Kompozisyon Örnekleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kompozisyon Örnekleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Savaşın Çocuklar Üzerindeki Etkileri

 

Savaşın Çocuklar Üzerindeki Etkileri

 

Savaş dünyada en çok çocukları etkiler. Çünkü savaştan en çok korkan, hiçbir günahı olmayan masum çocuklardır. Çocuklar savaştan sadece psikolojik olarak etkilenmekle kalmaz, ne yazık ki bombalar altında hayatlarını da kaybedebilirler. Oysa savaşın zorunlu olmadığı sürece hiçbir gerekçesi olamaz. Çünkü savaşın insanlığa getirdiği şeyler; yıkım, acı, gözyaşı, kan, ayrılık ve zalimliktir. Savaşı yakından yaşayan çocuklar, başlarına gelenleri ilk başta kavrayamaz ve büyük bir paniğe kapılırlar. Gökyüzünden geçen uçakların korkunç sesleri, patlayan bombaların dehşet verici gürültüsü çocukların kalplerinde derin yaralar açar. Bu korku ve endişe onların ruhlarında uzun süre silinmeyen travmalar bırakır.

 

Savaş sırasında ve sonrasında çocuklar birçok zorlukla karşılaşırlar. Annesini, babasını, kardeşlerini ya da sevdiklerini kaybeden çocuklar bu acımasız dünyada kendilerini yapayalnız ve çaresiz hissederler. Savaşın karanlık yüzüne tanıklık eden bu masum çocuklar, zamanla insanlara olan güvenlerini de kaybedebilirler. Sürekli korku ve endişe içinde yaşamak zorunda kalırlar. Savaş; birçok çocuk kendi memleketini terk etmek zorunda kalır ve başka yerlere göç eder. Bu durum onların hayatında derin izler bırakır. Alıştıkları evlerinden, arkadaşlarından ve okullarından ayrılmak zorunda kalmaları onları daha da üzgün ve yalnız hissettirir. Savaş yüzünden çocuklar sağlıklı beslenme imkânı bulamaz, eğitimlerinden uzak kalır ve çocukluklarını gerektiği gibi yaşayamazlar.

 

Oysa her çocuğun güven içinde büyümeye, oyun oynamaya, eğitim almaya ve mutlu bir hayat yaşamaya hakkı vardır. Bu yüzden dünyada barışın hâkim olması, çocukların korku yerine umutla büyümesi için çok önemlidir. Çünkü çocukların gülüşü sustuğunda, aslında insanlığın da geleceği sessizleşir. Unutmayalım ki “Bir çocuğun gülüşü susuyorsa, savaş kazanılmış sayılmaz. Çünkü  bir çocuğun gözyaşı, savaşın en ağır bedelidir.

Kış Mevsiminde Neleri Yapmaktan Hoşlanırsınız, Neleri Yapmaktan Hoşlanmazsınız?

 

Kış Mevsiminde Neleri Yapmaktan Hoşlanırsınız, Neleri Yapmaktan Hoşlanmazsınız?

 

Kış mevsimi geldiği zaman sobanın yanında ısınmaktan mutlu olurum ve sobanın yanından ayrılmak istemem. Annemin sobaya attığı kestaneleri ve patatesleri çok severim; bunları yemekten büyük keyif alırım. Kar yağdığı zaman dışarıda doyasıya kar topu oynarım, kayarım. Arkadaşlarımla akşama kadar dışarıda eğleniriz. Bu çok eğlenceli olur. Kardan adam yaparız; burnuna havuç, gözlerine zeytin koyarız. Daha sonra yaptığımız kardan adama bakarak “Ben yaptım, biz yaptık.” diye kendimizle gurur duyarız. Karın içine yatıp hemen kalkarım ve karın keyfini çıkarmaya çalışırım. Akşam olduğunda yatak odamdan dışarıyı seyretmek harika olur. Yağan kar ve şehir ışıkları çok güzel bir görüntü oluşturur.

 

Kış mevsiminde sevmediğim şeyler de vardır. Sabahın erken saatlerinde, soğuk ve ayaz bir günde okula gitmek istemem. O günlerde okul saatinin biraz daha geç başlamasını isterim ama bu isteğim gerçekleşmez. Soğuk havalarda otobüs beklemekten hiç hoşlanmam. Çünkü beklerken donarım; ellerim ve ayak parmaklarım uyuşur. Buzlu yollarda yolculuğa çıkmak da istemem. Ayrıca havanın çok erken kararmasından ve aşırı soğukta dışarı çıkmak zorunda kalmaktan hoşlanmam.

 

Ancak yine de kış mevsiminde sıcak bir battaniyenin altında kitap okumak, sıcak çikolata içmek ve kar yağışını izlemek bana huzur verir.

Gelecekteki Yaşamınızda Sizi Yönlendirecek Davranışlarını Örnek Aldığınız Bir Kişi Var Mı? Bu Kişiyi Neden Kendinize Örnek Alıyorsunuz?

 

Gelecekteki Yaşamınızda Sizi Yönlendirecek Davranışlarını Örnek Aldığınız Bir Kişi Var Mı? Bu Kişiyi Neden Kendinize Örnek Alıyorsunuz?


Gelecekteki yaşamımda beni yönlendirecek ve davranışlarını örnek aldığım kişi öğretmenimdir. Öğretmenim, sadece derslerde bilgi aktaran biri değil, aynı zamanda öğrencilerine yaşam becerilerini, sorumluluk bilincini ve insan ilişkilerini öğreten bir rehberdir. Çünkü o gerçek anlamda örnek bir insan, örnek bir öğretmen ve  şefkatli bir insandır.  Onun tutumu, sabrı ve azmi, benim kişisel gelişimim ve gelecekteki hedeflerim için büyük bir ilham kaynağıdır. Öğretmenim her zaman adil, saygılı ve anlayışlıdır; tüm öğrencilerine eşit davranır ve onları yargılamadan dinler. Bu özelliği, bana başkalarına karşı hoşgörülü olmayı ve empati kurmayı öğretir. Öğretmenim sınıfta hiç kimseye kendini yalnız hissettirmemektedir. 


