D Harfi İle İlgili Tüm Atasözleri ve Anlamları

 D Harfi İle İlgili Tüm Atasözleri ve Anlamları


Dağ dağ üstüne ev olur, ev ev üstüne olmaz:  Dağları birbirinin yüküne dayanırlar ama insanlar birbirinin yüküne dayanmazlar. Onun için herkes kendi evinde oturmalı, kimse kimseye yük olmamalıdır.

Dağ başı dumansız olmaz: Dağların zirveleri nasıl dumansız olmazsa toplumdaki yöneticilerin de önder kişilerin de başı sorunsuz olmaz.

Dağ başında bağın var, yüreğinde dağın var:  Dağ başında bağ olması sahibini devamlı endişe içinde koyar çünkü oradaki bağ her türlü tehlike ile karşı karşıyadır. Korumakla yükümlü olduğumuz şeyler gözden uzak tutarak kendimize dert etmemeliyiz.

Dağ başında harman yapma savurursun yel için, sel önüne değirmen yapma öğütürsün sel için: İşimizi uygun yere kurmalı ve bize yararı olacak şekilde yapmalıyız.

Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur: Ne kadar uzak düşmüş olursa olsunlar , insanlar günün birinde birbirleri ile karşılaşabilirler. Dağlar hareket edemedikleri için kavuşamaz.

Dağ başına kış, insan başına iş gelir: Dağlar kışsız geçmez, insan hayatı da olaysız geçmez.

Dağda, belde gez, insafı elden bırakma: Dağda yaşama zorunluluğu olan kişi bile insaflı olmalıdır. Hangi  koşullarda olursak olalım merhametimizi, vicdanımızı asla yitirmemeliyiz.



Dağ ne kadar yüce olsa, yol üstünden geçer: Ulaşılamayacak dağ yoktur. Kibirli olmamalı, kendimizi erişilmez, ulaşılamaz bir olarak görmemeliyiz.

Dağ kuşu dağa, bağ kuşu bağa yakışır: Her şey yerinde güzel ve mutludur. Yerinden uzaklaştırıldığı zaman  çekiciliğini kaybeder.

Dağ yürümezse abdal yürür: Dağ yürümez fakat abdal gezdiği için yürür, dağdan daha selam götürür. Büyük kişiler , ilişkilerini yönetimlerindeki  güvenilir adamları ile devam ettirirler.

Dağ yıkılmazsa dere olmaz: Büyük şeylerin geçirdiği sarsıntılardan , küçük şeyler daha çok etkilenir, yok olur.

Dana büyür ama çulu büyümez: Dana büyür, gelişir ama onu koruyan çulu değişmez. Saygın kimselerin de  ünleri zamanla büyür ama çevrelerinde bir değişiklik olmaz.

Damlaya damlaya göl olur: (Damlacıktan sel olur): Tek başına bir anlamı olmayan damlacıkların çoğalması  bir su birikintisine neden olur. Elimizdeki küçük yatırımları küçümsemeden , ileride kullanmak üzere biriktirmeliyiz. Bu birikim sayesinde ileride  çok önemli gereksinimlerimizi karşılayabiliriz.

 Dana oynar, mıhını berkitir: Danaya nal, mıh çakılmaz ancak büyüdükten sonra çakılır. Hiç bir şeyi zamanı gelmeden yapmamak gerekir.

Dana yediği taşı bilir: Dana bostana dalınca taşlanır ve o  acıyı tadınca bir daha aynı hatayı yapmaz. Herkes çektiği acıyı kendi bilir ve ve bir başkasının onu anlaması güçtür.


Dağlar her zaman misafir almaz:  Dağlara ancak sıcak mevsimlerde çıkılır.

Dağda gezen ayıya da rastlar, kurda da: Toplum içinde her türden insan vardır.

Dağına göre odun, sapına göre saman olur: Herkes yeteneğine ve gücüne göre bir iş yapar, bir şeyler üretir.

Damdan düşen, damdan düşenin halinden anlar: Damdan düşenler, aynı acıyı ve sıkıntıyı yaşadıkları için, birbirlerini daha iyi anlarlar. Aynı durumu yaşayanlar birbirini daha iyi anlar.

Darı unundan baklava, incir ağacından oklava olmaz: Her iş yeterli araç ve gereç ile gerçekleşir.

