“Gönülsüz Yenen Aş, Ya Karın Ağrıtır, Ya Baş.” Atasözü İle İlgili Kompozisyon Yazınız.

 “Gönülsüz Yenen Aş, Ya Karın Ağrıtır, Ya Baş.” Atasözü İle İlgili Kompozisyon Yazınız.


Yemeği genelde gönülsüz yiyen çocuklar olur ama gönülsüz yedikleri için de karınları ağrır, başları ağrır, konuşurlar da  konuşurlar ağrımız var diye. Bu atasözü ile açıklanmak ve verilmek istenen mesaj ise şudur: Bir insana zorla yemek yedirirseniz kişi o yediği yemekten ne tat alır ne de lezzet. İsteksiz yenen yemek nasıl ki insana dokunur, onu rahatsız eder ise gönülsüz yapılan işin sonu da iyi olmaz ve bir verim alınamaz.

Yani bir insana bir şeyi zorla yaptırmak iyi olmaz. Zorla yaptırıldığı zaman da ondan olumlu  bir sonuç  beklemeyin. Bu atasözü ile ilgili şu örneği de vermek istiyorum: Bir çocuğa zorla ders çalış, çok çalış, sürekli çalış diyerek o çocuğu zorlarsak ve o çocuk da velisinden korktuğu için gönülsüzce çalışmaya başlarsa o çalışmanın sonucundan verim alınamaz. Çocuğumuza yaptırdığımız bir deneme sınavında çocuk bu sınava isteksiz girmişse çok sayıda yanlışı çıkar.


 Dolayısı ile her iş gönül ile yapılmalı, isteyerek, azmedilerek yapılır. Zorla kimseye bir şey yaptırılmaz, yaptırılsa bile güzel işler, başarılı sonuçlar ortaya çıkmaz. Onun için aş da gönüllü yenmeli, iş de gönüllü yapılmalıdır.

“Cahile Söz Anlatmak, Deveye Hendek Atlatmaktan Zordur.” Atasözü İle İlgili Kompozisyon Yazınız.

“Cahile Söz  Anlatmak,  Deveye  Hendek Atlatmaktan Zordur.” Atasözü İle İlgili Kompozisyon Yazınız.

 

Deveye yapısı, korkusu ve inadı sebebiyle  ne  kadar uğraşırsak uğraşalım hendek atlatamayız. Cahil insanların inadı, bilgisizliği, bilgiçliği ise deveden daha beterdir. Deveye atlatamadığımız hendek  ise cahil insana anlatamadığımız ise sözdür. Cahil insana ne kadar doğruyu anlatmaya çalışırsanız çalışın o yine bildiği yoldan gidecek ve kendi gittiği yolun en doğrusu olduğunu  savunmaya devam edecek ve kendini olumlu yönde geliştirecek en ufak bir harekette bulunmayacaktır. Cahilin aklı ermediği için ona bir şeyi anlatmak güçtür. Çünkü cahiller her şeyi kendilerinin bildiğini zannederler.

Cahil insanlar;  az bilirler ama çok savunurlar,  her konuda  çok fazla konuşurlar ve her şeyi bildiğini sanırlar,  her şeye kafayı çok yorma kafayı yersin deyip kolaycılığa kaçarlar, araştırmazlar, yeni bir şey öğrenmezler, yeniliğe karşı çok dirençlidir ve  bütün bu yeniliklere karşı gelirler, az düşünürler ve çok söz ederler,  bir de cahil kelimesinden nefret ederler ve aydın kimseleri cahil olarak nitelendirirler ve kendilerini dünyanın en akıllı ve zeki insanlar olduğunu söylerler, sabit fikirlidirler ve fikirlerini değiştirmek için en ufak bir çaba içine girmezler.

