Engin Geçtan Sözleri

 

Engin Geçtan Sözleri


İsmail Engin Geçtan, Türk psikiyatri mütehassısı hekim, akademisyen ve yazar. İlk ve ortaokulu, liseyi İzmir’de tamamladı. 1956'da İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. Uzmanlık eğitimi için Amerika Birleşik Devletleri'nin New York ve Columbia üniversitelerinde uzmanlık eğitimini tamamladı.


Engin Geçtan Sözleri şunlardır:


“Oysa, eğer bir insan diğerlerini küçümsüyorsa, aslında küçümsenmekten korkan ve kendisini küçük gören biridir.”

“Eğer bir insan, abartılmış bazı davranışlar gösteriyorsa gerçekte o davranışların tam karşıtı duygular yaşamakta olduğunu da düşünmek gerekir.”

“Kendisine değer vermeyen insan başkalarının duygusal ihtiyaçlarını da algılayamaz.”

“Bir insanı sevmek, onun gerçeklerini anlamaya çalışmayı da içerir.”


"Yapamam ki!" gerekçesiyle gerçekleştirmekten kaçındığımız davranışların çoğu aslında yapmak istediklerimizdir. Yapmak istemediklerimiz zaten aklımıza gelmez.”

“İnsan bir zaman tüketicisidir. Üstelik bize ayrılan bu zaman oldukça sınırlıdır da. Ama yine de çoğumuz yapmak istediklerimizi sonsuza dek zamanımız varmışçasına erteleriz.”

“Değersizlik duygusunun tohumları çocukluk yıllarında atılır..”

“Bir insanın kendine güvenmesi çocukluk yıllarında çevresine duyduğu güvenle başlar.”

“Okunarak öğrenilecek ve yaşanarak öğrenilecek şeyler var; önemli olan bu ikisinin birleşimini oluşturabilmek.”

“İnsanları gerçekten seven biri, bunu sürekli dile getirme gereğini duymaz, sevgisini yaşantıya çevirir.”

“Oysa, "O bensiz yapamaz!" sözü aslında, "Ben onsuz yapamam!" gerçeğinin saptırılmasından başka bir şey değildir..”

“Anlaşılabilme umudunu tüketen insanlar, dünyayla ilişkilerini beğenilme üzerine kurma eğiliminde oluyorlar..”

“İnsan hem yapan hem bozan, hem seven hem kıran bir varlıktır.”

“Dünyada iki tür insan vardır : yaşayanlar ve yaşayanları seyredip eleştirenler. Seyretmek ölümü, katılmak ise yaşamı simgeler.”

“İnsanın kendi içinde ürettiği kargaşa dış dünyadaki gerçek tehlikelerden çok daha ürkütücüdür.”

“Gerçekten de bazı insanlar yalnızlıklarını ve boşluklarını gidermede kızgınlık duygusunu uyuşturucu bir madde olarak kullanır ve diğer insanlara karşı yaşadıkları sürekli öfke sayesinde kendileriyle yüzleşmekten kaçınırlar.”

“İçinde yaşadığımız dünyanın zor bir alan olduğundan yakınarak zamanı tüketmek yerine, onu ve gerçekleri kabul ederek savaşmak zorundayız.”

“Kimse siyah ya da beyaz olarak nitelendirilemez. Aslında hepimiz grinin tonlarıyız. Kimimiz daha koyu, kimimiz daha açık. Beyaza çok yakın bir tonu tutturabilenlerin azınlıkta olduğunu biliyoruz.”


“İnsan gençken zamanı ,kaç yılı geride bıraktığını düşünerek değerlendirir. Kaç yılı kaldığını düşünmeye başladığı andan itibaren de orta yaşa girmiş olur..”

“Sevgi, diğer insanların seçimlerini kendi seçimlerimiz gibi sevebildiğimizde gerçekleşir.”

“Normalliğin temel ölçütlerinden biri, kişinin kendisini iyi hissedebilmesidir. Bu ise yalnızca yaşamın sürdürülmesini değil, insanın dünya içinde kendine özgü bir yer edinebilmesini ve yaşamından doyum sağlayabilmesini de içerir.”

Gem Almayan Atın Ölümü Yakındır Atasözü İle İlgili Hikaye

 

Gem Almayan  Atın Ölümü Yakındır Atasözü İle İlgili Hikaye


Gem almayan atın ölümü yakındır atasözünün anlamı şudur: Kendisine söylenilen sözleri dinlemeyen kişi bu davranışın zararını her zaman kendisi görür.


