Satın Alınan Oyuncağın Mı Yoksa Emek Verilerek Yapılan Oyuncağın Mı Daha Değerli Olduğunu Düşünüyorsunuz? Neden?

Satın Alınan Oyuncağın Mı  Yoksa Emek Verilerek Yapılan Oyuncağın Mı Daha Değerli Olduğunu Düşünüyorsunuz? Neden?


Çocukların en sevdiği nesneler oyuncaklardır. Oyuncaklar sayesinde çocuklar hem öğrenir, hem eğlenir. Böylece gün içinde sıkılmamış olur. Özellikle de çocukların zeka gelişimine katkı sağlayan oyuncaklar onların daha dikkatli olmalarını, algılarının daha iyi gelişmesini sağlar. Satın alınan oyuncak benim için hazırdan geldiği için kısa süreliğine bana mutluluk verir.  Benim  için değerli olan oyuncak emek verilerek yapılan oyuncaktır. Özellikle de babamla birlikte kendi küçük atölyemizde günlerdir uğraşarak küçük bir araba yaptık. 


O arabanın yapılması o kadar çok zor olmuştu ki her işi ile tek tek uğraşmak hem sabır gerektiren bir eylemdi hem de zevkliydi. Çünkü kendimiz yapıyorduk ve arabanın her bir parçasının nasıl yapıldığını, tekerlerinin nasıl takıldığını tek tek görmek ve arabaya dokunarak kendime ait bir şey yapmak müthiş bir duyguydu. İnsanın anılarının olduğu, emeğinin olduğu her şey daha değerlidir ve daha güzeldir. Mesela o minik arabayı yaparken babamla birlikte konuştuğumuz konuları hatırlıyorum, yanlış parçayı yanlış yere taktığımız zamanki gülüşlerimizi hatırlıyorum . Bunlar bile bana büyük mutluluk veriyor. Çünkü her şeyinde alın teri var, sabır ve kararlılık vardı. Üç gün sonunda yaptığımız minik arabamız şimdi vitrinde. Onu ömür boyu saklayacağım. Çünkü ben yaptım.


 Babamın da katkıları ile yaptım bu arabayı. Onun için satın alınandan her zaman daha değerli olacak. Satın alınan şeyi her zaman alabilirim ama kendi elimle yaptığım şeyin zevkini o satın alınan araba bana ne yazık ki veremez. O yüzden kendi yaptığım oyuncaklar daha değerlidir.


Hz. Muhammed’in Veda Hutbesi’nden Yola Çıkarak Eşitlik ve İnsan Hakları Konulu Konuşma Örneği

 Hz. Muhammed’in Veda Hutbesinden Yola Çıkarak Eşitlik ve İnsan Hakları Konulu Konuşma Örneği


Sevgili Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed insanlar arasında hiçbir ayrım olmadığını Veda Hutbesinde şu sözleri ile dile getirmiştir:

“Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah tenli üzerinde, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur.” demiştir.


Sevgili öğretmenim, kıymetli sınıf arkadaşlarım!

Bilindiği gibi Yüce Allah hepimizi topraktan yaratmıştır. Topraktan yaratılan biz insanlar yine toprağa gideceğiz. Onun için ölümlü olan şu dünyada kimsenin kimseden en ufak bir üstünlüğü yoktur. İnsanlar eşittir. Kibir ve şımarıklık insana yakışmayan tavırlardır. İnsanlar arasında ayrım yapmak kişinin kendi acizliğinin göstergesidir. Büyüklenmek, ırk yarımı yapmak, ten ayrımı yapmak insana yakışmayan kötü davranışlardır.

 

Sevgili arkadaşlar!