 Kendi karanlığında boğulmaya gönüllü olan bilgisiz  kimselerdir.  Herhangi bir konu hakkında uzmanından bile daha fazla bilgiye sahipmiş gibi boş boş konuşmaya devam ederler  ama sonuç sadece boşluk, cahillik ve gereksizliktir. Onun için cahil kişiler ile vakit geçirip değerli vaktimizi onlar için boş yere harcamamalı, bilgili, aydın, öğrenmeye meraklı ve eleştirilere açık olan, doğruyu bulmak isteyen kişiler ile vakit geçirmeliyiz.

“Hesabı Pak Olanın Yüzü Ak Olur.” Sözü İle İlgili Kompozisyon Yazınız.

 “Hesabı Pak Olanın Yüzü Ak Olur.” Sözü İle İlgili Kompozisyon Yazınız.


 

Pak kelimesi sözcükte temiz, arınmış anlamlarına gelir. Dürüst insanlar, işlerinde hileye başvurmayan güzel insanların yüzü de ak olur , aydın olur. Hesabı pak olanın yüzü ak olur atasözü ile anlatılmak istenen de şudur: Güvenilir ve dürüst olan kimseler, doğruluktan şaşmayan, kanunlara uygun iş yapan kimseler kötü olmaz. Onlar her zaman  doğruluktan yana olurlar ve asla kötü işlere, yasalara uygun olmayan işlere başvurmazlar.

 Onun için de böyle kimseler toplum tarafından sevilir, iş arkadaşları tarafından sevilir, aile bireyleri tarafından sevilir vb. Yaptığımız iş her ne olursa olsun alın teri ile yapılmış, helali ile yapılmış olsun. Hırsızlık yapan, yalan dolana başvuran, devlet malı yiyen insanın işi gücü de rast gitmez ve gününde birinde yaptığı hileler  ortaya çıkar. İşte böyle insanların yüzü de kara olur ve toplum tarafından böyle insanlara değer verilmez ve toplum öyle kimseleri dışlar. Her zaman iyilikten, doğruluktan dürüstlükten yana olmalıyız.


Devlet malına göz dikmemeliyiz. Onda bir sürü yetim ve öksüzün hakkının olduğunu düşünerek hareket etmeliyiz ve en ufak bir haram lokmayı dahi boğazımızdan geçirmemeliyiz, çocuklarımıza da yedirmemeliyiz. Böyle olduğumuz zaman ak oluruz, pak oluruz, ruhumuz da mutlu olur, vicdanımızda da en ufak bir rahatsızlık duymayız. Niyetimiz temiz olmalıdır, kalbimiz doğruluk ve dürüstlük üzerine atmalı, haram yollara başvurulmamalıdır.

 

“Bol Bol Yiyen, Bel Bel Bakar.” Atasözü İle İlgili Kompozisyon Yazınız.

 “Bol Bol Yiyen, Bel Bel Bakar.” Atasözü İle İlgili Kompozisyon Yazınız.

İnsan her zaman  tutumlu olmalıdır. Tutumlu olmadığımız zaman gün gelir başkalarına el açmak zorunda kalırız ve el açtığımız kimseler de bize yardım etmeyebilir   ve bize şunu söyleyebilir: “Sen de her şeyini bir anda harcamasaydın, bana mı güvendin de harcadın, ben sana yardım falan edemem.” diyerek bize haddimizi bildirebilir. Bol bol yiyen, bel bel bakar demiş atalarımız. Bol keseden yemeye devam ettiğimiz zaman, geleceğimizi düşünmediğimiz zaman, her şeye fazla fazla harcama yaptığımız zaman  ileride daha zor günler bizi bekler ve büyük bir maddi sıkıntı içine gireriz.

