Zerdali –
Dedemle Bir Yıl Kitabının Özeti
Yağız adlı çocuk yaz tatilinden nefret ediyordu. Çünkü anne ve babası sürekli çalıştığı için Yağız’a yeteri kadar vakit ayıramıyor, Yağız da kendisiyle yeterince ilgilenmeyen sıkıcı bakıcısıyla yaşamaya devam ediyordu. Tabletten oyun oynuyor, oyunu bırakınca yine sıkılıyordu. Çünkü o, ailesiyle sıcak bir akşam yemeği yemek, güzel anılar biriktirmek istiyordu. Konuşmak, sarılmak ve ailesiyle bol bol vakit geçirmek istiyordu. Ailesi ise daha büyük ve geniş bir eve geçmek için çalışmaları gerektiğini söylüyordu. Yağız sıkıldığı ve ailesi de onunla yeterince ilgilenemediği için babası onu, dedesinin oturduğu evin yakınındaki bir okula yazdırdı. Dedenin mahallesindeki çocuklar dedesine “Huysuz İhtiyar” diyordu. Yağız da dedesini az çok tanıyordu ama ona karşı biraz yabancı hissediyordu. Çünkü dedesini çok sık görmüyor ve onunla yeterince vakit geçirmemişti. Bu yüzden dedesi hakkında biraz ön yargılıydı. Ta ki onunla vakit geçirmeye başlayana kadar...
Yağız dedesine gittiği ilk gün çok sıkılmıştı. Bir an önce kendi evine gitmek istiyor ve fazla konuşmuyordu. Dedesi de ona “Suskun Oğlan” diyordu. Bu, Yağız’ı sinirlendiriyordu. Fakat dedesi daha sonra ona “Delikanlı” deyince bu hitap Yağız’ın hoşuna gitmişti. İlk başlarda dedesine alışamayan Yağız, zaman içinde dedesiyle kaynaşmaya ve güzel anılar biriktirmeye başladı. Yağız ileride avukat olmak istediğini söyledi. Dedesi ise eski bir hâkim olduğunu söyleyince Yağız çok şaşırdı ve mutlu oldu. Dedesi ona kitaplar almaya başladı. Yağız için bir masa ve sandalye aldı ve böylece Yağız, dedesinin kütüphanesinde güzel anılar biriktirmeye başladı. Dedesi ona Küçük Prens adlı kitabı önerdi ve o da okudu. Yağız okuyup öğreniyordu. Dedesiyle birlikte yemek yapıyor, düğme dikiyor ve ahşap bir kulübe yapıyordu. Genel kültürü çok iyi gelişmeye başlamıştı. Yaparak ve yaşayarak öğreniyor, artık sıkılmıyor ve yaşamdan keyif alıyordu. Anne ve babasıyla birlikte dedesinin evinde kestane yapıyor, güzel yemekler yiyor ve güzel vakit geçiriyordu. Zaman böyle geçip gidiyordu. Dedesi doğayı koruyan, doğa savaşçısı, sabırlı, yardımsever, merhametli ve empati duygusu yüksek bir insandı. Yağız dedesine günden güne çok bağlanmış ve onun yanından ayrılmak istemez hâle gelmişti. Dedesi onu, kendi çocukluğunun geçtiği eski mahalleye götürdü. Bu, dedesinin Yağız’a karne hediyesiydi. Çünkü dede, orada yaşadığı çocukluğunu ve anılarını Yağız’a anlatmıştı. Yağız, dedesinin geçmişini ve çocukluğunu öğrendikçe onu daha iyi tanımaya başlamıştı. Dede ayrıca apartmanların arasında kalmış olan evini satmıyor ve büyük binalar istemiyordu. Çünkü doğayı kendi hâline bırakmanın en iyi şey olduğunu söylüyor ve bunun için direniyordu. Yağız dedesiyle harika günler geçiriyordu.
Dedesi küçükken balonu çok severmiş. Babası ise sürekli dallara asılır, radyo dinlermiş. Yağız, babasının çocukluğunun kendi çocukluğuyla benzer yönleri olduğunu duyunca çok mutlu olmuştu. Böylece babasıyla arasında da geçmişten gelen bir benzerlik olduğunu fark etmişti. Yağız doğum gününde dedesinden son model bir Pro Dragon bekliyordu. Dedesi ise onun beklentisini karşılamamış, onun yerine Yağız’a bir zerdali ağacı hediye etmişti. Bu duruma sinirlenen Yağız, daha sonra mutlu olmanın bir teknolojik aletle değil, güzel anılar biriktirerek mümkün olduğunu anlamıştı. Zerdali ağacını çok sevmeye başlamıştı. Arkadaşları bile ona, “Senin bir ağacın mı var?” diyerek şaşırmış ve kendilerinin de bir ağacı olmasını istemişlerdi. Hatta sınıf pikniği dedesinin bahçesinde yapılmıştı. Yağız artık hayatla iç içe, sosyal, meraklı ve dikkatli bir çocuk olmuştu. Konuşuyor, oynuyor, geziyor ve mutlu olmaya devam ediyordu. Dedesi öldüğünde ise ailesi dedesinin evini satmadı ve evi Yağız’a verdiler. Yağız ara sıra anılarının geçtiği bu eve gidiyordu. Bir gün dedesinin mezarına gitti ve oraya yeşil bir balon bıraktı. Yağız artık daha mutlu, daha olgun ve dedesine duyduğu özlemle yaşamayı öğrenmiş bir çocuktu. Dedesi ona çok güzel bilgiler ve hayat dersleri öğretmişti.
Dedesinin Yağız’a öğrettiği önemli şeylerden biri, “Bazen az, çoktan daha iyidir.” düşüncesiydi. Ayrıca insanın içinde iki duygu olduğunu, bunların sevgi ve nefret olduğunu söylemişti. Bunlardan hangisini beslersek ona dönüşeceğimizi anlatmıştı. Bu nedenle iyiliği ve sevgiyi beslemenin doğru olduğunu söylemişti. Bence kitap, aileyle geçirilen zamanın, sevginin, doğanın ve güzel anılar biriktirmenin önemini anlatıyor. Yağız’ın yaşadığı değişim, insanın mutlu olmak için her zaman teknolojik eşyalara veya maddi şeylere ihtiyacı olmadığını gösteriyor. Birlikte yemek yapmak, kitap okumak, sohbet etmek, bir ağaç yetiştirmek veya sevdiklerimizle vakit geçirmek de insanı mutlu edebilir.
Ayrıca Yağız’ın dedesiyle geçirdiği zamanlar, onun hayata bakışını değiştirmiştir. Başta sıkılan ve yalnız hisseden Yağız, dedesi sayesinde öğrenmeyi, paylaşmayı, doğayı sevmeyi ve anı biriktirmeyi öğrenmiştir. Bu nedenle dedesinin Yağız’ın hayatında çok önemli bir yeri olmuştur. Zerdali – Dedemle Bir Yıl kitabı bana göre çok güzel ve bir solukta okunabilecek bir kitaptı. Kitap, insanın sahip olduğu şeylerin değil, sevdikleriyle geçirdiği zamanın ve biriktirdiği güzel anıların daha değerli olduğunu anlatıyor. Özellikle Yağız’ın kitap boyunca geçirdiği değişim ve dedesiyle kurduğu bağ kitabın en güzel yönlerinden biridir. Bence bu kitap, okuyuculara sevgiyi, iyiliği, aile bağlarını ve doğayı korumanın önemini anlatan anlamlı bir hikâyedir.