İyilik İle İlgili Deyim Ve Atasözleri
İyilik İle İlgili Deyim Ve
Atasözleri
İyilik; iyi olma durumu, iyi olanın niteliği anlamına gelir. Diğer bir
anlamı ise karşılık beklemeden yapılan yardıma iyilik denir.
İnsan ömrü yettiği sürece iyi olmalı, iyi davranışlarda bulunmalıdır.
İyi olan insanlar yüreği sevgi dolu olan kimselerdir.
İyilik ile ilgili şu atasözleri vardır:
* İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı.
* İyilik iki baştan olur.
* İyiliğe iyilik olsaydı, koca öküze bıçak dayanmazdı.
* İyilik et kele, varsın söylesin ele.
* İyilik et denize at, balık bilmezse Halik bilir.
* Hayır dile komşuna, hayır gele başına.
* Sağ elin verdiğini, sol el görmesin.
* Ne edersin kendine, edersin kendi kendine.
*Kötüden iyilik beklenmez.
* Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.
* İyiliğe “nereye gidiyorsun?”
demişler, “Kötülüğe” demiş.
* İyilik eden iyilik bulur.
* İyilik et, kötülük bul.
*Âdem oğluna iyilik yaramaz.
* Kötülük görmeyen, iyiliğin değerini bilemez.
* Her kime iyilik edersen sakın ondan kendini.
* İyiliğe iyilik yap, kötülüğe kötülük yapma.
* Ne ekersen, onu biçersin.
* Yaptın iyiliği başa kakma.
* İyilik gariptir.
* Bugün banaysa yarın sana.
* İyilik gibi âlemde sermaye
olmaz.
- iyilik görmek
- iyiliği dokunmak
- hayırsever olmak
- gönlünden kopmak
- iyilik bilmek
- iyilik bilmez
-iyilik sağlık
Anne Sevgisi İle İlgili Kompozisyon Yazınız.
Anne Sevgisi İle İlgili
Kompozisyon Yazınız.
Hayatın zorlu koşuşturmacasında, yaşadığımız en güzel
ve en acı günlerd
İnsan kaç yaşına gelirse gelsin, annesi ister hayatta olsun, ister olmasın yine de içinizdeki o anne sevgisi can çıkana kadar çıkmaz. Çünkü anne sevgisi , evlatlara Yüce Allah tarafından verilmiş olan muhteşem bir duygudur. Anneler çocukları için her türlü fedakarlığı yapar. Anne sevgisi ile, anne şefkati ile büyümüş çocuklar ileriki hayatında mutlu ve merhametli bir çocuk olur. Çünkü sevginin temelini bile anne atar. Bunun için anneler dünyaya getirdikleri çocuklarını sevgi ile yoğurmalı, onlara sevgisini her zaman hissettirmelidir.
Çocukların da aynı şekilde onlar için ellerinden gelen her türlü fedakarlığı yapması gerekir. Onlar yaşlandığı zaman tıpkı nazlı bir bebek gibi sevgiye, ilgiye, saygıya ihtiyacı olur. İncinmemeye, kırılmamaya ihtiyaçları olur. Eşimizle bile tartıştığımız zaman acaba evlatlarım benim yüzümden mi kavga ediyor diye düşünüp çocuklarını rahatsız etmek istemeyen bu muhteşem kişileri asla üzmemeliyiz. Aile arasında yaşanan ufak ya da büyük sorunları onlara yansıtmamalıyız, onların kendilerini suçlu gibi hissetmelerine neden olmamalıyız.
Annelerimizi her zaman başımızın üstünde tutmalıyız. Onlar
yaşlandığı zaman ve bakıma muhtaç olduğu zaman annelerimizi huzur evlerine
göndermemeliyiz, yanı başımızdan ayırmamalı, yaşlılıklarını gelinleri ile,
damatları ile, torunları ve çocukları ile geçirmelerini sağlamalıyız. Bizim
iyiliğimiz için verdikleri nasihatleri tutmalıyız.
“Allah Bu Millete Bir Daha İstiklal Marşı Yazdırmasın.” Sözünü Açıklayınız.
“Allah Bu Millete Bir Daha İstiklal Marşı Yazdırmasın.” Sözünü Açıklayınız.
