Rize İle İlgili Konuşma

 

Rize İle İlgili Konuşma


Sevgili öğretmenim, kıymetli arkadaşlarım,


Bugün sizlere Karadeniz'in güzel bir ili ve çayı ile ünlü olan şehrimiz Rize hakkında konuşma yapacağım.


Rize tam bir doğa harikasıdır. Yeşilin bol olduğu, temiz havasını içine doyasıya çektiğimiz, çayının tadına doyum olmayan çok güzel ama bir o kadar da küçük ve şirin bir ilimizdir. Burada üretilen çay hem ülkenin ekonomisine katkı sağlar hem de ilde yaşayan insanların geçim kaynağıdır. Yaylaları, şelaleleri, güzel yemekleri, dereleri ve ormanları şehre ayrı bir hava katar.


Gidip gezdiğim bir şehir olan Rize'de Kıble Dağı Camii çok dikkatimi çekmişti. Ulaşımı çok güç ve riskli olmasına rağmen bu camiye gittik ve tepeden şehri izledik. Harika duygular hissetmiştim. Ayder Yaylası konusunda aynı sözleri söyleyemeyeceğim. Çünkü bana göre sıradan bir yayla ve sadece turist çekmek amacıyla adının duyurulduğunu düşünüyorum. Çünkü çok ilgi çekici bir özelliğini göremedim ne yazık ki. Sadece orayı beğenmedim ama genel anlamda Rize çok ama çok güzel ve etkileyici bir şehirdir. İnsanlar özellikle doğayla iç içe vakit geçirmek ve güzel manzaralar görmek için bu bölgeyi ziyaret eder.


Rize'nin kendine özgü yemekleri ve kültürü de vardır. Karadeniz mutfağında önemli bir yere sahip olan muhlama, çeşitli yöresel yemekler ve mısır ürünleri Rize'nin kültürel özellikleri arasında sayılabilir. Özellikle Lale Lokantası'nda yediğim kuru fasulye ve kavurmanın tadını asla unutamayacağım. Ayrıca horon ve tulum gibi Karadeniz kültürünün önemli unsurları da Rize'de yaşatılmaktadır.


Rize hakkında söyleyeceklerim bunlardır. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Arkadaşlık İnsan Hayatında Her Zaman Önemli Olmuştur Konulu Konuşma

 

Arkadaşlık İnsan Hayatında Her Zaman Önemli Olmuştur Konulu Konuşma

 

Arkadaşlık, insan hayatında her zaman önemli olmuştur. Çünkü insanın iyi bir arkadaşı olduğunda ondan mutlusu yoktur. Sevgisine, ilgisine, samimiyetine ve fedakârlığına ihtiyaç duyduğumuz; güven duyduğumuz ve güven verdiğimiz kişilerdir arkadaşlarımız.

 

Sevgili öğretmenlerim, değerli arkadaşlarım,

Arkadaşlığın benim hayatımda çok özel bir yeri vardır. Çünkü insan kendi yaşıtıyla iletişim kurunca daha mutlu oluyor. Bizi anlayan, bizi dinleyen ve bizimle güzel vakit geçiren insanlar arkadaşlarımızdır. Kimi zaman ortak zevklerimiz sayesinde bir araya geliriz, kimi zaman ise farklı ilgi alanlarımız olur. Fakat ilgilerimizin farklı olduğu konularda bile birbirimizden bir şeyler öğreniriz. Arkadaşlık, insanın sosyal bağını güçlendirir, hayatına neşe ve heyecan katar. İnsan çocukluğunu, gençliğini, hatta yaşlılığını bile güzel arkadaşlıklarla daha anlamlı ve güzel geçirebilir. Bu yüzden arkadaşlık temellerini sağlam atmalı ve arkadaşlarımızla olan iletişimimizi bir ömür boyu sürdürmeye çalışmalıyız. Çünkü arkadaşlarımız bizi yalnızlıktan çıkarıp hayatın içine karıştıran, bizi mutlu eden ve bize yaşam enerjisi veren insanlardır.

 

Mesela çok sevdiğimiz bir arkadaşımızla tartıştığımız zaman üzülürüz ve sanki dünya başımıza yıkılmış gibi olur. Kimi zaman küser, kimi zaman barışırız ama ne olursa olsun birbirimizden tamamen kopamayız. Çünkü arkadaşlık, ayrılması zor bir can bağı ve sevgi bağıdır. Arkadaşlar birbirlerinden bir şeyler öğrenir, birlikte güzel anılar biriktirir ve yarınlara dair güzel umutlar oluştururlar. Bence gerçek arkadaşlık, sadece iyi günlerde birlikte olmak değil, zor zamanlarda da birbirinin yanında olabilmektir. İnsan hayatında böyle arkadaşlarının olduğunu bilince kendisini daha güçlü ve daha mutlu hisseder.


Benim için arkadaşlığın önemi bu ve buna benzeyen şeylerdir. Konu hakkında söyleyeceklerim bunlardır. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Okumak Neden Önemlidir?

 

Okumak Neden Önemlidir?


