Babası Kılıklı Kitabı İle İlgili Test Soruları Ve Cevapları

 

 Babası Kılıklı Kitabı İle İlgili Test Soruları Ve Cevapları


1) Doğal adlı çocuk hangi şehirde yaşamaktadır?

A) Adana

B) Isparta

C) Antalya

D) Mersin

 

2)  Doğal adlı çocuğun yaşadığı kasabanın adı nedir?

A) Limonlu

B) Silifke

C) Erdemli

D) Mut

 

3) Doğal  adlı çocuk kaçıncı sınıfa giden bir çocuktur?

A) 1. sınıf

B) 2. sınıf

C) 3. sınıf

D) 4. sınıf

 

4) Öğretmenin çocuklara verdiği ödev nedir?

A) Günlük tutmak

B) Hikaye yazmak

C) Kompozisyon yazmak

D) Doğa ile ilgili şiir yazmak


 

5) Çocuğun babasının rahatsızlığı nedir?

A) Şeker hastalığı

B) Hipermetrop

C) Astım

D) Migren

 

6) Doğal adlı çocuk neden günlük yazmayı sevmiyormuş?

A) Her gün aynı şeyleri yaşayıp yazdığı için.

B) Mutlu bir ailesi olmadığı için

C) Ülkesi savaş içinde olduğu için

D) Öğretmenini sevmediği için

 

7) Doğal günlüğüne kaç gündür aynı şeyleri yazıyormuş?

A) 77

B) 87

C) 97

D) 67

 

8) Doğal’ın günlük yazmak ile ilgili sıkıntısına çözüm bulan ve ona bir öneride bulunan kişi kimdir?

A) Büyük annesi

B) Babası

C) Dedesi

D) Öğretmeni

 

9)  Kitapta anlatıldığına göre dünyayı kılıktan kılığa sokan şey nedir?

A) Gezmek

B) Eğlenmek

C) Yazmak

D) Bol bol uyumak

 

10) Aşağıdakilerden hangisi hayal kurmanın faydalarından faydalarından biri değildir?

A) Yaratıcılığı geliştirir.

B) Hedef belirlemeye yardımcı olur

C) Yalnız sınırlı hayaller kurulabilir.

D) Duyguları anlamaya yardımcı olur.

 

11) Doğal adlı çocuk hayalinde hangi gezegene gitmiştir?

A) Merkür

B) Venüs

C) Mars

D) Uranüs

 

12) Doğal hayalinde gittiği gezegenin rengi nedir?

A) Mavi

B) Pembe

C) Mor

D) Kızıl


 

13)  Aşağıdakilerden hangisi Doğal’ın gittiği gezegenden aldığı şeylerden biri değildir?

A) Altın saat

B) Forma

C) İki dönüm tarla

D) Magnet

 

14)  Kitaba göre; insan sıkılınca ne yapmalıdır?

A) Hayal kurmalı

B) Yemek yemeli

C) Gezmeli

D) Uyumalı

 

15) Babası Kılıklı kitabının yazarı kimdir?

A) Anıl Basılı

B) Zehra Akpınar Yenidünya

C) Caner Sarıoğlu

D) Mert Arık

 

 

Cevaplar:

1.d  2.a. 3.c  4.a  5.b  6.a  7.a  8.b  9.c  10.c  11.c  12.d  13.a  14.a  15.d

Budala Kitabı İle İlgili Klasik Sorular Ve Cevapları

 

Budala Kitabı İle İlgili Klasik Sorular Ve Cevapları


1. “Budala” adlı romanın yazarı kimdir?

Cevap: Romanın yazarı, Rus Klasik Edebiyatı’nın en önemli isimlerinden biri olan Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’dir.

2. Dostoyevski “Budala” romanını hangi yıl yazmıştır?

Cevap: Dostoyevski, Budala romanını 1868 yılında yazmıştır.

3. Romanın temel konusu nedir?

Cevap: Romanın temelinde sevgi, sevilme, değer görme, insanın sahip olduğu değerlerin toplum tarafından nasıl karşılandığı ve insan-toplum ilişkisi ele alınmaktadır.