18 Mart Çanakkale Deniz Zaferini ve Şehitlerimizi andığımız şu günlerde aklımıza Mehmet Akif Ersoy’un gelmesi kadar doğal bir durum yoktur. Vatan sevdalısı, millet sevdalısı bu koca şair, bu imanlı İstiklal Marşı şairi yazdığı şiir ve şiirler ile milletinin gönlüne taht kurmuş büyük bir dava adamıdır. Çok çetin koşullarda kazanılmış İstiklal Savaşı tüm dünya ülkelerine örnek olmuş bir savaştır. Çünkü bu savaş; Türk milletinin vatanına ne kadar sevdalı olduğunu, hayatı pahasına da olsa vatanını, bağımsızlığını, namusunu ve onurunu korumak için ne çileler çektiğinin en büyük ispatıdır.
Bu
kahraman milletin asil evlatları, asil şehitleri ve gazilerine ne kadar minnet
duysak azdır. Bağımsızlık bir milletin güç göstergesidir, özgürlüğüdür, tıpkı
bir kuş gibi hürriyetine bağlılığıdır. Her şeyin özüdür aslında şu söz: “İlle
de vatan ille de vatan.”
Ömrünün son günlerinde arkadaşları ile birlikteydi Mehmet Akif Ersoy. Konu konuyu açıyordu, söz İstiklal Marşı’na gelmişti. Saygıdeğer şairimiz Mehmet Akif Ersoy hasta yatağındayken dostları ve arkadaşları ona şu soruyu sormuştur: “ Acaba yeniden ele alıp yazsanız daha iyi olmaz mı? Bunun üzerine hasta yatağından kalkıp bir anda arkadaşlarının karşısına dikilen büyük üstat şunu söylemiştir: “ Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.” İşte bu sözün anlamı da şudur. Bizim milletimiz bağımsızlığına ve haysiyetine düşkün bir millettir. Devletimiz ve vatan topraklarımız bir daha başka ülkelerin himayesi altına girmesi tehlikesi altında bulunmasın, bir daha vatanımızın elden gitmesi diye bir tehlike ortaya çıkmasın, bu millet, bu vatan toprakları yok olmasın demek istemiştir Mehmet Akif Ersoy.
Allah bu milleti hep var etsin, vatan topraklarının elden çıkma gibi bir kaygısı bir daha asla yaşanmasın, Anadolu köyleri, kasabaları bir daha düşmanın ateşi ile yanmasın, o koca yürekli , yiğit anaların ciğeri evlat aşkı ile evlat kaybı ile yanmasın.
Ülkemiz hep güçlü
olsun, ilim ve bilim yolunda, Allah yolunda, iman yolunda gelişsin ve bir daha
İstiklal Marşı gibi büyük şiir yazılmaya gerek kalmasın. Vatanımız hep var
olsun, milletimiz, dinimiz, kültürümüz hep var olsun ve sonsuza kadar sürsün
demek istemiştir büyük adam Mehmet Akif Ersoy.
Merhametli Olmakla İlgili Kompozisyon Yazınız.
Merhametli Olmakla İlgili Kompozisyon Yazınız.
İnsanı insan yapan, insana en yakışan erdemli davranışlar vardır. Yardımsever olma, vatansever olma, empati kurabilme, işbirliği içinde hareket etme, güzel ahlaklı olma vb. gibi. Bunların içinde en önemlilerinden biri de merhamet duygusuna sahip olabilmedir. Çünkü merhametli olan insan, içinde hiçbir canlıya karşı kötü his bulunmayan, yüreğindeki güzellikleri çevresine yaymak için elinden gelen her türlü fedakarlığı yapan kimsedir. Merhametli olan insanın gözündeki bakış bile insanı mest eder. Çünkü o kişinin o sıcak ve sevgi dolu bakışları, her türlü iyiliğe hazırım imaları insanı mutlu eder.
Merhametli olan kimse yardıma ihtiyacı olan kimselere gece gündüz, soğuk
sıcak, kolay zor demeden yardım eder. Yoksullara, ana ve babasını yitirmiş
öksüz ve yetimlere, yolda kalmışlara, hasta olan ve yardıma ihtiyacı olan
yaşlılara ve daha birçok muhtaç olan insana yardım ederler. Çünkü merhametle
yoğrulmuş insanlar kendine ve çevresine faydalı olmak için, mutlu olmak için,
işe yaramak için durmadan iyilik peşinde koşarlar. Özellikle de sokak
hayvanlarına, açlıktan ve susuzluktan ölmek üzere olan o masum canlılara
merhametli insanlar destek olur. Böyle insanlar olduğu sürece insanlık da
ölmemiş olur. Merhametten nasibini almamak ise çok vahim bir durumdur.