Peygamber Efendimiz Hz Muhammed Mustafa, alemlere rahmet olarak gönderilmiş olan o  güzel insan her zaman  merhametten yana, insan haklarından yana olmuş, insanlar arasında ayrım yapılmaması gerektiğini vurgulamıştır. İnsan canlı ve ölümlü bir varlıktır. İnsanlar arasında ayrım yapmak, kendine göre guruplar oluşturup diğer insanları aşağılamak kişinin kendi küçüklüğünün göstergesidir. Tüm insanlar eşittir ve aynıdır. Asıl önemli olan ahlak olarak en üstün olanıdır. Güzel ahlaklı olan, güvenilir olan insanlar topluma örnek olan kimselerdir. İnsanlar arasında ırk ayrımı yapmak, dışlamak diğer insanların canını acıtmaya çalışmak günahtır ve İslam dinine de yakışmayan davranışlardır.


Sevgili dinleyiciler!

Özellikle  medeniyim, insan haklarına önem veriyorum deyip, eşitliği savunan kimi ülkeler ne yazık ki bu dedikleri ile çelişen ülkelerdir. Bu ülkelerde yıllarca siyahi kardeşlerimize yapılan ırk ayrımı onların kendilerini kötü hissetmelerine neden olmuştur. Mesela Almanya2da yapılan bir araştırmaya göre ülkede yaşayan siyah tenli insanlara günlük yaşam başta olmak üzere iş sahası, kiralık ev bulma gibi bir çok alanda  ırkçılık ve ayrımcılık yapıldığı ortaya konulmuştur. Özellikle de Amerika Birleşik Devletleri’nin değişmeyen sorunudur ırkçılık. Sırf siyah tenli diye yakın zamanda Amerikan polisi tarafından boğazına basılarak öldürülen masum insanın vebalini kim verecek. Nerde eşitlik, nerde insan hakları diye soruyorum. Açıktan savunulamasa bile ABD toplumunun önemli bir kesiminin hala ayrımcı zihniyete ve yabancı düşmanlığı fikrine sahip olduğu ifade ediliyor. ABD'de son yıllarda özellikle siyahilere yönelik polis şiddetinin cezasız kalması da ırk ayrımcılığının örnekleri arasında gösteriliyor.


Siyahi zanlıları orantısız şiddet kullanarak vuran beyaz polislerin çoğu zaman mahkemeye bile çıkarılmadan aklanması ülke genelinde geniş kapsamlı protestolara ve şiddet olaylarına neden oluyor. Oysa bizim dinimiz ırkçılığı yasaklıyor ve Efendimiz bunun doğru olmadığını Veda Hutbesi2nde çok güzel bir şekilde ifade etmiştir. İnsanlar eşit olarak doğmuştur ve kimsenin sırf farklı bir tenden diye eziyet görmesi zalimlikten başka bir şey değildir. Her insan hürdür, eşittir. Irk ayrımcılığına dur demeliyiz ve ırk ayrımcılığı yapan bu ülkeleri kınamaya devam etmeliyiz. Beni sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum.

 

Vefa, Cömertlik, Fedakarlık Konulu Atasözlerini Araştırınız.

 Vefa, Cömertlik, Fedakarlık Konulu Atasözlerini Araştırınız.


Vefalı olmak, cömert olmak, fedakar olmak iyi insanların, erdemli insanların özelliğidir. Bu güzel erdeme sahip insanlar aynı zamanda merhameti olan vicdanlı kimselerdir. Bu güzel değerlerden nasibini almamış kimseler henüz insan olma olgunluğuna ulaşmamıştır.

 

Vefa ile ilgili atasözleri sözler şunlardır:

“Elden vefa, zehirden şifa bekleme.”

“Eski dost düşman dost olmaz, yenisinden vefa gelmez.”

“Sevda geçer yalan olur, sonra sokar yılan olur.”


Cömertlik İle İlgili atasözleri şunlardır:

“Dilenci bir olsa şekerle beslenir.”

“Parası ucuz olanın kendisi kıymetli olur.”

“Mürüvvetsiz adam, suyu çekilmiş değirmene benzer.”

“Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler.”

Cömertle nekesin (cimri) harcı birdir.”

"Veren eli herkes öper."


Fedakarlık ile ilgili atasözleri şunlardır:

Adamakla mal tükenmez.

Az veren candan, çok veren maldan.

Aşığa Bağdat uzak (ırak) değil (gelmez)

El için ağlayan gözden olur.

Hasta ol benim için, öleyim senin için

Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez.