4. Romanda sevgi konusu nasıl ele alınmıştır?

Cevap: Sevgi, yalnızca bir duygu olarak değil, insanın dünyayı anlamlandırmasında önemli bir değer olarak ele alınmıştır. Dostoyevski, sevgi ve iyiliğin toplum içerisindeki yerini sorgulamaktadır.

5. Romanın ana karakteri kimdir?

Cevap: Romanın ana karakteri Prens Lev Nikolayeviç Mişkin’dir.

6. Prens Mişkin’in en belirgin özelliği nedir?

Cevap: Prens Mişkin, son derece saf, masum, dürüst ve iyi niyetli bir karakterdir. İnsanlara karşı kötü düşünceler beslememesi ve doğruluğu önemsemesi onun en belirgin özelliklerindendir.

7. Prens Mişkin neden toplum tarafından kabul görmekte zorlanmaktadır?

Cevap: Mişkin’in saf, dürüst ve masum kişiliği toplumdaki insanların davranışlarıyla uyuşmamaktadır. İnsanların çıkarcı ve karmaşık ilişkilerinin bulunduğu bir ortamda onun açık ve iyi niyetli davranışları garip karşılanmaktadır. Bu nedenle toplumla uyum sağlamakta zorlanmaktadır.


8. “Budala” isminin romandaki anlamı nedir?

Cevap: Romanın adı, toplumun dürüstlük, açıklık, doğruluk ve iyilik gibi değerlere sahip bir insanı nasıl değerlendirdiğini göstermektedir. Mişkin’in saf ve dürüst olması, toplum tarafından onun “budala” olarak görülmesine neden olur.

9. Romanda toplum hangi yönüyle eleştirilmiştir?

Cevap: Toplumun insanların sahip olduğu değerlere karşı duyarsız kalması ve çıkarcı davranışların normalleşmesi eleştirilmiştir. Dürüst ve iyi insanların ise bazen toplum tarafından anlaşılmadığı ve dışlandığı gösterilmiştir.

10. Romanın önemli kadın karakterlerinden biri kimdir?

Cevap: Prens Mişkin’in âşık olduğu Nastasya Filippovna önemli kadın karakterlerden biridir.

11. Aglaya İvanovna’nın romandaki önemi nedir?

Cevap: Aglaya İvanovna, romanın önemli karakterlerinden biridir ve Prens Mişkin’in hayatındaki önemli kişilerden biridir. Mişkin ile arasındaki ilişki, romandaki duygusal ve psikolojik çatışmaların önemli bir bölümünü oluşturur.

12. Romanda insan-toplum ilişkisi nasıl işlenmiştir?

Cevap: Roman, bireyin sahip olduğu değerlerle toplumun değerleri arasındaki çatışmayı ele alır. Mişkin’in dürüst, masum ve iyi niyetli yapısı ile toplumdaki insanların davranışları arasındaki farklılık bu çatışmayı ortaya koyar.

13. Prens Mişkin’in hastalığı nedir?

Cevap: Prens Mişkin sara hastalığından muzdariptir.

14. Prens Mişkin ile Dostoyevski arasında nasıl bir benzerlik vardır?

Cevap: Hem Prens Mişkin’in hem de Dostoyevski’nin sara hastalığından muzdarip olması önemli bir benzerliktir. Bu nedenle romanda Dostoyevski’nin kendi hayatından izler bulunduğu düşünülmektedir.

15. Dostoyevski’nin kendi hayatından romana izler taşıdığı nasıl düşünülmektedir?

Cevap: Prens Mişkin’in sara hastalığı gibi Dostoyevski’nin hayatıyla benzerlik gösteren özellikler bulunmaktadır. Ayrıca romandaki siyasal görüşleri nedeniyle ceza alan bir kişinin hikâyesinin de Dostoyevski’nin yaşamıyla ilişkilendirilebileceği düşünülmektedir.

16. Romanda dini ve dünya dışı değerler nasıl işlenmiştir?

Cevap: Prens Mişkin’in son derece saf ve masum bir karakter olarak tasvir edilmesi, onu sıradan insanlardan farklı bir konuma taşımaktadır. Bu nedenle Mişkin, bazı yönleriyle insanüstü veya dünya ile tam olarak uyuşamayan bir karakter gibi gösterilmektedir.