Sadece maddi sıkıntı değil manevi sıkıntı içine de gireriz. Elimizde, avucumuzda üç kuruşumuz kalmadığı zaman ruh sağlığımız da bozulur ve ortada dımdızlak kalırız.  Devamlı savurganlık yapan kişi, bir zaman sonra harcayacak mal varlığı kalmadığı zaman büyük sıkıntılar ile karşı karşıya kalabilir. İşte bu zor durumlara düşmemek için akıllı olmalıyız. Her zaman bir yerlerde birikimimiz olmalıdır. Örneğin elimizde beş bin liramız var diyelim. Bu beş bin liranın hepsini bir günde harcarsak ertesi güne elimizde hiçbir şey kalmaz. O günde arabamızda bir sorun çıktı diyelim. Arabamızın tamirine verecek bir kuruşumuz kalmadığı için zor duruma düşeriz ve çevremize bön bön bakarız ve pişmanlık duyarız ve ama iş işten geçmiş olur. 

Pişman olmamak için, kimseye muhtaç olmamak için tutumlu olmalıyız, elimizdeki her şeyin değerini bilmeliyiz ve her şeyde ölçülü olmalıyız. Bunu yaptığımız zaman hem kendimize güvenimiz artar, hem namerde muhtaç olmayız , hem de mutlu bir şekilde yaşama devam ederiz.

Laz Atasözleri

 Laz Atasözleri

 


Genelde mecaz anlam taşıyan kıs ve özlü sözlere atasözleri denir. Atasözlerinde  insanlara mesaj verilir. Kalıplaşmış sözlerdir. Atasözlerinin bazısı zıt anlamlıdır, bazıları da birbirine yakın anlam taşır.

Laz atasözleri de şunlardır:

“Sevdiğini alamadıysan, aldığını seveceksun.

“Bilmiyorsan, sor; sormak ayıp değil.”

“Yazmayı bil de, kömür ile yaz.”

Zaman, kimseyi beklemez.

“Anadilini unuttuysan kendini de unutmuşsun demektir.”

“Gökyüzünün altında her şey Allah'ın elindedir.”

Bok at, yapışmazsa izi kalır. (Çamur at izi kalır atasözüne benzer.)

 

“Adamı adam yapan kadındır; yıkıp mahveden de kadındır.”

“Adam olanın çocuğu da adam olmuyor.”

“Bir insana olan şey, herkese olur.”

“İsim, adamı değil, adam ismi güzelleştirir.”

Baktun olmayi, bakmayacaksun.

“Anneni seviyorsan, başkalarının annesine küfür etme.”

“Allah, cesura yardım eder.

“Bilen yapar, bilmeyen öğrenir.”


“Paçaların ıslanmadan balık tutamazsın.”

Öpmek isteyene burun engel olmaz.

“Dil yüreğin kapısıdır.”

Lahanayı görüyorsun da çitleri niye görmüyorsun.

“Kaç tane dil biliyorsun, o kadar insansın; ama anadilini bilmiyorsan hiçbir şey değilsin.”

 

“Biz yazdık, siz okuyorsunuz; siz yazın, onlar okusun.

“Boku ne kadar karıştırırsan, o kadar kokar! 

“Sor ki bilesin.

“Akıl salatalık değil ki kırıp vereyim.”

Ara, bulursun.”

 Akıl için yol birdir.

“Yoğurdumun mayası bir (aynı) mayadır; bazısı ekşi olur, bazısı tatlı.”

“Allah'ın sana verdiği dil ile konuşacaksın.”

Levent Konya’da Kitabı İle İlgili Test Soruları

 Levent Konya’da Kitabı İle İlgili Test Soruları

 

1.      Kitaba göre Konya’nın en meşhur yemekleri  aşağıdakilerden hangisidir?

 Etli ekmek ve tirit

Kebap

Yaprak sarması

Mantı

 

2.  Mert neden en başka Konya’ya gelmek istemiştir?

Şehirler arası yolculuğu sevmediği için

Hasta olduğu için

Konya’nın tarihini okuduğu zaman orada geçen Ejderha kelimesinden korktuğu için

Abisinin daha rahat gezmesi için

 

3.  Nasreddin Hoca’nın mezarı nerededir?

Beyşehir

Akşehir

Cihanbeyli

Halkapınar

 

4. Konya  Anadolu Selçuklu Devleti’ne kaç yıl başkentlik yapmıştır?

170 yıl

175 yıl

178 yıl

180 yıl

 

5. Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkenti neresiydi?