Gem Almayan Atın Ölümü Yakındır

Saat on bire geliyordu. Ailece günlük işlerimizi bitirmiş ve hepimiz uyumak üzere odalarımıza yönelmiştik ki apartmanda büyük bir bağırma sesi ile uykumuz dağıldı. Babam bana ve kardeşlerime hadi bakalım çocuklar yatağa dedi. Ses giderek artıyordu. Hemen hemen haftada bir iki kere Hatice Teyzelerin evinde bu saatlerde kavga ve bağırış çağırışlar  oluyordu. Hatice Teyze’nin eşi Rasim Amca alkol bağımlısı olduğu için eve geliyor ve  Hatice Teyze ve çocuklarını dövüyordu. Bu durumu biliyorduk ve çok üzülüyorduk.. Bu gece de kıyamet kopmuştu anlaşılan. Babam hemen hızla evin kapısını kapattı ve yukarı kata çıktı. 


Annem de bizim yanımıza geldi ve bizi yatıştırıp uyumamız gerektiğini söyledi. O korku ile her ne kadar geç saatlere kadar uyumamış olsam da en sonunda uyumuşum. Sabah uyandığımda ses yoktu şükür. Babam gece geç saatlere kadar Rasim Amca ile konuşmuş, bu yaptıklarının yanlış olduğunu anlatmış ama adam babamı hiç umursamış ve seni ilgilendirmez demiş. Babam da çaresiz evimize geri gelmiş. Bu arada Rasim Amca uyuşturucu kullanmaya da başlamış. Onun için de Hatice Teyze’den devamlı para istiyor, çocukları çalışması için zorluyormuş. Bunu duyduğumda başımdan kaynar sular döküldü. Çok üzüldüm çocukların ve Hatice Teyze’nin haline. Rasim Amcayı diğer komşular da uyarmış, ailene sahip çık çok pişman olursun yapma deseler de o kötü yola devam etti ve daha çok içmeye başladı.. Günler böyle geçip gidiyordu. 


Bir gün okuldan gelirken bizim apartmanın önü kalabalıktı. Hatice Teyze ağlıyor, çocukları ağlıyordu. Meğerse Rasim Amca gece yarısı uyuşturucu çetesi tarafından bıçaklanmış ve hayatını kaybetmiş. Bunu duyunca üzüldüm ama atalarımızın şu sözü aklıma geldi o an "Gem almayan atın ölümü yakındır.” gerçekten de öyle oldu Söz dinlemedi Rasim Amca ve ne olduğu belirsiz insanların elinden hayatını kaybetti. Onun tüm kötülüklerine rağmen eşinin ve çocuklarının ağlamasına ne demeliydi. Onun zorbalıklarına, işkencesine rağmen yine de ağlayan insanlar…. Üzüldüm yalan söylemeyim ama bir taraftan da seviniyordum. Keşke böyle olmasaydı daha düzgün adam olsaydı ama Hatice Teyze ve çocuklar artık dayak yemeyecekti, özgür olacaktı.

Akıp Giden Zaman Şiiri Dinleme Metni İle İlgili Soru ve Cevaplar

 

Akıp Giden Zaman Şiiri Dinleme Metni İle İlgili Soru ve Cevaplar

 

Akıp Giderken Zaman Şiiri

 

Sevgili çocuklar,
Bir yılın değerini
Sınıfta kalan öğrenciden
Daha iyi anlayan
Var mıdır şu dünyada?
(…)

Sormak gerek
Bir haftanın değerini;
Haftalık dergi çıkartana.

Bir günlük ömrü olan
Kelebeğe sorun,
Tek günlük yaşamın anlamını.
Bir dakikanın değerini,
Vapur kaçırmış
Yolcudan daha iyi
Bilen yoktur herhâlde?

Kim ne derse desin
Bir saniyenin değerini
Anlamak için
Trafik kazasından
Kıl payı kurtulmak gerek

Ne dersiniz;
Salisenin değerini
Olimpiyatlarda gümüş madalya
Kazanan atletten
Daha iyi bilen var mıdır?

Sevgili çocuklar
Zamanın yol haritasında
İnişler, çıkışlar, virajlar çoktur
Ama geriye dönüşler yoktur.
Çünkü tek yönlüdür burada trafiğin akışı

Mirasyedice avans çekilmez
Zamanın yarınında
Varsa gücün
Yararlanırsın baharından karından
Siz siz olun; kof düşüncelere,
Boş hayallere dalmayın,
Akıp giden zamanın dışında durup
Yaşananlara seyirci kalmayın. (Mehmet Güler)

 

Soru ve Cevaplar:

1) Bir yılın değerini kimden sormak gerekir?

cevap: Bir yılın değerini sınıfta kalmış bir çocuktan.

