden kimseler küfür etmeyi, insanlara hakaret etmeyi ve insanları bu sayede aşağılamayı sever duruma gelmiş ne yazık ki. Özellikle de insanların mahrem alanları ile konularda bile herkes küfür etmeye başlamış ve bu da insanlarımıza normalmiş gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Allah'ın yarattığı uzuvlara küfür etmek de en aşağılık olanıdır ve dinimizde de küfür etmek günahtır.

İnternetteki programlarda özellikle de gençlerin olduğu bir program yapılmaya başlanmış ve orada gençler her türlü ahlaksızlığı meşru bir şeymiş gibi konuşmaya, sulu şakalar yaparak kahkahalar atmaya başlamışlardır. Bu durum Türk toplumunun aile yapısını, ahlak yapısını, kültürünü, gelenek ve göreneklerini de büyük ölçüde kötü etkilemeye başlamıştır. Küfür etmek insanlar arası iletişimin saygısız bir şekilde gerçekleşmesine neden olur. İnsanlar arasındaki sevgiyi azaltır ve kişiler birine karşı nefret gibi kötü duygular geliştirmeye çalışırlar. En değerlilerimiz olan annelerimiz, babalarımız, bacılarımız üzerinden daha çok yapılan, belden aşağı konulara girilen ve bunu şaka olarak nitelendiren aşağılık duygusu içinde olmuş zavallı kimseler küfür etmeyi ahlaksızlık olarak görememektedir. Oysa bizim kültürümüzde büyüklere saygı, küçüklere sevgi, kutsal olan değerlere önem verme vardır. Küfür etmek son derece yanlış ve asla onaylanmaması gereken bir şeydir. 

Elbette bazen ufak tefek şakalar yapılır ve o şakanın da dozu kaçmamalıdır. Yapılan şakalar da ahlaksızlık üzerinden yapılmamalıdır. Bugünkü küçük çocuklar küfür eden büyüklerini gördüğü zaman onlar da ileride yetişkin kimseler olacak, küfür etmeyi hayat alışkanlığı haline getirecek düşük karakterde kimselere dönüşecektir. Çevreme baktığımda küçük çocukların ağzında ana avrat şeklinde başlayan küfürleri duydukça insan olarak kendimden utanıyorum ve bu çocukları bu hale getiren kişilere yazıklar olsun diyorum. Ettiği küfrün ne anlama geldiğini dahi bilmeyen o saf ve masum çocuklar üzerinden bir toplum yapısı, kültürü yok edilmeye çalışılmakta ve değerlerimiz yok edilmeye çalışılmaktadır. Küfür etmek insanı rahatlatırmış, küfür eden insanlar zeki insanlarmış, ne kadar çok küfür edersen o kadar çok dilin zenginliği olurmuş, küfür etmekte ne varmış ki altı üstü eğlence amaçlı ediliyormuş gibi saçma sapan savunma mekanizmaları küfür etmeyi meşru kıldırmaya çalışma aşamalarıdır.

 Küfür etmek son derece itici ve insanlara güzel davranışlar, güzel örnekler göstermeyen bir eylemdir. Küfür etmek kişinin kendisine saygısı olmadığının göstergesidir. Öz saygısı olmayan, başkalarının yaşamına saygısı olmayan kişiler küfür etmeyi sever. Küfür edilen ortamda güzel ahlaklı insanlar durmak istemezler. Çünkü küfür edilen ortam insanları birbirinden uzaklaştırır ve küfür eden kişinin saygınlığını azaltır, insan ilişkileri olumsuz olur, küfür eden kimselere karşı olumsuz bir imaj çizilir. 

İnsan kendini küfür etmeye bir kere alıştır mı ondan sonra kurtulamaz. Bundan dolayı çocuklarımıza küfür etmenin normal bir şey olmadığını, insana yakışan bir erdem değil insana yakışmayan kötü bir özellik olduğunu onlara ısrarla anlatmalıyız. En iyisi küfre hiç bulaşmadan ahlaklı bir hata yaşamak, örnek bir hayat yaşamaktır bence.