Her öğrencisini çok sevmektedir ve kimse kendini ayrıcalıklı hissetmemektedir. Çünkü o herkes eşit davranıyor ve herkesi çok seviyor. Bunun için de benim kendime olan güvenim daha çok oluyor ve onun gibi biri olmak için sabırsızlanıyorum. Öğretmenimi kendime örnek almamın bir diğer nedeni de onun çalışma disiplini ve özverisidir. Dersleri her zaman iyi hazırlanmış, öğrencilerin seviyesine uygun ve ilgi çekici bir şekilde işler. Sınıfa elinde kocaman materyallerle gelir ve dersi daha ilgi çekici ve zevkli hale getirir. Yaparak yaşayarak öğreniyoruz her şeyi. Her soruya sabırla ve detaylı bir şekilde yanıt verir, hiç kimseyi küçümsemez. Bu yaklaşımı, bana azimli ve planlı çalışmanın önemini gösterir. Ayrıca öğretmenim, hata yapmanın öğrenme sürecinin bir parçası olduğunu ve hatalardan ders çıkarmanın değerli olduğunu sık sık vurgular. Bu sayede hatalar karşısında pes etmemeyi, aksine daha çok çalışmayı öğreniyorum. 


Öğretmenimin insanlara ve bilgiye gösterdiği saygı, onun hayatını örnek alı nacak bir model hâline getiriyor. Ben de gelecekte kendi hayatımda, onun gibi dürüst, çalışkan ve yardımsever bir insan olmayı hedefliyorum. Onun davranışlarını örnek alarak hem akademik hem de sosyal yaşamda başarılı olmak için gerekli sorumluluk bilincini kazanacağıma inanıyorum. Onun gibi olmak, örnek bir insan olmak, insanlara yardım etmek, hoşgörülü olmak, insancıl olma en büyük hayalimdir. Öğretmenimi her zaman örnek alacağım ve onun güzel ahlakını kendime ilke edineceğim.Onu sevmem, onun örnek davranışları beni kendisine hayran bırakmıştır. Onu daima seveceğim.

Ulaşılmak İstenen Bir Hedefin Ya Da Hayalin Önünde Karşılaşılan Engelleri Nasıl Aşarsınız?

 

Ulaşılmak İstenen Bir Hedefin Ya Da Hayalin Önünde Karşılaşılan Engelleri Nasıl Aşarsınız?

 

Ulaşılmak istenen bir hedefim ya da hayalim olduğunda, karşıma çıkan engelleri umutsuzluk olarak görmezdim. Önemli olanın, karşıma çıkan engellere nasıl yaklaşmam gerektiği olduğunu düşünerek ilk adımı atardım. Önce kendime güvenir ve başarılı olacağıma yürekten inanırdım.

 

Kendime net hedefler koyar ve bu hedeflerin gerçekleşmesi için düzenli olarak çalışırdım. Elimden gelen her türlü fedakârlığı gösterirdim. Kendi kendime “Engel gerçekten ne?” sorusunu sorardım. Bilgi eksikliği mi, zaman yönetimi sorunu mu, maddi yetersizlik mi, yoksa özgüven eksikliği mi? Çünkü sorunu doğru tanımlamak, çözümün yarısıdır. Hedeflerimi küçük bölümlere ayırırdım. Her küçük başarımda motivasyonum daha da artar, böylece yoluma daha emin adımlarla devam ederdim. Çalışmayı, sorumluluk almayı ve disiplini elden bırakmazdım. Gerektiğinde bir uzmandan, öğretmenimden ya da ailemden destek almaktan çekinmezdim.

 

“Yapamam.” demek yerine “Nasıl yapabilirim?” diye düşünerek kendimi daha iyiye yönlendirirdim. Unutmamak gerekir ki engelleri aşmanın anahtarı kararlılık, sabır, doğru planlama ve inançtır. Hayaliniz yeterince güçlüyse engeller sizi durdurmaz; sadece daha güçlü yapar. İşte ben de tam olarak bunları yapar ve var gücümle yoluma devam ederdim.

Türkiye’deki İlk Barış İsmi Kime Niçin Verilmiş Olabilir?

 

Türkiye’deki İlk Barış İsmi Kime Niçin Verilmiş Olabilir?

 

Türkiye’de “Barış” ismi ilk olarak sanatçımız Barış Manço’ya verilmiştir. Barış Manço 1943 yılında, İkinci Dünya Savaşı’nın en zor ve en kanlı dönemlerinde dünyaya gelmiştir. O yıllarda dünyada büyük bir savaş yaşanmakta, insanlar acı, korku ve yıkım içindeydi. Türkiye savaşa doğrudan katılmamış olsa da savaşın gergin atmosferi ülkede hissediliyordu.

 

Bu nedenle ailesi, savaşın tam ortasında doğan çocuklarına umut dolu bir isim vermek istemiştir. Savaşın yaşandığı bir dönemde doğduğu için ona “Barış” adını vermişlerdir. Bu isim; barışı, kardeşliği, iyiliği, dostluğu ve huzuru temsil etsin diye seçilmiştir. Ailesi, belki de dünyaya barışın hâkim olmasını temenni ederek çocuklarına bu anlamlı ismi vermiştir. Barış olsun ki insanlık barış içinde yaşasın duygusu olmuştur ailesinde. Barış Manço da hayatı boyunca bu ismin anlamına yakışır bir insan olmuştur. Yaptığı şarkılarla sevgi, dostluk, birlik ve beraberlik mesajları vermiştir. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok ülkesinde konserler vererek kültürler arasında köprü kurmuştur. Bu yönüyle isminin anlamını adeta yaşamına yansıtmıştır. Çünkü o evrensel bir sanatçıdır.


Kısacası, “Barış” ismi savaşın karanlık günlerinde bir umut ışığı olarak verilmiş; barışı, kardeşliği ve insanlığı simgeleyen anlamlı bir isim olmuştur. Barış Manço’ya göre sanat;   tüm dünyayı anlamak ve sevmektir. Onun en sevdiği şey insanların kalbine dokunabilmek, gönül almak, sevgiyi dünyaya yaymak ve kültürünü asla unutmamak ve unutturmamaktı.  Çocukları çok  ama çok seven adı gibi kendi de güzel olan sanatçımıza Allah’tan rahmet dileriz.

Hayatınızdaki Bir Eksiklik Sizi Nasıl Güçlü Yapabilir?

 

Hayatınızdaki Bir Eksiklik Sizi Nasıl Güçlü Yapabilir?


Hayatımdaki bazı eksikliklerin beni aslında daha güçlü bir insan yaptığını düşünüyorum. Örneğin dizlerimde küçüklükten beri yaşadığım bir sıkıntı var. Dizlerimde zaman zaman ağrılar oluyor ve bu durum da benim üzüyor kimi zaman. Çünkü koşmak, zıplamak, daldan dala atlamak istiyorum ama dizlerim buna engel oluyor. Bu durumum başlarda dezavantaj gibi görünse de zamanla bana birçok şey kazandırdı. Öncelikle bu durum bana sabretmeyi öğretti. Çünkü sabırlı olmak başına gelecek olan  olumsuz şeylere alışmayı öğretiyor insana. Alışınca da yeni çözüm yolları bulmaya çalıyor insan. Ben de böyle yaptım ve moralimi asla bozmadım.