 

2)  Bir haftanın değerini kimsen sormak gerekir? Bir haftalık dergi çıkarandan. Çünkü kişi bir hafta içinde yeni dergisini çıkaramadığı zaman okur kitlesini kaybeder ve bu da kişiye hem maddi açıdan hem de manevi açıdan zarar verir. Onun için her işi zamanında yapmak gerekir.

 

3)  Kelebek için için bir gün önemlidir?

Çünkü onun ömrü bir  gündür ve o bir gün ona bir ömürdür. Kelebek de için de bu değerlidir. Bir gün değerli değildir dememek gerekir. Kelebeğe göre ömürdür o bir gün. 


4) Bir saniye neden önemlidir?

Çünkü trafik kazası yapan kişi daha dikkatli olsaydı o bir saniye ile hayatını kurtarabilirdi. Onun için her anın önemi olmalıdır hayatımızda ve zamanın kıymetini bilmek gerekir. Kişi o bir saniye ile hayatını da kurtarabilir hayatını da kaybedebilir. Yani zaman çok değerlidir.

 

5)  Bir  salise neden bir olimpiyat oyuncusu için önemlidir?

Çünkü o bir salise sayesinde  kişi kazanabilir veya kaybedebilir.

 

6)  Yaşananlara neden seyirci kalmamalıyız?

Çünkü hayat akıp gidiyor ve giden zaman da bir daha asla geri gelmeyecektir. Bunun için zamanın kıymetini bilelim ve hayatımızı verimli ve dolu dolu geçirelim, zamanın önemini bilelim.

Sergüzeşt Kitabında Geçen Alıntılar

 

Sergüzeşt Kitabında Geçen Alıntılar

 

Samipaşazade Sezai, Sergüzeşt'te döneminin en büyük toplumsal gerçeklerinden biri olan esirliğin yakıcılığını tüm yönleriyle anlatıyor.


Kitapta geçen alıntılar şunlardır:

“Gönül sevdaya karşı daima çocuktur…”

“Kalbe sükûnet gelince insanı yerin altına koyarlar.

"Güzellikten büyük asalet, kalp temizliğinden büyük zenginlik mi olur?"

“İnsan, hayatının hangi devrinde olursa olsun anneye karşı daima çocuktur…”


"Korkma! Bu ağaçlar, çiçekler sır saklar. İnsan değil ki ihanet etsin."

"Zavallı çocuklar! Sizin o mini mini elleriniz birkaç asırdan beri insanlığın altında inlediği esaret zincirlerini kırmak için değil, belki kendiniz gibi küçük kuşları, güzel çiçekleri okşamak içindir."

“Bir kalp, sevmek için mutlak servete ve asalete mi muhtaçtır?”

“Yalnız dökülen gözyaşları acıdır.”

“Ağlamak, uğradığımız felaketlere karşı vücudumuzda kalan kuvvet kalıntılarının bir feryadıdır.”

“İnsan hiç bir kimseye ve bilhassa Allah ile annelere yalan söylememelidir.”

“Zavallı hafıza! ... Hüzünlü bir bakışı senelerce muhafaza eder... Bir sözü, bir tebessümü yıllarca saklar...”


''Bir kalp, sevmek için mutlak servete ve asalete mi muhtaçtır? Bence en hakiki ikbal, ruhun göründüğü iki güzel göz; en büyük servet, kalbin hissini gösteren gül renginde dudaklardan akseden tebessümdür. Güzellikten büyük asalet, temiz kalpten büyük bir servet mi olur?''

-"Niçin ağlıyorsun?" diye sordu. -"Hiç! Ağlamak esaretin en büyük hakkıdır. Biz o hakka sahibiz!"

"Gönül sevgiye karşı her zaman çocuktur."

Cömertlik ve Yardım Etmede Akarsu Gibi Ol Sözü İle İlgili Hikaye

 

 