Ada bana, adayım sana

Kaya uçmazsa dere olmaz.

Dut kurusu ile yâr sevilmez

Baba oğluna bir bağ bağışlamış; oğul babaya bir salkım üzüm vermemiş

Hasta ol benim için, öleyim senin için

Her sakaldan bir tel çekseler köseye sakal olur.

“Ağaç, Geçmişi Geleceğe Bağlar. Size Sabrı Öğretir. Beraber Yaşamanın, Faydalı Olmanın Zevkini Verir.’’ Sözü İle Kompozisyon

 “Ağaç, Geçmişi Geleceğe Bağlar. Size Sabrı Öğretir. Beraber Yaşamanın, Faydalı Olmanın Zevkini Verir.’’ Sözü İle Kompozisyon

 

İnsan olarak elimizden hiçbir şey gelmiyorsa en azından bir ağaç dikerek gelecek nesillere bir fidan, bir ağaç hediye etmiş oluruz. O ağaç zamanla büyür ve o ağacın gölgesinde çocuklar  serinler, oyuna ara verdiklerinde dinlenir, susuz kaldıklarında dalındaki meyvelerden koparıp onları zevkle yerler ve o ağacı diken kişiye rahmet okurlar. “Ağaç, geçmişi geleceğe bağlar. Size sabrı öğretir. Beraber yaşamanın,  faydalı olmanın zevkini verir.” der Marcel Prevast.

 

Ağaç geçmiş ile gelecek arasında bir köprüdür. Geçmişte o ağacı diken insanın alın teri, emeği, kararlığı, sabrı ve inancı vardır o ağaçta. O ağaç büyüyüp koca yetişkin bir ağaç olduğu zaman gelecek nesillerin yuvası olur, tabiat ananın koruyucusu, dengesi olur. O ağaç ya da ağaçlar sayesinde tabiatımız daha güzel bir görünüme kavuşur. Ağaç bize sabırlı olmayı öğretir. Bir ağacın önce tohum sonra fidan olması ve sonra koca bir ağaç olması için yılların geçmesi gerekir. Bu da büyük bir sabrın sonucunda gerçekleşir. Ağaç dikmek insanlığa katkı sağlamak, doğaya katkı sağlamak demektir. Büyük bir emek ve sabır sonucunda büyüyen ağaçlar ormanlara dönüşür ve ormanlar da yurdumuz olur. Ağaç bir vatanı vatan yapar. Onlar sayesinde yeşile gözümüz doyar, hava temizlenir ve karnımız doyar. O ağaç sayesinde doğanın doğal dengesi bozulmaz.

 

Ağaç insana birlikte yaşamanın, birlikte paylaşmanın güzelliklerini öğretir. Bizi mutlu eden ve bize dayanışmayı, birlikte yaşamanın zevkini yaşatan ağaçlara sahip çıkmalıyız. Onlara zarar vermemeliyiz. Özellikle de yaş olan ağaçları kesen kişilere gereken cezalar verilmelidir.

Ağaçların Önemi İle İlgili Atasözü , Özdeyişler ve Anlamlarını Bulunuz.

 Ağaçların Önemi İle İlgili Atasözü, Özdeyişler ve Anlamlarını Bulunuz.


Ağaçlar gölgesinde oturup güneşten aşırı sıcaklığından bizi koruyan ve bizi serinleten, dallarındaki meyveler bizim karnımızı doyuran, kökleri sayesinde suyu tutan, yeşil renkleri ile doğaya renk katan ve doğanın muhteşem görünmesini sağlayan güzelliklerdir. Ağaçsız bir yer kurak bir yerdir ve çoğu güzelliklerden mahrumdur.

Ağaç ile ilgili atasözleri ve anlamları şunlardır:

Ağaç yaşken eğilir: Kişinin en çok öğreneceği yaşlar küçük yaşlarıdır. Onun için çocukları küçük yaşta eğitmek en güzelidir yoksa ileride onları yönlendirmek ve onlara şekil vermek daha zor olacaktır.