 

 Herkes rahatça koşup oynarken benim daha dikkatli olmam gerekiyordu. Bu da beni daha temkinli, daha bilinçli ve daha dayanıklı bir insan yaptı. Karşıma çıkan zorluklarda hemen pes etmek yerine mücadele etmeyi öğrendim. Çünkü mücadele etmek ruhu besliyordu ve kişiyi daha güçlü kılıyordu. Ayrıca yaşadığım bu fiziksel rahatsızlık beni fiziksel olarak da farklı bir şekilde güçlendirdi. Dizlerimi fazla zorlamamam gerektiği için üst bedenime daha fazla önem vermeye başladım. Örneğin kollarımı güçlendirmeye yönelik egzersizler yaparak üst vücut kaslarımı geliştirdim. Böylece yapamadığım bazı hareketlerin yerine başka alanlarda kendimi güçlendirme fırsatı buldum. Kollarım daha kaslı oldu, belim daha güçlü oldu, sırt yapım çok güzel gelişti ve şekil aldı. Bir alanda bir eksiğimiz var diye hayattan umudumu kesmemeliyiz. Çünkü hayat her şeye rağmen yaşanılacak kadar güzel ve anlamlıdır diye düşünüyorum. Sabırlı olmayı öğrendim bunun  yanında empati duygum da gelişti. Fiziksel bir sıkıntı yaşadığım için başkalarının yaşadığı zorlukları daha iyi anlayabiliyorum. Kimsenin mücadelesini küçümsememeyi öğrendim. Çünkü herkesin görünmeyen bir savaşı vardır. Son olarak bu durum bana şükretmeyi öğretti.

 

Ağrısız ve rahat bir günün bile ne kadar kıymetli olduğunu fark ettim. Sağlığın değerini erken yaşta anlamak beni daha bilinçli ve daha güçlü bir insan yaptı. Kısacası dizlerimdeki sorun beni eksik değil; daha sabırlı, daha bilinçli, daha empatik ve farklı yönlerden daha güçlü bir insan hâline getirdi. Bazen bir eksiklik sandığımız şey, aslında bizi hayata hazırlayan en büyük öğretmendir. Onun için başımıza gelen her şey bizim imtihanımızdır. Önemli olan onu nasıl karşılayacağımızdır. Sabırla, şükürle iyi olma yolunda atacağımız adımlar ve Allah’a olan inancım beni daha mutlu daha güçlü yaptı. Elbette kimi zaman yine üzüldüğüm anlar oluyor ama takılıp kalmamayı öğreniyorum. Kendime acımak yerine kendimi sevmeyi tercihe diyorum ve kendimi başka alanlarda daha iyi nasıl güçlü yapabilirim mücadelesi ile yaşamaya, anın tadını çıkarmaya ve yaşamı anlamlı kılmaya çalışıyorum. Sonuçta hayat bu her şeye hazır olmak gerekir.

Sizce Başarıya Ulaşabilmek İçin En Önemli Şart Nedir?


Sizce Başarıya Ulaşabilmek İçin En Önemli Şart Nedir?


Bana göre başarıya ulaşmak için en önemli şart; zamanın kıymetini bilerek başlanılan bu zorlu yolculukta azim ve kararlılıkla, sabır ve düzenli bir çalışmayla işi sonuna kadar götürmek; bıkmadan, usanmadan çalışmaya, üretmeye ve sorumluluk sahibi olmaya devam etmektir. Çünkü bir işte başarılı olmak için önce o işe gönül koymak, kendine inanmak ve ardından başarı yolculuğuna ilk adımı atmak gerekir.


Sabırlı olmak, zamanı iyi değerlendirmek, kararlı ve azimli davranmak gerekir. Uygun koşulları beklemek yerine bir an önce harekete geçmek ve elde olan imkânlarla en iyisini yapmaya çalışmak gerekir. Yani başarıya ulaşmada sadece bir kriter yoktur; birden fazla etken vardır diye düşünüyorum.Yetenek, zekâ, imkân ya da şans elbette önemlidir; fakat saydığım bu unsurların hiçbiri tek başına yeterli değildir. Bir insan ne kadar yetenekli olursa olsun, eğer hedefi doğrultusunda sabırla ve düzenli şekilde çalışmazsa başarıya ulaşması zor olacaktır. Başarı çoğu zaman bir anda değil, küçük ama sürekli adımların birikimiyle gelir.


Kararlılık, insanın karşılaştığı zorluklara rağmen vazgeçmemesini sağlar. Çünkü her hedef yolunda engeller vardır. Başarılı insanlarla diğer insanlar arasındaki en büyük fark genellikle pes etmemeleridir. Hata yaparlar, düşerler ama yeniden ayağa kalkarlar.Ayrıca istikrar, motivasyonun düştüğü zamanlarda bile devam edebilmeyi gerektirir. İnsan her gün aynı hevesi hissetmeyebilir; fakat disiplinli bir şekilde çalışmaya devam ederse sonuç mutlaka gelir. Kararlılık ve disiplin kişiyi özgürleştirir ve başarıya ulaştırır.


Unutmamalıyız ki başarı için çalışmak, alın teri dökmek, sabırlı ve azimli olmak en önemli ölçütlerdir.

Sizi Temsil Eden Üç Özelliğinizi Düşününüz Ve Arkadaşlarınızla Paylaşınız.

 

Sizi Temsil Eden Üç Özelliğinizi Düşününüz Ve Arkadaşlarınızla Paylaşınız.


Beni Temsil Eden Üç Özelliğim


Beni temsil eden üç temel özelliğim empati kurabilmem, sosyal bir insan olmam ve sorgulayıcı bir yapıya sahip olmamdır.

1. Empati kurma becerisine sahibim.
Yaşadığım olaylarda her zaman empati kurabilen bir insan olmuşumdur. Kendimi başka insanların yerine koyarak olaylara onların gözünden bakabilirim. Bu sayede insanlara karşı daha nazik ve daha insancıl davranırım. Bu durum sadece insanlar için değil, doğada yaşayan tüm canlılar için de geçerlidir. Örneğin, kendimi bir sokak hayvanının yerine koyarak onun ne gibi zorluklar çektiğini düşünürüm ve elimden geldiğince yardım ederim. Onlar için kaplara yemek koyarım çünkü her canlının yaşama ve barınma hakkı olduğuna inanırım. Ayrıca sınıfımda maddi durumu iyi olmayan arkadaşlarıma da imkânım ölçüsünde destek olurum ve bunu yaparken onları incitmemeye özen gösteririm.