Cömertlik ve Yardım Etmede Akarsu Gibi Ol Sözü İle İlgili Hikaye


Yaz mevsimi bitti, sonbahar geldi derken sonbahar da bitmiş ve aralık ayına girmiştik. Babam bu yıl trafik kazasında hayati bir tehlike atlatmış, omuriliği felç olmuş ve ne yazık ki yatağa mahkum kalmıştı. Bir daha yürüyemeyeceğini bilmek onu hayata küstürmüş ama biz onun küsmesine asla izin vermemiştik. Elbette hepimiz bu acı olaydan derin yaralanmıştık. Canım acıyordu.  Babamın bir daha yürüyemeyeceğini bilmek, onunla el ele kol kola  kırlarda koşamayacağını bilmek beni çok üzüyordu ama her ne olursa olsun babam yaşıyordu, yaşıyordu ya bu yeter de artardı bize çünkü o yanımızdaydı. Ya hayatını kaybetseydi o zaman ne yapardık diye düşündüm ve her şeye rağmen Allah’a şükrettim ve bu olaydan en çok etkilenenlerden bir olan anneciğime destek olmak için ona hep yardımcı olmaya başladım. Artık annem çalışmak sorundaydı. Hatice, Fatma, Ayşe kardeşlerime ve bana kim bakacaktı, kim bizi okutacaktı, kim bizim karnımız doyuracaktı. Tabi ki annem. Onun için de çalışmaya başladı. Bir fabrikaya girdi ve orada yoğun bir şekilde çalışmaya başladı. Oradan çok yorgun gelse de babama elinden geldiği kadar yardım ediyor, ona fedakarlık gösteriyor ve onu çok ama çok seviyordu.


 Her ne kadar annem çalışsa da kazandığı para bu kadar kalabalık bir aileye yetmemeye başladı ve biz büyüdüğümüz için annem de zorlanmaya başladı. Mesela okulda herkesin yeni ayakkabısı ve yeni montu varken benim yoktu. Çünkü geçen yılki kıyafetlerimi giyiyordum ve onlar da küçülmüş ve daralmıştı. Bir gün okula doğru yürürken Türkçe Öğretmenim Nazmiye Öğretmen arkamdan seslendi ve Hasan diye bağırdı. Ben de arkamı döndüm ve ona baktım. Günaydın yavrum gelir misin yanıma dedi. Evet öğretmenim buyurun dedim. Bu karda kışta neden yırtık ayakkabı giyiyorsun, montun da çok dar  ısıtmıyordur seni dedi ve elini başıma koydu, yüzümü okşadı ve bana doğru eğilip sarıldı bana. Öğretmenimin sarılması ile  o anda hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım ve öğretmenim ne oldu Hasan, yanlış bir şey mi dedim evladım, özür dilerim dedi. Bense akan göz yaşımı sildim ve ona sarıldım. Babam kaza yaptı ve o artık bize bakamıyor, annem ise çok zorlanıyor ondan dolayı böyle giyiniyorum öğretmenim dediğimde öğretmenim bana sımsıkı sarıldı ve elimden tutarak hadi bakalım alış veriş merkezine gidiyoruz. Ben müdür beyden izin alırım dedi. Hayır öğretmenim desem de kabul etmedi. Arabasına bindik ve alış verişi merkezine gittik. Oradan bana yeni yeni kıyafetler aldı, ayakkabılar aldı ve daha birçok şey…

 

Daha sonra okula geldik ve bana okul çıkışı seni ben evinize götüreceğim dedi ben de tamam dedim. Dediği gibi de yaptı. Evimize geldik. Annem kapıyı açtı ve öğretmenimi görünce çok şaşırdı. Annem olanları ona anlattı ve öğretmenim ona sarıldı ve asla üzülme dedi. Her daim yanınızda olacağım Hilal Hanım dedi ve babama geçmiş olsun diyerek evden çıktı. Ertesi gün akşam evimize öğretmenim tekrar geldi. Eli doluydu. Bir sürü şey getirmişti. Çok mutlu olmuştuk. Çok cömertti Nazmiye Öğretmenim. Maddi ve manevi her zaman yanımızda oldu. Günler böyle geçerken bir sabah babam hayatını kaybetti ve işte o zaman da yanımda öğretmenim vardı. O yıllarda canım çok yandı. Çok özlüyorum babamı ama Nazmiye Öğretmenim kardeşlerimin ve benim okumam için her şeyi yaptı. Bizler de okuduk. Ben şu anda Konya Selçuk Üniversitesi'nde tıp fakültesi okuyorum. Kardeşlerim de  başarılı oldu. Ben de mezun olunca Nazmiye Öğretmenim gibi yardımsever ve cömert olacağım. Annem, öğretmenim benimle gurur duyuyor.


 Bence babam da beni görüyordur hissediyorum  onu çok özlüyorum. Ona kavuşacağım bir gün. Çünkü rüyalarımda bana sımsıkı sarılıyor. Bugün güçlüysem, mutluysam bu babamın, annemin ve öğretmenimin sayesinde oldu. Annem de öğretmenime siz ne kadar cömert bir insansınız dedi. O da Mevlana’nın bir sözünü hatırlatarak  şunu söyledi: Cömertlik ve Yardım Etmede Akarsu Gibi Olmazsak nasıl iyi insan oluruz dedi. Öğretmenimizi asla unutmadık ve o her zaman kalbimde olacak. Çünkü bende derin ve kalıcı bir iz bıraktı. Eminim her gittiği yere merhametini ve sevgisini taşıyan harika bir insandı o.