Ağaca beşikten mezara muhtacız: Hayatımızın her aşamasında ağaca gereksinim duyarız. Bu nedenle ağaçlarımızı iyi korumalıyız.

Ağaçtan maşa, aptaldan paşa olmaz:  Ağaç ateşe dayanıklı olmadığı için, maşa olamaz. Aptal kimsede de beceriksiz ve  yeteneksiz olduğu için yöneticilik yapamaz.

Ağacın meyvesini ye, kabuğunu soyma: Kabuğu soyulan ağaç kurur ve meyvesinden yararlanılamaz.

Ağaç yaprağı ile gürler:  Ağaca canlılığı, verimliliği ve güzelliği yaprakları sağlar. İnsan yalnız başına bir hiçtir. Ancak olumlu insanların arasında başarılı olur, sevilir ve beğenilir. İnsanlar ancak, akrabaları, yakınları ve arkadaşları ile  birlikteyken değerli ve güçlüdür.

Ağaç kesen baş keser: Ağacı yaşken eğebiliriz ama kuruyunca ağaç eğilmez ve kırılır. İnsanlarda küçük yaşlarda eğitilir. Çocukluk, gençlik zamanlarında eğitilmeyen bir kimseyi kötü alışkanlıklar edindiği zaman eğitmek zor olur. Yaş olan ağaçları zalimce kesen kişi insan öldürmüş gibidir. Çünkü yaş olan ağaçların yaşaması ve doğaya katkı sağlaması gerekir. Oysa yaş kesmek çok canice bir davranıştır. Onun için yaş kesen baş keser demiştir atalarımız.


Ağacı içinden kurt yer: Zararlı şeyler ağacı daha çok içinden kemirir, çürütür.

Ağaç kökünden yıkılır: Temelinden köklü değişiklikler olmadıkça, bir düzen bozulmaz, düzenin yıkılması, temelin yıkılmasıyla olur.

Ağaç ucuna yel değer, güzel kişiye söz değer:  Ağaç, doğadaki diğer nesnelerden yüksek olduğu için rüzgara açıktır. Güzel olan kimse de  diğer kimselerden farklı olduğu için ilgi odağıdır ve kıskanılır.

Ağaca balta vurmuşlar “sapı bedenimden” demiş: Kişiye en büyük kötülük, nankör ve vefasız yakınlarından gelir.

Ağaç, meyvesi olunca başını aşağı salar: Erdemli, bilgili insan  okudukça, öğrendikçe daha mütevazi olmaya başlar ve alçak gönüllü olur.

Ağaç ne kadar uzarsa göğe eremez: Ağaç ne denli uzarsa uzasın, doğada bir nesnedir sadece. Ağaç tek başına doğanın tümü olamaz.

Ağaç ile kabuk arasına parmak sokulmaz: Ağaçla kabuk kaynaştıkları için, arasına parmak sokulması imkansızdır.


Ağaç kapı kapandıysa altın kapı açlılır: Kapılar temelli kapanmaz. Bir kapı kapanırsa başka kapı açılır.

Ağaç yumuşağını kurt yer: Zararlı böcekler, ağacın en çok yumuşak yerlerine zarar verir.

Ağaca (taşa) çıkan keçinin dala bakan (ağaca çıkan) oğlağı olur: Küçükler büyüklerden gördüklerini taklit ederler.

 

Ağaç İle İlgili Özdeyişler ve Anlamları  Şunlardır:

“Bir kimse bir ağaç dikerse Allah, o ağacın meyvesi kadar o kimseye sevap yazar.” (Hz.Muhammed): Efendimiz ağaç dikmenin ne kadar önemli ve büyük bir değer olduğuna dikkat çekmiştir. Yetiştirdiğimiz ağaçlar binlerce kişiye hatta milyonlarca kişiye katkı sağlayabilir. O ağacın meyvesinden yoldan geçen aç biri yiyebilir, gölgesinde biri serinleyebilir. Onun için ağaç dikmek sevaptır ve değerli bir eylemdir.