Merhametsiz olan, insanlara, hayvanlara zalimlik yapan ve eziyet çeken kimseler
ise ne yazık ki insanlıktan nasibini almamış kimselerdir. Allah böyle insanları
da ıslah eylesin.
Merhamet ile ilgili şu özlü sözler de son derece anlamlı ve insanı iyiliğe, güzelliğe yönlendiricidir.
“ İnsanlara merhamet etmeyene, Allah
merhamet etmez.” Sevgili Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa.
“ Nerede akarsu olursa orada
yeşillik. Nerede kardeşlik olursa orada merhamet olur.” Mevlana Celaleddin
Rumi.
Çanakkale Cephesi’nde Koca Seyit, Seyit Onbaşı Ve Niğdeli Ali’nin Rolü İle İlgili Bilgi
Çanakkale Cephesi’nde Koca Seyit, Seyit Onbaşı Ve Niğdeli Ali’nin Rolü İle İlgili Bilgi
Çanakkale Cephesi sırasında arkadaşları yanında şehitlik mertebesine ulaşmış olan Mehmetçikler, ölüm çukuruna dönüşen siperlerini her ne pahasına olursa olsun terk etmiyorlardı. Vatan için, namus için düşmanla korkmadan, cesaretle çarpışan Mehmetçikler, düşman atış alanına girince de toplarını patlatıyorlardı. Düşmanlar dur durak bilmeden, acımasız ve hunharca etrafı ateş ve kan içinde bıraka bıraka, Mecidiye tabyamıza doğru geliyordu. Mecidiye Tabyası hem askerlerimizi, silah ve cephanemizi koruyan yerlerden biriydi. Onlar gelmeye devam ede dursun , hiç durur muydu bu asil milletin asil evlatları.
Düşman askerlerinin yirmi altı mayınını yerle bir etmişti asil milletin kahraman Mehmetçikleri. Bu durum da düşmanın zoruna gitmişti zaten. Mecidiye Tabyasına doğru ilerleyen düşman askerleri burayı da topları ile yerle bir etmişti. Mecidiye Tabyasında görev alan 14 Mehmetçik orada şehit oluverdi, çoğu da yaralandı. Üç tane kalan topumuzdan ikisi de ne yazık ki kullanılamaz hale gelmişti.
Mecidiye Tabyasının erlerinden sadece Niğdeli Ali ayakta
kalmıştı. Niğdeli Ali tek kaldığını
sansa da o anda inanılmaz bir olay oldu. Patlama sırasında , üzerine yığılan
toprağın altında kalan Havranlı Koca Seyit o anda bayılmıştı. Kulakları bile
sağır edecek olan top sesleri devam ettiği için bu sesler Koca Seyit’i
uyandırdı. Yanıp etrafına şaşkın şaşkın bakan Seyit Onbaşı arkadaşı Niğdeli
Aliye;
- - Ali’im,
arkadaşlarımız ne halde?
Niğdeli Ali ise doğrudan öldü demek yerine daha anlamlı bir
cümle kurdu ve şunu dedi:
- - Seyit’im
sadece sen ve ben kaldık. Arkadaşlarımızın, canlarımızın hepsi makamlarına ulaştı dedi.
Kuran-ı Kerim’de şehitler için de “ Allah yolunda öldürülenler için “ölüler”
demeyiniz. Hayır, onlar diridirler fakat siz bunu bilemezsiniz.” Diyor. İşte bu
koca yürekli yiğitler bu sözü biliyorlar. Böyle bir iman gücüne sahip olan Koca
Seyit daha sonra üzerine yığılmış ağırlıktan silkilendi ve kendini kurtardı
daha sonra arkadaşına arkadaşına dönerek;
-Madem ikimiz kaldık, hadi Ali’m iş bize düştü o zaman dedi.
Daha sonra Koca Seyit tepenin üzerinden denize doğru koşarak yoluna devam etti.