2. Sosyal bir insanım.
İnsanlarla iletişim hâlinde olmayı ve kaynaşmayı çok severim. Konuşmak, dinlemek ve güzel sohbetler etmek beni mutlu eder. Çünkü insanın insana iyi geldiğini ve insanların birbirinin yükünü hafiflettiğini düşünürüm. İnsan sosyal bir varlıktır ve tamamen yalnız yaşayamaz. Bu nedenle sosyal olmayı, sevdiğim etkinliklere katılmayı ve farklı insanlarla etkileşim içinde olmayı çok severim.

3. Sorgulayan bir insanım.
Her duyduğum şeye hemen inanmam. Önce bilgi edinmeye çalışır, ardından fikir oluştururum. İnsanlara karşı önyargılı olmam ve kimseyi etiketlemem. Sorarım, merak ederim ve gerektiğinde şüphe ederim. Çünkü sorgulamanın insanın doğasında olduğuna inanırım. Eleştirmeyi ve araştırmayı seven biriyimdir.


Diğer özelliklerim ise şunlardır: Sorumluluk sahibi ve çalışkan biriyimdir. Yardımsever olmayı ve bir işi çabuk bitirmeyi severim. Biraz sabırsızım ama başladığım bir işi de sonuna kadar götürecek cesarete ve kararlılığa sahibimdir.

Yunus Emre Ve Onun Türk Diline Katkılarını Araştırınız

 

Yunus Emre Ve Onun Türk Diline Katkılarını Araştırınız


Yunus Emre, Tabduk Emre’nin öğrencisi olarak yetişmiş bir mutasavvıf ve halk şairidir. Doğum yeri kesin olarak bilinmemekle birlikte Eskişehir civarında doğduğu ve öldüğü söylenir. Farsçanın ve Arapçanın yaygın olarak kullanıldığı bir dönemde, Yunus Emre sade ve anlaşılır Türkçe ile şiirler söylemiş ve halkın dilinden yazmıştır.


Şiirlerinde genellikle sevgi, hoşgörü, insanlık ve Allah sevgisi gibi evrensel temalar işlenir. İlahî nazım biçimini kullanmış, aynı zamanda divan edebiyatından da etkilenmiştir. Dünya görüşünde insan sevgisi ve hoşgörü ön plandadır; halkın anlayabileceği bir dille yazması sayesinde eserleri, hem döneminde hem de sonraki nesiller için örnek olmuştur.Eserlerinde karmaşık klasik edebiyat dili yerine, halkın konuştuğu sade ve ritmik Türkçeyi kullanması Yunus Emre’nin en önemli özelliklerindendir. Ayrıca, halk deyimlerini ve atasözlerini şiirlerine kazandırarak Türkçenin halk edebiyatında gelişmesine öncülük etmiştir. Bu yönüyle, Yunus Emre’nin şiirleri Türkçe tasavvuf şiirinin temeli olarak kabul edilir.


Yunus Emre, Türkçeye verdiği önemle dilimizin kültürel değerini artırmış, hem yazılı hem de sözlü kültürün gelişmesine katkıda bulunmuştur. Kısa cümleler, tekrarlar ve ritmik yapı ile halkın kolayca anlayabileceği bir dil kullanması, eserlerinin günümüze kadar ulaşmasını sağlamıştır. Yunus Emre’nin Türkçeye yaptığı katkılar sadece dilin zenginleşmesi ile sınırlı değildir. Onun sade ve halka yakın üslubu, insanların manevi dünyasına da dokunmuş, Türk edebiyatında halk diliyle yazılmış tasavvufi şiirin öncüsü olmasını sağlamıştır. Yunus Emre, Türkçeyi hem günlük yaşam hem de edebiyat için güçlü bir araç hâline getirmiştir ve bu etkisi sonraki yüzyıllarda da devam etmiştir.

En Son Gezdiğiniz Yere Ait Gözlemlerinizi Anlatan Bir Gezi Yazısı Yazınız.

 

En Son Gezdiğiniz Yere Ait Gözlemlerinizi Anlatan Bir Gezi Yazısı Yazınız.


Karadeniz Yolculuğunda Yaşadığım Güzellikler

Geçtiğimiz günlerde Karadeniz Bölgesi’ne yaptığım gezi, unutamayacağım anılarla dolu bir yolculuk oldu. Trabzon, Rize, Samsun, Ordu, Karabük ve Bartın’ı kapsayan bu seyahatimde hem doğanın eşsiz güzelliklerini gördüm hem de farklı şehirlerin kültürünü yakından tanıma fırsatı buldum. Farklı şehirleri gezmek ve her birinin doğal ve tarihi zenginliklerini görmek beni çok mutlu etti.


Karadeniz yolculuğumun ilk durağı Trabzon oldu. Bu güzel şehir, yemyeşil doğası ve tarihi yapılarıyla beni çok etkiledi. Özellikle yüksek tepelerin arasına kurulmuş manzaralar insana huzur veriyordu. Sümela Manastırı ve Uzungöl, beni en çok etkileyen yerler arasındaydı.


Ardından Rize’ye geçtim. Rize’deki çay bahçeleri dikkatimi çekti; dağ yamaçlarına kurulmuş yemyeşil çay tarlaları adeta bir tablo gibiydi. Temiz hava ve hafif sisli dağ manzarası, Karadeniz’in kendine özgü güzelliğini yansıtıyordu. Rize tam bir yeşil cenneti gibiydi. Burada Kıble Camii’ni gezme fırsatım oldu. Caminin bulunduğu yere giderken yolların ne kadar tehlikeli olduğunu fark ettim; en ufak bir dikkatsizlik büyük kazalara yol açabilirdi. Kıble Camii ise tüm Rize’yi tepeden görebileceğiniz muhteşem bir yerdi.


Daha sonra Samsun’a geçtim. Samsun, hem tarihi hem de sahil şeridiyle oldukça güzel bir şehirdi. Sahilde yürüyüş yaparken denizin serin rüzgârı insanı ferahlatıyordu. Bandırma Vapuru’nu görmek ise harika duygular yaşamamı sağladı. Ordu’da Boztepe’ye çıkarak şehri izleme fırsatı buldum. Yukarıdan bakıldığında deniz ve yeşilin uyumu büyüleyiciydi. Karabük ve Bartın da gezimin önemli duraklarındandı. Karabük’te doğayla iç içe bir ortam dikkatimi çekerken, Bartın’da özellikle sahil kesimleri ve doğal güzellikler beni etkiledi. Sessiz ve sakin ortam insanı dinlendiren bir atmosfer sunuyordu.


