kısa hikaye örneği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kısa hikaye örneği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cömertlik Konulu Hikaye Yazınız.

 Cömertlik Konulu Hikaye Yazınız.




 Bu yıl bir yaş daha büyümüş dördüncü sınıf öğrencisi olmuştum. Yeni okulum ve yeni arkadaşlarım olmuştu. Eski yaşadığım şehir olan Balıkesir’den  Tokat’a taşınmak zorunda kalmıştık çünkü annem ve babam çeşitli nedenlerden dolayı ayrılmak zorunda kalmıştı. Bundan dolayı bizim velayetimizi de annem almış ve biz de annemin yaşadığı şehir olan Tokat’a gelmek ve burada yeni bir hayata  başlamaya mecbur kalmıştık. Babam bizimle hiç ilgilenmediği için ayrılmıştı annem ondan.  Canım annem elinde beş kuruşu olmadan ailesinin desteği ile bizi buraya getirmişti. Okullar da açıldığı için okul kıyafetlerimiz alınmamıştı. Komşumuz Erdem ve kardeşinin kıyafetleri ve  kırtasiye ihtiyaçları alınmıştı. Okulun ilk gününde ben ve kardeşimin üzerinde ise normal kıyafetler vardı. Annem ve Erdem’in annesi bizi birlikte okula götürüp getirmeye başlamış ve hem iyi bir komşu hem de iyi bir arkadaş olmuşlardı. Okula doğru yürümeye başlamıştık. Nesrin Teyze bana ve kardeşime bakıp okul kıyafetleriniz alınmadı daha diye sorduğunda annem de ona sorunlarını anlatmıştı. Annemin böyle zor bir duruma düşmefsine çok üzülmüştüm ama Nesrin Teyze de çok merhametli ve anlayışlı bir insan olduğu için bu üzüntüm geçmişti. 

Okula vardığımda yeni arkadaşlarım ile tanışmış, Erdem ise sıra arkadaşı olmuştum. Erdem bana dönüp seni çok sevdim Necati dedi. Ben de ona sevgimi ifade ettim ve sarıldım. Okul çıkışı annem bizi eve getirdi. Kardeşim Melis birinci sınıfa yeni başladığı için akşam olunca hemen uyumuştu. Biz is annem, dedemle oturup çay içmeye başlamıştık ki birden kapı zili çaldı. Annem kapıyı açtı. Evimize akşam saatlerinde gelen kişi komşumuz Nesrin Teyzeydi. Elinde kocaman bir çanta ve eşinin de elinde bir  çok poşet vardı. Nesrin Teyze annemle kısa bir süre konuştuktan sonra annemle sarılarak ayrıldı. Eşi de onunla gitti. Onlar gider gitmez hemen poşetlere baktık ki o da ne. Poşetlerde bizim için alınmış okul kıyafetleri, kalemler, defterler, silgiler ve daha birçok şey vardı. Diğer bir poşetin içinde ise bir sürü gıda malzemesi vardı.

 Nesrin Teyze’nin bu insanlığı ve cömertliği ailece hepimizi duygulandırmış ve annemin gözünden bir iki damla yaş gelmişti. Hemen ona sarıldım ve Nesrin Teyze’nin çok iyi bir insan olduğunu ben de okuyunca ona çok hediyeler alacağım anne diyerek annemi mutlu ettim. Çocuk olarak bizim kalbimizde çok önemli bir edinmişti Nesrin Teyze. Nesrin Teyzeler olduğu sürece çocuklar hep mutlu olacak ve okul kıyafetlerinden mahrum kalmayacaktı. Ne güzel bir erdemdi cömertlik ve ne güzel bir insandı Nesrin Teyzem.

23Nisan İle İlgili Hikâye Yazınız. Yazdığınız Hikâyeyi Sınıfta Okuyunuz.

 23Nisan İle İlgili Hikâye Yazınız. Yazdığınız Hikâyeyi Sınıfta Okuyunuz.

 


Uyanır uyanmaz yine her zamanki gibi okula gittim. Ödevlerimi gece geç saatlere kadar bitiremediğim için uykumu iyi alamamıştım. Bir haftadır hasta olduğum için derslerden geri kalmıştım. Ondan dolayı da öğretmenimizin sınıfta anlattığı konuları defterime yazmak için arkadaşım Elif’ten defterini almıştım. Bunun için de bu aralar biraz geç yattım ama neyse ki eksik konum kalmadı. Okula vardığımda öğretmenimiz bana geçmiş olsun dedikten sonra  dersini anlatmaya başladı.  Dersimizi Sosyal Bilgilerdi. Konumuz ise Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış tarihiydi.

 Büyük komutan Gazi Mustafa Kemal bu günü aynı zamanda biz çocuklara armağan etmiş ve onun için de bu gün hem egemenliğimizin kutlandığı gün hem de biz çocukların bayramı olarak ilan edilmişti. Öğretmenimiz dersi anlatmaya devam ediyordu. İki gün  sonra bayramınız yaklaşıyor çocuklar hazırlıklar tamam gibi dedi. Ben ise hasta olduğum için çok iyi hazırlanamamıştım ama koca iki günde de her şey yapılabilirdi. Önce 23 Nisan ile ilgili öğretmenimin verdiği şiiri ezberlemeye başladım. Daha sonra bu günümüzde yapacağımız gösteriye de iki gün boyunca sıkı sıkı çalıştım ve en sonunda ben de diğer arkadaşlarım gibi bayramımızı kutlamaya hazır hale gelmiştim.  Akşam erkenden yattım ve sabah uyandığımda güneş ışıkları odamı doldurmuştu.


Her 23 Nisan da yağmur yağar ve törenler  iptal edilirdi ama bu kez yağmurlu bir hava değil güneşli bir hava vardı şansımıza. Çok mutlu olmuştum. Hemen kahvaltımı yapıp annemle birlikte okulumuza  vardık. Tören alanına doğru gittim ve sıramda yerimi aldım. Bugün çok özel ve anlamlı bir gündü benim için. Bugün Ankara’nın havası bile bize armağandı. Ankara’da doğup büyümek ve burada geçmişimize ait izler bulmak beni çok mutlu ediyordu. 