Değirmen iki taştan, muhabbet iki baştan: Karşılıklı ilişkiler her iki tarafında iyi niyeti ile gerçekleşir.

Davacın kadı ise yardımcın Allah olsun: Kadı, davayı gören kişi olduğu için, davacı olduğu kişiyi cezalandırır. Yani kadı kişisel çıkarını düşünür. İnsan yetkilerini kişisel çıkarları için kullanmamalıdır.

Davulun esi uzaktan hoş gelir: Hiçbir şey göründüğü kadar kolay elde edilemez.

Dedesi koruk yemiş, torunun dişi kamaşmış: Bir ailede öncekilerin kötü davranışları sonrakilere de geçer. Çocuklarımıza kötü alışkanlıklar kazandıracak davranışlardan kaçınmalıyız.

Danışan dağı aşmış, danışmayan düz ovada şaşmış: Danışan yolda kalmaz, danışmayan ise yolda kalır. Bilmediğimiz şeyleri başkalarına, bilenlere danışmalıyız.

Davul, dengi dengine diye çalar: Davul iki yanına da vurularak çalınır. Dengimizle birlikte olmalı, yaşamımızı onunla sürdürmeliyiz.

Deli arlanmaz, soyu sopu arlanır: Deli ne yaptığını bilmediği için , sonuca da  aldırmaz, olumsuz durumlarda etkilenen ve üzülen ise ailesi olur.

Değirmene dadanan  köpek, dere sıyırtır: Değirmenden aldıkları ile karnını doyurmaya çalışan köpek, korkuyu görünce kaçar.

Değirmene kıtlık gelmez: Yiyeceklerin öğütüldüğü yer olan değirmende kıtlık zamanlarında bile aranan  şey bulunur. İşini doğru ve zamanında yapan kişi aç kalmaz.

Değneyi yiyenle sayan bir değil: Değnekle dayak yiyen, doğal olarak sayandan çok acı çeker. Sorunu yaşamadan, yaşayan kadar bilemeyiz.

Demir ıslanmaz, deli uslanmaz: Demiri ıslamak, deliyi de uslandırmak olanaksızdır. Deli ve aptalca davranış sergileyen kişilerin olgunlaşması olanaksızdır.

Delilsiz cennete bile girilmez: Her isteyen değil, yaptığı iyiliği kanıtlayan cennete girebilir. Kişinin istediği şeye ulaşması için bir yol göstereninin olması gerekir.

Deli ile çıkma yola, başa gelir her türlü bela: Bilinçsiz kişiler ile yola çıkıldığında, insanın başı dertten kurtulmaz. Başımıza iş açmamak için, akıllı kişiler ile yola çıkmalıyız.

Deli ile devletli bildiğini işler: Delinin de güçlünün de korkacağı bir şey olmadığı için her ikisi de istediğini yapar.

Deli deliyi  görünce çomağını saklar: Her deli, kendinden daha deli olandan korkar.

Deniz dalgasız, gönül sevdasız olmaz: Yapıları gereği, denizden dalgasız , insan yüreği de sevgisiz olmaz.

Demir nemden, insan gamdan çürür: Demiri nem çürütür, insanı da keder yorar. Kendimize her şeyi dert etmemeliyiz.

Dertsiz baş, yarasız ağaç olmaz: Her insanın kendinde sorunu, her ağacın da kendince yarası olur.

Denize düşen yılana sarılır: Zor durumda kalan kişi, hiç sevmediği kişiden bile yardım ister.

Demir tavında dövülür: Bir iş zamanında yapıldığı zaman istenilen sonuç alınır.

Dert gider ama yeri boş kalmaz.: Bir dert bitince başka bir dert başlar.

Dert ağlatır, aşk söyletir: İnsanların, sorunlarını paylaşacak dostlara ihtiyacı vardır.

Dert, çekene göredir: Dert insanın dayanabilme gücüne göre farklılık gösterir. Kimileri derdi daha ağır yaşar, kimileri de daha hafif atlatır.

Deveye burç gerekirse boynunu uzatır: İhtiyaçlarımızı başkalarını kullanarak değil, kendi emeğimiz ve gücümüz ile elde etmeliyiz.

Deveye bindikten sonra çalı ardına saklanılmaz: Herkesçe bilinen şeyleri saklamak, boşuna çaba harcamak demektir.