Orada düşman
gemilerinin sularını köpürte köpürte ilerlediğini gördü. Mecidiyeden
sonraki tabyamız ise Hamidiye Tabyasıydı. İşte oda aşılırsa yolun sonu İstanbul’a’ çıkıyordu. Bunları
düşünen Koca Seyit Niğdeli Ali’ye dönerek; Ali düşman gidiyor hadi işe
başlayalım dedi. Ali de ne yapabiliriz ki Seyit’im dedi.
Koca Seyit de şunu dedi.
-Aha mermi, aha top, Ali’m çabuk bana yardım et dedi. Niğdeli
Ali koşarak Seyit’ e yardım etmeye başladı. Niğdeli Ali’nin de yardımı ile 276
kiloluk mermiyi sırtlandı Koca Seyit. Ya Allah Ya Bismillah dedi Koca Seyit. O kadar ağır mermiyi kaldırmak
elbette kolay değildi ama bunu düşünmüyordu ki Koca Seyit. Aklı ve fikri
mermiyi bir an önce namlusuna taşıyabilmekti.
Mermiyi götürdü götürdü ve topun demir basamaklarından çıkardı ve namluya sürdü. Topu patlatmayı başardı lakin gemiyi vuramadı bizim koca yürekli yiğidimiz. Çünkü mesafeyi tam ayarlayamamıştı. Aradaki mesafe uzun olmuştu. Ama o yine de dur durak bilmiyordu. Hemen geriye koştu ve ikinci mermiyi sırtına aldı bu defa. Niğdeli Ali’nin yardımı ile elbette. Bu defa da aradaki mesafeyi çok kısa ayarladığı için başarıya ulaşamadı. Ama yine ümitsizliğe kapılmadı Koca Seyit. Tekrar koştu ve üçüncü mermiyi sırtladı. İşte o anda ne olduysa oldu ve savaşın gidişatı o anlarda değişti.
Daha birkaç saat
önce zafer çanları çalan düşman birlikleri neye uğradığını şaşırdı ve moralleri
alt üst oldu. Düşman birliklerinin “ Okyanus” ( Ocaen) adını verdikleri gemi tam da dümeninden
vurulmuştu. Dümeninden büyük yara alan gemi bu defa kendi etrafında dönmeye
başladı, diğer gemiler ise ona çarpmamak için oradan uzaklaşmaya başladı.
İngiliz Başkumandanı daha fazla devam diyemedi. Morali yerle
bir yerdi. Yeneceklerine inanan İngiliz kumandanı neye uğradığını aşırmıştı.
Oysa birkaç saat öncesine kadar her şey mükemmel bir şekilde ilerlemişti. Ne
oluyordu acaba? Gökten asker mi iniyordu? Yerde top, tüfek mi çıkıyordu? Bu
akıl almaz durum, düşmanın kendine olan inancını yitirdi. İngiliz
kumandan dön emri verdi ve arkasına bile bakmadan korkaklar gibi kaçtılar.
Geriye üçü batık gemi, üçü büyük zarar
almış gemi olmak üzere altı dev savaş gemisi ve binlerce savaş dışı kalmış
yaralı askerler, hayatını kaybetmiş düşman askerlerini orada bırakarak kaçıp gittiler.
O muhteşem donanma, zırhlı savaş gemilerinin üçte biri elden çıkmıştı. Düşman büyük bir hezimete uğramıştı. Çanakkale geçilememişti. Çanakkale yok edilememişti. Devletimiz yok olmaktan, yıkılmaktan son anda kurtulmuştu. İşte arkadaşlar bu milletin kahraman evlatları böyle kazandı bu toprakları. Evet, 18 Mart 1915tarihinde, saat 17:00 itibariyle arkalarına bile bakmadan kaçan düşman askerleri olmuştu. İşte biz bunları Niğdeli Ali, Seyit Onbaşı ve adını sayamadığımız daha nice askerlere borcuyuz.
Kurtuluş Savaşı sona erdikten sonra Mustafa Kemal ve Seyit
Onbaşı arasındaki diyalogdan da kısaca belirtmek isterim: Mustafa Kemal ile
kahve içen Seyit Onbaşıya sorar Mustafa Kemal: “ Nasıl kandırdın onca
ağırlıktaki mermiyi Seyit Onbaşı der. Seyit Onbaşı şunu der: “ İçimdeki iman ve
inanç gücü sayesinde kaldırdım Paşam der. Bunun üzerine Gazi Mustafa Kemal şunu
sorar Koca Seyit’e: Peki Seyit beni şimdi kaldırabilir misin der gülümseyerek.