Kayseri

Aksaray

Niğde

Konya


6) Konya kaç bin yıllık bir şehirdir?

Beş bin

Altı bin

Dokuz bin

On iki Bin

 

7) Konya’nın simgesi haline gelmiş olan Mevlana ile ilgili aşağıdaki verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?

Mevlana’nın annesinin adı  Mümine Hatundur.

Babasının adı  Baheddin Veleddir.

Büyük bir bilgin olan  babasına “Bilginlerin Sultanı” denilirmiş.

Mevlana  İran’da dünyaya gelmiştir.

 

8)Çocuklar Konya’da aşağıdaki yerlerden hangisine gitmemiştir?

Dervişan Kapısı

Hamuşan Kapısı (Hamuşan demek “susmuşlar” anlamına gelir.)

Beyşehir

Red Kapısı

 

9. Mevlana hakkında verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?

Mevlana ile oğlu Sultan Veled’in kabri  yan yana ve üstü  tek bir örü ile örtülmüş olduğu için dışarıdan bakıldığında çok büyük görünmektedir.

Mevlana babasından öğrendiği bilgiler ile çalışmaya ve insanlara faydalı olmaya devam etmiştir.

Mevlana’nın en yakın arkadaşı Şems’tir

Mevlana sadece kendi dininden olan insanlara hoşgörülü davranılması gerektiğini dile getirmiştir.

 

10. Aşağıdakilerden hangisi Mevlana’nın yazdığı eserlerden biri değildir?

 

Divan-ı Kebir

Risaletü’n  Nushiyye ( Nasihatler Kitabı)

Mesnevi

Mecalis-i Seb’a

 

11. UNESCO tarafından hangi yıl tüm dünyada “Mevlana Yılı” olarak ilan edilmiştir?

2007

2008

2011

2022

 

12.  “Şeb-i Arus”  ne demektir?

Acı günü

Kafaya Hiçbir Şeyi  Takmama Günü

 Düğün Günü

Uyuma Günü

 

13) Bu zamana kadar Mevlana hakkından edindiğiniz bilgiler doğrultusunda aşağıdaki sözlerden hangisi Mevlana’ya ait değildir?

Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.

Kusurları örtmede gece gibi ol.

Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil.

 

14. Konya’nın  bilinen en eski ve en büyük  camisi hangisidir?

Kayseri Develi Ulu Cami

Alaaddin Cami

Eşrefoğlu Camii

Sahib-i Ata Camii

 

15) Çatalhöyük bundan kaç bin yıl önce kurulmuştur?

1.       A   2. C  3. B  4. D  5. D  6. C   7. D   8. C  9.  D  10.  B  11. A 12 C  13. D  14. B  .15. A

 

Anne Yüreği İle İlgili Kompozisyon Yazınız.

Anne Yüreği  İle İlgili Kompozisyon Yazınız.

Anneler;  bir toplumun geleceğini belirleyen, geleceğimiz için sağlıklı ve başarılı nesiller yetiştiren, çocukları için her türlü zorluğa tahammül edebilen ve çocuklarını koşulsuz seven değerli insanlardır. Çocuklarına karşı yüreği her zaman sevgi ile dolu olan, onların en ufak hatasında da en büyük hatasında da anne olduğunu kanıtlayan ve onları affedebilen, kırılsa bile bunu belli etmemeye çalışan, çocuğum her ne olursa olsun benim yüzümden üzülmesin diyen tek canlı türüdür  onlar Gerçekten ana yüreği bir başka atar çocuğu için. Hep deriz ya  yemez yedirir, giymez giydirir, yeri gelir sabahlara kadar uyumaz. Sanki bu söz klasik bir sözmüş gibi olur ama onların yaptığı bu fedakarlıkları, onların çektiği onca eziyeti acaba hangimiz yapabiliriz.