17. Prens Mişkin neden sürekli acı çeken bir karakter olarak değerlendirilebilir?

Cevap: Çünkü Mişkin’in sahip olduğu saf ve masum kişilik, içinde bulunduğu toplumla uyuşmamaktadır. İnsanların çıkarcı ve karmaşık ilişkileri karşısında onun dürüstlüğü ve iyiliği sorun hâline gelmektedir. Bu nedenle ait olmadığı bir dünyada yaşadığı ve bundan dolayı acı çektiği düşünülebilir.


18. Romanda hangi değerler ön plana çıkarılmıştır?

Cevap: Romanda sevgi, doğruluk, dürüstlük, açıklık, iyilik, masumiyet ve insanın değer görmesi gibi kavramlar ön plana çıkarılmıştır.

19. “Budala” neden sadece duygusal bir roman olarak değerlendirilemez?

Cevap: Çünkü romanda aşk ve sevginin yanında toplum, insan ilişkileri, ahlaki değerler, bireyin toplumla çatışması ve insanların birbirlerine karşı tutumları da ele alınmaktadır. Bu nedenle eser aynı zamanda eleştirel ve psikolojik bir toplum anlatısıdır.

20. Romanın psikolojik yönü nedir?

Cevap: Romanda karakterlerin duyguları, düşünceleri, iç çatışmaları ve birbirleriyle olan ilişkileri ayrıntılı şekilde ele alınır. Bu nedenle eser güçlü bir psikolojik yapı göstermektedir.

21. Dostoyevski’nin anlatım tarzının bir özelliği nedir?

Cevap: Dostoyevski, romanda yer yer uzun ve derin cümleler kullanmıştır. Bu durum bazı bölümlerin anlaşılmasını zorlaştırsa da eserin akıcı dili ve güçlü kurgusu okuyucunun ilgisini canlı tutmaktadır.

22. Romanın dili ve kurgusu hakkında ne söylenebilir?

Cevap: Roman görece uzun ve derin cümlelerden oluşmaktadır. Bazı bölümlerde anlamak zorlaşsa da akıcı bir anlatım ve güçlü bir kurgu kullanılmıştır. Bu nedenle okuyucuda kitabı okumaya devam etme isteği oluşmaktadır.

23. Dostoyevski’nin diğer eserleriyle “Budala” arasında nasıl bir ilişki vardır?

Cevap: Dostoyevski’nin eserlerinde kendi kişiliğinden ve hayatından izler bulunduğu düşünülmektedir. “Budala” romanında da yazarın yaşamıyla benzerlik gösteren bazı olay ve özellikler bulunmaktadır.

24. “Budala” romanında toplumun dürüst insanlara yaklaşımı nasıldır?

Cevap: Toplum, dürüst ve saf insanların değerlerini her zaman anlamamakta ve onları zaman zaman küçümsemektedir. Prens Mişkin’in “budala” olarak görülmesi bu duruma örnektir.

25. Romanın ana düşüncesi nedir?

Cevap: Romanın ana düşüncesi, sevgi, iyilik, dürüstlük ve masumiyet gibi değerlerin toplum içerisinde her zaman anlaşılmayabileceği; ancak bu değerlerin insan hayatındaki önemini koruduğudur.

26. Prens Mişkin ile toplum arasındaki temel çatışma nedir?

Cevap: Temel çatışma, Mişkin’in saf, dürüst ve iyi niyetli olması ile toplumdaki insanların çıkarcı, karmaşık ve ikiyüzlü davranışları arasındaki farklılıktır.

27. Sizce romanın adı neden “Budala” olarak seçilmiştir?

Cevap: Bence romanın adı, toplumun kendi değerlerinden farklı davranan insanları nasıl değerlendirdiğini göstermek amacıyla seçilmiştir. Prens Mişkin kötü niyetli olmadığı ve insanlara karşı dürüst davrandığı hâlde toplum tarafından “budala” olarak görülmektedir.

