İyilik Yapmanın Önemi


İyilik Yapmanın Önemi
 
“İyilik iyidir.” diye bir söz vardır. Çünkü insan iyilik yaptığı zaman içinde büyük bir huzur ve mutluluk hisseder. Bir başkasına yardımcı olmak, merhametli davranmak ve ihtiyaç sahiplerinin yanında olmak insana güzel duygular kazandırır. İyi insan, Yüce Allah katında da değerli olur ve yaptığı iyilikler karşılığında sevap kazanır. İyilik yapmak çok önemlidir; ancak yapılan iyiliği başa kakmak doğru değildir. Çünkü iyilik, karşılık beklemeden ve gönülden yapıldığında anlam kazanır.

 Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi’nde şöyle buyurulur:
“Güzel bir söz ve bağışlama, ardından eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır.” (Bakara, 2:263)Bir başka ayette ise şöyle buyrulur:“Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde insanlara gösteriş için malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın.” (Bakara, 2:264) Bu ayetlerden de anladığımız gibi, iyiliği başa kakmamak ve insanları yaptığımız yardımlarla incitmemek gerekir. İyilik yaparken karşılığında teşekkür, övgü veya başka bir şey beklememeliyiz. Çünkü gerçek iyilik, insanın bunu yalnızca Allah’ın rızasını kazanmak ve bir başkasının hayatına güzellik katmak için yapmasıdır. İyilik yaptığımızda yalnızca yardım ettiğimiz kişi değil, aslında biz de kendimizi daha huzurlu ve mutlu hissederiz. Yardımlaşma ve dayanışma arttıkça insanlar arasındaki güven, muhabbet ve kardeşlik duyguları da güçlenir. Küçük bir tebessüm, güzel bir söz, yaşlı birine yardım etmek, ihtiyaç sahibi bir insanın elinden tutmak bile büyük bir iyiliğe dönüşebilir. Bu nedenle çevremizde zor durumda olan insanları görmezden gelmemeli, gücümüz yettiğince onların yanında olmalıyız.

Bazen maddi bir yardım yapmak, bazen bir insanı dinlemek, bazen de güzel bir söz söylemek iyiliğin en güzel şekillerindendir. Unutmamalıyız ki iyilik küçük ya da büyük olmaz; samimiyetle yapılan her iyilik değerlidir. Gelin, iyiliği hayatımızın bir parçası hâline getirelim. Karşılık beklemeden yardım edelim, kimseyi yaptığımız iyiliklerle incitmeyelim ve çevremize güzel davranışlarımızla örnek olalım. Çünkü iyilik paylaştıkça çoğalır; sevgi, merhamet ve kardeşlik de iyilik sayesinde güçlenir.

Gençlerin ve Yetişkinlerin Hedeflerinin Karşılaştırınız

 

Gençlerin ve Yetişkinlerin Hedeflerinin Karşılaştırınız


Gençlerin ve yetişkinlerin hayattan beklentileri ve hedefleri, içinde bulundukları yaş dönemi, sorumlulukları, deneyimleri ve yaşam koşulları nedeniyle birbirinden farklılık gösterebilir. Çünkü bir taraf gençlik duyguları içerisindedir ve henüz yaşamın başındadır; çok fazla deneyim kazanmamıştır. Diğer taraf ise hayatın ilerleyen dönemindedir ve birçok deneyim yaşamıştır. Gençlerde gelecek endişesi daha fazla görülebilir. “İyi bir meslek sahibi olacak mıyım?”, “Üniversiteyi bitirdikten sonra iş bulabilecek miyim?”, “Nasıl bir hayatım olacak?”, “Güzel bir aile kurabilecek miyim?” gibi sorular gençlerin gelecekleri hakkında düşündükleri konular arasındadır. Yetişkinlerde ise mevcut düzeni korumak, maddi açıdan kendini güvence altına almak ve kimseye muhtaç olmadan yaşamak gibi hedefler daha fazla ön plana çıkabilir.