Bu gezi boyunca Karadeniz insanının misafirperverliğini de yakından gözlemledim. Güler yüzlü ve samimi insanlarla karşılaşmak yolculuğumu daha da güzelleştirdi. Ayrıca yöresel lezzetleri tatma fırsatı buldum; özellikle Karadeniz pidesi ve taze çay oldukça lezzetliydi. Bir de Rize'de yediğim Lale Lokantası'ndaki kuru fasülye ve sütlacın tadı harika olmuştu. Fındığı, çayı, şekerli tatlıları harikaydı. Hele ki balıkları. Müthiş balıkları vardır. Her türlü balıktan doya doya yedim.


Sonuç olarak Karadeniz gezim hem eğlenceli hem de öğretici bir deneyim oldu. Doğanın her tonunu bir arada görmek, temiz havayı solumak ve farklı şehirleri tanımak bana büyük mutluluk verdi. Bu güzel yolculuğu uzun süre unutmayacağım. Çünkü yeşilin verdiği o güzel duygular asla unutulamaz. Havası, suyu ile her şeyi muhteşem olan Karadeniz çok güzeldi.

En Sevdiğim Mevsim İle İlgili Tanıtım Yazısı

 

En Sevdiğim Mevsim İle İlgili Tanıtım Yazısı

 

En sevdiğim mevsim yaz mevsimidir. Çünkü yaz geldiği zaman güneşli günlerin sayısı artar. Hava daha sıcak olur; üşümeyiz, hatta bazen sıcaktan serinleyecek bir yer ararız. Yine de kışın soğuk ve kasvetli günlerine rağmen en çok yazı severim. Yaz bana mutluluğu, özgürlüğü ve enerjiyi hatırlatır.

 

Yaz mevsimi yılın en sıcak mevsimidir. Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarını kapsar. Güneş ışınları yeryüzüne daha dik geldiği için hava sıcaklığı artar, günler uzar ve geceler kısalır. Sabah erken saatlerde doğan güneş, akşam geç vakitlere kadar gökyüzünde kalır. Bu uzun ve aydınlık günler insanın içini kıpır kıpır yapar. Hava genellikle sıcak ve güneşlidir. Deniz sezonu açılır, insanlar tatile gider. Kimi deniz kenarında serinler, kimi köyüne ya da memleketine giderek doğayla iç içe zaman geçirir. Meyve ve sebzeler bol olur; karpuz, kavun, kiraz ve çilek gibi yaz meyveleri sofralarımızı süsler. Okullar kapanır ve öğrenciler yaz tatiline girer. Tatil demek dinlenmek, eğlenmek ve bol bol oyun oynamak demektir.

 

Yaz mevsiminde dışarıda daha çok vakit geçirilir. Arkadaşlarımızla doya doya oynarız. Denize girilir, dondurma yenilir, pikniğe gidilir, seyahat edilir. Akşamları serin havada yürüyüş yapmak, gökyüzündeki yıldızları izlemek de yazın ayrı bir güzelliğidir. Yazın doğa en canlı hâlini alır. Ağaçlar yemyeşil olur, çiçekler rengârenk açar. Tarlalarda buğdaylar olgunlaşır, bahçelerde meyveler yetişir. Sıcak havalarda serinlemek için dondurma yemek ya da soğuk içecekler içmek ayrı bir keyif verir.

 

Sonuç olarak yaz mevsimi; sıcaklığı, canlılığı ve getirdiği mutlulukla insanların en çok sevdiği mevsimlerden biridir. Güneşin altında geçirilen her an güzel bir anıya dönüşür. İşte benim en sevdiğim yaz mevsiminin özellikleri bunlardır.

Ülkemize Yararlı Bir İnsan Olmak İçin Neler Yapmalıyız Konulu Kısa Kompozisyon

 

Ülkemize Yararlı Bir İnsan Olmak İçin Neler Yapmalıyız Konulu Kısa Kompozisyon

 

Bu ülke bizim yurdumuzdur; bağımsızlığımızın simgesi, üzerinde özgürce yaşadığımız ana toprağımızdır. Bu topraklar, geçmişte nice kahramanın fedakârlığı ve canı pahasına korunmuş, büyük zorluklar çekilerek bizlere emanet edilmiştir. Böyle kıymetli bir mirasa sahip çıkmak ise hepimizin en önemli sorumluluğudur. Ülkemize yararlı bir insan olmanın ilk şartı, bilinçli ve sorumluluk sahibi bireyler olmaktır. Üzerimize düşen görevleri en iyi şekilde yerine getirmeliyiz. Öğrenci isek derslerimizi zamanında yapmalı, kendimizi en iyi şekilde yetiştirmeliyiz. Çünkü iyi eğitim almış bireyler, ülkesinin gelişmesine katkı sağlar. Çalışkan, üretken ve dürüst insanlar oldukça ülkemiz de güçlenir.

 

Yalnızca akademik başarı değil, ahlaki değerler de büyük önem taşır. Bayrağımıza ve milli marşımıza saygı göstermek, milli birlik ve beraberliğimizi korumak hepimizin görevidir. Ülkemizi tehdit eden iç ve dış tehlikelere karşı dayanışma içinde olmalı, ayrılıklara değil ortak değerlere odaklanmalıyız. Birlik olan bir millet her zorluğun üstesinden gelebilir. Ayrıca vatan sevgisi sadece sözle değil, davranışla gösterilmelidir. Çevremizi temiz tutmak, doğayı ve ormanlarımızı korumak, kamu malına zarar vermemek de ülkemize hizmet etmektir. İnsan ilişkilerinde kırıcı değil yapıcı olmak, saygılı ve hoşgörülü davranmak toplumsal huzuru artırır. Çünkü güçlü bir ülke, mutlu ve bilinçli bireylerden oluşur.

 

Sonuç olarak ülkemize yararlı olmak büyük fedakârlıklar gerektiren ama aynı zamanda onurlu bir görevdir. Hepimiz elimizden gelenin en iyisini yapmalı, çok çalışmalı ve üretmeliyiz. Sorumluluk bilinci yüksek, çalışkan ve erdemli bireyler olduğumuzda bu güzel vatanı hak ettiği yerlere taşıyabiliriz. Ülkemizi sevmek, ona sahip çıkmak ve gelecek nesillere daha güçlü bir şekilde bırakmak hepimizin ortak görevidir.