“Ağacı Kurt, İnsanı Dert Yer.” Atasözü İle İlgili Kompozisyon

 “Ağacı Kurt, İnsanı Dert Yer.” Atasözü İle İlgili Kompozisyon




Zararlı şeyler ağacı daha çok içinden yemeye başlar ve ağaç çürümeye başlar. Bu zararlı şeyler ağaç kurdu gibi değişik böcek türleridir. Kurt ağacı yemeye başlayınca ağaç da yavaş yavaş hastalanmaya başlar ve ağacın  kökünde tehlikeler olmaya başlar ve ağaç en sonunda çürür. İnsanlar da tıpkı ağaçlar gibidir. İnsanı da üzen olaylar onun iç dünyasında büyük yıkım doğurur ve insan gamlanmaya başlar. İnsanları da içindeki gam üzer. 

İçimize attığımız üzüntülerimiz gün gelir bizde başka olumsuz sonuçlara neden olur ve bunun sonucunda da çabuk çökeriz ve hayat sevincimizi kaybederiz. Böyle olduğu zaman da mutlu olmayız ve içimizdeki dertler bizi  yer, bitirir. Hayatta başımıza ne gelirse gelsin elbette acılarımız olacaktır, derin problemlerimiz olacaktır ama yine hayata dört elle bağlanmasını bilmeliyiz. Sorunlarımızı içimize atmak yerine başka kimseler ile paylaşarak dertlerimizi hafifletmeye çalışmalıyız. Bunu yaptığımız zaman  içimizdeki gam bizi yıkamaz ve üzüntülerimize dirençli olmaya başlarız.İnsanoğlunun nerede, ne zaman, nasıl bir şekilde başına ne geleceğini kestirmek zordur. Şunu unutmamalıyız ki kader diye de bir şey vardır. Bazen biz ne kadar hayatı plansak da kaderin bizim için sonuçları farklı olabilir. Örneğin; Çok sevdiğimiz bir yakınımızı kaybederek büyük bir hüsrana uğrayabiliriz, çok sevdiğimiz bir bölümü çok çalıştığımız halde kazanamayabiliriz ve bu üzüntü içimizde bir yara olarak ömür boyu kalabilir. 

Yani bazı şeyler bizi içten içte yıkabilir, eritebilir Hayat bazen öyle kötü sürprizler ile karşımıza çıkmaktadır ki hayatımız bir an içinde alt üst olabilir. Onca kötülüğe rağmen, onca olumsuzluğa rağmen yine de hayat ile ilgili umutları kaybetmemek gerekir. Sıkıntılar birlikte aşılmalıdır, kendimizi yiyip bitirmemeliyiz.

"Dostluktan Saygıyı Kaldıran Onun En Büyük Süsünü Kaldırmış Olur." Sözü Sizin İçin Neyi İfade Etmektedir?

"Dostluktan Saygıyı Kaldıran Onun En Büyük Süsünü Kaldırmış Olur." Sözü Sizin İçin Neyi İfade Etmektedir?




Dost olan kişi sevdiği insana aynı zamanda saygı duyan, ona gösterilen güler yüz ve samimiyetten yüz bulup haddini aşmayan kişidir. Dostluktan saygıyı kaldıran en büyük süsü kaldırmış olur sözü ile şu anlatılmak istenir: Dostluktan en önemli şey kişiler arasındaki sevgi ve saygı bağının olmasıdr. Bunlar kalktığı zaman dostlar arasındaki bağ da zayıflamaya başlar.

 Birisi bizim dostumuz diye onun he şeyini öğrenmeye çalışmak, bizimle paylaşmak istemediği şeyleri bizimle paylaşması için onu zorlamak, sınırlarımızı aşacak hal ve hareketlerde bulunmak dostlar arasındaki güzelliği yok eder ve araya mesefaler konulmaya başlanır. Kimi insanlar vardır ki dostlarım dediği kişilerin iyi niyetini kullanmaya başlar ve bu durumu farke eden diğer kişi ise onun gerçek dost olmadığının farkına varır ve böylece dostluk bozulmaya başlar. İnsan dost dediği kişiyi gerçekten sevmeli, onun özel yaşamına saygı duymalı ve aralarında mutlaka ölçülü bir samimiyet olmalıdır. Buradaki ölçülülük samimiyetiszlik değila ksinie haddini bilmek, kendini bilmek ve olgun bir insan olmak demektir. Böyle olduğu zaman dostlarımızla ilişkilerimizi daha seviyeli olur ve aradaki sü de hiçbir zaman kalkmamış olur.