Seyit Onbaşı şu cevabı verir hemen: “ Sizi değil ben, dünya bile kaldıramaz
Paşam der.”
Çanakkale bir destanın yazıldığı yerdir. Çanakkale kınalı
kuzuların, çocukluğunu, gençliğini yaşayamadığı yerdir. Çok canlarımızın şehit olduğu yerdir. İşte
arkadaşlar bizlere düşen de bu şerefe nail olmak ve bu vatan topraklarına
sonuna kadar sahip çıkabilmektir. Ne diyor
İstiklal Marşı şairimiz, değerli Mehmet Akif Ersoy: “ Sahipsiz vatanın
batması haktır. Sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır.”
Yine bir Mehmet Akif’e sorarlar. Bir istiklal marşı daha yazmak istersen nasıl bir marş yazardın derler. Büyük
yazarımız Mehmet Akif Ersoy şunu der: “ Allah bu millete bir daha İstiklal
Marşı yazdırmasın der.”
Bu topraklar kolay kazanılmadı arkadaşlar. Bu topraklar
uğrunda Çanakkale’de, Kafkasya’da ve daha nice cephelerde ve savaş
meydanlarında canlarımız şehit oldu.
Bize düşen ise Avrupa’nın yaşama şekline, kültürüne özenme değil, özüne
dönmedir. Ecdadına layık olabilme, iman
ve ilim yolunda ilerleyebilmedir. Dinimizi, dilimizi ve kültürümüzü özgürce
yaşamak için gelin vatanımıza el birliği ile sahip çıkalım. Sonsuza kadar
Türkiye Cumhuriyeti’ni yaşatalım. Allah’a, Peygamber’e yaraşır kullar olalım. Atalarımızın emanetine
sahip çıkalım ve bağımsızlığımızdan asla ve asla ödün vermeyelim.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü İle İlgili Kompozisyon Yazınız.
8 Mart Dünya
Kadınlar Günü İle İlgili Kompozisyon Yazınız.
Birleşmiş Milletler
tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü olarak tanınan bu gün kadınlar için
önemli bir gündür. Temelini insan
haklarına dayandıran bu gün kadınlarımızın siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, sosyal, siyasi ve
ekonomik başarılarının kutlanmasına önem vermiştir. Buradaki amaç kadın haklarının önemli
olduğuna dikkat çekmektir.
Amerika Birleşik Devletleri’nin New York eyaletinde fabrikada
esir gibi çalıştırılan kadınlar, daha iyi çalışma şartları için ve erkekler ile
aynı haklara sahip olmak için 8 Mart 1908 tarihinde greve gitmişlerdir. Yaşanan onca zorluğa ve kayba rağmen kadınlar
haklarını aramaktan vazgeçmemişlerdir. En sonunda amaçlarına ulaşmışlardır.
Kadınlar toplumu toplum en temel değerlerimizdir. Kadın ve erkek arasında ayrım yapılmamalıdır. Erkeğin üstünlüğü, erkek egemenliği diye bir kavram olmamalıdır. Önemli olan kadın ya da erkek olmak değil önemli olan insan gibi insan olabilmektir. Her insan değerli ve biriciktir. Bunun için bizler de bu hümanist yaklaşımı benimsemeliyiz. Kadınların olmadığı bir dünya çöle dönüşmüş çorak topraktan başka bir şey değildir. Kadınlarımızdır dünyayı değiştiren, dünyaya yön veren. Kadınlarımızdır vatana, millete hayırlı ilim ve bilim insanı yetiştiren. Her başarılı bir erkeğin arkasında başarılı kadınların, girişimci kadınların olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.
Kadınlarımız her alanda görev almalıdır ve onlara gereken değer
koşulsuz, şartsız verilmelidir. Eskilerde olduğu gibi kadınlar ağır
şartlarda çalıştırılmamalı, onlar baş
üstünde tutulmalıdır. Kadınları aşağılayan, kadını cinsel obje gibi gösteren
her türlü cahil düşüncelere karşı çıkılmalıdır. Hem annelik gibi özel bir görevi yerine getiren, ilim yolunda
çalışıp ülkesine ve dünyaya fayda sağlayan hem de vatanına ve milletine hayırlı
evlatlar yetiştiren kadınlarımızın kadınlar gününü en içten dileklerimle
kutlar, analarımızın ise ellerinden öperim.