Deve büyüktür ama beşini bir eşek yeder:  Fiziksel gücün, beyinsel güç karşısında hiçbir anlamı ve etkisi yoktur.

Dervişin fikri neyse, zikri de odur: Düşüncelerimizi saklayıp arkadan konuşmaktansa, yüze söyleyip dürüst olmalıyız.

Deve çökecek yeri bilir: Kişiliği oturmuş biri, nerede bulunması gerektiğini bilir.

Deve, Kabe’ye gitmekle hacı olmaz: Hak etmeyen birine hangi görev verilirse verilsin, kişiliği değişmez.

 Devlet adama ayağıyla gelmez: Durup dururken varlık sahibi olunmaz, önce çalışmak, üretmek gerekir.

Deveyi yardan atan bir tutam ottur: Açgözlü edip tehlikeli işlere girişmemeliyiz. Yoksa bunun bedelini hayatımız ile ödeyebiliriz.

Devletli yanını kaşısa, fukara para verecek sanır: Yoksullar, zengin olanın her davranışından  kendilerine yardım edeceğini sanırlar.

Devlet oğul, mal tahıl, mülk değirmen: Köylü toplumlar için oğul, tahıl ve değirmen iş yapmak için  temel ögelerdir. İşe başlamadan önce, o iş için gerekli araç ve gereçlerimizi sağlamalıyız.

Diken battığı yerden çıkar: Sıkıntı ve dertlerimizi, nedenlerini bularak giderebiliriz.

Dil, ağrıyan dişe gider: İnsanlar yalnız kendilerini tedirgin eden şeylerle ilgilenirler, başka sorun olmadığını sanırlar.

Dilencinin torbası dolmaz: Dilenci, bulduğu ile yetinmez.

Dilenci bir olsa, şekerle beslenir: Birden çok fakire bakıp onları beslemek zordur.

Dilencinin hakkından dolandırıcı gelir: Dolandırıcı her önüne geleni dolandırır.

Dile gelen ele gelir: Düşünülen ve üzerinde çalışılan şeye er ye da geç kavuşulur.

Dil ile düğümlenen diş ile açılmaz: Patavatsızca söylenen kırıcı sözler insanı üzer ve kırılan kalbi de onarmak zordur. Dilimize sahip olmalıyız.

Dilden gelen elden gelse, fukara padişah olur: Sözle varlıklı olunabilseydi, herkes kısa zamanda zengin olurdu.

Dikensiz gül olmaz:  Her güzel, iyi şeyin katlanılması gereken zorluklarına da katlanılmalıdır.

Devletsizin yedi ev komşusuna dek zararı dokunur: Yoksul ve zor durumdaki kişi, herkese zarar verir.

Diş eti karın doyurmaz: Küçük kazanımlarla  yetinmemeli, daha iyi şeyler için çalışmalıyız.

Dişi kuş yapar yuvayı, içini dışını sıvayı sıvayı: Evdeki dirliği sağlayan kadındır.

Dilin kemiği yok, kemiği kırar: Bizi küçük düşürecek, kıracak sözler duymamak için davranışlarımıza özen göstermeliyiz.

Dilin cirmi küçük, cürmü büyüktür:

Dirlik olmayan yerde varlık olmaz: Düzensiz ve huzursuz ortamlarda başarı elde etmek olanaksızdır.

Doğru, Mevla’sından başka kimseden korkmaz: Doğru ve gerçekten ayrılmayan kişi kimseden korkmaz.

Dinsizin hakkından imansız gelir: Acımasız kimseyi kendisinden daha acımasız biri yola getirir.

 

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar: Doğru söylemek çıkarcı kimseleri rahatsız ettiği için doğru kişileri yanlarında barındırmak istemezler.

Dokuzunda ne ise, doksanında da odur: İnsanlardaki doğuştan gelen özellikler zamanla değişmez.

Doğruluk minarede kalmış, onun da içi eğri:  Her insanın bir yanlışı, bir eksik yanı vardır.

Doğru söz yemin istemez: Genelde yalan söyleyenler yemine başvurdukları için, doğru söyleyenin buna ihtiyacı yoktur. Gerçek er geç ortaya çıkacaktır.