Gençler, gençliğin verdiği enerjiyle yerinde durmak istemezler. Farklı şehirleri ve ülkeleri görmek, gezmek, eğlenmek ve gençliğin tadını çıkarmak isterler. Bunun yanında geleceğe hazırlanmak, iyi bir eğitim almak, meslek sahibi olmak ve üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmek de gençlerin önemli hedefleri arasındadır. Yetişkinlerde ise mesleğinde ilerlemek, kendini daha fazla geliştirmek ve daha olgun bir insan olmak gibi hedefler bulunur. Bunun yanı sıra çocuklarına iyi bir anne veya baba olmak, ailesinin mutlu olmasını sağlamak ve onların maddi ve manevi açıdan rahat bir yaşam sürmesine yardımcı olmak da yetişkinlerin önem verdiği konular arasındadır. 


Ayrıca sağlıklı ve huzurlu bir yaşam sürmek, emeklilik dönemini güvence altına almak ve kişisel gelişimine devam etmek de yetişkinlerin hedefleri arasında yer alabilir. Her ne kadar bu iki yaş grubu arasında farklılıklar olsa da ortak noktaların da olduğunu unutmamak gerekir. Her iki yaş grubundaki insanlar mutlu olmak, başarılı olmak, sevdikleri insanlarla güzel bir hayat geçirmek, saygı görmek ve geleceğe güvenle bakmak ister. Ayrıca hem gençler hem de yetişkinler kendilerini geliştirmek ve yaşamlarını daha iyi hâle getirmek için çaba gösterebilirler.


Sonuç olarak gençlerin hedefleri daha çok geleceği şekillendirmeye, yeni deneyimler kazanmaya ve yeni fırsatlar keşfetmeye yöneliktir. Yetişkinlerin hedefleri ise kurdukları hayatı geliştirmeye, sorumluluklarını yerine getirmeye ve kendileri ile aileleri için güvenli ve huzurlu bir gelecek oluşturmaya yöneliktir. Ancak yaşları ve sorumlulukları farklı olsa da hem gençlerin hem de yetişkinlerin temel amacı, mutlu ve anlamlı bir yaşam sürmektir.

Hayatı Doyasıya Yaşamak Sözünden Ne Anlıyorsunuz?

 

Hayatı Doyasıya Yaşamak Sözünden Ne Anlıyorsunuz?


Hayatı doyasıya yaşamak, bize verilmiş olan hayatın kıymetini bilerek yaşamak demektir. Yaşadığımız güçlükleri aşabilmek için sabırlı olmak, çok çalışmak ve hayattan hemen pes etmemek gerekir. Çünkü insan, çalıştığı ve mücadele ettiği kadarının karşılığını er ya da geç alacaktır. Hayatı doyasıya yaşamak, hayatı acılarıyla ve tatlı anlarıyla birlikte kabul ederek yaşamaktır. Güzel bir aile ortamında sevgiyi sonuna kadar hissedebildiğin, değer gördüğün ve kendini huzurlu hissettiğin yerde hayat gerçekten doyasıya yaşanır.


Sevdiklerimizle güzel anılar biriktirmek, farklı şehirlere ve farklı ülkelere seyahat etmek, farklı kitaplar okumak, farklı görüşlere sahip insanlarla tanışmak ve hayata umutla devam etmek de hayatı doyasıya yaşamamızı sağlar. Sevmek, âşık olmak, merhametli ve yardımsever olmak, dayanışma içinde yaşamak, kötülüklerden uzak durup iyilik için mücadele etmek ve vicdanımızın sesini dinleyerek yaşamaktır hayatı doyasıya yaşamak. Bazen de esen rüzgârı hissetmek, yağan yağmurun damlacıklarının yüzümüze vurmasını hissetmek, karda kar topu oynamak gibi küçük ama güzel anların tadını çıkarmaktır. Bir işe yetişmeye çalışmak, sorumluluklarımızı en güzel şekilde yerine getirmek ve yaptığımız işten gurur duymak da hayatın bir parçasıdır. Can yakmamak, insanları kırmamak, iyilik için yarışmak, adaletli olmaktır hayatı doyasıya yaşamak.