Mustafa Kemal Atatürk’ün kadınlara verdiği değeri belirten şu
sözü de unutmamalıyız:
“Dünyada her
şey kadının eseridir. Kadınlarımız eğer milletin gerçek anası olmak
istiyorlarsa, erkeklerimizden çok daha aydın ve faziletli olmaya
çalışmalıdırlar.”
Azim İle İlgili Beş Atasözü Ve Anlamlarını Yazınız.
Azim İle İlgili Beş Atasözü Ve Anlamlarını Yazınız.
Hayatta azimli olan, işinin peşinde koşan insanlar hakkını er geç alır.
Çünkü azmin olduğu yerde başarı ve mutluluk da kaçınılmaz olur.
Azim ile ilgili atasözleri şunlardır:
1) Taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir:
Su bir damla ile mermeri delemez. Ama
her gün damla damla akan su bir süre sonra mermeri aşındırmaya ve doğal
yapısını bozmaya başlar. Daha sonra mermer delinmeye başlar .
Kişide başarılı olmak için ilk önce başarılı olacağına inanmalıdır.
Başarılı olacağına inanan kişi hiç durmadan azimle yoluna devam ederse o
kişinin hayalleri eninde sonunda gerçekleşir ve yaşamdaki amacına ulaşarak
başarılı bir kimse olur. Az da olsa amacına her gün azimle devam eden kişi
eninde sonunda amacına ulaşır. Burada önemli olmadan yılmadan, azimle,
kararlılıkla yoluna devam edebilmektir.
2. Azimli sıçan duvarı deler:
Gerçekten de meraklı
ve azimli fare duvarı dele dele kendine yeni yerleşim alanları bulur. Çünkü
durmadan azimle duvarı delmiştir.
Yapacağımız iş her ne olursa olsun burada önemli olan azimle
yolumuza devam edebilmektir. Kişi kafasına koyduğu hedefini gerçekleştirmek için yılmadan amacına ulaşmak için çalışmalı,
elinden gelen her türlü sabrı ve fedakarlığı göstermelidir.
3. Gün doğmadan neler doğar:
İnsan en umutsuz
zamanında bile umudunu kaybetmemelidir. Her ne kadar azimle doğrudan bir
ilişkisi olmasa da dolaylı olarak bir ilişkisi vardır. Çünkü umutsuzluğa
kapılmamak, var gücümüz ile çalışmaya devam edip sabırla yolumuza bakmak bizi
eninde sonunda aydınlığa, güneşli günlere çıkaracaktır.
4. Sen işten korkma, iş senden korksun:
Kişi bir işi yapmaya karar verdiyse ve iradeli davrandıysa o
kişinin önünde hiçbir zorluk duramaz. Yeter ki durmadan , yılmadan azimle
yolumuza bakalım. En olmadık işleri bile azimle , irademize yenik düşmeden
başarabiliriz. Bunun için de atalarımız sen işten korkma iş senden korksun yani
sen azimli ol demek istemişlerdir.
5. Er olan, ekmeğini taştan çıkarır:
İnsanların başarılı olmasında en önemli husus iradeleridir.
Bir insan iradesini ortaya koyup sabırla ve tutarlılıkla çalışmaya durmadan
devam ederse eninde sonunda başarıya ulaşır. Önemli olan en zor işleri bile yılmadan , azimle
yapabilmektir. Er olan kişiler de yani zorluğa katlanabilen , iradeli kimseler
de en güç işleri bile başarıp ekmeğini kazanır ve ailesini zor durumda da
bırakmamış olur.
Azimle ilgili diğer atasözleri ise şunlardır:
·
*Akar
su çukurunu kendi kazar.
·
*
Çıkmadık candan umut kesilmez.
·
*
Çiftçinin karnını yarmışlar, kırk tane gelecek yıl çıkmış.
·
*
Umut, garibin ekmeğidir.
·
*
Yönümüzü değiştirmezsek hedeflediğimiz yere varabiliriz.
Çevremizi Korumak Ve Dünyamızı Güzelleştirmek ile İlgili Bir Metin Yazınız.
Çevremizi Korumak Ve Dünyamızı Güzelleştirmek ile İlgili Bir Metin Yazınız.