 Düşünsenize  Anadolu’da yaşayan, çocukları için her türlü zorluğa katlanan, sekiz dokuz çocuk büyütmüş anneleri. Geçim sıkıntısı çeken, ben yemeyim de çocuğumun önce karnı doysun , ben zaten büyüdüm onun büyümeye ve gelişmeye ihtiyacı var o yesin, o içsin diyen kıymetli kişiler canımızdan bile çok sevdiğimiz, annelerimizdir. Kolay değildir anne olmak, kolay değildir kendi dünyaya getirmediği halde bir çocuğa yürekten annelik yapmak ve  kendi canından , kanından olmadığı halde anneliğe gönül vermiş, içinde insanlık ölmemiş, elleri öpülesi analar olmak. Sabır işidir annelik, yürek işidir, şefkat  ve merhameti ile çocuklarına hizmet etmektir annelik.


 Yeri geldiğinde her acıya katlanmak,  çocuklarının peşinde pervane olmak ve onlar için canını gözü kırpmadan verebilmektir annelik. Çocuklarını dünyaya getirmiş ve onları büyütmüş, sağlıklı, eğitimli ve güzel ahlakı yetiştirmiş, topluma kazandırmış olan doğuran ya da doğurmadan gönüllü annelik yapan tüm değerli annelerin günü kutlu olsun. İyi ki varsınız,  hep siz var olun. Biz sizin yüreğinizdeyiz bunu biliyoruz ama sizler bizim her zaman yüreğimizdesiniz ve olmaya da devam edeceksiniz. Hayatını kaybeden annelerimizin kabri de nurla dolsun, yerleri cennet bahçelerinin en güzel köşeleri olsun.


“Bir Ülkenin Geleceği ve İlerlemesi Sağlam Şirketlere, Güzel Binalara ve Milli Gelirine Değil, o Ülkede Yaşayan İnsanların Ahlaki Değerlerine Bağlıdır.” Sözü İle İlgili Kompozisyon Yazınız.

 “Bir Ülkenin Geleceği ve İlerlemesi Sağlam Şirketlere, Güzel Binalara ve Milli Gelirine Değil, O Ülkede Yaşayan İnsanların Ahlaki Değerlerine Bağlıdır.” Sözü İle İlgili Kompozisyon Yazınız.

 


Ülkelerin  her açıdan gelişmiş olması, ilerlemiş olması elbette  muhteşem bir şeydir ama bu ancak güzel ahlak ile bir bütün olursa anlam kazanır.  Ülkelerin geleceğini ve ilerlemesini sağlayan sağlam şirketler, en kaliteli binalar, kişi başına düşen gelirin diğer ülkelerden   fazla olması, her şeyin en iyisine sahip olunması  belirlemez. Bunların içinde  o ülkenin insanlarının ahlakı yoksa, o ülkenin insanları ahlak açıdan seviye olarak çamura batmışsa o ülke ne kadar zengin olursa olsun, ne kadar güçlü olursa olsun hiç  bir önemi olmaz.  

Bir ülkenin geleceği ve ilerlemesi o ülkede yaşayan, o ülkenin insanlarının ahlaki değerlerine bağlıdır. Bir ülkenin insanlarının yaşam kalitesi ne kadar yüksek olursa olsun o insanlarının ağzında küfür varsa, belden aşağı laf vurmalar varsa, her türlü ahlaksızlıklar gözler önünde yaşanıyorsa o ülke yok olmuş demektir. Ahlaksızlığı gören çocuklar da kendi ülkelerine faydasız birer baş belası olacak, karaktersiz ve kişiliksiz kimseler olacaktır.