Martıya Uçmayı Öğreten Kedi Kitabının Özeti

 

Martıya Uçmayı Öğreten Kedi Kitabının Özeti

 

Kengah adlı bir Martı vardır. Bu martı uçarken denize atılan petrolün karası martının kanatlarına yapışır. Limanda doğan bir kedi vardır. Bu kedinin adı da şişman ve kara kedi olan Zorba’dır. Zorba bir gün Pelikan’a yem olmak üzereyken onu Kengah adlı martı korur. Kengah ve Zorba arasında o gün dostluk başlar. Bir gün Kengah uçarken Zorba ile karşılaşır ve kanatlarını açamadığını ve petrolün kanatlarına yapıştığını söyler ve oraya düşer. Daha sonra Zorba diğer arkadaş kedileri çağırır. O kedilerin adı da Sekreter, Albay, Profesör’dür. Gelen kediler martının öldüğünü görür ve onu alıp bir kestane ağacının dibine gömerler.


 Martı ölmeden önce Zorba’ya bir yumurtası olduğunu ve yakın zamanda o yumurtadan yavru bir martı çıkacağını söyler. Bunun için de yumurtasını Zorba’ya emanet eder. O sana emanet, ona uçmasını öğreteceğine bana söz ver der Kengah adlı martı. Zorba adlı kedi ise martıya söz verir. Söz verdiği gibi de sözüne sadık kalır ve yumurtayı gözü gibi korur. Ona asla zara gelmesine izin vermez. Bir gün yavru martı yumurtayı kırarak içinden çıkar ve Zorba adlı kediye anne diye seslenir. Yavru martının adı Şanslı olur. Anneciğim çok acıktım, bana yemek ver der. Zorba da ona sinek yakalar verir ve daha sonraları ise diğer kediler de yavru martıya yemek getirirler. Yavru martı günden güne büyür ve gelişir ama uçmayı bilmez. 


Zorba ise ona uçmasını gerektiğini, onun bir kedi yavrusu olmadığını söyler. Daha sonra Zorba minnoş adlı kedinin sahibi olan insandan yardım alır ve yavruya uçmayı öğretir. Yavru yükseklerden süzülür ve uçmaya başlar ve Zorba adlı kediye çok teşekkür eder ve uçarak yoluna devam eder. Zorba sorumluğunu yerine getirdiği için çok mutlu olur ve şu sözü söyler: Ancak cesaret edebilenler uçabilir der ve gerçekten de durum bu şekilde olur ve kitap ta böyle sona erer. Kitapta ayrıca insanların denizleri kirlettiğini ve canlıların yaşamlarını tehlikeye attığı da dile getirilir. 


Bunun için kediler insanlarla ilgili ilgili şu sözleri söyler: "Ne yazık ki insanların sağı solu belli olmaz! Sık sık, iyi niyetlerle yola çıkıp en kötü felaketlere neden olurlar."

 "İnsanların işi ne kadar güç. Biz martılar, dünyanın her yerinde aynı biçimde çığlık atarız," diye bağırdı bir gün Kengah, uçuş arkadaşlarından birine. "Haklısın. En şaşırtıcı olan da, arada bir kendi aralarında anlaşmayı başarabilmeleri," diye yanıtladı arkadaşı.”. Böylece kitap sona erer.


 Kitaptan çıkarılmak istenen mesaj ise şudur: Farklılıklar ile yaşamayı kabul etmeliyiz, ön yargılı olmamalıyız, sevgi ve merhametin olduğu yerde kötülük ve intikam olmaz. Doğayı temiz tutalım ve diğer canlıların da doğada hakları olduğunu asla ve asla unutmayalım.

Martıya Uçmayı Öğreten Kedi Kitabı İle İlgili Test Soruları ve Cevapları

 

Martıya Uçmayı Öğreten Kedi  Kitabı İle İlgili Test Soruları ve Cevapları

 

1) Sabırlı ve disiplinli deniz yaratıklarına benzeyen şey nedir?

A) Kayık

B) Sandal

C) Gemi

D) Vapur

 

2) Martılar ne ile beslenirler?

A) Bal

B) Peynir

C) Reçel

D) Balık

 

3) Aşağıdakilerden hangisi Zorba’nın fiziksel özelliklerinden biri değildir?

A) Şişman

B) Kocaman

C) Rengi karadır

D) Mavi gözleri  vardır.

 

4) Zorba en çok nereye oturmayı severdi?

A) Sandalye

B) Masa

C) Pencere kenarı

D) Çamaşır kutusu

 

5) Aşağıdakilerden hangisi kitapta adı geçen kedilerden biri değildir?