Çevremizi korumak ve dünyamızı güzelleştirmek bu dünyada yaşayan her insanın sorumluluğu olmalıdır. Çevremizi korumak için öncelikle bilinçli insan olunması gerekir. Bilinçli olmak için de okumalıyız, araştırmalıyız, gündemdeki haberlerden ve dünyadaki son gelişmelerden haberdar olmalıyız. Her insan ilk önce kendi evinin önünü temiz tutmalıdır. Daha sonra zaten çevremiz de güzel olur, dünyamız da yaşanılır bir dünya olur.
Havayı, suyu ve toprağı
temiz tutmalıyız. Sularımıza, toprağımıza zehirli kimyasal atıklar atmamalıyız.
Bir kereden bir şey olmaz deyip yediğimiz çikolata ya da cips kabuklarını
sokaklara atmamalıyız. Boş yere su
israfı yapmamalıyız. Evde kullanmadığımız odaların ışıklarını kapatıp
oturduğumuz odanın ışığını yakmalıyız. Kullanmadığımız dondurucu ya da
buzdolaplarının fişini çekmeliyiz ve elektrik
tasarrufu sağlamalıyız. Su ısıtıcısı gibi elektrikli aletleri mecbur
olmadığımız sürece kullanmamalıyız.
Gelecek nesillere temiz bir çevre ve temiz bir dünya bırakmak
için elimizden gelen her fedakarlığı yapmalıyız. Gideceğimiz yer yakın bir
yerse arabamızı kullanmamalıyız ve gideceğimiz yere yürüyerek gitmeliyiz. Bunu
yaptığımız zaman taşıtlardan çıkan gazın zararlı etkilerinden havayı, çevreyi
korumuş oluruz. Böylece havaya karışan
fazla karbondioksiti azaltmış oluruz.
Çevremizi ve dünyamızı güzelleştirmek için tüketim çılgını insanlar olmamalıyız. İhtiyaç fazlasını maddi durumu olmayanlara vermeliyiz. Evimizde geri dönüşüme gidebilecek eşyaları atmamalıyız. Tek kullanımlık plastik tüketimini azaltmalıyız. Zehirli gaz salınımını azaltmalıyız. Doğada çözünebilen doğa dostu temizlik malzemeleri kullanmalıyız.
Bol bol ağaç dikmeliyiz, ormanlarımızın sayısını artırmalıyız. Pikniğe gittiğimiz yerleri kirletmemeliyiz ve yaktığımız mangalın ateşini söndürmeden oradan kalkıp gitmemeliyiz. Çevre dostu olmalıyız ve çevreyi kirletenleri uyarmalıyız. Çok sayıda katlı apartmanlar yapmak yerine çok sayıda yeşil alanların artmasını sağlamalıyız. Doğa dostu yakıtlar kullanmalıyız. Doğaya zarar veren yakıtları kullanmamalıyız. Güneş enerjisinden ve rüzgar enerjisinden yararlanmalıyız.
Çevremizi ve dünyamızı güzelleştirmek için doğamızı korumalıyız ve doğanın bize verdiği güzellikleri hunharca kullanmamalıyız. Nazım Hikmet Ran’ın da dediği gibi “Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçe yaşamasını bilmeliyiz.”
Doğan Cüceloğlu Hakkında Bilgi Veriniz.
Doğan Cüceloğlu Hakkında Bilgi Veriniz.
Prof. Doktor Psikolog yazar Doğan Bey, çocuklara olan sevgisi
ile tanınan, içinde insan sevgisini
derinden hisseden ve hissettiren büyük bir yazardır. “ En büyük ibadet
çocuklara yapılan hizmettir.” diyen yazarımız bilindiği gibi yakın bir zamanda
hayata gözlerini yumdu ve ülkemizin her bir insanını vefatı ile yasa boğdu.
Çünkü o gönüllere taht kurmuş muhteşem bir insandı.
Yüzündeki o tebessümünü ve “ah canımmm” deyişini asla unutmayacağız.
Mekanın cennet olsun büyük ve değerli insan.
Doğan Cüceloğlu hakkında bilgi:
·
*Doğan
Cüceloğlu 1938 yılında Mersin’in Silifke ilçesinde dünyaya gözlerini açmıştır.