Okulumuza farklı ülkeden de çocuklar gelmiş  ve kendi dillerinde bizim ana dilimizde şiirler söylemiş ve şarkılar okumuş ve kendi ülkelerinin yöresel oyunlarını izlemişlerdi. Biz de sınıfta gösterilerimizi yapmış ve şiirlerimizi okumuştuk. Tören bittikten sonra öğretmenimiz bizi  Ankara Kalesinde yer alan Erimtan Müzesine götürdü. Bu müzede eğlenceli, sanatla dolu, hoşça vakit geçirdik. Bu gezimizden sonra bize özel konser veren yerlere gittik ve o gün çok yorucu ve aynı zamanda çok anlamlı bir gün olmuştu bizim için.  Ayrıca Anıtkabir'i de ziyaret etmiştik ve çok duygulanmıştık. Mustafa Kemal iyi ki bize böyle güzel bir bayram hediye etmiş ve bizi çok sevmişti.

 

Ramazan Ayında Yardımlaşma ve Dayanışma (Oruç) İle İlgili Bir Hikâye Yazınız. Hikâyenizi Sınıfta Arkadaşlarınıza Okuyunuz.

 Ramazan Ayında Yardımlaşma ve Dayanışma  (Oruç) İle İlgili Bir Hikâye Yazınız. Hikâyenizi Sınıfta Arkadaşlarınıza Okuyunuz.


Annem günler öncesinden başlamıştı Ramazan hazırlıklarına. Ne de  olsa yarın oruç başlıyordu. Ben de artık son iki yıldır orucun tamamını tutamasam da çoğunu tutuyordum. Çok zayıf olduğum için oruç tutmayı bazen bünyem kaldırmıyor ve hasta oluyordum. Yaşım  13 olmasına rağmen kilo olarak yeterli kiloda olmadığım için oruçta bazen zorlanıyordum ama inşallah gelecek yıl hepsini tutmaya çalışacağım. Ben  Yağmur  bu arada. Ortaokula gidiyorum. Üç çocuklu bir ailenin üçüncü kızıyım. Bir abim bir de ablam var. Abim  öğretmen, ablam ise lise üçe gidiyor. Annem ev hanımı, babam  ise mühendis.  Yaşadığımız şehir Sivas. Maddi durumumuzu soracak olursanız babamın mesleği olduğu için çok şükür sıkıntı çekmiyoruz. Orta halli bir yaşamımız var kendimizi idame ettirebiliyoruz. Neyse konuma devam edeyim: Yarın oruç başlayacağı için annem komşuları ile birlikte bir ay önceden hazırlık yapıldı.

 

 Mantılar yapıldı, dolmalar yapıldı, yapraklar sarıldı, ekmekler yapılıp buzluğa konuldu. Ramazan Boyunca bunları tüketmek için hazırlık yaptı annem ve arkadaşları. Bu gece ilk sahurumuz. Onun için çok heyecanlıyım. Hemen ödevlerimi yapıp yatağıma yattım. Yatar yatmaz uyuduğum için gece mahalledeki Mehmet Amcanın davulunun sesi ile uyandım. Davulun sesi ilk başta içimi ürpertti. Korktum ama sonra bu gece sahur olduğunu hatırladım ve korkum geçti ve hemen mutlu oldum. Pencereden dışarı baktığımda Melike Teyzelerin, Abdullah amcaların, arkadaşım Şule ve Aydınların  da ışığı yanmıştı.  Gece yarısı herkesin ışığı yanıyordu ve bunu izlemek beni çok mutlu etmişti. Ne güzel bu ay. Hem huzur ayı hem sabır ayı hem de birlik ayıydı. Tam perdeyi kapatmak üzereyken sınıf arkadaşım Metinlerin ışığının yanmadığını fark ettim. Hemen anneme koşarak anne Metinler kalkmadı herhalde dedim. Annem de  biz kaldıralım o zaman dedi ve Metin’in annesini aradı ama telefonu açan olmadı.

 

 Sahurumuzu yapmaya başladık ama benim aklım hala arkadaşımın  evindeydi. Şimdi kalkmışlardır diye pencereye yöneldim ama ne ışıkları yanıyordu, ne de perdelerinde bir oynama vardı. Geri yemeğime oturduğum yerden devam ettim. Annem sahurda yemek yapmaz. Bizi sahurda kahvaltılık tüketiriz. Yemek  çok ağır geldiği için annem de yapmaz. Annem çok güzel ıspanaklı ve peynirli börek yapmıştı. Sobada yaptığı böreklerin tadı harika olmuştu. Yanına da çay, zeytin, yeşillik koymuş ve çok güzelce karnımızı doyurmuştuk. Metin ve ailesi ne yemişti acaba  diye merak ediyordum acaba uyuya mı kalmışlardı diye düşünüyordum. O arada annem üzüm hoşaflarını getirdi ve bir güzel içtik. Daha sonra sularımızı içip dişlerimizi de fırçaladıktan sonra  niyetlendik oruca. 


Sabah ezanı ile birlikte namazları kılıp bir güzel sıcacık yatağımıza uyumaya gidip devam ettik. Sabah ilk iş aklımda Metin’e neden gece kalkmadıklarını soracaktım. Okula vardığımda Metin de oradaydı. Hemen günaydın diye asıl konuya geldim. Metin de bizim gibi oruç tutuyordu bugün. Ona neden gece ışığınız yanmadı Metin dedim. O da biz akşamdan yiyip yattık diye lafı geçiştirdi. Altıncı dersin sonuna doğru Metin oturduğu yerde bir anda yere bayılmıştı. Öğretmenimiz hemen onu kucağına alıp çocuklara su  getirmesini rica etti. Ben onlardan önce  koşarak kantinde arkadaşım için su aldım. Öğretmenim Metin’e neden bayıldığını sorunca oruca dayanamadığını söyledi. Daha sonra eve vardığımda annem bu konuyu sordum.






Annem de onların Metin’in ailesinin  durumlarının çok kötü olduğunu ve sahurda yiyecek bir kuru ekmek ve sudan başka bir şey olmadığını duymuş. Yani  canım kardeşim, arkadaşım açlıktan bayılmıştı. Çok üzülmüştüm. Kendi halinde, kimseye zararı dokunmayan bir çocuktu Metin. Dürüst saygılı ve efendi bir çocuktu. Ayrıca derslerine de son derece başarılı ve zeki bir çocuktu. Bazen bilemediğim soruları ona sorardım o da bana yardım ederdi. Şimdiki durumu ise çok üzücü bir durumdu. Hemen ailemle birlikte Metin’in ailesi için bir şeyler yapmaya karar kıldık. Babam ve annem markete gidip onlara bir ay boyunca yetecek gıda ve temizlik malzemeleri aldı. Öğretmenim benim canım öğretmenim de okulda öğretmenler arasında para toplamış ve Metin’in ailesine vermişti.