28. Romanın okuyucuya vermek istediği önemli mesajlardan biri nedir?

Cevap: İnsanların toplum tarafından nasıl değerlendirildiğinden bağımsız olarak doğruluk, dürüstlük, sevgi ve iyilik gibi değerlerini koruması gerektiği mesajı verilmektedir.

29. “Budala” hangi tür özelliklerini taşımaktadır?

Cevap: Roman; psikolojik roman, toplum eleştirisi ve duygusal roman özelliklerini bir arada taşımaktadır. İnsanların iç dünyası ve toplumla ilişkileri ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

30. “Budala” neden okunması gereken bir eser olarak değerlendirilebilir?

Cevap: Çünkü eser, okuyucuya sevgi, insan ilişkileri, toplum, ahlak, dürüstlük ve masumiyet gibi konular üzerinde düşünme fırsatı verir. Ayrıca Dostoyevski’nin insan psikolojisini ve toplumdaki ilişkileri ele alış biçimi, okuyucunun farklı bir düşünce dünyasına girmesini sağlar.

 

Önemli Notlar:

Yazar: Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Eser: Budala

Yazılış yılı: 1868

Ana karakter: Prens Lev Nikolayeviç Mişkin

Önemli karakterler: Nastasya Filippovna ve Aglaya İvanovna

Mişkin’in önemli özelliği: Saf, masum, dürüst ve iyi niyetli olması

Mişkin’in hastalığı: Sara

Temel konular: Sevgi, iyilik, dürüstlük, masumiyet, insan-toplum ilişkisi

Toplum eleştirisi: Dürüst ve iyi insanların toplum tarafından anlaşılmaması

“Budala” adının anlamı: Toplumun saf ve dürüst bir insanı küçümseyerek “budala” olarak görmesi

Romanın tür özellikleri: Psikolojik ve eleştirel toplum anlatısı

Ana fikir: Sevgi, iyilik, dürüstlük ve masumiyet gibi değerler toplum tarafından anlaşılmasa bile insan için önemlidir.

Âlim Unutmuş, Kalem Unutmamış Konulu Bilgilendirici Metin

 

Âlim Unutmuş, Kalem Unutmamış Konulu Bilgilendirici Metin


“Âlim unutmuş, kalem unutmamış.” sözü, bilgilerin yazılarak kaydedilmesinin ve gelecek nesillere aktarılmasının önemini anlatan bir sözdür. İnsan her duyduğunu ve her okuduğunu aklında tutamayabilir. Aklımızda bulunan bilgiler bile zamanla unutulabilir. Bu nedenle bilgileri yazmak, not tutmak ve kaydetmek oldukça önemlidir. Yazıya geçirilen bilgiler, yalnızca bizim için değil, bizden sonraki nesiller için de değer taşır. İnsanlar geçmişte yaşanan olayları, yapılan keşifleri ve önemli düşünceleri yazıya geçirdikleri için bugün bunlar hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Eğer geçmişteki insanlar öğrendiklerini ve yaşadıklarını yazmasalardı, bugün birçok önemli bilgiden haberdar olamayabilirdik.


Örneğin Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk adlı eserinde Millî Mücadele dönemini ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecini birçok yönüyle anlatmıştır. Bu eser sayesinde geçmişte yaşanan önemli olaylar hakkında daha ayrıntılı bilgi edinebiliyoruz. Aynı şekilde Tolstoy ve Dostoyevski gibi dünyaca ünlü yazarların eserleri yazıya geçirilmeseydi, bugün onların düşüncelerini ve eserlerini okuyamazdık. Bu durum dünya edebiyatı açısından büyük bir kayıp olurdu. Yazmak sadece geçmişi korumak için değil, günlük hayatımızda öğrendiklerimizi unutmamak için de önemlidir. Örneğin bu yıl LGS'ye girecek öğrenciler, ders çalışırken önemli bilgileri yazarak not tutabilirler. Daha sonra bu notlara tekrar bakarak eksiklerini fark edebilir ve bilgilerini pekiştirebilirler. Böylece öğrendikleri bilgilerin daha kalıcı olmasını sağlayabilirler.