 

“Bir ulusun uygarlık düzeyi, üzerinde yaşadığı toprakları ağaçlandırmasıyla ölçülür.”( Franklin Roosevelt): Bir millet ağaçlara, doğaya değer veriyorsa o millet gerçekten uygar bir millettir. Çünkü ağaçtır insanlara katkı sağlayan, doğanın dengesini koruyan ve bizi mutlu eden, karnımızı doyuran. Yaşadığımız toprakları yaşadığımız sürece korumalı ve her zaman ağaç dikmeye devam etmeliyiz. Ağaç dikmek hepimizin görevi olmalı ve gelecek nesiller için gür ağaçlar bırakmalıyız ki çocuklarımız gölgesinde serinlesin, meyvelerinden doya doya yesin.

“Ağaç büyük bir armağandır. Canlıyken gölge verir, çiçek verir; öldüğünde de kerestesini.” (Christian Jacq ): Ağaç bizler için büyük bir hediyedir. Canlıyken insanları gölgesinde serinletir, öldüğünde ise sanayiye katkı sağlar, evlerde yakılan sobaya ısıtılarak ısınmamızı sağlar. Yani ağacın sağlıklısı da faydalıdır ölüsü de. Onun ağaçların kıymeti bilinmelidir.


“Bağa geliniz, yeşil giymiş tabiatı seyrediniz. İçiniz açılır, ruhunuz neşe bulur.” (Mevlana): Yeşilin içine girdiğimiz zaman ruhumuz açılır ve insanın içi neşe ile dolar. Onun için gezmeliyiz bağları, dağları, yeşil olan her yeri. Tabiat ana bize her zaman kucağını açar yeter ki bizi onu sevelim ve ağaçlarımızı koruyalım.

“Yeşil görmeyen gözler renk zevkinden yoksundur. Burasını öyle bir ağaçlandırın ki, kör bir insan dahi yeşillikler arasında olduğunu anlasın.”  Mustafa Kemal Atatürk): Yeşil görmeyen kişilerin bir zevki yoktur der Mustafa Kemal. Yeşilliklerin olduğu yer  insanların içini açar ve ruhumuzu aydınlatır. Yeşil demek cennet demektir, mutluluk demektir. Temizlik demek, bereket demektir. Onun için de Atatürk kurak olan yerlerin yeşil ile kaplı olmasını, ağaçlandırılmasını istemiştir. Yeşil alanda görmeyen bir insan bile o yeşil alanların kokusundan, orada esen rüzgardan nasibini alır ve bu muhteşem doğa kokusunu doya doya içine çekerek mutlu olur.


“Ormanımda bir dalı kesenin başını keserim.” (Fatih Sultan Mehmet): Büyük kumandan Fatih Sultan Mehmet Han’ın ağaçlara karşı ne kadar hassas bir ruha sahip olduğu anlatılmaktadır. Bir dal demek yurdun bir parçası gibidir. Onun için ağaç kesene büyük ceza veririm demiştir ve bu ceza da kişinin hayatı olmuştur.

 

"Bahçelerde ağaç olmalı insanda ideal. Eğer bahçede ağaç yoksa meyve de yoktur. İnsanda ideal yoksa geleceği yoktur. " (Necip Fazıl Kısakürek): Bahçeler ağaç ile renklenir  ve güzel olur. İnsanlar da amaçları olduğu zaman, üretken olduğu zaman daha güzel ve daha faydalı kişiler olur.

 "Bir derdin varsa açabilirsin ağaçlara, ağaç yaprak verir, sır vermez rüzgara.” (Cahit Sıtkı Tarancı): İnsan derdini, sıkıntılarını bir ağacın altında ağaca anlatabilir, doğaya anlatır ve bu sayede iç huzuruna kavuşur. Çünkü doğa bizim , ağaçlar bizim en yakın dostumuzdur.

Ağaç dikmek, yapabileceğimiz şeyler arasında bencillikten en uzak olanıdır. Dünyaya çocuk getirmekten de saf bir eylemdir o. (Thorton Nıven Wılder):  Ağaç dikmek sadece kendi faydamıza bir eylem değildir. Bizden sonraki nesiller için de faydalıdır ve onun için ağaç dikmek bencillikten uzak bir davranıştır. Hatta dünyaya çocuk getirmekten de saf bir eylemdir. Çünkü dünyaya getirdiğimiz çocukları bile sevmek, onlarla vakit geçirmek için yaparız. Oysa ağaç diken en masum olanı ve  en biz olanıdır.