 

Hepimiz el birliği içinde, yardımlaşma ve dayanışma içinde olup Metin ve ailesini bu zorluk süreçten kurtarmıştık. Onun için de çok mutlu ve huzurlu olmuştuk. Artık  sahurda onların da ışığı yanıyordu ve onların da yiyecek her şeyi vardı. Ayrıca babam ona aylık olarak burs da vermeye başladı ve böyle zeki çocukların kıymetinin bilinmesi gerekir dedi. Babasına da iş bulma konusunda ailem onlara yardım etti. Ne güzel bir duyguydu bu aylarda yardımlaşma ve dayanışmanın zirveye çıkması. Ne güzel geleneklerimiz vardı, ne güzel güzel  bir millettik biz. Yardımlaşmayı bilen, açgözlülüğe ve bencilliğe karşı olan insan gibi insan olan millettik biz. Çünkü biz Türkiye gibi güzel bir ülkenin  merhamet ve sevgi ile büyüyen , içinde insanı değerleri sonsuza kadar taşıyan duygu dolu evlatlarıydık.

 

 

Dini Bayramlarda Yardımlaşma ve Dayanışma Konulu Bir Hikâye Yazınız.

 Dini Bayramlarda Yardımlaşma ve Dayanışma Konulu Bir Hikâye Yazınız.

 

Bahar mevsimi yavaş yavaş  güzelliklerini göstermeye başlamıştı. Dışarıda papatyalar açmış, dağ çiçekleri açmış ve doğa ana toprak ile bütünleşmişti. Okuldan eve doğru giderken yüzüme doğru çiseleyen yağmur taneleri beni çok mutlu etmişti. Bugün orucun da son günüydü. Yarın Ramazan Bayramıydı. Yağmurun yağması Yüce Allah’ın bize hediyesiydi. Otuz günlük oruçtan ve açlıktan sonra gelen bu yağmur yüreklerimize ferahlık getirmişti.  Allah’a şükürler ederek evimize vardım. Eve vardığımda annem ikindi namazını kılıyordu. Bugün son oruç olduğu için  bir yandan da evler pırıl pırıl olmuş, evden mis gibi kokular gelmeye başlamıştı. Üstümü değiştirdikten sonra annemin yanına vardım. Annem namazını bitirmiş sabır ile tespihini çekiyordu.


 Annem halsiz görünüyordu ama bu halsizlik her zamanki halsizliklerden değil gibiydi. Annem üzgündü, ağlamıştı sanırım. Gözleri kızarmış, çekilmiş gibi olmuştu. Hemen anacığımın yanına sokularak ona bir derdi olup olup olmadığını sordum. Annem ise bana dönerek komşu  Nergis Teyze’nin evinden geldiğini söyledi. Nergis Teyze yetmiş yaşında, çocukları tarafından terk edilmiş, eşi de yıllar önce hayatını kaybetmiş bir teyzemizdi. Bir emekli maaşı bile olmadığı için maddi olarak çok sıkıntılı günler geçirmiş, geçirmeye de devam ediyordu. Bir yandan da evlatlarının hasreti ve sorumsuzluğu onun içini yakıp kavuruyordu. 


Annem evine vardığımda diye başladı söze: Hiçbir şey yoktu evinde kızım Gülnur. Evinde bir şey olmamasına rağmen sadece ekmek ve su ile oruç tutuyormuş  son iki gündür. Her gün komşular annem de dahil olmak üzere ona yemek götürürdü ama son iki gün getiren olmamış galiba diyerek ağlamaya başladı benim merhametli, güzel gözlü annem. Kendisi de onu onu unuttuğu için vicdan azabı çekiyordu. Nergis Teyze de aç olduğunu kimseye söylememiş ve onuru ile aç kalıp oruç tutmuş ama açlıktan da bitap düşmüş dedi anacığım. Bunu duyunca gözlerim doldu ve onun o halini düşündükçe içim acıdı ve ben de ağlamaya başladım. Ağlamak bir işe yaramazdı onun için bir çare bulmalıydım. Hemen Okulumuzun müdiresini aradım. 


Ben ortaokula gittiğim için bir şeyler yapabilirim düşüncesi ile birçok arkadaşımın da evini arayarak Nergis Teyze için ne yapabiliriz diye oturup telefonda saatlerce konuştuk ve okul ve aile birliği ile Nergis Teyze için bir çözüm yolu bulduk. Yarın bayram olduğu için ona hayatında hiç unutamayacağı bir anı yaşatacaktık. Bu duygusallığın verdiği hüzün ve mutluluk ile gece sabah beşe kadar uyuyamadım. Bir an önce  ona olan sevgimizi, saygımızı ve dayanışmamızı göstermek için can atıyordum. Bayram namazının ardından okul müdiremiz Hatice Hanım ve biz çocuklar Nergis Teyzemin ziline bastık. 





Ona kocaman bir demet çiçek yaptırmıştık. Rengarenk çiçeklerin olduğu demeti gören Nergis Teyze bizi görünce neye uğradığını şaşırmıştı ve gözlerinden sular seller gibi yaşlar gelmeye  başladı.   Hatice Hoca ve biz öğrenciler teyzemizin ellerini öptük, ona iyi bayramlar dedik Annem de yanımızda gelmişti bize yardım etmek için. Bırakır mıydı hiç komşusunu. Okul aile birliği tarafından  alınan kıyafetler , gıda yardımı ve daha birçok şey Nergis Teyze’ye verildi. Aldıkları karşısında utandığını söyleyen Nergis Teyzeye daha çok sarıldık ve bizleri de bir evladı olarak görmesini istedik. Böylece o da utanmayı bıraktı ve bize daha çok sarılmaya devam etti. Annemin aldığı rengarenk şekerlemelerden de bize ikram etti güzel teyzemiz. O şekerleri de bir güzel ağız tadı ile yedik. Şekeri birlikte yemek bile güzeldi yardımlaşma ve dayanışma nasıl güzel olmasın ki.


Ona yaptığımız bu güzel yardımlaşma ve dayanışma hepimizi çok  mutlu etmiş, o gece vicdan rahatlığı içinde uyumuştuk. Hayatımda unutamayacağım bir bayram günü geçirmiştim o gün. Ne güzel bir duyguydu bayramlarda böyle güzel işlere ortak olmak. İyi ki insan olmayı başarmıştık, iyi ki ailelerimiz tarafından şefkat ve merhamet duygularına sahip olan çocuklar olarak yetiştirilmiştik. O gün Bursa için güzel bir gece olduğunu düşünmüştüm.

Aşağıda Giriş Kısmı Verilen Nasreddin Hoca Fıkrasını Sağlığın Önemini Vurgulayacak Şekilde Tamamlayınız.

 Aşağıda Giriş Kısmı Verilen Nasreddin Hoca Fıkrasını Sağlığın  Önemini Vurgulayacak Şekilde Tamamlayınız.