Okumak, insan zihninin gelişmesi ve ilerlemesi için, boş işlerle beynimizi meşgul etmemek için çok önemlidir. Çünkü insan okuduğu zaman bilgi sahibi olur. Bilgi sahibi olan kişi de zamanla fikir sahibi olmaya başlar ve o konu hakkındaki çıkarımlarını güzel bir şekilde ifade edebilir. Okumak kişinin ana dilini güzel ve etkin bir şekilde konuşmasını sağlar. Kişi toplum içinde kendini daha rahat bir şekilde ifade eder. Sadece bununla da kalmayıp hafızayı ve odaklanmayı geliştirir. Kişi daha dikkatli, daha bilgili ve kültür seviyesi daha yüksek bir insan hâline gelebilir.


Okumak, insanın hayaller kurmasına da yardımcı olur. İnsan okuduğu kitaplarda farklı hayatlarla, farklı insanlarla ve farklı düşüncelerle karşılaşır. Bu da kişinin hayal dünyasını geliştirir. Bazen okuduğumuz bir kitap bize daha önce hiç düşünmediğimiz bir şeyi düşündürebilir. Bu hayallerin gerçekleşmesi için kişi harekete geçer ve daha çok okumaya, öğrenmeye ve araştırmaya başlar. Böylece okumak, insanın kendisini geliştirmesi için bir başlangıç olabilir. Okumak aynı zamanda insanın olaylara tek bir açıdan bakmasını engeller. Farklı kitaplar okudukça farklı düşünceler öğrenir ve insanların olaylara neden farklı baktığını anlamaya başlarız. Bu da kişinin düşünce yapısını geliştirir. İnsan okudukça sadece bilgilerini artırmaz, aynı zamanda hayata karşı bakış açısını da değiştirebilir.Dev yazarların eserlerini okumak ise kişiye daha çok fayda sağlar. Bazen bir kitabı okurken sanki o yazarla konuşuyormuşuz, dertleşiyormuşuz gibi hissederiz. Yazarın düşüncelerini okudukça onun dünyasına biraz olsun girmiş oluruz. Bu da bizi hem mutlu eder hem de farklı düşünceler kazanmamızı sağlar. Hatta bazı kitaplar insanın hayatında uzun süre unutamayacağı izler bırakabilir.


İşte tüm bunlar için okumak çok ama çok önemlidir. Okumak sadece bilgi edinmek değildir. Aynı zamanda düşünmek, hayal kurmak, öğrenmek ve kendimizi geliştirmektir. İnsan okudukça kendisini daha iyi ifade etmeye ve dünyayı daha iyi anlamaya başlar. Bu yüzden okumayı hayatımızın bir parçası hâline getirmeli ve mümkün olduğunca düzenli kitap okumalıyız.

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü Kitabının Özeti

 

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü Kitabının Özeti


Victor Hugo'nun Bir İdam Mahkûmunun Son Günü adlı eseri, ölüm cezası verilmiş bir mahkûmun idam edilmeden önce yaşadığı korkuyu, düşüncelerini ve ailesine duyduğu özlemi anlatmaktadır. Kitapta sadece bir mahkûmun yaşadıkları anlatılmamakta, aynı zamanda ölüm cezasının insan açısından ne kadar ağır bir sonuç olduğu da gösterilmektedir. Hugo, eser boyunca okuyucunun kendisini mahkûmun yerine koymasını sağlamaya çalışmıştır. Victor Hugo'nun bu eseri yazmasında gerçek hayatta gördüğü bir idam olayının etkili olduğu söylenmektedir. Paris'te idamların gerçekleştirildiği Greve Meydanı'nda bir idama şahit olan Hugo, bu olaydan oldukça etkilenmiştir. Gördüğü manzara üzerine ölüm cezasını sorgulamaya başlamış ve insanların idam karşısındaki duyarsızlığını eleştirmek amacıyla bu eseri yazmıştır. Kitabın ön sözünde Hugo, ölüm cezasına karşı düşüncelerini açıkça ortaya koyar. Ona göre bir insanın idam edilmesi sadece o insanın hayatının sona ermesi değildir. Ölen kişinin ailesi, özellikle de çocukları ve yakınları da bu olaydan büyük zarar görür. Bu nedenle idamın sadece bireysel bir ceza olarak değerlendirilmemesi gerektiğini düşünür. Hugo ayrıca suç işleyen kişilerin yalnızca cezalandırılmaları yerine, onların düzelmelerini ve topluma yeniden kazandırılmalarını sağlayacak yolların aranması gerektiğini savunur.