Ağaç geçmiş ile gelecek arasında birer köprü görevi üstlenir. ( Marcel Prevast.): Ağaç geçmiş ile gelecek arasındaki bağdır. Dedelerimizin bize bıraktığı anıları, alın teri, göz yaşları, mutluluğudur. Onun için ağaçlara sahip çıkmalı ve onları korumalıyız.

  “İyi bir ağaca sarılan, gölgesiz kalmaz.” (Miguel de Cervantes): İyi ve güzel bir ağacın gölgesi de çok olur onun için iyi bir ağaca sarılmak ve o ağaca zarar vermek bizim faydamıza olur.

 Enine boyuna düşünecek olursak aslında her yeşil ağaç, altın ya da gümüşken olabileceğinden daha muhteşemdir. (Martın Luther): Ağaç hepimize fayda sağlar ve hepimizin geleceği, yaşama sebebidir. Yeşil olan ağaç her şeyden daha değerlidir.

"Sol Ayağım " Kitabı İle İlgili Test Soruları

 Sol Ayağım Kitabı İle İlgili Test Soruları


1) Christy’in yazdığı ilk harf aşağıdakilerden hangisidir?

A) A

B) B

C) C

D) D

 

2)  “Onun  geri zekalı olmadığını biliyorum. Onun sorunu vücudunda, beyninde değil.” diyen kişi kimdir?

A) Çocuğun babası

B) Çocuğun annesi

C) Çocuğun ablası

D) Çocuğun dayısı

 

3) Christy  başlarda canının çok sıkılmasının sebebi nedir?

A) Annesinin hayatını kaybetmiş olması

B) Babasının hayatını kaybetmesi

C) Kardeşlerinin onunla dalga geçmesi

D)  Engelli olduğu için kendini dış dünyadan soyutlayıp içe kapanması

 

4) Aşağıdakilerden hangisi Christy’in kendi tanıtırken söylediği sözlerden biri değildir?

a) Çarpık ağızlı olması

b) Homurdanarak konuşması

c) Ellerinin düzgün olmayışı

d) Kulağının duymaması

 

5) Aşağıdakilerden hangisi çocuğun kardeşlerinden biri değildir?

A) David

 

B) Peter

C) Tony

D) Lily


 

6) Christy’in harfleri öğrenmeye başladıktan sonra yazdığı ilk sözcük aşağıdakilerden hangisidir?

A) Abi

B) Anne

C) Baba

D) Doktor

 

7) Christy kaç yaşında kendi akranları ile kardeşlerinin de sayesi ile arkadaş olmuştur?

A) 7

B) 8

C) 9

D) 10

 

8) Aşağıdakilerden hangisi Christy’in kendi duyguları ile ilgili bir şey değildir?

A) Kendini beğenmemektedir.

B) Çarpık ağzım var kimse beni elbette beğenmez demektedir.

C) Arada sırada kardeşlerinin normal olmasını kıskanmaktadır.

D) Aşık olduğu kızların kendisine acımadığını bilmektedir.


 

9)  Çocuğun evlerindeki en önemli şey nedir?

Kitap okuma saatleri

Baba ile oyun oynama saati

Yemek yeme saati

Meyve yeme saati


10) Christy kendi bindiği engelli arabasına hangi adı vermiştir?

A) Henry

B ) Kırmızı canavar

C) Aslan parçası

D) Benim dünyam

 

11) Christy’in canını acıtan ve düşünmeye çalıştığı şey nedir?

A) Kardeşlerinin ona yediği meyvelerden vermemesi

B) Dışarı çıktığında insanların ona tuhaf gözlerle komik bir şekilde bakmaları

C) Babasının ona karşı acımasız olması

D) Annesinin ona bazı günler dayak atması

 

12) Christy’in abisinin arkadaşı abisine dönerek Christy için şunu demiştir: “Ona acıyorum.” Bunun üzerine Christy’ın abisi o çocuğa ne yapmıştır?