İnsanlar dostlarına nasıl davranacağını bilirse, güvenilir ve saygılı olursa aradaki bağ da bir ömür sürer ve dostluk baki kalır. Dostlarımızla yüz göz olmamalıyız, seviyesiz şakalar yapmamalıyız ve onu geçmiş yalarından vurmaya çalışmamalıyız. Bunları yaptığımız zaman dostluk perdesinin süsü de her zaman aynı kalır. Bunun için dostlukta her türlü ihtiras ve hataya izin verilmiş olduğunu sananlar tehlikeli şekilde yanılırlar.

 


Atatürk İle Aynı Dönemde Yaşamış Olsaydınız Ülkemiz İçin Neler Yapmak İsterdiniz?

 Atatürk İle Aynı Dönemde Yaşamış Olsaydınız Ülkemiz İçin Neler Yapmak İsterdiniz?




Mustafa Kemal ile aynı dönemde yaşamış biri olsaydım ülkem için üzerime düşen her ne varsa onu yapmaya gayret ederdim. Gücüm neye yetiyorsa onu yapardım. Atatürk’ün vatan için yaptığı mücadeleye destek olurdum ve milli mücadele tarafında olan gazeteleri halka dağıtmaya başlardım ve kapı kapı dolaşır gazete dağıtır ve milli mücadele hakkında insanları bilgilendirirdim. Mustafa Kemal’i iyi dinlerdim  ve onunla birlikte ben de cepheye giderdim. Cephedeki kahraman vatan evlatlarına evden getirdiğim erzakları götürürdüm.

 Evimin yakın bir yerinde çeşme varsa o çeşmeden kaplara su koyar ve bu suları cepheye götürürdüm. Askerlerimizin dudakları susuzluktan çatlamasın diye, ciğerleri sıcaktan yanmasın diye onlara Anadolu’mun bu billur sularından götürürdüm. Ülkemin bağımsızlığı elden gitmesin diye, çocuklar yetim ve öksüz kalmasın diye, vatan sahipsiz  bırakılmasın diye düşmanla çarpışmaya devam eder ve vatan yolunda canımı vermeye hazır olarak her zaman hazır halde olurdum. Bir ülkenin bağımsızlığı elden gitmişse o ülke yok olmuş, köle olmuş demektir. Bunların olmaması için Mustafa Kemal ile birlikte olur, ona yol arkadaşı olmak isterdim. 

Ülkemiz bağımsızlığına kavuştuktan sonra Mustafa Kemal’in cumhuriyeti ilan edeceğini duyduğum zaman onun yanına gider ve cumhuriyetin ne anlama geldiğini sorardım. Atatürk bana cumhuriyet hakkında bilgi verdiği zaman bunun ülkem için en iyi yönetim şekli olduğunu ona ifade eder ve onun ellerinden öperdim, ona sarılırdım ve mavi gözlerinin ne kadar güzel ve vatan sevdalısı baktığını söylerdim. Milli Mücadele yıllarında eşlerini kaybetmiş analarımıza Atatürk ile birlikte olup her türlü yardımın edilmesini sağlardım. 

Kahraman Mehmetçiklerimin evlatlarına minnetle bakar ve onlara her zaman saygı duyardım.  Eğitim alanında ülkemin en iyi yerlere gelmesi için, ekonomi alanında ülkemin en iyi yerlere gelmesi için durmadan çalışır ve Mustafa Kemal’in peşinden ayrılmazdım. Ülkemizin bir daha bağımsızlığı kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalmasın diye daha çok çalışırdım ve yaşıtlarımla birlikte ilim yolunda, bilim yolunda ilerlemeye çalışırdım.

"En Büyük İletişim Problemimiz Anlamak İçin Dinlemiyoruz. Cevap Vermek İçin Dinliyoruz." Sözü İle İlgili Kompozisyon

 “En Büyük İletişim Problemimiz Anlamak İçin Dinlemiyoruz. Cevap Vermek İçin Dinliyoruz.” Sözü İle İlgili Kompozisyon




İnsan iletişim kurmak ister, bir başkası ile dertlerini paylaşmak ister. Mutlu anlarında da mutluluğunu paylaşmak ister. Bunların hepsi birden kişinin sosyal gereksinimleri arasındadır. Günlük hayatımızda iletişim kuruyoruzdur mutlaka. İletişimi nasıl kurduğumuz,  ne dediğimizi değil de nasıl söylediğimizi de düşünsek iletişim becerileri anlamında daha iyi bir iş yapmış oluruz. 