 

 Ahlak olmazsa insanlık da olmaz. Ahlak yoksa o ülke bitmiş, parçalanmış, yok olmuş demektir. İnsanlar her şeyden önce dilini tutmasını öğrenmeli, insan gibi konuşmalı ve kaba hareketlerde bulunmamalıdır. İnsanlar birbirine tahammül edebilmelidir. Çıkarlar ön planda olduğu zaman ahlaksızlığa, riyakarlığa, dönekliğe başvurulmamalıdır. İnsan öfkesine hakim olabilmeli ve güzel ahlaklı olmalıdır. Bir ülkeyi kurtaracak olan zengin şirketler değildir, son model arabalar ya da harika binalar değildir. Bir ülkeyi kurtaracak olan gençlerdir, yeni nesildir. Onun için de yetişkin insanlar genç insanlara ahlaki açıdan örnek olmalı ve  ahlaki değerlerini kaybetmemelidir.

 Güzel ahlak olduktan sonra diğer güzel şeyler de kendiliğinden gelecektir ve insanlık dayanışması, insanlık sevgisi ortaya çıkacaktır. Yeter ki kalbimizde, bilinç altımızda ahlaksızlık olmasın. Yeter ki dilimiz ve kalbimiz aynı şeyi söylesin. Yani iyiliği, kibar olmayı ve değerli insan olmayı söylesin. Bunlar olunca her şey daha güzel olur ve ülkeler daha çok gelişir, insanları da daha bilinçli ve insani davranışlar içinde olan kimselere dönüşür.

“Ey Yükselen Yeni Nesil! Gelecek Sizindir. Cumhuriyeti Biz Kurduk, Onu Sonsuza Kadar Yaşatacak Olan Sizlersiniz.”

 “Ey Yükselen Yeni Nesil! Gelecek Sizindir. Cumhuriyeti Biz Kurduk, Onu Sonsuza Kadar Yaşatacak Olan Sizlersiniz.”

 

Mustafa Kemal Atatürk yeni nesillere cumhuriyeti emanet etmiştir. Cumhuriyeti devam ettirecek olan, onu sonsuza kadar yaşatacak olan gençlerdir, aydınlık yüzlü, güzel bakan çocuklardır. Gelecek gençlerindir. Onun için de gençler geleceğine umutla bakmalı,  üzerine düşen sorumlulukları en iyi şekilde yerine getirmelidir. Atatürk’ün istediği gençlik demokrasiye önem veren, milletin egemenliğine saygı duyan gençliktir. Gençleri çok sevdiği için onlara 19 Mayıs'ı  hediye etmiştir ve ülkemizde her yıl  19 Mayısta Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlanır.

 

Yenilikçi, kendini geliştiren ve olumlu yönde değişen gençliktir. Karanlık fikirler içinde boğulmayan, ülkesine, vatanına ve milletine bağlı olan aydın insanlardır. İnsan ne yaparsa gençlikte daha iyi yapar. Çünkü gençken daha aktif ve daha üretken oluruz. Gençlik aslında  ikinci doğum gibi bir şeydir. Yükselişe geçme, heyecan ve coşkunun en anlamlı olduğu zamanlardır. Mustafa Kemal cumhuriyeti, demokrasiyi gençlere emanet ederek onlara ne kadar çok güvendiğini kanıtlamıştır. Vatanın ve milletin bekçiliğini yapacak olan, gece gündüz demeden vatan için çalışacak olan, alın teri dökecek olan kişiler gençlerdir . Gençler ülkesini içerideki ve dışarıdaki düşmanlara karşı korumalıdır. Milli birlik ve beraberliğimizi bozmak isteyen kötü niyetli insanlara gençler fırsat vermemelidir.