A) Albay

B) Sekreter

C) Profesör

D) Mamuş

 

6) Liberya adlı ülkenin ilginç özelliği nedir?

A) Farklı insanların bir arada yaşadığı yerdir.

B) Suyun en çok olduğu ülkedir.

C) Köleler tarafından kurulmuştur

D) Krallar tarafından korunmuştur.

 

7)  Zorba nerede doğmuştur?

A) Liman

B) Uçak

C) Tren

D) Otobüs

 

8) Kengah adlı martının tüy rengi nedir?

A) Mavi

B) Yeşil

C) Gümüş

D) Altın

 

9) Kengah ile Zorba’nın dostluğu nasıl başlamıştır?

A) Kengah’ın Zorba’yı Pelikan’ın elinden kurtarması ile

B) Sıcak bir yaz günü deniz kenarında simit yerlerken

C) İnsanlardan kaçarken

D) Zorba denizde boğulurken

 

10) Büyük balıklar için güzel bir av olan hayvan aşağıdakilerden hangisidir?

A) Hamsi

B) Martılar

C) Palamut

D) Levrek

 

11)  Martıları zehirleyen şey nedir?

A) İnsanların denize döktükleri petrol

B) Zehirli buğdaylar

C) Bayatlamış süt

D) Ekşimiş ekmekler

 

12) Kengah’ın tüyüne yapışan ve onun hayatını kaybetmesine neden olan şey aşağıdakilerden hangisidir?

A) Bal

B) Reçel

C) Petrol

D) Kömür tozu

 

13) Zorba Kengah’a hangi konuda söz vermiştir?

A) Denizi temiz tutma

B) Kengah’ın yavrusuna uçmayı öğreteceğine

C) Martılara düşman olmayacağına

D) İnsanlardan uzak duracağına

 

14) Aşağıdakilerden hangisi Haryy’in liman çarşısında olan eşyalardan birisi değildir?

A) Cüceler için 7 adet frak

B) Gerçek boyutlarda 6 tahta fil

C) 47 dilde 54000 roman

D) 180 tane tabanca

 

15)  Kediler bir araya gelerek Kengah’ı hangi ağacın altına gömdüler?

A) Armut ağacı

B) Kestane ağacı

C) Limon ağacı

D) İncir ağacı

 

16) Kenhah’ın yumurtadan çıkan yavrusunun ilk sözcüğü ne olmuştur?

A) Uçmak istiyorum.

B) Dünyadaki petrolleri yok etmek istiyorum.

C) Anne, anne acıktım ben.

D) Benim burada ne işim var?

 

17) Yumurtadan çıkan yavrunun rengi nedir?

A) Sarı lekeli beyaz yumurta

B) Mavi lekeli beyaz yumurta

C) Mor lekeli beyaz yumurta

D)Yeşil lekeli beyaz yumurta

 

18) Zorba yavruya ne yedirmiştir?

A) Ekmek

B) Simit

C) Sinek

D) Çekirdek

 

19) “ Ne yazık ki insanların sağı solu belli olmaz. Sık sık, iyi niyetlerle yola çıkıp en kötü felaketlere neden olurlar.” diyen kendini adı nedir?

A) Zorba

B) Albay

C) Profesör

D) Sekreter

 

20) Profesör olan kedi kimin uçma makinesini bir kez daha incelemiştir?

A) Orville

B)  Wright Kardeşler

C) Leonardo da  Vinci

D) Selçuk Bayraktar

 

21) Yavruya ne ad verilmiştir?

A) Yazgı

B) Şanslı

C) Mutlu

D) Yuvasız

 

22) Zorba; yavrunun uçması için kimden yardım istemiştir?

A) Albay

B) Sekreter

C)  Sıçan

D) Minnoş’un sahibi olan insandan

 

23) Yalnız cesaret edebilenler uçar diyen kedi aşağıdakilerden hangisidir?

A) Zorba

B) Sekreter

C) Profesör

D) İnsan

 

24) Aşağıdakilerden hangisi kitapta geçen alıntılardan biri değildir?

A) “İnsanların işi ne kadar güç. Biz martılar, dünyanın her yerinde aynı biçimde çığlık atarız,” diye bağırdı bir gün Kengah, uçuş arkadaşlarından birine. “Haklısın. En şaşırtıcı olan da, arada bir kendi aralarında anlaşmayı başarabilmeleri.”

B) "Ne yazık ki insanların sağı solu belli olmaz! Sık sık, iyi niyetlerle yola çıkıp en kötü felaketlere neden olurlar. "

C) "Bir kuşa uçmayı öğreten gökyüzü, Öğretemedi insanlığa mavinin kudretini!"