Toplumumuzun en büyük iletişim problemlerinden biri de anlamak için dinleme boyutuna geçmemesidir. Hepimiz bir şeyleri anlatma ve rahatlama peşindeyiz ama çoğumuz dinlemekten noksanız ne yazık ki. Karşıdaki konuşurken bile o konuşmasını çabucak bitirsin de ben de cümlelerimi bir an önce söyleyeyim de kendimi kanıtlayayım, kendi sorunlarımı anlatabileyim derdi içine giriyoruz. Karşıdaki kişi anlattığı ile ilgili bize bir şey sorunca da  ne diyeceğimizi bilemiyoruz ve böylece onu dinlemediğimiz ortaya çıkıyor.

 İyi bir dinleyici olmayan bir insan konuşmacı olan kişiye de saygısızlık yapmış olur aynı zamanda. Anlamak için değil de anlatmak için dinliyor gibi bir halimiz var. Oysa karşıdaki kişinin bize ne anlattığına kulak versek, iyi bir dinleyici olsak insani anlamda daha güzel bir davranış sergilemiş oluruz ve dinlediğimiz kişi de bizim sözümüzü kesmez ve o da bize karşı iyi bir dinleyici olur. 

Cevap vermek için dinlemek yerine gerçek anlamda dinlemeyi seçsek daha samimi olur ve daha iyi bir etkileşim ve iletişime geçilmiş olur. Böylelikle bize anlatılanların da ne olduğunu daha iyi öğrenmiş oluruz ve gerçek bir dinleyici konumunda oluruz. Böyle olduğu zaman da insanlar arasındaki saygı daha çok artar, insanlar birbirine karşı ön yargılı olmaz ve birbirini daha çok sever ve birbirine  karşı daha hoşgörülü olur.

“Dil, Bakıldıkça Büyüyen Bir Ağaçtır.” Sözünü Açıklayan Kompozisyon Yazınız.

 “Dil, Bakıldıkça Büyüyen Bir Ağaçtır.” Sözünü Açıklayan Kompozisyon Yazınız.




Bir toplumun gelişmesi ve ilerlemesi ancak o toplumun ana diline verdiği değer sayesinde olur. İnsan ana dilini iyi konuştuğu zaman, ana dilini doğru yazdığı zaman dil bir zaman sonra gelişmeye başlar ve  dili kullananlar olduğu sürece dil gelişir, insanlar ana dilini kullanmazsa o dil unutulur. Toplumların millet olmasını sağlayan en önemli unsur dildir. Dil unutulduğu zaman milli ruh ve  milli kültür diye bir şey kalmaz. 

Genç nesiller kendi ana dilini bilmeyen, başka dilleri konuşmaya çalışan benliğini kaybeden kişilere dönüşür. Oysa dil iyi kullanıldığı zaman o dilin incelikleri keşfedilir, ana dilin ne kadar zengin olduğu keşfedilir. Bizim ana dilimiz Türkçe çok zengin bir içeriğe sahip olan dildir. Bir kelimenin birden çok anlamı vardır. Bizler ana dilimize ne kadar değer verirsek ana dilimiz de o şekilde gelişir. Dilimizi yabancı dillerin egemenliğinden kurtarmak için günlük hayatımızda ana dilimizi kullanamaya devam etmeliyiz. İş yerlerinde, lokantalarda, çay ocaklarında, mağazalarda kendi dilimize ait sözcükler kullanmalı ve kendi dilimiz geliştirilmeye çalışılmalıdır. 

Mustafa Kemal Atatürk de dilin bir milletin benliği olduğu, kültürün taşıyıcı olduğunu dile getirerek Türk dili ile ilgili şu sözü söylemiştir: “Türk Dili zengin, geniş bir dildir. Bütün kavramları anlatma yeteneği vardır. Yalnız, onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde işlemek gereklidir. Öyle istiyorum ki Türk Dili bilimsel yöntemlerle kurallarını ortaya koysun. Bütün dallarda yazı yazanlar bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği, güzel, uyumlu dilimizi kullansınlar.” Dilimiz bakıldıkça büyük bir ağaç olsun ve ana dilimizi herkese öğretmeye çalışalım  bu sayede ana dil her zaman aktif kalsın.