 

Nasreddin Hoca bir sabah kalkmış bakmış ki her yer bembeyaz. Daha önce hiç kar görmeyen Nasreddin Hoca, karı pamuk zannetmiş. Heyecanlanıp hemen hanımının yanına koşmuş. Uyuyan hanımını uyandırmış. Hanım kalk da  yorganı, yastığı getir, her yer pamukla kaplanmış, yastığı, yorganı dolduralım demiş. Nasreddin Hoca’nın hanımı da Hoca gibi karın ne olduğunu bilmiyormuş. Hanım da karı pamuk sanmış ve o da eşi gibi heyecanlanmış. Hoca  demiş oh artık ne güzel sıcacık pamuklarda yatacağız ve o pamuklardan kıyafetler de yapacağım böylece  yeni yeni kıyafetler de giyeriz demiş.


Hoca da ona bakarak başını sallamış ve evet ya tabi ki ne güzel olur yeni giysilerimiz olur demiş. Daha sonra Hocanın hanımı eve koşmuş ve evde ne kadar çuval, çarşaf varsa bunların her birini dışarı çıkarmış  ve her iki de başlamış elleri ile çuvallara karı doldurmaya. Biraz elimiz üşüdü bu pamuk da ne farklı bir pamuk galiba eve girdiğimiz zaman bu pamuklar ısınacak demiş. Eşi ise Hoca bu pamuklardan yastık yapayım ama bugün yatmayalım, pamuklar ne zaman ısınırsa o zaman yatarız demiş ama Hoca itiraz etmiş hayır bugün o pamuklu yastıklara başımı koymak isterim demiş.


 Eşi de çaresiz Hoca’nın dediğini yapmış ve yatmaya yakın boş kılıfların içine karı doldurmuş ve daha sonra yastıklar buz gibi olsa da her ikisi de yastıklara başına koyup zor da olsa uyumuşlar . Hoca ve eşi sabah kalktıklarında yastıkların içi su gibiymiş. Yatak ıslanmış, hocanın ve eşinin kıyafetleri ıslanmış. Ne olduğunu anlamayan hoca eşine dönerek galiba ben çok hasta oldum diyerek derin bir şekilde öksürmeye başlamış ve eşi de aynı şekilde öksürmeye başlamış. Gece boyu soğuk yastıklarda yattıkları için de her ikisinin başı çok ağrıyormuş.  Daha sonra Hoca evden çıkıp dışarıya yağan şeyin kar olduğunu mahalle muhtarından öğrenip eve gelmiş. 

Hoca eşine dönerek İyi bir sağlık, varlıklı olmaktan yeğdir.” Hanım demiş. Bilmediğimiz şeyleri de bir daha kullanmaya çalışıp sağlığımız tehlike altına almamalıyız. Unutmayalım ki sağlık her şeyden daha önemli demiş. O günden sonra bilmediği şeyler hakkında hemen eyleme geçmemişler.

Kar Tatili İle İlgili Kısa Hikâye Örneği

 

Kar Tatili İle İlgili Kısa Hikâye Örneği


Bugün hava çok rüzgarlıydı. Rüzgar evleri  yıkacak gibi esiyor, dışarıdaki rüzgarın uğultusu odama kadar geliyordu. Böyle havalardan her zaman korkmuşumdur. Onun için de rüzgarlı havalarda zorunlu olmadığım sürece fazla dışarı çıkmam. Okul servisi evimin önüne bırakıp gittikten sonra koşarak eve girdim. Eve geldiğimde annemin yaptığı yemeklerin kokusu her yere yayılmıştı. Bu koku mis gibiydi. Kek kokusu geliyordu içeriden. Bir de yaprak sarması kokusu. Okuldan geldiğim için canavar gibi açtım. Hemen mutfağa koştum. Canım annem çok güzel yemekler hazırlamıştı. 


Elimi yüzümü yıkadıktan sonra doğruca mutfağa anneme sofra kurmada yardım etmeye gittim. Sofrayı bir güzel kurduk. Akşama doğru ailece birlikte yemeğimizi yerken dışarıdaki rüzgarda durmuştu. Rüzgar yerini serin  ve ılık bir havaya bırakmıştı. Dışarı baktığımda o da ne?  Aman Allah'ım! Çok mutlu olduğum bir şey oluyordu. Kar yağmaya başlamıştı. Ardahan'da kar çok yağar. Hele soğukları var ya işte o soğukları  insanı tir tir titretir. Yavaş yavaş başlayan kar geceye doğru daha da artmış ve dışarısı bembeyaz olmuştu. Kar çok yağmıştı. Haberlerde  yoğun kar yağışı sebebiyle yarın tatil olacağı söyleniyordu. Haberi duyar duymaz uykum kaçtı ve mutluluktan o gün geç saate kadar uyumadım. Sabah olunca ise hemen sokağa çıktım. Arkadaşlarım Efe, Aslı, Dilara çoktan dışarıya çıkmış kar topu oynuyordu. Beni de yanlarına çağırdılar. Geç kaldın Buğra diyerek bana güldüler. Hemen kar topu savaşına başladık.





 İki saat aralıksız kar topu oynadık. O kadar zevkli bir gün olmuştu ki bu günü hayatım boyunca unutamamam. Kar topundan sonra kardan adamlarımızı yaptık. Daha sona yüksek yamaçlardan aşağıya doğru yarım saat kadar kaydık.  Karda kaymak çok heyecan vericiydi. En sonunda üşüdüğümüzü hissettik ve dağılarak evlere kaçıştık. Eve girdiğimde annem sobada kestane yapmıştı. Sobanın üzerinde de dağ çayı demlenmişti. Hemen kestaneleri yemeye koyuldum. Daha sonra güzel bir dağ çayı ile içim bayram etti. En sonunda da yorgunluktan düşüp yatağa kendimi zor attım. Güzel bir kar tatili geçirdiğim için o gün çok mutlu olmuştum.

“Çocukluk” Adlı Şiiri Hikâye Türünde Kurgulayarak Yazınız. Daha Sonra Yazdıklarınızı Gözden Geçirip Anlam Bütünlüğünü Bozan İfadeleri Düzeltiniz.

 “Çocukluk” Adlı Şiiri Hikâye  Türünde Kurgulayarak Yazınız. Daha Sonra Yazdıklarınızı Gözden Geçirip Anlam Bütünlüğünü Bozan İfadeleri Düzeltiniz.