İftar Sofralarının Birleştirici Gücü Konulu Kompozisyon

 

İftar Sofralarının Birleştirici Gücü Konulu Kompozisyon

 

Ramazan ayının vazgeçilmez güzelliklerinden biri, insanların bir araya gelerek aynı sofrada buluşması, dualar eşliğinde oruçlarını açması ve gönül gönüle sohbet etmesidir. İftar sofraları, kadim kültürümüzün en güzel ve en anlamlı geleneklerinden biridir. Çünkü bu sofralarda sadece yemek yenmez; sevgi paylaşılır, muhabbet artar, gönüller birleşir. İftar sofralarında akrabalar, arkadaşlar ve komşular bir araya gelir. Aynı ekmeği bölüşmek, aynı suyla oruç açmak insanlar arasındaki bağı kuvvetlendirir. Herkes imkânı ölçüsünde yemekler, tatlılar hazırlar. Ancak önemli olan sofradaki yemeklerin çeşitliliği değil, o sofrada bulunan insanların birbirine duyduğu sevgi ve samimiyettir. Asıl zenginlik, paylaşılan lokmalarda ve edilen dualardadır.

 

Ramazan ayı zahmet ayı değil, rahmet ayıdır. Bu ay; yardımlaşmanın, paylaşmanın ve dayanışmanın en güzel şekilde yaşandığı mübarek bir zaman dilimidir. Gönüllerin yumuşadığı, kırgınlıkların unutulduğu, sevginin çoğaldığı bir aydır. Bu nedenle iftar sofralarına sadece yakınlarımızı değil, maddi durumu iyi olmayan kimseleri de davet etmeliyiz. Karşılık beklemeden kurulan sofralar, en anlamlı ve en bereketli sofralardır. Örneğin yaşadığımız şehirde üniversite okuyup yurtta kalan bir grup öğrenciyi evimize davet etmek, yetim ve öksüz çocukları sevindirmek, onların gönüllerine dokunmak en güzel iftar sofralarını oluşturur. Çünkü bir çocuğun yüzündeki tebessüm, bir öğrencinin içten duası, soframıza bereket olarak geri döner.


Gönülden yapılan ve karşılık beklemeden verilen her lokma, Allah katında daha değerli ve daha anlamlıdır. Ramazan; birlik ayıdır, sevinç ayıdır, mutluluk ayıdır. İftar sofraları ise bu birliğin en sıcak, en samimi simgesidir. Sofralar büyüdükçe gönüller de büyür; paylaştıkça çoğalırız, sevdikçe güzelleşiriz. İşte Ramazan’ın asıl bereketi de burada saklıdır.

Oruç Tutmanın Bana Kazandırdıkları

 

Oruç Tutmanın Bana Kazandırdıkları


Ramazan ayının gelmesiyle hepimizi tatlı bir heyecan sarar. Çünkü Ramazan; birlik, beraberlik, dayanışma ve empati ayıdır. Bu ayda insanlar birbirine daha çok yaklaşır, yardımlaşma ve paylaşma duyguları artar. Oruç tuttuğum zaman kendimi hem bedenen hem de ruhen daha huzurlu hissediyorum. Sanki iç dünyam sakinleşiyor, zihnim daha berrak oluyor.

 

Elbette orucun ilk günlerinde biraz yorgunluk yaşanabiliyor. Hafif baş ağrısı ya da karın ağrısı olabiliyor. Ancak bunun nedeni vücudun yeni düzene alışmaya çalışmasıdır. Birkaç gün sonra beden de bu duruma uyum sağlıyor. Sabretmeyi öğrendikçe hem bedenim hem de ruhum güçleniyor. Oruç tutmak beni mutlu ediyor. Çünkü oruçlu olduğum zaman davranışlarıma daha çok dikkat ediyorum. Kırmamaya, üzmemeye ve sabırlı olmaya özen gösteriyorum. Akşam ezanı okunup da ailemle birlikte iftar sofrasına oturmak ise tarifsiz bir mutluluk veriyor. Sıcacık aile ortamında yapılan iftar, günün tüm yorgunluğunu unutturuyor. O an, sahip olduğum nimetlerin kıymetini daha iyi anlıyorum. Oruç sayesinde aç kalmanın ne demek olduğunu hissediyor ve imkânı olmayan insanların hâlini daha iyi anlıyorum. Böylece empati kurmayı öğreniyorum. Paylaşmanın ve yardımlaşmanın önemini kavrıyorum. Bu da beni daha merhametli ve daha anlayışlı bir insan olmaya teşvik ediyor.

 

Gün içinde daha dikkatli ve bilinçli hareket ettiğimi fark ediyorum. Sabah saatlerinde daha enerjik olabiliyorum; işlerimi düzenli bir şekilde yapıyorum. Akşama doğru biraz yavaşlasam da bunun geçici olduğunu biliyorum. Çünkü gün boyu sabretmenin sonunda hem manevi bir huzur hem de içsel bir mutluluk kazanıyorum. Sonuç olarak oruç tutmak bana sabrı, şükrü, empatiyi ve paylaşmayı öğretiyor. Ramazan ayı sadece aç kalmak değil; aynı zamanda kalbimizi güzelleştirmek, davranışlarımızı düzeltmek ve daha iyi bir insan olmak için bir fırsattır. Bu yüzden oruç tutmanın bana kazandırdıkları, yalnızca bir ayla sınırlı kalmıyor; hayatımın her dönemine ışık tutuyor.

“Bir El Bir Eli Yıkar, İki El Bir Yüzü Yıkar” Atasözü ile İlgili Kompozisyon

 

“Bir El Bir Eli Yıkar, İki El Bir Yüzü Yıkar” Atasözü ile İlgili Kompozisyon


Bir insan tek başına bazı işleri yapabilir; ancak her işi tek başına başarması her zaman mümkün değildir. Özellikle emek ve zaman isteyen işlerde yardımlaşma büyük önem taşır. Başkalarının desteği olduğunda işler hem daha kolay hem de daha hızlı tamamlanır.

 

Örneğin mantı yapmak oldukça zahmetli bir iştir. Hamurun hazırlanması, açılması, küçük küçük kesilmesi ve içine harç konulup kapatılması uzun zaman alır. Bir kişi tek başına mantı yapmaya çalıştığında çok yorulur ve iş geç biter. Ancak birkaç kişi birlikte çalıştığında biri hamuru açar, biri iç koyar, diğeri kapatır ve kısa sürede birçok mantı hazırlanır. İş hem daha hızlı biter hem de birlikte çalışmanın verdiği mutluluk yaşanır. Aynı şekilde bir öğrenci anlamadığı bir konuyu arkadaşına sorarak daha kolay öğrenebilir. Bir komşu taşınırken diğer komşular yardım ederse işler kısa sürede tamamlanır. Yardımlaşma sayesinde hem işler kolaylaşır hem de insanlar arasındaki sevgi ve güven bağı güçlenir.