"Çocukları Sağlıklı ve Bilgili Yetiştirilmeyen Uluslar, Temeli Çürük Binalar Gibi Çabuk Yıkılırlar.” Sözü İle Kompozisyon

 "Çocukları  Sağlıklı ve Bilgili Yetiştirilmeyen Uluslar, Temeli Çürük Binalar Gibi Çabuk Yıkılırlar.” Sözü İle Kompozisyon




Bugünün küçükleri olan çocuklar her geçen gün büyüyecek, gelişecek ve geleceğin yetişkinleri konumunda olacaktır. Yetiştiği çevre iyi olan çocuk oradaki iyilikleri ve güzellikleri örnek alacak, yetiştiği ortam kötü olan çocuk ise kötü çevrede yetişerek bir çocuğa ait olmayan davranışları öğrenecek, alışkanlıkları edinecektir. Onun için her çocuğun doğduğu aile ortamı ve çevresi çocuğun gelişiminde doğrudan etkilidir. Çocukları sağlıklı ve bilgili yetiştirilmeyen milletler, temeli çürük binalar gibi çabuk yıkılır der Mustafa Kemal Atatürk. Yetiştireceğimiz çocukların önce sağlıklı olması gerekir. Bunun için de temel ihtiyaçlarının ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. 

Hem bedenen hem ruhen sağlıklı olan çocuklar mutlu ve çalışkan olur. Sağlıklı olan çocukların çalışkan olması için de elimizden gelen her türlü çabayı göstermemiz gerekir. Onlar ile birlikte kitap okumalı, okuduğumuz kitap üzerine konuşmalar yapmalı ve onların düşüncelerinden faydalanmalıyız. Okuyarak yeni bilgiler edinerek çocuklarımızı geleceğe hazırlamalıyız. Elbette sağlıklı olmalı, çalışkan olmalıdırlar ama en önemlisi insan olma özelliğini yani iyi ve güzel ahlaklı insan olma özelliğini kazandırabilmektir önemli olan.

 Bugünün çocuğu yarının öğretmeni olacak, okuttuğu çocuklar ile topluma yön verecek, bugünün çocuğu okuyacak ve doktor olacak birçok insanı iyileştirecek ve topluma katkı sağlayacak. Bugünün çocuğu bir başka çocuğun annesi olacak, babası olacak, komşusu ya da iş arkadaşı olacak. Böyle olduğu zaman da o iyi yetiştirilen çocuklardan iyi nesiller ortaya çıkacak. Kötü yetiştirilen çocuklar da toplum tarafından bela olarak görünecek. Oysa tüm çocuklar masumdur ve iyidir. 

Önemli olan onlara iyi bir eğitim vermek, onları sevmek ve onları korumaktan geçer. İyi yetiştirilmeyen çocuklar saygısız, kaba, vatana, millete faydası olmayan faydasız bir kişi olarak hem kendi hayatını zehir edecek hem de içinde yaşadığı dünyaya zara verecektir. İşte tüm bunlardan dolayı çocuklarımızın temelini iyi atmalıyız. Ağaç yaşken eğilir sözünden de hareketle çocuğa küçük yaşta ne verirsek  çocukta kalacak olan da odur.

 Milletimizin çalışkan millet olması için, bilimde, ilimde, teknolojide, ekonomide iyi bir yerlere gelmesi için iyi çocuklar yetiştirmeliyiz ve ülkemizi yüceltmeliyiz. Bunları yapmadığımız zaman toplum yavaştan parçalanmaya başlar ve bu yavaşlık  bir zaman sonra hız kazanır toplum dağılır ve yok olur.