 Sabah erkenden kalktığımda güneş yeni doğuyordu. Güneş’in doğuşunu izlemek bana zevk verirdi. Müthiş bir duyguydu güneşin doğuşunu izlemek. Güneşin doğuşunu izledikten sonra koşarak elimi, yüzümü yıkamak için lavobaya gittim. Güzelce elimi ve yüzümü yıkadım. Saçlarımı hafiften ıslatarak güzelce taradım. Elimi, yüzümü sabunladıktan sonra annemin askıya astığı pamuk gibi beyaz havluyla yüzümü bir güzel sildim. Sonra kahvaltıya gittim. Annem kahvaltıda sıcacık tost yapmıştı. Ben tostu çok severim. Özellikle de kaşarlı ve sucuklu tostu. Onu yedikten sonra okul kıyafetlerimi giyip okula doğru yol aldım. Bu arada ben ortaokul ikiye gidiyorum.  Adım Elif.  Dört çocuklu bir ailenin iki numarasıyım. Yaşadığım şehir ise Amasya . Neyse konuma döneyim.


 Bugün okulda çocukluğumuzdaki oyunlarımızdan, hayallerimizden bahsedeceğim için çok heyecanlı ve bir o kadar da mutluyum.  İşte şimdi sınıfa geldim. Öğretmenimiz sınıfa girdi ve hepimiz ayağa kalktıktan sonra yerlerimize oturdum. Öğretmen hâl hatır sorduktan sonra derse başladı. Çocuklar haydi bakalım çocukluğunuzdaki hayallerinizden, hayalinizde oynadığınız oyunlardan bahsedin dedi. Herkes el kaldırdı ama öğretmen önce Ömer Asaf’a söz hakkı verdi. Ömer konuşmaya başladı. Çocukken abimle birlikte oda oda gezerdik, odalarımızda top oynardık. Odamızı halı saha gibi hayal eder, oradan oraya koşardık öğretmenim dedi. Odanın içinde tahtadan yapılmış atlarım olduğunu hayal eder , onlarla gezerdim. Annemin kurduğu sofralarda gizli yerlerim olur ve onu abimden başka kimseye söylemezdim. Çünkü bu abimle aramızda sırrımızdı dedi. Öğretmen Ömer’in hayalini çok beğendi ve  bu defa da Hasan’a söz hakkı verdi. Hasan konuşmaya başladı. 


Benim hayallerim şunlardı öğretmenim dedi. Bir leğene annem su koyar ben de o suya ellerimi sokardım. Ellerimin hamsi olduğunu hayal eder ve bundan büyük zevk alırdım. Leğeni de koca bir deniz gibi görür ve o denizde kendimi çok özgür hissederdim dedi. Hasan’ın hayalleri de çok beğenilmişti. Daha sonra öğretmen bana söz hakkı verdi. Ben de şunları söyledim:  Benim hayalimde küçük kurşun askerlerim olurdu. Onlardan dev bir ordu kurduğumu hayal ederdim ve o ordu ile dünyadaki tüm ülkeleri yöneteceğime inanırdım ve bunun için de  kendimi çok güçlü ve mutlu hissederdim dedim. Yelkenlerim olurdu  ve o yelkenlerle denizleri aşar ve sevdiklerimin yanında giderdim. İstanbul’daki halama, Almanya’daki dayıma kavuşurdum.  



Daha birçok sevdiğime kavuşurdum, öğretmenim dedim. Öğretmenim benim hayallerimi de çok beğenmişti. Daha sonra diğer arkadaşlarım da hayallerini anlattıktan sonra ders sona erdi. O gün çok güzel bir gün olmuştu. Çünkü hepimiz çocukluğumuzda oynadığımız oyunları, hayalini kurduğumuz evleri, oyuncakları, kıyafetleri  vb  çocukken nasıl bir şekle soktuğumuzu ve hayal ettiğimizi anlatmıştık.

24 Kasım Öğretmenler Günü İle İlgili Hikaye Örneği

 24 Kasım Öğretmenler Günü İle İlgili Hikaye Örneği


Bugün sınıfça çok heyecanlı ve çok mutluyduk. Çünkü yarın öğretmenler günüydü. Günler öncesinden sınıfça hazırlığımızı yapmış, öğretmenimize güzel bir hediye  almıştık. Bilirdik onun hediye meraklısı biri olmadığını ama biz yine de ona küçük bir sürpriz yapmak istedik. Bunun için de günler öncesinden annelerimiz telefonda konuşarak aralarında para topladılar ve öğretmenimize çok güzel bir kol saati, rengarenk çiçeklerin  olduğu bir buket almışlardı.


 Bu arada kendimi tanıtmayı unuttum. Ben Melisa. Dördüncü sınıfa gidiyorum. Ailemin iki çocuğundan büyük olanıyım. Bir de küçük kardeşim var. Onun adı da Buğra Han. Buğra Han da henüz üç yaşında. Bir an önce büyüse de bana yoldaş olsa. Çok mutlu olurum. Abim ya da ablam olmasını isterdim ama ben abla oldum.  Olsun bu da güzel bir duygu. Neyse konuyu dağıtmayım ben şimdi. Annem geçenlerde  diğer velileri de arayarak aralarında konuşmuşlar. Çok da iyi yapmışlar hani. Öğretmenimiz Suna Hanım gerçekten çok değerli ve fedakar bir öğretmen. O hediyelerin en güzeline layık ama herkesin bütçesi de aynı değil işte. 


Hepimiz orta halli bir aile olduğumuz için herkes cebinden 30 TL katarak öğretmenimiz için yukarıda söylediğim hediyeleri aldı. Annem de evde kek, sarma, dolma yaptı. Necla Teyze poğaça, Melek Teyze börek, salata, Aylin Teyze yaş pasta yapmış, çeşitli kuru yemişler almıştı. Diğer veliler de evlerinden yaptığı yiyecekleri paket yapıp bir güzel okula getirmişti.  Öğretmenimize sürpriz yapacaktık. Derken okul zili çaldı ve öğle arası geldi. Ben öğretmenimizi sınıfa çağırmaya gittim. Öğretmenimiz ne olduğunu anlamamıştı. Öğretmenimiz sınıfa girer girmez balonları patlatmaya başladık. Öğretmenleri anlatan bir müzik açarak onun öğretmenler gününü hep birlikte kutladık. 





Ailelerimizin getirdiği yemekler masalara bir güzel şekilde dizildi. Pastalar, kekler, börekler, dolmalar, çikolatalar ve daha neler neler.  Saymakla bitiremeyeceğim çok sayıda yemek vardı, abur cubur vardı, kuru yemişler vardı. Hepimiz oturup bir güzel yemekleri yedik, eğlendik, güldük, oynadık. Öğretmenimiz yaptığımız bu küçük ama;  içten, samimi hazırlığımızı, emeğimizi çok beğenmişti. Gözleri dolmuş, mutluluktan neredeyse ağlayacak gibi olmuştu. Arkadaşlarımla birlikte olup onun bizim için açtığı o sıcak ve samimi kollarına koştuk. Bize öyle bir candan sarıldı ki çok mutlu olmuştum. Öğretmen kokusu da bir ayrı güzeldi.