Sonuç olarak yazmak, bilgileri korumanın ve gelecek nesillere aktarmanın en önemli yollarından biridir. İnsan unutabilir, fakat yazıya geçirilen bilgiler uzun yıllar boyunca varlığını sürdürebilir. Bu yüzden “Âlim unutmuş, kalem unutmamış.” sözü, bize bildiklerimizi ve yaşadıklarımızı yazıya geçirmenin ne kadar değerli olduğunu hatırlatır. Kalem, insanın hafızasını güçlendiren ve bilgiyi geleceğe taşıyan önemli bir araçtır.

Zerdali – Dedemle Bir Yıl Kitabının Özeti

 

Zerdali – Dedemle Bir Yıl Kitabının Özeti


Yağız adlı çocuk yaz tatilinden nefret ediyordu. Çünkü anne ve babası sürekli çalıştığı için Yağız’a yeteri kadar vakit ayıramıyor, Yağız da kendisiyle yeterince ilgilenmeyen sıkıcı bakıcısıyla yaşamaya devam ediyordu. Tabletten oyun oynuyor, oyunu bırakınca yine sıkılıyordu. Çünkü o, ailesiyle sıcak bir akşam yemeği yemek, güzel anılar biriktirmek istiyordu. Konuşmak, sarılmak ve ailesiyle bol bol vakit geçirmek istiyordu. Ailesi ise daha büyük ve geniş bir eve geçmek için çalışmaları gerektiğini söylüyordu. Yağız sıkıldığı ve ailesi de onunla yeterince ilgilenemediği için babası onu, dedesinin oturduğu evin yakınındaki bir okula yazdırdı. Dedenin mahallesindeki çocuklar dedesine “Huysuz İhtiyar” diyordu. Yağız da dedesini az çok tanıyordu ama ona karşı biraz yabancı hissediyordu. Çünkü dedesini çok sık görmüyor ve onunla yeterince vakit geçirmemişti. Bu yüzden dedesi hakkında biraz ön yargılıydı. Ta ki onunla vakit geçirmeye başlayana kadar...

 

Yağız dedesine  gittiği ilk gün çok sıkılmıştı. Bir an önce kendi evine gitmek istiyor ve fazla konuşmuyordu. Dedesi de ona “Suskun Oğlan” diyordu. Bu, Yağız’ı sinirlendiriyordu. Fakat dedesi daha sonra ona “Delikanlı” deyince bu hitap Yağız’ın hoşuna gitmişti. İlk başlarda dedesine alışamayan Yağız, zaman içinde dedesiyle kaynaşmaya ve güzel anılar biriktirmeye başladı. Yağız ileride avukat olmak istediğini söyledi. Dedesi ise eski bir hâkim olduğunu söyleyince Yağız çok şaşırdı ve mutlu oldu. Dedesi ona kitaplar almaya başladı. Yağız için bir masa ve sandalye aldı ve böylece Yağız, dedesinin kütüphanesinde güzel anılar biriktirmeye başladı. Dedesi ona Küçük Prens adlı kitabı önerdi ve o da okudu. Yağız okuyup öğreniyordu. Dedesiyle birlikte yemek yapıyor, düğme dikiyor ve ahşap bir kulübe yapıyordu. Genel kültürü çok iyi gelişmeye başlamıştı. Yaparak ve yaşayarak öğreniyor, artık sıkılmıyor ve yaşamdan keyif alıyordu. Anne ve babasıyla birlikte dedesinin evinde kestane yapıyor, güzel yemekler yiyor ve güzel vakit geçiriyordu. Zaman böyle geçip gidiyordu. Dedesi doğayı koruyan, doğa savaşçısı, sabırlı, yardımsever, merhametli ve empati duygusu yüksek bir insandı. Yağız dedesine günden güne çok bağlanmış ve onun yanından ayrılmak istemez hâle gelmişti. Dedesi onu, kendi çocukluğunun geçtiği eski mahalleye götürdü. Bu, dedesinin Yağız’a karne hediyesiydi. Çünkü dede, orada yaşadığı çocukluğunu ve anılarını Yağız’a anlatmıştı. Yağız, dedesinin geçmişini ve çocukluğunu öğrendikçe onu daha iyi tanımaya başlamıştı. Dede ayrıca apartmanların arasında kalmış olan evini satmıyor ve büyük binalar istemiyordu. Çünkü doğayı kendi hâline bırakmanın en iyi şey olduğunu söylüyor ve bunun için direniyordu. Yağız dedesiyle harika günler geçiriyordu.