·
*
11 kardeş olan Cüceloğlu ailenin en küçüğü olarak dünyaya gelmiştir.
·
*
Küçük yaşta (10yaşında) annesini
kaybeden değerli yazarımız daha o yıllarda “ Annen yoksa kimsen yok” diyerek
annesinin vefatına çok üzülmüş ve yoluna devam etmiştir. Abileri subay olduğu
için onların yaşadığı şehre gitmiş ve orada eğitimini devam ettirmiştir.
·
*
İstanbul Üniversitesi’nde okumuş ve psikoloji bölümünden mezun olmuştur. Mezun
olduktan sonra kendini geliştirmek ve alanında daha iyi olmak için Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmiş ve Illinois Üniversitesi’nde doktora yapmıştır. Doktorasını
algılama, düşünme ve iletişim alanlarında yapmıştır.
·
*
Amerika’da kendisi gibi doktora öğrencisi olan Emily ile tanışmış ve
evlenmiştir. Bu evliliğinden üç çocuğu
dünyaya gelmiştir. Ayşen, Timur ve Elif.
·
*
Daha sonra Türkiye’de Hacettepe ve Boğaziçi Üniversitesinde görev yapmıştır.
Fulbright bursu ile bir yıl kadar Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde ziyaretçi öğretim üyesi olarak çalışmalar yapmıştır.
·
*
Yazarın kırkı aşkın Türkçe ve
İngilizce bilimsel makalesi
yayınlanmıştır.
·
*
1996 yılından bu yana ülkemizde üniversite öğrencilerine, ana babalara,
öğretmenlere, iş adamlarına vb. seminerler vermiş, konferanslar vermiş, ve
atölye çalışmalarına ağırlık vermiştir.
·
*
İlk kitabının adı “İnsan İnsana” adlı olan eseridir.
·
*
Kıymetli yazar Doğan Cüceloğlu 1990
yılından bu yana Türk insanının duygu, düşünce ve davranışlarını bilimsel
psikoloji kavramları içinde inceleyen kitaplar yazmıştır.
·
*
Hayatının son anına kadar çalışmaktan ve insanına faydalı olmaktan bıkmayan bu
büyük ilim insanına Allah’tan rahmet dileriz. Nurlar içinde uyu gülen adam.
·
·
*
Yazarın eserleri şunlardır:
·
*
Başarıya Götüren Aile
·
*
Bir Kadın Bir Ses
·
*
Mış Gibi Yaşamlar
·
*
Damdan Düşen Psikolog
·
*
Derviş’in Aklı
·
*
İçimizdeki Biz
·
*
İçimizdeki Çocuk
·
*
Gerçek Özgürlük
·
*
Mış Gibi Yetişkinler
·
*
Geliştiren Anne Baba
·
*
Savaşçı
·
*
İnsan İnsana
·
*
İnsan ve Davranışı
·
*
Korku Kültürü
·
*Onlar
Benim Kahramanım
·
*
İletişim Donanımları
·
*Evlenmeden
Önce
·
*
Var mısın? ( Güçlü Bir Yaşam İçin Öneriler)
·
*
Öğretmenim Bir Bakar mısın?
Not: Doğan Cüceloğlu babası hakkında şunları söylemiştir:
Babamın 11. Ve en son
çocuğuyum. Her evladı için siyah kaplı bir okul defteri almış ve bu defterlere,
her bir çocuğunun doğumundan itibaren
hastalıklarını, okula başlamalarını ve onlarla yaşadığı gülünç olayları
kaydetmiş. Evlenen her çocuğuna kendi defterini verir ve “ Artık sen kendi
çocukların için defter tut” derdi. Benim siyah kaplı defterimin üzerine kırmızı
bir etiket yapıştırmış ve üstüne “11Doğan Cüceloğlu” yazmış. Defterimin ancak on
sayfası dolu. En küçük olmanın kaderi bu
olsa gerek. Doğum tarihim yazılmış. Babası Doğan Cüceloğlu için şunları
yazmıştır:
“ Yürür, gezer, kendi kendine oynar. Kimseye yük olmaz. Ben
hatırasını yazarken defteri okşar. Hiç darılmaya gelmez. Kötülükten almaz. İyiliği
sever. Anne anne deyişi pek sevimlidir. Ben hatırasını yazarken bana üzüm veriyor. Uğurlu evlat.”