 Anne gibiydi öğretmenimiz bize. Yeri gelir kızardı belki ama asla kötülüğümüzü istemezdi. O vatanını ve milletini çok seven, ülkesinin çocuklarının aydınlık yarınlara ulaşması için emek eden fedakar bir öğretmen , güzel ve iyi bir insandı. O gün çok güzel geçti. Annelerimiz de öğretmenimizle sarılıp onun gününü kutladı. İyi ki vardı öğretmenimiz iyi ki. O ve diğer öğretmenlerimiz olmasaydı kim bizi okutacak, bizi geleceğe hazırlayacaktı? Tabi ki de kimse. Onlar bizim canlarımız, onlar bizim önderimizdir.  Siz kıymetli öğretmenler!  Öğretmenler gününüz kutlu olsun, sağ olun var olun ve hep bizimle olun. 

“Yalancının Mumu Yatsıya Kadar Yanar.” Atasözü İle İlgili Hikaye Yazınız.

 “Yalancının  Mumu  Yatsıya Kadar Yanar.” Atasözü İle İlgili Hikaye Yazınız.


Bu yıl üniversiteyi bitirip sınava  girmiştim. Dört yıllık  eğitim fakültesini bitirip Türkçe Öğretmeni olarak hayatıma devam edecektim artık. Çok çalıştım bu sınavı kazanmak için, alın teri döktüm yıllarca ama gel gör ki istenilen puanı alamadığım için ne yazık ki kadrolu öğretmen olamamıştım. Babam ise kadrolu öğretmen olmamı çok istiyordu. Bana sınavı kazanıp kazanmadığımı sorduğu zaman ona kazandım diye çok büyük bir yalan söyledim. Ona yalan söylediğim için,  içim içimi kemiriyordu ama gerçekleri söylesem de büyük hayal kırıklığı yaşayacak ve çok üzülecekti.

 

Tayinim Şırnak’a çıktı dedim. Arkadaşın da oraya çıkmış baba diye ona yalan söylemeye devam ettim. Babam yaşlı olduğu için ve okuma , yazması olmadığı için onu kandırmıştım. Çok üzülüyordum hatta yalanı o kadar genişlettim ki en sonunda bunu da yaptım. Ne mi yaptım? Anlatayım o zaman. Babama onun Şırnak’a kadar gelmemesini, arkadaşımın babasının bizi oraya götüreceğini, boş yere masrafa gerek olmadığını söyledim. Babam ;  dürüst babam, adam gibi adam koca yürekli babam  inanmıştı bana hemen. Tamam güzel kızım Hülya dedi. Zaten maddi durumu da iyi olmadığı için o da dünden razı olmuştu gelmemeye. Gerçekten cebinde beş kuruşu yoktu. Zor günler yaşıyordu ailemiz bu aralar.

 

Babam emekliydi ama o para yetmiyordu artık bize. Gıdalar , eşyalar her şey pahalanıyordu günden güne. Gelgelelim bizim bu yalanın sonunda neler olacağına. Tayinim çıkmadığı için Şırnak olayı falan da yalandı aslında. Kayseri merkezde bir yerde ücretli öğretmenlik yapıp ev kiralamıştık arkadaşlarımla kendimize. Ben, Sema ve Betül üçümüz de ücretli öğretmenlik yapacaktık ama onların aileleri gerçekleri biliyordu sadece benim ailem inanmıyordu.  Derken evi tuttuk . Bir yerde ücretli öğretmenlik yapmaya başladım. Babam aradığında iyiyim deyip geçiştiriyor ve hemen telefonu yalanım ortaya çıkmasın diye kapatıyordum. Yaklaşık iki ay böyle geçti.  Bir gün yine babamdan telefon geldi.

 

Bu kez telefon Kayseri’nin bir köyünden değil Şırnak’tan geliyordu. Şırnak’a tayinim çıktı diye babamı kandırmıştım  ya o da bana sürpriz olsun diye komşumuz Mehmet Amca’nın arabası ile Şırnak’a gitmiş. Oraya vardığında kızı ile karşılaşacağını düşünen zavallı babam okul müdürünün ona her şeyi, anlatması ile  burada Hülya adında bir öğretmenimiz yok demesiyle yalanım gün yüzüne çıkmıştı. Yerin altına girsem de  bu yalanım çıkmasa diye dua ederken Yalancının mumu yatsıya kadar yanmıştı ne yazık ki. Babamın sesi telefonda çok kötü geliyordu. Ona gerçekleri anlattığımda ihanete uğramış gibi hissediyorum kendimi dedi ve koca adam telefonda ağlayınca ben de dayanamadım ağladım. Ondan binlerce kez özür diledim. Yanıma geldiğinde ayaklarına kapandım ve babam benim canım babam dedim.





 

O ise bana neden böyle bir şe yaptığımı, gerçeklerin er geç ortaya çıkacağını söyledi. Ona her şeyi anlattım. Beni sakinleştirdi ve elimden tutup gözlerime baktı ve konuşmaya başladı: Bana bak Hülya, gözlerimizin içine bak yavrum dedi. Kızacak, bağıracak zannettim. Ellerim titremeye başladı ve  elimi tutup beni bağrına bastı. Bu dünyada hiçbir şey senden daha değerli değil, atanamamış olabilirsin ama doğru olman , yalancı olmaman benim için en büyük değerdir. Üzülme yavrum dedi. 


Bunu duyduğumda hıçkırıklarımı saklayamadım daha fazla ve bağıra bağıra ağlamaya başladım. O da bana sarıldı ve hayatım boyunca bir daha asla ona, o değerli insana ihanet etmedim, yalan söylemedim. Bu arada o olayın üzerinden on yıl geçti ve ben şu an  7 yıllık kadrolu öğretmenim. Hem de nerde biliyor musunuz? Şırnak’ın güzel mi güzel bir köyünde.  Kendi isteğimle orayı istedim ve buranın samimi insanlarını, yemeklerini  çok sevdim. En çok da öğretmen olmayı ve hayatımdan yalanı sonsuza kadar çıkarmayı.

Vefa İle İlgili Hikaye Yazınız.

 Vefa İle İlgili Hikaye  Yazınız.


