Kelin İlacı Olsa Başına Sürer Atasözü İle İlgili Kısa Hikaye

 


Kelin İlacı Olsa Başına Sürer Atasözü İle İlgili Kısa Hikaye

 

Atasözünün anlamı şudur:  kendi sorununu çözmekten aciz olan bir kişinin, başkalarına yardım edemeyeceğini veya akıl veremeyeceğini ifade eder.

Hikayemiz şu şekildedir:

Kelin İlacı Olsa Başına Sürer

Mert adında bir çocuk vardı. Mert çok konuşmayı seven, sosyal bir çocuktu ama dediklerini uygulamada sınıfta kalan biriydi, Mert, sınıfın en çok konuşan öğrencilerinden biriydi. Herkese nasihat etmeyi severdi. Arkadaşlarına sürekli, “Zamanınızı boşa harcamayın, derslerinizi düzenli çalışın,” derdi. Çalışmanın önemini uzun uzun anlatırdı. Ancak iş kendi sorumluluklarına gelince aynı özeni göstermezdi. Ödevlerini geciktirir, sınavlara yeterince hazırlanmazdı. “Daha zaman var,” diyerek işi hep erteliyordu. Çünkü Mert sadece lafta çalışkan ve sorumluluk sahibiydi. Uygulamaya gelince iş iyi değildir.


Bir gün öğretmeni  sınıfta haber vermeden sınav yaptı. Mert, konuları tam çalışmadığı için sorular karşısında zorlandı. Sınav bittiğinde içi çok sıkılmıştı. Sonuçlar açıklandığında aldığı not beklediğinden düşüktü. O an yüzü kızardı. Çünkü arkadaşlarına verdiği öğütleri kendisi uygulamamıştı. O gün eve giderken kendi kendine düşündü: “Başkalarına yol gösteriyorum ama kendim o yolda yürümüyorum.” İşte o anda “Kelin ilacı olsa  başına sürer” sözünün anlamını derinden hissetti.


Mert o günden sonra hem sözleriyle hem davranışlarıyla örnek olmaya karar verdi. Düzenli çalışmaya başladı ve kısa sürede başarısı arttı. Artık sadece konuşan değil, uygulayan bir öğrenci olmuştu. Çünkü bir işi kişinin önce kendi yapması sonra başkasına örnek olması gerekti.

Verimli Ders Çalışmak Konulu Konuşma

 

Verimli Ders Çalışmak Konulu Konuşma


Saygıdeğer öğretmenim ve değerli arkadaşlarım,

 Verimli çalışmak için kişinin verimli çalışmaya gönüllü olması, sorumluluk sahibi olması ve çok okuyup çok çalışması gerekir. Buradaki çok çalışmaktan kasıt kaliteli, verimli çalışmaktır. Sabahın erken saatlerinde, güneş henüz yeni yeni doğmaya başlarken zihin berraktır ve her şeyi içine alabilir. İşte verimli çalışmak için bu saatleri kaçırmamak gerekir.


 Verimli çalışarak başarılı olunur. Başarılı olmanın yolu  da düzenli ve planlı çalışmaktan geçer. Ancak sadece uzun süre ders çalışmak yeterli değildir. Önemli olan, verimli çalışmaktır. Verimli ders çalışmak; zamanı doğru kullanmak, dikkat dağıtıcı unsurlardan uzak durmak ve çalışırken tamamen derse odaklanmak demektir. Öncelikle bir çalışma planı yapmak gerekir. Hangi dersin ne zaman çalışılacağı belirlenirse zaman daha iyi değerlendirilir. Ayrıca sessiz bir ortamda çalışmak, telefon gibi dikkat dağıtan araçlardan uzak durmak da verimi artırır. Düzenli tekrar yapmak ve not tutmak da öğrenmeyi kolaylaştırır.


 Verimli çalışan insan bu işi uzun vadede yaptığı zaman başarı da kendiliğinden gelir ve insan kendi sevdiği işte daha başarılı olur, o işten kazandığı gelir ile de hayatını devam ettirir ve mutlu bir şekilde, çalışkan bir şekilde yaşamaya ve hayattan zevk almaya devam eder. Konu hakkında anlatacaklarım bunlardır. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Mevlana Müzesi Hakkında Konuşma

Mevlana Müzesi Hakkında Konuşma


Sevgili öğretmenim ve değerli arkadaşlarım. Bugün sizlere Mevlana Müzesi hakkında öğrendiklerimi anlatmak istiyorum.

Mevlana Celaleddin Rumi, 13. yüzyılda yaşamış büyük bir İslam âlimi, düşünür ve mutasavvıftır. 1207 yılında doğmuş, hayatının büyük bölümünü Konya’da geçirmiştir. İnsanlara sevgi, hoşgörü ve birlik mesajı vermiştir. En önemli özelliği, herkese karşı anlayışlı ve sevgi dolu olmasıdır. Mevlana Müzesi,  Türkiye gibi güzel ülkemizin Konya ilinde yer alır. Büyük mutasavvıf düşünürü Mevlana Celaleddin Rumi’nin türbesi bu şehirde yer alır. Mevlana, sevgi, hoşgörü ve insanlık değerlerini anlatan önemli bir şahsiyettir. “Gel, ne olursan ol yine gel sözüyle tüm insanlara sevgi ve barış mesajı vermiştir. Çünkü sevgi, barış, hoşgörü insanları bir araya getirir, insanlığı değerli kılar.