“Mezarda Fiziksel Bedenin Çürümesi Gibi Hayatta Aşırı Konfor Düşkünlüğü De Zihnimizi ve Yeteneklerimizi Hızla Çürütür.” Sözü İle Kompozisyon

 “Mezarda Fiziksel Bedenin Çürümesi Gibi Hayatta Aşırı Konfor Düşkünlüğü De Zihnimizi ve Yeteneklerimizi Hızla Çürütür.” Sözü İle Kompozisyon




Günlük hayatımızda konforumuza düşkün bir insan olmaya başladıysak bu bizim için tehlikelerin de başladığının sinyalidir. Aşırı konfor düşkünü olmak kişiyi tembelleştirmeye başlar ve kişi bir süre sonra devamlı uyumak ister, yatağından kalmak istemez ve kahvaltısın bile hazırlamaya üşenir. Sinan Canan hocanın söylediği “Mezarda fiziksel bedenin çürümesi gibi hayatta aşırı konfor düşkünlüğü de zihnimizi ve yeteneklerimizi çürütür.” sözü ile fazla konforun insanın sahip olduğu güzellikleri yok ettiğini söyler. 

İlk başta zihnimizde sıkıntılar başlar ve okumayarak, deney ve gözlem yapmayarak, araştırmayarak zihnimizi köreltmeye başlarız ve bunun sonucunda da her şeyi çabuk unutan bir kişiye dönüşürüz. Analiz ve sentez düzeyindeki düşünmelerden yoksun kalmaya başlarız ve en basit şeyleri bile bilemez hale geliriz. Zihinsel becerilerimiz körelmeye başlayınca bu defa da çok iyi bildiğimiz şeyleri bile yapamaz hale geliriz. Tembellik tembelliği doğurur kısacası. Bu gibi durumların olmaması için çalışmayı hayat boyu haline getirmeliyiz. Yani işimizi, aşkla yapmalıyız ve sevdiğimiz bir işi yapıyorsak da bundan asla bıkmayız ve onu iş olarak görmeyiz. Yeter ki sevdiğimiz işte çalışmaya devam edelim ve aşırı konfor düşkünü bir bireye dönüşmeyelim. 

Kendimize mutlaka bir şeyle bulalım ve beynimizi bir işle meşgule ederek yoralım. Böylece beyin ölmez ve aktif olarak çalışmaya ve üretmeye devam eder. Çalışmadığımız zaman hem bedenimiz ölür hem de ruhumuz ölür. Fazla rahatlık kişiyi disiplinden  uzaklaştırır ve kişi kendini salar ve bunun soncunda da mutsuz , hayattan zevk almayan boş bir kişiliğe dönüşür.

“Hırsız Evden Olursa, Bulunması Müşkül Olur.” Atasözü İle İlgili Kompozisyon Yazınız.

 “Hırsız Evden Olursa, Bulunması Müşkül Olur.” Atasözü İle İlgili Kompozisyon Yazınız.





Yakınımızda olan kimselere daha çok güveniriz ve kötü olanı, güvenilir olmayanı hep dışarıda zannederiz. Oysa bazen en yakınlarımızdan gelir en büyük ihanetler ve en büyük yalanlar. Hırsız evden olursa, bulunması müşkül olur atasözü ile de atalarımız şunu anlatmak istemiştir:  Kimse evdekilerden şüphelenmeyeceği için , evin içindeki hırsızı bulmak zordur. Evde hırsızı aramak yerine acaba beni biri takip etti de evimdeki değerli bir şeyleri mi aldı diye düşünürüz, ya da komşular mı eve girdi diye düşünürüz ama evdeki bireyler hayatta aklımıza gelmez.

 Sadece dışarıdaki kişilere karşı değil içerideki kişilere karşı da uyanık olmalıyız. Yakınımızdaki olumsuz kişilere karşı da uyanık olmalıyız. Tüm bunlara rağmen insan olarak yakınlarımızı hayal kırıklığına uğratmamalıyız ve her zaman güvenilir bir insan olmalıyız. Bize güvenen aile bireylerine yalan söylememeliyiz, onların değerli eşyalarını bir yerde satmamalıyız ve evde herkes birbirine güvenebilmelidir. Böyle olduğu zaman evden kimseden şüphelenilmez ve güven duygusu daim olur. Bazen kimi insanlar en yakınlarına büyük hayal kırıklığı yaşatabilirler.

Hiç ummadığımız bir yakınımız evdeki paramızı çalabilir, altınlarımızı çalabilir ve biz ondan asla şüphe etmeyiz. Çünkü evdeki bireylere güveniriz. Bunların olmaması için aile bireylerinde güzel ahlak olmalıdır ve kimse kimseye sinsilik düşünmemelidir.