Doğru söz acıdır: Kişinin doğru yolda olmadığının söylenmesi kişiye sıkıntı verir.

Dolu bardak su almaz: Hiçbir şeye götürebileceğinden çok yük yüklememeliyiz.

Doğru söyleyenin tepesi delik olur: Doğrudan, gerçekten yana olmak kolay değildir ama biz yine de zor olanı seçmeliyiz.

Dost acı söyler:  Dost gerçekleri söyler ve yalandan dostmuş gibi davranmaz.

Dost, dosttan sır saklamaz: İnsanın en çok güvendiği kişi dostudur. Onun için sır da dosta söylenir ve dosttan saklanmaz.

Dost başa bakar, düşman ayağa: İnsanın giyim kuşamı düşmanını da ilgilendirir.

Dost ağlatır, düşman güldürür: Acı da olsa dostlarımızın eleştirilerine kulak vermeliyiz. Düşman ise eksikliklerimizi söylemez ve o halimize sevinir.

Dopdolu bir kese en iyi arkadaştır: Varlıklı kişi kendini güvende hisseder, başka dosta  gerek duymaz. İnsan kimseye el açmamak için çalışmalıdır.

Dost dost için çiğ tavuk yer: Dostlar birbirleri için her türlü özveriye katlanır.

Domuz derisinden post, eski düşmandan dost olmaz: Domuz derisi post için uygun değildir. Eski düşmanın da dostluğuna güven olmaz. Olmadık düşler peşinde koşup kendimizi aldatmamalıyız.

Doludan ıslanmışın yağmurdan pervazı olmaz: Büyük sıkıntılar yaşamış biri , küçük sıkıntılara girmekten çekinmez.

Dost, kara günde belli olur: Gerçek dost zor günde belli olur.

Dost, dostun ayıbını yüzüne karşı söyler: Kusurlarımızı yüzümüze karşı söyleyip arkamızdan bizi savunan kişiler gerçek dostlarımızdır.

Dostluk başka, alışveriş başka: Kişisel çıkarlarımızı dostluk ilişkilerimizle karıştırmamalıyız.

Dört göz, bir evlat içindir: Anne ve baba çocukları için her türlü fedakarlığı gösterir.

Dostun attığı taş, baş yarmaz: Dost söylediği sözü kötü amaçla söylemediği için buna üzülmemeliyiz.

Dut yaprak açtı soyun, döktü giyin: Hava koşullarına göre giyinmeli, hastalıklardan korunmalıyız.


Su testisi su yolunda kırılır:  Her şey kullanıldığı yerde ya da amaçta yok olur.

Su küpünün  yanında çanaklar kırılır: Çok büyük ve önemli şeylerin yanında, küçük şeylerin değeri ve önemi yoktur.

Su bulanmayınca durulmaz: Önemsenen karışık işler, iyice karışmayınca düzelmez.

Su içene yılan bile dokumaz:  Kendi işi ile, geçici ile uğraşan kişilerle uğraşmamalıyız.

Su aka aka yolunu bulur:  Sorunlar durarak değil mücadele edilerek aşılır.

Sözün yalanı olmaz, yanlışı olur:  Söz bir amacı dile getirdiği için yalanı olmaz, yanlışı olur.

Su uyur, düşman uyumaz: Düşmanlarımıza karşı her zaman tetikte olmalıyız.

Sükut ikrardan gelir: Söylenen söze karşılık vermemek, onu kabullenmek anlamına gelir.

Sür git, gör geç demişler:  Belli bir noktada kalıp takılmamalıyız, işimizi yarıda bırakmadan sonuna kadar yürütmeliyiz.

Sütlü koyun sürüden ayrılmaz: Üretken kimseler toplumdan kopuk davranmazlar.

Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer:  Bir işten zarar görenler, zarar görmeyeceklerini bildikleri işlerde bile özenli davranmaya başlarlar.

Sürüden ayrılanı kurt kapar: Toplumdan ayrı yaşamamalıyız. Dünya, Sultan Süleyman’a (peygambere) bile kalmamış: Ölümlü dünya hiç kimseye kalmamıştır, bundan böyle de kalmayacaktır. Çünkü her insan ölümlüdür.

Dünya malı dünyada kalır: İnsan bu dünyadan ayrıldıktan sonra öbür dünyaya bir şey götürmeyecektir. Onun için aç gözlü olmamak gerekir.