Sevginin ve Vefanın Gücü


Mehmet Bey sekiz çocuğu   ve eşi ile küçük bir evde yaşayan aile babasıydı. Geçimini bahçe işlerinden kazandığı para ile sağlıyordu. Koca bir bahçesi vardı. Bu bahçe elma bahçesiydi. Mehmet Bey kış günleri hariç diğer günler erkenden kalkar ve bahçesine koşardı. Elma ağaçlarının diplerini temizler ve çıkan kötü otları da evdeki ineklerine götürürdü. Bahçe işlerinden her ne kadar yorulsa da  alın teri ile helalinden evine ekmek götürmek onu mutlu ediyordu. Mehmet Bey  yine bir gün bahçeden evine doğru yola koyulmaya çalışırken yolda yaralı bir köpek gördü. Köpek kanlar içindeydi. 


Bir araba köpeğe çarpmış ve  zavallı köpeğin yarasına bile bakmadan onu oracıkta koyuvermişti.  Ne acımasız , zalim insanlara kaldık diye söylendi Mehmet Bey. Köpek acıdan inim inim inliyordu. Canı yanıyordu belli ki. Mehmet Bey hemen üzerindeki gömleği çıkartıp köpeğin kanayan ayağına sardı, onu kucakladığı gibi hemen hastaneye  veteriner hekime götürdü. Veteriner Hekim Ceyhun Bey köpeğin yaralarını sardı, ona ağrı giderici ilaçlar içirdikten ve iğnesini yaptıktan sonra köpeği Mehmet Bey’e verdi. Mehmet Bey köpeği alıp evine götürdü. Artık onun sahibi olmuştu. Köpeğin adını da Karabaş koydu. Karabaş günler sonra iyileşti ve sahibinin peşinden hiç ayrılmamaya karar verdi. Sahibini çok seviyor , ona komik hareketler yapıyordu. 








Mehmet Bey’in elini yalıyor, ona doğru sokuluyor ve onun sıcaklığını hissediyordu. Mehmet Bey ve ailesi de bu tatlı ve gürbüz köpeğe çok alışmışlardı. Mehmet Bey bir gün yine evden çıktı ve bahçesine doğru iş yapmaya gitti. Karabaş bırakır mıydı hiç onu. O da hemen arkasından gitti ama Mehmet onu fark etmedi bile. Bahçesine geldiğinde yere düşen elmaları toplamaya başladı.  O kadar yorulmuştu ki yere düşen son elmayı da kovaya koyduktan sonra tam oradan ayrılacakken bir kurt sesi ile  irkildi.  Kurt Mehmet Bey’in 30- 35 adım uzağındaydı. Neye uğradığını şaşıran Mehmet Bey korkudan tiril tiril titremeye başladı. Neredeyse orada bayılacak ve kurda yem olacaktı. Kurt çok vahşi bakıyordu. Sanki bir an önce şu adamı yiyeyim de şölenimi bitireyim der gibi.


 Ulumaya başladı vahşi kurt. Bizim Karabaş durur mu? Bahçenin biraz ötesinde olan koca köpek Karabaş tüm gücü ile havlamaya ve koşmaya başladı. Yanında başka köpek arkadaşları  Karabaş’ın sesine geldiler. Kurt üç tane köpeği karşısında görünce hızla oradan uzaklaştı. Mehmet Bey işte o zaman rahat bir nefes aldı. Hemen Karabaş'a sarıldı, onu öptü ve onun ne kadar vefalı bir köpek olduğunu anladı. Bazen insanlardan bile daha vefalı olmuyor muydu hayvanlar.  O savunmasız ve masum varlıklar. İşte Karabaş da o güzel ve vefalı hayvanlardan biriydi zaten.




 

Ana Konusu Pişmanlık Olan Bir Hikaye Yazınız.

 Ana Konusu Pişmanlık Olan Bir Hikaye Yazınız.


Sabahın ilk ışıkları ile istemeyerek de olsa uyandım. Çünkü gece çok geç yattığım için sabahın köründe kalkmak bana işkence gibi geliyordu.  Hemen kalktım ve elimi, yüzümü yıkayıp havlu ile de bir güzel sildim.  Annemi uyandırmak istemedim ve hemen çayı koyup yanında iki yumurta kırdıktan sonra sofrayı hazırladım. Çayımı yudumladım, kahvaltımı yapıp okul yoluna koyuldum. Okulumuzda bugün sınav olduğu için geceye kadar ders çalışmıştım. Deneme sınavı vardı bugün. Üniversite sınavına yaklaşık bir hafta kalmıştı. Artık dananın kuyruğu kopacaktı bir hafta sonra. Evden kapıyı yavaşça kapatarak çıktım. Yolda gördüğüm sarı ve  pembe güller o kadar güzel görünüyordu ki hemen gülleri koklayıp onların o muhteşem kokusunu içime çektim. Yolda daha çok sayıda çiçek vardı. Nergisler, mor sümbüller, hatmi  çiçekleri … vb


Yaklaşık  30  dakika bir yürüyüşün ardından okuluma geldim. Biraz gecikmiştim. O kadar yolda çiçeklerle oyalanırsam olacağı buydu. Öğretmenimiz sınıfta derse çoktan başlamıştı. Bana dönerek; Neden geciktin Leyla dedi. Ben de biraz yavaş yürüdüğümü söyledim , çiçekleri seyrettiğimi, onları kokladığımı söyledim. O da gülümseyerek güzel ama bir daha  hafta sonu vakit geçir çiçeklerle, zaman kaybetme diyerek gülümsedi. Yarım saatlik bir dersin soncunda teneffüs  zili çaldı ve ikinci derste deneme sınavına başladık.


Sayısal bölümde olduğum için matematik, fizik, kimya, geometri alanında iyi olmalıydım. Hemen sınava başladık. İlk olarak matematikten başladım, daha sonra Türkçe, fizik derken sınav bitti.  Daha önceki yıllar bunların hiç birinde iyi bir temelim olmadığı için deneme sonuçlarımın da çok iyi çıkmayacağı tahmin ettiğim bir sonuçtu. Hep eğlenmeye, gezmeye, uymaya önem veriyordum. Arkadaşım Maya  ise her zaman planlı bir şekilde derslerine çalışır, oyun zamanı oynar, sabah erken yatar erken kalkardı. Ben ise onunla sen ineksin kardeşim diye gülerek dalga geçerdim. O ise bana üzülerek bakar , beni olgunlukla karşılar ve asıl akılsız olan sensin der gibi  bakardı bana.