 

Bu atasözü bize bencil olmamayı, paylaşmayı ve dayanışma içinde yaşamayı öğretir. Birlikte hareket eden insanlar her zaman daha güçlü olur. Çünkü dayanışma, toplumun temelini oluşturan en önemli değerlerden biridir.

İlk Oruç Deneyimim

 

İlk Oruç Deneyimim


Bugün hayatımda unutamayacağım bir gün yaşadım; ilk kez oruç tuttum. İlk orucum olduğu için kendimi biraz farklı ve heyecanlı hissediyordum. Gün içinde zaman zaman açlığın verdiği bir boşluk duygusu yaşadım. Daha önce hiç bu kadar uzun süre aç kalmamıştım. Hafifçe başım döndü ama kısa sürede geçti. Bu durum bana sabretmeyi ve güçlü olmayı öğretiyordu.


Okulda derslerimi ilk başta dikkatlice dinledim. Fakat dersin sonlarına doğru hafiften esnemeye başladım, uykum geldi. Açlık ve yorgunluk beni biraz zorlamıştı. Neyse ki son ders zili çaldı ve herkes evine dağıldı. Eve geldiğimde annemin evi tertemiz yaptığını gördüm. Her oda mis gibi kokuyordu. Annem işlerini bitirmiş, namazını kılmış ve Kur’an okuyordu. O an ne kadar güzel bir aileye sahip olduğumu düşündüm. Babam da işten gelmişti. Hepimiz iftar saatini bekliyorduk.


Yorgunluk ve açlık beni iyice etkilediği için biraz uzanayım derken uyuyakalmışım. Benim bu halimi gören canım babam üzerime bir battaniye örtmüş. Yaklaşık iki saat uyumuşum. Uyandığımda hemen anneme, “İftara kaç saat var?” diye sordum. Annemle babam birbirlerine bakıp tebessüm ettiler. Babam, “Oğlum, iftara on beş dakika kaldı.” dedi. O an gözlerim parladı. Çok mutlu olmuştum. Uykumu da aldığım için kendimi daha iyi hissediyordum ama yine de çok acıkmıştım. Buna rağmen sabretmenin verdiği huzuru yaşıyordum.


Bu ilk oruç deneyimimde aç insanların neler yaşadığını biraz da olsa anlamıştım. Aç kalmanın ne kadar zor olduğunu hissettim. O an kendi kendime söz verdim: İleride bir meslek sahibi olduğumda maddi durumu olmayan insanlara elimden gelen yardımı yapacaktım. Çünkü oruç bana sadece aç kalmayı değil, empati kurmayı ve paylaşmayı da öğretmişti.


Ben bunları düşünürken önce top atıldı, ardından ezan okundu. Hurma ve su ile orucumu açtım. O an içtiğim suyun tadı bana dünyanın en güzel nimeti gibi geldi. “Allah kimseyi açlıkla imtihan etmesin.” diye dua ettim. Rabbime şükrederek yemeğimi yemeye başladım. İlk orucum bana sabrı, şükrü ve yardımlaşmanın değerini öğreten çok özel bir hatıra olarak kalbimde yer etti.

Bir Günlük Yaşantınızı Duygularınızı Da Katarak Anlatınız

 

Bir Günlük Yaşantınızı Duygularınızı Da Katarak Anlatınız


Her sabah yeni bir güne umutla uyanıyorum. Gözlerimi açtığım anda içimde tatlı bir heyecan oluyor çünkü beni bekleyen yeni bir gün var. Hazırlanıp okuluma gidiyorum. Okulda arkadaşlarımla vakit geçirmek beni çok mutlu ediyor. Onlarla gülmek, sohbet etmek ve birlikte eğlenmek günümü güzelleştiriyor.

 

Derslere girerken sorumluluk sahibi bir öğrenci olduğumu hissediyorum. Öğretmenim bir soru sorduğunda konuya dahil olup hemen cevap vermek beni hem mutlu ediyor hem de kendime olan güvenimi artırıyor. Ödevlerimi zamanında yapmaya özen gösteriyorum çünkü görevlerimi yerine getirmek bana huzur veriyor. Öğle arasında arkadaşlarımla paramızı birleştirip lahmacun, pide ya da dürüm alıyoruz. Birlikte yemek yemek ve o anları paylaşmak çok keyifli oluyor. O anlarda dostluğun değerini daha iyi anlıyorum.

 

Okul bitince eve dönüyorum. Üzerimi değiştirip biraz dinleniyorum. Günün yorgunluğunu atmak için kontrollü bir şekilde, yaklaşık bir saat bilgisayarda oyun oynuyorum. Bu, kafamı dağıtmama yardımcı oluyor. Sonra annem sofra kurarken ona yardım ediyorum. Aileme destek olmak beni mutlu ediyor. Babam memur olduğu için genellikle saat beş buçuk gibi eve geliyor. Akşam yemeğini hep birlikte yiyoruz. Ailece sofraya oturmak bana güven ve huzur veriyor. Yemekten sonra çay saatimiz oluyor. Daha sonra herkes kendi işine yöneliyor. Ben de ödevlerimi yapıyorum, kaynak kitaplarımdan sorular çözüyorum ve her gün mutlaka yaklaşık kırk beş dakika kitap okuyorum. Kitap okumak benim en büyük zevklerimden biridir; kendimi farklı dünyalarda hissederim.

 

Biraz televizyon izledikten sonra uyumaya gidiyorum. Günlerim genellikle okul ve ev arasında geçiyor. Bazen alışveriş merkezine gidiyor, bazen de piknik yapıyoruz. Günler böyle akıp giderken ben de büyüyor, gelişiyor ve olgunlaşıyorum. Her günüm sıradan gibi görünse de aslında küçük mutluluklarla dolu.

Bugünden İstiklal Savaşı Yıllarına Bakınca Neler Düşünüyorsun?

 

Bugünden İstiklal Savaşı Yıllarına Bakınca Neler Düşünüyorsun?


 Kurtuluş Savaşı yılları, Anadolu halkının yoksulluk, yokluk ve acılarla dolu büyük bir imtihan verdiği; fakat aynı zamanda millî birlik, beraberlik ve dayanışmanın en güçlü şekilde yaşandığı yıllardır. O dönem, vatanı, onuru ve bağımsızlığı için canını feda eden yiğitlerin; cepheye mermi taşıyan, evladını askere uğurlayan fedakâr kadınların kahramanlık destanıdır.