A) Ona tokat atmıştır.

B)  Onu yola doğru sertçe itmiştir.

C) Bende kardeşime acıyorum demiştir.

D) Gülmeye başlamıştır.

 

13) Christy’in yeni arabasının adı nedir?

A) Sylvester

B) Mike

c) Michail

D) Kuzgun

 

14) Christy hangi alanda çok becerikli bir çocuktur?

A) Müzik aleti çalmada

B) Resim yapmada

D) Geometri alanında

D) Matematik alanında

 

15) Christy’in hayatında gördüğü ve hayatını değiştirecek olan en güzel kız kimdir?

A) Delahunt

B) Lily

C) Komşu kızı

D) Jenyy

 

16) Engelli insanların en sevmediği şey aşağıdakilerden hangisidir?

A) Yardım istediklerinde insanların ona yardım etmesi

B) İnsanların onlara a kendisi olduğu için değil  engelli olduğu için acıması ve sevmeye çalışması

C) Çevrenin onlara göre düzenlenmiş olması

D) Devletin onlar için aylık para vermesi

 

17) Christy için küçük bir ev yapılmasına öncü olan ve onun o evde daha rahat fizik tedavi hareketlerini yapması için elinden gelen her türlü fedakarlığı yapan kişi kimdir?

A) Annesi

B) Dedesi

C) Büyük annesi

D) Babası


 

18) Christy her şeyini sol ayağı ile yaparken  ve bu ayağı onun her şeyi iken doktor ona tedavinin iyi geçmesi için “Sol ayağını kesinlikle bu süreçte kullanmayacaksın demiştir? Doktor neden böyle bir şey demiştir?

A) Christy’in daha kötüye gitmesi için

B) Christy’i hiç sevmediği için

C)  Christy sol ayağını kullanmaya devam ederse yürüyemez, konuşamaz ve ellerini kullanamazdı.

D) Sol ayağı çok şekilsiz olduğu için.

 

19) Christy’in en sevdiği ve kitaplarını çokça okuduğu yazar kimdir?

A) Dickens

B) Tolstoy

C) Ömer Zülfü Livaneli

D) Shakespeara

 

20) Engeline rağmen bir kitap yazmayı başaran, her şeye rağmen hayata küsmeyen ve başarıları ile kendisini ve çevresini mutlu eden Chrısty2e bu yolda en çok yardım eden ve kırmızı gülleri en çok hak eden değerli kişi kimdir?

A) Babası

B) Dedesi

C) Doktor

D) Annesi

 

21) Doğuştan beyin felci ile sakat kalmış olan kimdir?

A) Paddy

B) Tony

C) Chrısty

D) Peggy

 

22) Bu kitaptan çıkaracağımız sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

A) Engelli insanlar hiçbir şeyi başaramazlar.

B) Asıl engel paranın olmayışıdır.

C) Sevgi, fedakarlık, sabır ve kararlılık olan bir evde engelli olsa bile o engeller aşılabilir.

D) Engelli olmak kişinin hayatının hep kötü geçeceği demektir.

 

23) Bizleri koşulsuz seven ve bizim için her türlü fedakarlığı en çok yapan kişi genelde kimdir?

A) Anne

B) Baba

c) Öğretmen

D) Doktor

 

24)  Aşağıdakilerden hangisi Sol ayağım kitabı ile ilgili bir çıkarım olamaz?

A) Büyüleyici ve eğlenceli

B) Kötümser ve sonu hiç iyi bitmeyen bir kitaptır.

C) Okuyucuya ilham veren bir kitaptır.

D) Bir cesaret hikayesidir.

 

25)  İnsanı başarıya götüren şey nedir?

