Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Kitabında Geçen Alıntılar

 

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Kitabında Geçen Alıntılar


Kitap kahramanın gözünden anlatılır. Genç bir delikanlı olan kahramanımız küçük yaşlardan beri diz ağrısı çekmekte ve dizi ile büyük sorunlar yaşamaktadır. İki kere ameliyat olmuş ama sorunları geçmemiştir. En son olduğu ameliyatta bacağı kurtulmuş ama hastane ortamı, insanların ona acıyarak yaklaşması onu ruhsal bir derinliğe itmiştir. Çünkü çok acılar çekmiş, ağrılar çekmiştir.

 

Kitapta geçen alıntılar şunlardır:

 

''İyiler kaybetmez, kaybedilir.''

“Hakikati seviniz, O da sizi sever; hakikati arayınız O da sizi arar ve üstüne yalan Çin setleri gibi kalın duvarlar örtsün, altında kalan hakikat bir ince iniltiyle bir hafif rüzgar dalgasıyla herhangi bir küçük işaretle mevcudiyetini bildirir "Buradayım." der.

“Acı, insanın bedeninden çok ruhunu yorar. Hastalık, yalnızca fiziksel değil, zihinsel bir sınavdır.”


“Bir yalan söylendiği zaman insanların değil, eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum. Yalana her şey isyan etmelidir. Eşya bile: Damlardan kiremitler uçmalıdır, ağaçlar köklerinden sökülüp havada bir saniye içinde toz duman olmalıdır, camlar kırılmalıdır, hatta yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır filan... Zavallı mürâhik...”

"Izdırabın derinlerine indikçe sevincimizi kaybetmek korkusu kalmadığı için, yeni bir sevinç başlıyor: Izdırabın ilacı ızdıraptır. İkisinin hâsıl-ı zarbı: Sevinç.”

''Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler.''

''Halbuki mesele çok basit: ''İnsan hastalanır ve ölür.''

''Bir diş çektirdikten sonra bile yerinde ağızdan daha büyük bir boşluk kaldığı zannedilebildiği halde, ayrılan bir bacağın yerinde kalan uçurumun baş dönmesine nasıl alışılır.''
“Bazen etrafımızda o kadar esrarlı bir hâdise olur ki ince teferruatına kadar bunu sezeriz, fakat hiçbir şey idrak etmeyiz; ruhumuzun içinde ikinci bir ruh her şeyi anlar, fakat bize anlatamaz, böyle korkunç işaretlerle bizi muammanin derinliklerine atar ve boğar.”

"Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak o kadar şey birikiyor ki bundan sonra hayatımın bütün bunlara yetişmeyeceğinden korkuyorum."


“Dokuzuncu Hariciye Koğuşuna doğru ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürürken camlı kapıların garip bir beyazlıkla gözlerime vuran ve içimde korku ile karışık yuvarlının parıltıları arasında o dehlize girerken yalnız değilim.”

“Felaketimizi başka biriyle taksim etmek saadettir. Fakat annelerle değil. Annelere anlatılan kederler taksim değil, zarbedilmiş olur. Çocukların felaketini iki kat şiddetle hisseden anneler, bu ıstıraplarını çocuklarına fazlasıyla iade ederler; böylece keder anadan çocuğa ve çocuktan anaya her intikal edişinde büyüdükçe büyür.”

0 Comments:

Yorum Gönder

Deneme