Dedesi küçükken balonu çok severmiş. Babası ise sürekli dallara asılır, radyo dinlermiş. Yağız, babasının çocukluğunun kendi çocukluğuyla benzer yönleri olduğunu duyunca çok mutlu olmuştu. Böylece babasıyla arasında da geçmişten gelen bir benzerlik olduğunu fark etmişti. Yağız doğum gününde dedesinden son model bir Pro Dragon bekliyordu. Dedesi ise onun beklentisini karşılamamış, onun yerine Yağız’a bir zerdali ağacı hediye etmişti. Bu duruma sinirlenen Yağız, daha sonra mutlu olmanın bir teknolojik aletle değil, güzel anılar biriktirerek mümkün olduğunu anlamıştı. Zerdali ağacını çok sevmeye başlamıştı. Arkadaşları bile ona, “Senin bir ağacın mı var?” diyerek şaşırmış ve kendilerinin de bir ağacı olmasını istemişlerdi. Hatta sınıf pikniği dedesinin bahçesinde yapılmıştı. Yağız artık hayatla iç içe, sosyal, meraklı ve dikkatli bir çocuk olmuştu. Konuşuyor, oynuyor, geziyor ve mutlu olmaya devam ediyordu. Dedesi öldüğünde ise ailesi dedesinin evini satmadı ve evi Yağız’a verdiler. Yağız ara sıra anılarının geçtiği bu eve gidiyordu. Bir gün dedesinin mezarına gitti ve oraya yeşil bir balon bıraktı. Yağız artık daha mutlu, daha olgun ve dedesine duyduğu özlemle yaşamayı öğrenmiş bir çocuktu. Dedesi ona çok güzel bilgiler ve hayat dersleri öğretmişti.


Dedesinin Yağız’a öğrettiği önemli şeylerden biri, “Bazen az, çoktan daha iyidir.” düşüncesiydi. Ayrıca insanın içinde iki duygu olduğunu, bunların sevgi ve nefret olduğunu söylemişti. Bunlardan hangisini beslersek ona dönüşeceğimizi anlatmıştı. Bu nedenle iyiliği ve sevgiyi beslemenin doğru olduğunu söylemişti. Bence kitap, aileyle geçirilen zamanın, sevginin, doğanın ve güzel anılar biriktirmenin önemini anlatıyor. Yağız’ın yaşadığı değişim, insanın mutlu olmak için her zaman teknolojik eşyalara veya maddi şeylere ihtiyacı olmadığını gösteriyor. Birlikte yemek yapmak, kitap okumak, sohbet etmek, bir ağaç yetiştirmek veya sevdiklerimizle vakit geçirmek de insanı mutlu edebilir.


Ayrıca Yağız’ın dedesiyle geçirdiği zamanlar, onun hayata bakışını değiştirmiştir. Başta sıkılan ve yalnız hisseden Yağız, dedesi sayesinde öğrenmeyi, paylaşmayı, doğayı sevmeyi ve anı biriktirmeyi öğrenmiştir. Bu nedenle dedesinin Yağız’ın hayatında çok önemli bir yeri olmuştur. Zerdali – Dedemle Bir Yıl kitabı bana göre çok güzel ve bir solukta okunabilecek bir kitaptı. Kitap, insanın sahip olduğu şeylerin değil, sevdikleriyle geçirdiği zamanın ve biriktirdiği güzel anıların daha değerli olduğunu anlatıyor. Özellikle Yağız’ın kitap boyunca geçirdiği değişim ve dedesiyle kurduğu bağ kitabın en güzel yönlerinden biridir. Bence bu kitap, okuyuculara sevgiyi, iyiliği, aile bağlarını ve doğayı korumanın önemini anlatan anlamlı bir hikâyedir.