D) “İnsanlar ne iyi kimselerdir, bizi korumak için denize her türlü atıklarını döken güzel insanlar..."

 

25) Martıya Uçmayı Öğreten Kedi adlı kitabın yazarı aşağıdakilerden hangisidir?

A) Knister

B) Luıs Sepulveda

C) Peter Hartling

D)  Barbara Rütting


26) Aşağıdakilerden hangisi kitabın bize vermek istediği bir mesajdır?

A) Farklılık iyi değildir farklı olanları hoş görmemeliyiz.

B) Her zaman kendimize çalışmalı empatiden yoksun olmalıyız

C) Farklılıklara saygı duymak, sevgi ve merhamet dünyayı daha güzel bir yere götürür.

D) Ön yargılı olmalıyız ve kendimizi asla değiştirmemeliyiz.


 Cevaplar:

1.c  2.d  3.d   4.c  5.d  6.c  7.a  8.c  9.a  10.b  11.a  12.c  13.b   14.d   15.c  16.c  17. b  18. c  19.b  20.c   21.b  22. d  23.a  24.d   25.b  26.c

Ateşten Gömlek Kitabında Geçen Alıntılar

 

Ateşten Gömlek  Kitabında Geçen Alıntılar


Ateşten Gömlek, Halide Edip Adıvar'ın savaş sırasında yaşanan bir aşk hikayesini anlatan  ve 1922 yılında Kurtuluş Savaşı devam ederken tefrika edilmiş olan romanı. Roman, savaşta iki bacağını kaybeden ve kafasından vurulan Peyami'nin hastanede yazdığı hatıralarından oluşur.


Ateşten Gömlek Kitabında geçen alıntılar şunlardır:

“İngiliz kanıyla Türk kanı bir midir madam?” “Mikroskop altında İngiliz kanını görmedim. Rengi bizimki kadar kırmızı mı yoksa mavi mi, bilmiyorum. Fakat Türk kanı ateş gibi sıcak ve kırmızıydı.”

Çanakkale'de dövüşürken ne asi ne esirdik. Namuslu bir millet gibi dövüştük, öldük, öldürüldük. Ne zamandan beri ve hangi milletle savaşılır da mağlup olduğu zaman ona katil denilir?

“Esasen bütün milletlerin kudurmuş gibi, boğaz boğaza, milyonlarca insanı parçalamalarını manasız buluyordum.”

 

"Ne ıssız ve insansız, tekdüze, sonsuz bir dünya. Ne rengi ne hayatı ne çeşitliliği var."

“Çünkü hayat bana en korkak adamların iddia ile cesaretten bahsedenler olduğunu öğretti.”

“İngiliz kadınına hakaret etti diye [bir] Hintli’yi İngilizler dört ayak hayvan gibi yerde yürütmüşlerdi. Türk kadının azametini çekemeyenlere, yerde sürdürenlere karşı ordumuz aynı ihtirasla ceza etmeyi istemeyecek mi? Kadınına hakareti, bayrağına hakaret gibi düşünmüyor mu?”


“Sırf eğlence için beş yaşında bir çocuğa nişan alıyorlar.”

“Çanakkale'de dövüşürken ne asi ne esirdik. Namuslu bir devlet gibi dövüştük, öldük, öldürdük...”

“Kafamdan, kafamın içindekinden kaçmak mümkün mü?”

“Etrafınızı sizde olmasını istediğiniz alışkanlıklara sahip olan insanlarla çevreleyin. Birlikte yükselirsin.”

“İnsan en çok sevdiklerine ancak en iyi yapabileceği şeyi verebiliyor.."


“Yöneten kafadır fakat ölen huy ve kalptir.”

 “Çanakkale'de dövüşürken ne asi ne esirdik. Namuslu bir devlet gibi dövüştük, öldük, öldürdük...”

“Çanakkale'de bunlar girmesin diye saatte on bin Türk'ün şehit düştüğü harpler yaptık.”

Ateşten Gömlek Kitabı İle İlgili Test Soruları ve Cevapları

 

Ateşten Gömlek Kitabı İle İlgili Test Soruları ve Cevapları


1) Ayşe’nin kocasını ve oğlunu kimler öldürmüştür?

A) Fransızlar

B) Ermeniler

C) Yunanlılar

D) Ruslar

 

2) Hariciye Kaleminde memur olan kişi kimdir?

A) Peyami

B) Kezban

C) Mehmet

D) İhsan

 

3)  İstanbul’u işgal eden devlet aşağıdakilerden hangisidir?