Hikâyenin başında genç bir adamın mahkemede yargılandığını görürüz. İşlediği suç nedeniyle ölüm cezasına çarptırılır. İdamının birkaç hafta sonra gerçekleştirileceği kendisine bildirilir. Mahkûm daha önce kürek cezasını çok ağır ve aşağılayıcı bir ceza olarak görürken, ölüm cezasını aldıktan sonra düşünceleri değişir. Artık kürek cezası bile ona yaşama şansı verecek bir seçenek gibi gelmektedir. Fakat karar verilmiştir ve geri dönüşü yoktur. Mahkûm hapishanede geçirdiği süre boyunca sürekli ölümü düşünür. Önceden önemsemediği birçok şey artık onun için çok değerlidir. Dışarıdaki güneş, temiz hava, özgürce dolaşabilmek ve sevdikleriyle birlikte olmak onun gözünde büyük bir anlam kazanır. Ölüm yaklaştıkça hayatın aslında ne kadar değerli olduğunu daha iyi anlamaya başlar. Mahkûmun aklına en çok ailesi gelir. Annesini, eşini ve özellikle küçük kızını düşünür. Kendisinden sonra onların ne yapacağını merak eder. Özellikle küçük kızının hiçbir şeyden habersiz olması onu çok üzer. Kızının babasından ayrılacak olması ve daha sonra onu hatırlayıp hatırlamayacağı düşüncesi mahkûmun acısını artırır. Böylece yazar, bir insanın idam edilmesinin ailesi üzerinde de büyük bir yıkım oluşturduğunu gösterir.


Mahkûmun bulunduğu hücre de onun psikolojisini olumsuz etkiler. Daha önce aynı yerde kalan mahkûmların duvarlara yazdıkları yazıları ve bıraktıkları izleri görür. Bu izler ona kendisinden önce burada bulunan insanların da aynı korkuyu yaşadığını hatırlatır. Hücre, zaman geçtikçe onun gözünde adeta ölüme açılan bir yer hâline gelir. Hapishanede bazı din adamları mahkûmu ziyaret eder. Onunla konuşarak günahlarını itiraf etmesini ve ölümden önce manevi olarak hazırlanmasını isterler. Fakat mahkûmun zihni artık tamamen yaklaşan idamla meşguldür. Hapishanede kürek mahkûmlarının zincire vurulması gibi olayların insanların önünde adeta bir gösteri şeklinde yapılması da dikkatini çeker. Hugo burada insanların başkalarının çektiği acılara karşı nasıl duyarsızlaşabildiğini göstermektedir.


Mahkûm daha sonra idamın gerçekleştirileceği yere daha yakın olan başka bir hapishaneye götürülür. Ölüm yaklaştıkça çevresindeki insanlar ona farklı davranmaya başlar. Herkes onun birkaç saat veya birkaç gün içinde öleceğini bilmektedir. Mahkûm ise bütün bunların arasında ölümden kurtulmanın bir yolunu düşünmektedir. Ne kadar kendisini hazırlamaya çalışsa da yaşama isteği giderek daha güçlü hâle gelir.Kitabın en etkileyici bölümlerinden biri, mahkûmun küçük kızı Marie ile son kez karşılaşmasıdır. Kızı hapishaneye getirildiğinde mahkûm onu görünce çok duygulanır. Ona sarılmak ve sevgisini göstermek ister. Ancak küçük kız babasını tanımaz. Annesinden babasının öldüğünü öğrenmiştir. Bu durum mahkûmu çok derinden yaralar. Kızının babasını unutmaya başlaması, onun için idam kadar ağır bir acıdır. Marie'nin elinde babasının ölüm kararına ilişkin bir kâğıt da vardır. Küçük kız yazıları hecelemeye çalışırken ortaya çıkan durum mahkûm için oldukça üzücüdür. Kendi çocuğunun gözünde bile artık eski hâliyle var olmadığını fark eder. Bu olay, mahkûmun geride bırakacağı insanların da bu cezadan etkileneceğini açıkça gösterir.


Sonunda idam günü gelir. Mahkûm bir araba ile giyotin kurulmuş olan meydana götürülür. Yol boyunca insanların kalabalığı ve bağırışları arasında ilerler. Onun için geçen birkaç dakika bile çok uzun sürmektedir. Hatta arabacı ona genç olduğunu söylediğinde mahkûm buna tepki gösterir. Çünkü ölüm korkusu ve bekleyiş onu ruhen çok yıpratmıştır. İdam yerine geldiğinde mahkûmun korkusu iyice artar. Giyotin hazırlanırken artık ölümün çok yakında olduğunu hisseder. Daha önce ölümü kabullenmeye çalışmış olsa da son anda yaşama isteği ağır basar. Cellâtlardan biraz daha beklemelerini ve kendisine merhamet etmelerini ister. Kurtulma ihtimalinin çok az olduğunu bilmesine rağmen yine de yaşamak için mücadele eder.


Eserin sonunda Hugo, okuyucuyu mahkûmun korkusuyla baş başa bırakır. Böylece ölüm cezasının sadece mahkûma verilen bir ceza olmadığını, onun ailesini ve çevresindeki insanları da etkilediğini düşündürür. Mahkûmun yaşadığı korku, yalnızlık ve çaresizlik okuyucuya doğrudan hissettirilir. Bence kitabın en önemli tarafı, okuyucunun mahkûmu sadece suç işlemiş bir kişi olarak görmesini engellemesidir. Hugo, onun korkularını, ailesine olan sevgisini ve yaşama isteğini anlatarak onun da diğer insanlar gibi duyguları olan bir insan olduğunu göstermektedir. Bu nedenle eser, ölüm cezasının sadece hukuki yönünü değil, insan üzerindeki psikolojik ve toplumsal etkilerini de ele alan önemli bir kitaptır.