Sevgili öğretmenim, değerli arkadaşlarım,

Mevlana Müzesi, başlangıçta Mevlana’nın dergâhı olarak kullanılmıştır. Daha sonra müzeye dönüştürülmüştür. İçerisinde Mevlana’nın türbesi, ailesine ait mezarlar, el yazması eserler, eski kıyafetler ve çeşitli tarihî eşyalar bulunmaktadır. Müze, hem yerli hem de yabancı turistler tarafından büyük ilgi görmektedir. Her yıl Şeb-i Arus törenleri kapsamında binlerce insan Konya’ya gelmektedir. Hem yerli hem d yabancı turist akınına uğrayan bu müze büyük ilgi görmüştür ve görmeye de devam etmektedir.  Şeb-i Arus törenleri  Mevlana’nın ölüm yıl dönümünde düzenlenir ve onun anısını yaşatır. Bu etkinlikler kültürel açıdan çok önemlidir.


Mevlana Müzesi, sadece bir tarihî yapı değil; aynı zamanda sevgi, hoşgörü ve kardeşliğin simgesidir. Burayı ziyaret eden insanlar, hem tarihî bilgi edinir hem de manevi bir huzur hisseder. Bu önemli tarihi ve kültürel mekanı gezmek isterseniz Konya iline gidip gezip görebilir ve çok şey öğrenmiş olursunuz. Konu hakkında anlatacaklarım bunlardır. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Sanal Arkadaşlık ile Gerçek Arkadaşlık Arasındaki Fark Konulu Konuşma

 

Sanal Arkadaşlık ile Gerçek Arkadaşlık Arasındaki Fark Konulu Konuşma

 

Günümüzde teknoloji çok geliştiği için bu durum insan ilişkilerindeki durumu da farklı bir yöne çekmeye başlamıştır.  Sosyal medya ve internet sayesinde dünyanın her yerinden insanlarla tanışabiliyoruz. Bu durum sanal arkadaşlıkları artırmıştır. Sanal arkadaşlıkta insanlar mesajlaşarak, görüntülü konuşarak iletişim kurarlar. Bu tür arkadaşlıklar bazen eğlenceli ve faydalı olabilir. Ancak insanlar birbirlerini tam olarak tanımayabilirler.  Daha çok yalan olabilir, abartılı saçma hareketler olabilir. Sanal arkadaşlıkta tanıştığımız kişiler güvenilir ve dürüst insanlar olmayabilir. Başımızı belaya sokan kişiler olabilir. Bu durum da can sıkıcı olaylara doğurabilir. Bunun için elimizden geldiği kadar sanal arkadaşlıktan kaçınıp gerçek arkadaşlığa yönelmeliyiz.


Sevgili öğretmenim, değerli arkadaşlarım,

Gerçek arkadaşlık ise yüz yüze kurulur. Gerçek arkadaşlarımızla aynı ortamda bulunur, birlikte zaman geçiririz. Mutlu olduğumuzda sevincimizi, üzgün olduğumuzda ise üzüntümüzü paylaşırız. Gerçek arkadaşlıkta güven, samimiyet ve destek vardır. Zor zamanlarda yanımızda olan kişiler genellikle gerçek arkadaşlarımızdır. Gerçek arkadaşlıkta sosyallik gerçek anlamda yaşanır. Daha somut ilişkiler yaşanmış olur. Sanal arkadaşlık hızlı ve kolaydır; fakat gerçek arkadaşlık daha güçlü ve kalıcıdır. Çünkü gerçek arkadaşlıkta duygular daha derindir ve paylaşım daha fazladır. Sonuç olarak, teknoloji sayesinde yeni arkadaşlıklar kurabiliriz; ancak hayatımızda güvenebileceğimiz, bizi gerçekten anlayan dostlara da ihtiyacımız vardır. Bu da yüzü yüze iletişim kurduğumuz gerçek arkadaşlarımız sayesinde olacaktır.


 Unutmayalım ki gerçek arkadaşlık ise bambaşkadır. Gerçek arkadaş, yanımızda sessizce oturduğunda bile bize huzur verir. Mutluluğumuzu paylaşır, üzüntümüzde omuz olur. Bir düşüş yaşadığımızda elimizden tutar, zor günlerimizde bizi yalnız bırakmaz. Gerçek dostlukta göz teması, samimiyet ve içtenlik vardır. Bazen bir bakış, uzun mesajlardan daha çok şey anlatır. Gerçek arkadaşlık kalpten kalbe kurulan bir bağdır. İnsan gerçek dostunu zamanla tanır. İyi günde yanında olan değil, kötü günde de yanında duran kişi gerçek arkadaştır. Çünkü dostluk, sadece konuşmak değil; anlamak, destek olmak ve değer vermektir. Bunun için sanal arkadaşlık değil gerçek arkadaşlık değerlidir. Bu konu hakkında konuşacaklarım bunlardır. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.