Dünyanın kavgası para üstünde: Dünyadaki tüm kavgaların nedeni çıkar ilişkileri, para hırsıdır.

Düşmez kalkmaz bir Allah: Her insanın kötü ve iyi günleri vardır. Kime ne olacağı belli olmaz. Düşmeyen bir tek Allah’tır. İnsanoğluna her şey olabilir.

Düştün ise toprağa sarıl: İnsan sahip olduklarını kaybettiği zaman yeniden umutla çalışmaya başlamalıdır.

Düşman eteğin altından çıkar: Düşman en korunduğun yerden bile çıkabilir. Onun için dikkatli olmak gerekir.

Düşman düşmana rahmet okumaz:  Düşman düşmanın iyiliğini istemez.

Düğün olur iki kişiye, kaygısı düşer deli kişiye: Düğün evlenen gençleri mutlu ederken , düğünün sıkıntısını çeken ise gençlerin yakınlarıdır.

Dünya ölümlü, gün akşamlı: Dünya malı geçicidir ve dünyada kalır. Onun için aç gözlü olmamak gerekir.

Düğün el ile harman yel ile: İş yapmanın koşulları hazırlanmadan  o işe girişmemeliyiz.

Duvarı nem , insanı gam yıkar: Demir nemden insan gamdan çürür atasözü ile aynı anlama gelir.

Düşman karınca olsa bile kendini merdane tut: Düşmanı küçümsemek her zaman hazırlıklı olmak gerekir.

Dünya umut dünyasıdır: İnsan umudunu kaybetmemelidir.

Düşenin dostu olmaz, hele bir yol düş de gör: Gerçek dostlar kara günde belli olur. Zor zamanlarında yanında kimse olmuyorsa hiç dostun olmamıştır.

Dün cin olmuş, bugün adam çarpıyor: Mesleğinde ustalaşmadan hileye başvuruyor.

Dünkü çocuk: Deneyimsiz genç.

Dünden razı: Bu öneriyi seve seve kabul eder.

Dünya başına yıkılmak: Büyük bir yıkıma uğrayarak tüm umutlarını yitirmek.

Dünya bir araya gelse: Tezini bütün insanlar savunsa bile.

Dünya durdukça durasın: Çok yaşayasın.

Dünya evine girmek: Evlenmek.

Dünya gözüyle: Ölmeden.

Dünya kelamı etmek: Olup bitenlerden konuşmak.

Dünya yıkılsa umurunda değil: Kaygısız.

Dünyadan elini, eteğini çekmek: Hiçbir şeyle ilgilenmez olmak.

Dünyanın öbür ucu: Çok uzak bir yer.

Dünyayı toz pembe görmek: Çok iyimser olmak.

Dünyaya gözlerini kapamak: Ölmek.

Dünyaya gelmek: Doğmak.

Dünyanın kaç bucak olduğunu anlamak: İnsanın başına neler gelebileceğini öğrenmek.

Dünya durdukça durasın: Çok yaşayasın.

Dürbünün tersiyle bakmak: Bir şeyi olduğundan daha küçük ve önemsiz görmek.

Düşünüp taşınmak: Konuyu her yönü ile düşünmek.

Düşünceye dalmak: Dalgınca düşünmek.

Düşman çatlatmak: İyi durumlar ya da başarılarla düşmanı kıskandırmak.

Düş kurmak: Bir şeyi yapmayı tasarlamak.

Düşeş atmak: Umulmadık bir başarı kazanmak.

Düşe kalka: Kimi zaman iyi, kimi zaman kötü durumlar yaşayarak çalışmak.

Dünya evine girmek: Evlenmek.

Dünya kelamı etmek: Olup bitenlerden konuşmak.

Dünyaya kazık etmek: Ölmeyecek gibi uzun yaşamak.

 

 

0 yorum:

Yorum Gönder

YORUMLARINIZI YORUMLAMA BİÇİMİNİ "ANONİM" SEÇEREK İSİM, MAİL ADRESİ VB. YAZMAK İLE UĞRAŞMADAN KOLAYCA YAYINLAYABİLİRSİNİZ. KÜÇÜK BİR TEŞEKKÜRÜN BİLE BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ VE DEĞERLİ OLDUĞUNU UNUTMAYIN...