A) İngiltere

B) Fransa

C) Yunanistan

D) Amerika Birleşik Devletleri

 

4)  Gençlerin gözünde  İzmir’in ve kurtuluşun sembolü kim olmuştur?

A) Ayşe

B) Kezban

C) İhsan

D) Mehmet Çavuş


 

5) Peyami silah kullanmayı kimden öğrenir?

A) İhsan

B) Mehmet

C) Ayşe

D) Kezban

 

6) İhsan ve Peyami aşağıdakilerden hangi ayaklanmayı bastırmak için görevlendirilmişlerdir?

A) Koçgiri Ayaklanması

B) Konya Ayaklanması

C) Çerkez Ayaklanması

D) Yozgat Ayaklanması

 

7) İhsan kimin yardımı ile pusudan kurtulmuştur?

A) Peyami

B) Ayşe

C) Mehmet Çavuş

D) Kezban

 


8) Top mermisi ile bacaklarını kaybeden kişi kimdir?

A) Kezban

B) Mehmet Çavuş

C) İhsan

D) Peyami

 

9) İhsan ile Ayşe’ye ne olmuştur?

A) Vurulup  bir köy mezarlığına gömülmüşlerdir.

B) Canlarını kurtarıp Anadolu’nun bir köyünde memurluğa başlamışlardır.

C) Evlenip çok mutlu olmuşlar

D) Hapis cezasına çarptırılmışlardır.

 

10) Ateşten Gömlek adlı eser kimindir?

A) Yakup Kadri Karaosmanoğlu

B) Turgut Uyar

C) İlber Ortaylı

D) Halide Edip Adıvar

 

Cevaplar:

1.c   2.a  3. d  4.a  5.b  6.b  7.d  8.d 9.a  10.d

Kaşağı Kitabında Geçen Alıntılar

 

Kaşağı Kitabında Geçen Alıntılar


Kitabın ana konusu; okuyucuya (özellikle çocuklara) yalan söylemenin ve iftiranın zararlarını göstermek ve basit yalanların bile büyük sorunlara yol açabileceğini anlatmaktır. Eserde kısaca, kardeşine (Hasan) iftira atıp onun ölümünden sonra vicdan azabıyla yanıp tutuşan bir çocuğun (Ömer) dramı anlatılmaktadır. Ömer vicdan azabı çeker ama iş işten geçmiştir.


Kaşağı Kitabında geçen alıntılar:


“İnsanın hayvanlığı yemekle, insanlığı okumakla yaşar."

“Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan”

“Beni üzen şeylerin hiçbirini unutmadım.”

“Bir şair, insanlara: "Kurbağalar gibi feryat etmeyiniz! diyor. Bu öğüt anlayan için ne kıymetli bir hazinedir. Dinle, sus.”

“Liyakât karşısında senin ne ilmin, ne fennin, ne edebin, ne malûmatın para eder, ne de tahsilin, iktidarın...”


“Biz ordudan evvel milletin, Türklerin ahlakını düzeltmeliyiz. Namuslu ruhlar, milliyetini idrak etmiş bilinçli beyinler, lekesiz vücutlar yetiştirmeliyiz.”

“İnsanlar ne tuhaftır. Fikrine, ümidine, arzusuna muhalif bir şeye rastgelince hemen bozulur.”

“Korkma, sen Türksün! Türkler hiç bir zaman, hiç bir yerde, hiç bir yerden korkmazlar!”

"Liyâkat" kuvvetten daha büyük, daha yüce, daha yüksek bir şeydir. Kuvvet vücutsa, liyâkat ruhtur.”

“Kendin için, kendi iyi olman ve şeytanın yalanlarına aldanmaman için dua et.”

“Ölüm mutlak ve zorunluydu. Ondan kaçmak mümkün değildi.”

“Ben sana her zaman: – Fertlere ehemmiyet verme! demez miyim? Fertler uğraşmaya değmez. Fertler bir denizin dalgaları gibidir. Asıl olan denizdir; yani toplum... Dalgalar, yani fertler gelip geçici şekillerdir. Biraz felsefî fikri olan, dalgaların bazen büyük olmasına, bazen taşkın olmasına hiç önem verir mi?”


“Geçme namerd köprüsünden, kopartsın su seni! Korkma düşmandan, ki ateş olsa yandırmaz seni! Müstakim ol, Hazreti Allah utandırmaz seni!”

“Yıllarca devam etmiş hakiki bir aşk ölebilir. -Nasıl -Tıpkı yılların, mevsimlerin gıdasıyla yetişmiş bir fidana birdenbire indirilmiş bir balta darbesi gibi... Evet, birdenbire sevilemez fakat birdenbire insan soğur.”