Bugünden o yıllara baktığımda içimde derin bir sızı hissediyorum. Çünkü geçmişte büyük bedeller ödeyerek kazanılan bu vatanın kıymetini bugün yeterince bilemediğimizi düşünüyorum. O günün insanı, açlıkla ve yoklukla mücadele ederken bile vatan sevgisinden vazgeçmemiştir. Yiyecek bulamayan, yarı aç yarı tok savaşan; ama yine de cepheden kaçmayı aklından geçirmeyen askerleri düşündükçe içim hüzünle doluyor.


O kahramanlar, biz özgür yaşayalım, bağımsız bir ülkede başımız dik yürüyelim diye canlarını feda ettiler. Fakat günümüzde bazen duyarsızlık, bencillik ve sorumsuzluk gibi davranışların arttığını görmek beni üzüyor. Değerlerimizden ve inançlarımızdan uzaklaştığımızı hissettiğimde, geçmişteki fedakârlıklarla bugünü kıyaslıyor ve derin bir muhasebe yapıyorum.


Bu vatan büyük bedellerle kazanıldı. Bu nedenle daha çalışkan, daha üretken ve daha bilinçli bireyler olmalıyız. Ülkemizi daha ileriye taşımak, onu gelişmiş ve güçlü bir devlet hâline getirmek bizim sorumluluğumuzdur. Geçmişi unutmadan, özümüzü ve değerlerimizi koruyarak geleceğe yürümeliyiz.


İstiklâl Savaşı sadece bir askerî zafer değildir; aynı zamanda bir milletin yeniden dirilişidir. O ruhu anlamak ve yaşatmak, geçmişe duyduğumuz saygının en güzel göstergesidir.

Arkadaşlık Ve Komşuluk İlişkilerinde Dini İnancınızın Sosyal Hayatımıza Ne Gibi Etkileri Vardır?

 

Arkadaşlık Ve Komşuluk İlişkilerinde Dini İnancınızın Sosyal Hayatımıza Ne Gibi Etkileri Vardır?

 

Arkadaşlık ve komşuluk ilişkilerinde dini inancımın sosyal hayatıma çok etkisi vardır. Çünkü dinim doğru, dürüst ve güvenilir bir insan olmayı emreder. Güzel ahlaklı ve adaletli olmayı emreder. Bunları da sosyal yaşamımda uygularsam daha huzurlu, daha vicdanlı ve daha mutlu olabilirim. Bunlar maddeler halinde sıralayabilirim:


1. Ahlaki Değerler ve Davranışlar

Dini inançlar; dürüstlük, güvenilirlik, merhamet, sabır, yardımseverlik gibi değerleri ön plana çıkarır.
Bu da:

Arkadaşlık ilişkilerimde  güven duygusunu geliştirir, komşularımla aramda güven ve sevgi, saygıya dayanan bir iletişim halim olur. Dedikodudan uzak kalırım, kimseyi kırmam, gönül yıkmak, tatlı dilli olurum. Çünkü dinim bunları emreder.


2. Yardımlaşma ve Dayanışma

 Dinim yardımlaşmayı ve dayanışmayı emreder. Bunun için zor durumda olan herkese yardım ederim. Bu durum da arkadaşlarımla ve komşularımla aramdaki iletişimi daha da güçlendirir ve toplum tarafından sevilen ve sayılan kimse e-olurum. Birçok dinde komşuya yardım etmek, zor durumda olanı desteklemek önemli bir sorumluluktur. Hastalıkta, düğünde, cenazelerde yardımlaşma ve dayanışma toplumsal bağları güçlendirir.

3. Hoşgörü ve Empati

Dini öğretiler çoğunlukla affetmeyi, anlayışlı olmayı ve empati kurmayı teşvik eder. Yaradılanı hoş gör yaradandan ötürü sözleri de bizi iyiliğe, affetmeye yönlendirir.
Bu da: 
Küçük anlaşmazlıkların büyümesini engeller. Farklı düşüncelere karşı daha  hoşgörülü ve sabırlı olmayı sağlar.

4. Sosyal Sınırlar ve Yaşam Tarzı

İnanç, kişinin yaşam tarzını etkileyebilir: Görüşme saatleri, misafirlik adabı, mahremiyet anlayışı değişebilir. Yeme-içme alışkanlıkları, kutlamalar, özel günler ilişkileri şekillendirebilir. Bu durum bazen ortak değerler üzerinden bağı güçlendirirken, bazen farklı inançlar arasında uyum gerektirebilir.


5. Toplumsal Güven ve Aidiyet

Aynı dini değerleri paylaşan bireyler arasında daha hızlı bir güven ve aidiyet duygusu oluşabilir.
Ancak sağlıklı bir sosyal hayat için önemli olan, inancın ayrıştırıcı değil birleştirici bir güçte olmasıdır. Böyle olursa birlik, beraberlik ve dayanışma içinde huzurlu ve mutlu toplumlar çoğalır. Bu da dinin güzel ve anlamlı sonuçlarındandır.

Bugün Bana İse Yarın Sana Atasözü İle İlgili Konuşma

 

Bugün Bana İse Yarın Sana Atasözü İle İlgili Konuşma


İster felaket isterse güzel bir şey olsun neyin ne zaman olacağı bilinmez. Bugün ben bir felaket ve haksızlıkla karşılaşmışsam, yarın da sen aynı durumla karşılaşabilirsin. Bugün sen nimetler içinde bulunup mutluysan, yarın da ben o nimetlere kavuşup mutlu olabilirim. İmkanlar ölçüsünde sıkıntıya düşmüş kişilere yardımcı olmak gerekir. Bunun için atalarımız bugün bana ise yarın sana demişlerdir.

 

Sevgili öğretmenim, değerli arkadaşlarım,

İnsan bu hayatta ne oldum değil ne olacağım diye hareket etmeli ve geleceğini de düşünmelidir. Bunun için de her daim iyilikten, yardımlaşmadan ve dayanışmadan yana olmalıdır. Şu anda durumumuz çok iyi olabilir ama komşumuz çok zor durumda olabilir. Örneğin; komşu Ahmet Amca işten çıkarılmış olabilir ve maddi olarak çok zorluklar çekebilirler. Biz is e maddi olarak iyi durumdaysak hemen komşumuza yardım etmeli, onun elinden tutmalı ve ona gereken yardımı yapmalıyız. 


Çünkü gün gelir biz de çok zor durumlara düşebiliriz ve o zaman da komşumuz bizi felaketin eşiğinden kurtarabilir. Bunun için bugün bana ise yarın sana sözü kulağımıza her daim küpe olmalıdır. Konu hakkında anlatacaklarım bunlardır. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.