Bence hayatı doyasıya yaşamak, sadece güzel günlerde mutlu olmak değil, hayatın her anını olduğu gibi kabul edip ondan bir şeyler öğrenebilmektir. Çünkü hayat, yaşadığımız büyük olaylardan olduğu kadar küçük ve güzel anlardan da oluşur. Önemli olan, sahip olduğumuz zamanın ve sevdiklerimizin değerini bilerek yaşamak ve geriye güzel anılar bırakabilmektir.

Hoşgörü ve Farklılıklara Saygı

 

Hoşgörü ve Farklılıklara Saygı


Hoşgörü, insanların düşüncelerini, davranışlarını ve yaşam biçimlerini bizimkinden farklı olsa bile anlayışla karşılamak ve onlara karşı sabırlı olmaktır. Farklılıklara saygı ise insanların dil, din, kültür, düşünce, görünüş veya yaşam biçimi bakımından birbirlerinden farklı olabileceğini kabul ederek bu farklılıklara değer vermektir.

 

Bir toplumda hoşgörü ve farklılıklara saygı yoksa o toplumda bağnazlık artar, kargaşa ve huzursuzluk ortaya çıkar. Oysa insanların birbirini olduğu gibi kabul ettiği, sevgi, saygı ve hoşgörünün hâkim olduğu toplumlar gelişmeye ve ilerlemeye daha yatkındır. Kimseye inancından, ırkından veya siyasi görüşünden dolayı ön yargıyla yaklaşılmamalıdır. Aksine, farklı fikirlerin bulunduğu toplumlar daha güçlü ve daha esnek olurlar. Böyle toplumlarda yaşayan insanlar da kendilerini daha özgür ve mutlu hissederler.İnsanlar dünyaya geldikleri andan itibaren birbirlerinden farklı özelliklere sahip olurlar. Kimi insanların düşünceleri, zevkleri ve alışkanlıkları farklı olabilir. Bu farklılıklar, insanların birbirlerinden uzaklaşmasına değil, birbirlerini daha iyi tanımalarına yardımcı olmalıdır. Çünkü herkesin aynı düşünmesi ve aynı şekilde yaşaması mümkün değildir.

 

 Önemli olan, farklı düşüncelere sahip olduğumuz insanlara karşı anlayışlı ve saygılı olabilmektir. Aynı görüşte olduğumuz insanlarla zaten çok fazla sorun yaşamayız. Asıl önemli olan, farklı düşündüğümüz insanlara karşı da saygımızı koruyabilmektir. Unutmayalım ki farklılıklarımız bizim bütünlüğümüzdür. Geçmişimize baktığımızda da İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmet'in hoşgörüsünü gösteren güzel örneklerle karşılaşırız. İstanbul'un fethinden sonra farklı dinlere mensup insanların dinlerini özgürce yaşamalarına izin vermesi, onun hoşgörülü yönetim anlayışını göstermektedir. Patrik Gennadios'a söylediği aktarılan “Dostluğumuza güven.” sözü de farklı inançlara karşı hoşgörülü yaklaşımını anlatan güzel bir örnektir.

 

Sonuç olarak hoşgörü ve farklılıklara saygı, insanların bir arada huzur içinde yaşayabilmesi için büyük önem taşır. Farklılıklarımızı bir ayrılık sebebi olarak görmek yerine birbirimizi tanımak ve anlamak için bir fırsat olarak değerlendirmeliyiz. Sevgi, saygı ve hoşgörünün olduğu bir toplumda insanlar birbirlerine daha çok güvenir ve toplum daha güçlü hâle gelir.