 

Deneme sınavı bittikten sonra hızlı adımlarla eve geldim. Şu bir haftayı öyle dolu dolu geçirecektim ki. Ne olursa olsun bu sınavı kazanacaktım. Az bir zaman değildi bir hafta dedim kendi kendime. Sen bir yıl o geniş, o uzun gecelerde çalışma, yat iç, eğlen. Bu bir haftada tüm dersleri çalış . Olacak iş değildi ama o gün öyle düşünmüştüm işte ne yapıyım. Gençliğime verin siz de. Hemen kitapların konu anlatımına bakarak çalışmaya başladım ama ne yazık ki daha üç sayfa okumada yorulduğumu hissettim.  Sen daha az bir konuya bile bakamazken nasıl bir haftada dolu dolu çalışacaksın diye kızdım kendime. Derken günler çabuk geçti. Geldi mi sana sınav zamanı? Sabah erkenden kalktım, önceden sınav yerime babamla gittiğim için babam yerini biliyordu. Çok heyecanlı bir o kadarda korkaktım. Korkuyordum. Bilmiyorum nedenini, sormayın şimdi, belki pişmanlık deyin adına belki akılsızlık, belki de hak ettin iyi oldu sana, adam olacaktın, aklını kullansaydın deyin. Haklısınız ama köpek gibi pişman oldu derler ya. İşte tam da oydum ben. Çok pişmandım zamanında çalışmadığım için, son aylarda sadece çalıştığım için.

 

 Üzüntüden tırnaklarımı yemeye başladım. Neyse herkes sınav salonuna geçti ben de. Sınav başladı. Önce matematikten başladım. Aman Allah’ım bu soru muydu? Yoksa uzaydan mı gelmişti bu sorular? Kafam allak bullak oldu. Anlamıyordum ya, bilmiyordum, yapamıyordum. Yapan yapıyordu ama şimdi. Çalışan, alın teri  döken ,  zamanın kıymetini bilen yapıyordu. Zor ise herkese sordu bu bahanem mi olacaktı şimdi? Hadi ya kolay savunma mekanizması olurdu ancak. Diğer derslerin sorularına baktığımda onları da anlamıyordum. Genel olarak sınavım berbat geçti, hem de çok berbat. Sınav çıkışı yüzümün halini gören babam  yüzümdeki  o acı pişmanlığı gördü.  Her gün annem ile babam çalışmamı istediler ama onlara kulak asmamıştım.   Arabaya binip yola koyulduk. Bitti sınav yoktu artık daha bugün.  Arabaya atlayıp yola koyulduk, eve gidiyorduk.  İstanbul’un trafiği de her ne hikmetse bugün daha da uzamıştı. Herkes sınavdan çıkıyor bir sen değilsin ki Leyla dedim sonra kendime.

 

Eve gitmek istemediğimi anlayan babam arabayı durdurdu ve sahilin kenarında bir yere oturdu.   Ağlamamak için zor tutuyordum kendimi. Pişmanlıktı benim derdim. Niye zamanında çalışmadım, niye eşek kafam diye kendime kızdım ve en sonunda dayanamayarak hıçkıra hıçkıra hem de bağıra bağıra ağlamaya başladım. Babam hemen yanıma geldi, çekti beni kollarının altına ve bana öyle bir sıkı sarıldı ki onun o sıcacık baba kokusu gitmez hala içimden. İşrte o anda hayatta daha çok güvendim kendime. Babam vardı ya pişman da olsam bana arka olan babam vardı. Babam bana dönerek;  Ağla dedi, ağla. Rahatlarsın.


 Duygularını içine atma. Bugünkü pişmanlığını , yaşadığın duyguları anlıyorum yavrum ağla durma!  dedi. Ben de ağlamaya devam ettim. Daha sonra babam kıvırcık saçlarımı okşadı ve elini elime alarak beni sevdiğini ve bana güvendiğini söyledi. Son pişmanlığın fayda vermeyeceğini, bak artık adam gibi çalış , yoksa daha göndermem seni falan gibi klasik cevap yerine bana şunları söyledi. Pişman olduğunu hissediyorum yavrum, daha iyi çalışıp iyi yerlere geleceğine, hayallerine koşacağını biliyorum. Sakın ola umutsuzluğa kapılma! Yaşın daha çok genç ve yaparsın dedi. Oh beee! Dedim Öyle bir yük kalkmıştı ki üstümden. Canım babam pişman olmayı bile öyle kibar bir dille anlatmıştı ki bana. Çalışacaktım elbet. Hem de sıkı sıkı sarılacaktım hayata. Kendim için, ailem için, pişman olmamak için, ülkeme faydalı bir hekim olmak için...





Gönlümün Bahar'ı

   Köyün birinde Bahar adında güzel bir kız yaşarmış. Bahar öyle güzel bir kızmış ki köyün bütün genç erkekleri bu kızı severmiş. Ama Bahar'ın kalbi başka biri için atıyormuş. Bahar evinin arkasında kimsenin göremeyeceği bir yerde adına "aşk bahçesi" dediği kendine ait bir bahçe yapmış. Aşk bahçesine öyle güzel bakıyormuş ki bu bahçeyi kimseye göstermek istemiyormuş. Bir zaman geçmiş ve bahar gönlünü kaptırdığı Yiğit adlı genç ile evlenmiş. Her akşam penceresinin önüne oturur hem dışarıda yağan yağmuru izler hem de nakış işlermiş. Yiğit Bahar'ın nakış işlemeyi sevdiğini bildiği için her akşam nakış işlerken kullandığı iğneyi ona hediye olarak almış. Bir gün yine böyle nakış işlerken Yiğit'e şöyle demiş :

- Şu fani dünyada bana ait olan tek eşyam bu iğne. Bu varlık aleminde sahip olduğum tek şey bu, bunun dışında elim bomboş, bu iğneyi de şunun için taşıyorum:

    Gönlümün kurak yollarında çok düşüyorum. Ah gönlümü alan seni izlerken sürekli düşüyorum ve ellerime, ayaklarıma dikenler batıyor sürekli. Bu iğneyi de dikenleri çıkarmak için kullanıyorum.
    Sevdiğinin bu sözleri üzerine Yiğit'te ona şöyle söylemiş :



- Bahar'ım sana gönlümü vermekten başka elimden bir şey gelmez. Ayağına sevgimiz yolunda dikenler batarsa sen o dikenleri elbisene takılmış bir gül bilmelisin. Bizim aşkımızla ayağına batan bir diken başkalarının bize sunacağı yüzlerce gül demetinden daha değerlidir.


    Bu sözler üzerine birbirlerine sarıldılar. Sevginin hayat yolunda karşılarına çıkacak engelleri aşmaktaki en büyük silahları olacağını bilerek birbirlerine bağlılık yemini ettiler. 

Aydan - 7. Sınıf