 

 Bilim yolunda, ilim yolunda aydınlık yarınlara yürüyerek eğitimci, bilinçli ve çalışkan nesiller ortaya çıkmalı ve bu süreç hep böyle devam etmelidir. Biz gençler de Atamızdan aldığımız bu cumhuriyetin kıymetini bilmeliyiz ve Atamızın izinde, Cumhuriyet yolunda elimizde bayrağımızla yürüyen neferler olmalıyız. Unutmayalım kişi Cumhuriyet yoksa hayat da yoktur, özgür irade de yoktur. Onun için Cumhuriyete sahip çıkalım ve onu gençler olarak her zaman diri tutalım.

 

Teknolojinin Gelişmesinin Aile İçi İletişime Olumsuz Etkisini Anlatan Bir Yazı Yazınız.

 Teknolojinin Gelişmesinin Aile İçi İletişime Olumsuz Etkisini Anlatan Bir Yazı Yazınız.

 

Teknoloji yıllar içerisinde gelişmiş ve gelişmeye de devam etmektedir. Teknolojinin gelişmesinin her ne kadar olumlu yanları olsa da aile içi iletişim de olumsuz yanları da olmuştur. Amacına uygun kullanıldığı zaman, eğitici  videolar izlendiği zaman,  değerlerimiz , benliğimiz  kaybedilmediği zaman teknoloji iyi bir şeydir ama ne yazık ki teknolojiyi çoğumuz boş zaman geçirme aracı olarak görüyoruz, eğlence amaçlı kullanıyoruz. Teknolojinin hayatımıza bu kadar hızla girmesinden dolayı çocuklar ve anne ve babalar arasında iletişim sağlıklı kurulmamaya başlanmıştır. Şimdi en küçüğünden tutun da en büyüğüne kadar herkesin elinde bir cep telefonu, tablet  var.


 Çocuklar cep telefonundaki oyunları indirmekten, o oyunlarla vakit öldürdüklerinden dolayı derslerine daha az çalışmaya başlamıştır ve dışarı bile çıkmamaya başlamışlardır. Teknolojinin  faydasız bir şekilde kullanılması çocukların asosyal olmasına neden olmuş ve çocuklar anne ve babası ile bile konuşamaz, iletişim kuramaz hale gelmişlerdir. Eskiden aile içi sohbetler kurulurdu, kitap okuma saatleri yapılırdı ve güzel anılardan bahsedilir ve birlikte sosyal bir ortam sağlanırdı. Herkes bildiği bir kitaptan aklında kalanları anlatır, güzel ve neşeli zamanlar geçirilirdi. Şimdi ise durum tam tersi oldu. Anne ve balar sosyal medyayı gereksiz kullanmaya başladı. İnstagram, facebook gibi sosyal medyanın gereğinden fazla kullanılması  aile bireylerinin çocukları ile ilgilenmemesine neden oldu ve bu ve bunun gibi nice sorunlar ortaya çıktı. Çocuklar telefon bağımlısı oldu, anne ve babalar sosyal medyası bağımlısı oldu ve gerekli, gereksiz her şey sanal ortamda yaşanmaya başladı. Bu da haliyle aile denen o kutsal kurumun yavaş yavaş bozulmasına neden oldu.


 Teknoloji bu şekilde kullanılmaya devam ederse aile içi iletişim daha da kötü bir hale gelecek ve herkes gergin, asosyal bir kimseye dönüşecektir. Aile denen kurumun bozulmaması için temeller sağlam  atılmalıdır. Anne ve babalar bilinçli  insanlar olmalı, çocukları ile ilgilenmeli ve onların ellerine teknoloji bir cihaz verip onları kendi hallerine bırakmamalıdır. Yoksa durum daha vahim bir hale gelecek o zaman da pişman olunsa bile iş işte geçmiş olacaktır. Elbette teknoloji ye karşı değilim  her şeyde ölçü olduğu gibi teknoloji kullanımında da ölçülü olmalıyız ve  vaktimizi ailemiz ile iletişim kurarak, göz göze gelerek, güzel anılar biriktirerek geçirmeliyiz.