A) Zeka ve cesaret

B) Yerinde yatmaya devam etmek

C) Başkalarını kopya etmek

D) Kendini başkaları ile kıyaslamak

 

 

 

Cevaplar:

1. a   2. b   3. d  4. d  5. a 6.b  7. a  8. d  9. c  10. a  11. b  12. b  13. a   14. b   15. a  16. b   17.a   18. c   19. a   20. d  21. c   22. c   23. a  24.b  25. a

“Ağaç Kapı Kapandıysa Altın Kapı Açılır.” Atasözü İle İlgili Kompozisyon Yazınız.

 

“Ağaç Kapı Kapandıysa Altın Kapı Açılır.” Atasözü İle İlgili Kompozisyon Yazınız.


Kapılar temelli kapanmaz. Allah bir kapıyı kapatırsa bir gün gelir başka bir kapıyı açar. Fırsatlardan biri kaçarsa başka fırsatlarda önümüze çıkabilir. Onun için hayattan umudumuzu kaybetmemek gerekir. Hayatımızda bazen iyi günler olabilir bazen kötü günler. İnsan olduğumuz için her şey bizim içindir.


Bazen işlerimiz rast gitmeyebilir. İstediğimiz şeyler için çok emek etmiş olsak bile elimize geçmeyebilir. O zamanki işlerimizi çözüme kavuşmadı diye, yüzümüze kapılar kapandı diye hayata küsmek de doğru bir şey değildir. Çünkü o kapanan kapının belli bir nedeni vardır. Bazen kötü gibi görünen şeyler bizim için hayır da olabilir. Onun mutlaka sabırla işlerimize devam etmeliyiz. İnsanı hayata bağlayan en güzel şey umuttur. O umutlara dört elle sarılmalıyız ve kimi umutlarımız gerçekleşmese bile yeni hayaller kurmaya devam etmeliyiz. İşte bunları yaptığımız zaman karşımıza aydınlık yollar, altın kapılar açılacaktır.


İşte zaman da sabrımızın, kararlığımızın ve umudumuzun ekmeğini tadını çıkara çıkara yemeye, eğlenmeye başlayacağız. Bunun için de atalarımız “Ağaç kapı kapandıysa, altın kapı açılır.” diyerek yaşama sıkı sıkıya tutunmamız gerektiğini, sabredin, o sabrın karşılığını daha güzeli ile alacaksınız demek istemiştir. Umudu olmayan insan da yaşama sevincini kaybetmiştir zaten. Umut kaybetmek yok, aramaya ve çalışmaya devam etmek insana yakışır.

Kendinizi Engelli Bir Bireyin Yerine Koyarak Hikaye Yazınız.

 Kendinizi Engelli Bir Bireyin Yerine Koyarak Hikaye Yazınız.


O sabah yine can sıkıntısı ile kalkmıştım yerimden. Elim ayağım tutmuyor gibiydi. Gerçi gerçekten de ellerimde ve ayaklarımda doğuştan bir engelim vardı. Ellerim yamuk yumuk ayaklarım çarpıktı. Kendimi hiç beğenmiyordum. Diğer kardeşlerimin hiçbir engeli yoktu ama ben annemin karnından böyle doğmuştum. Bazen aynaya baktığımda kendimden nefret ediyordum. Çok düzgün yüz hatlarım vardı ama zihnim karmakarışık ve mutsuzdu. Kendimi ve hayatı sevmiyordum. Engelli olduğum için herkesin benden nefret ettiğini düşünüyor ve geceleri odama geçince yatağımın altında gizli gizli saatlerce ağlıyordum. Benim adım  Umut. Annem koymuş adımı. Engelli olduğumu görünce belki bir umut ileride iyileşirim diye düşünmüş bana hep sevgi ile bakmış, beni diğer kardeşlerimden ayırmamış.


 Sekiz kardeşiz. Beşi erkek üç kızı olmak üzere kalabalık bir ailede Kayseri’de dünyaya gelmişim.  Başlarda çok üzülmüş annem ama daha sonra alışmış benim böyle olmama.  Bu arada annemi ve babamı tanıtayım. Annemin adı Gül babamın adı i  Mustafa.  Annem ev hanımı babam ise boyacı. Gittiği yerlerdeki evleri boyar, kazandığı para ile de bize bakmaya çalışır benim kıymetli babam. Bazen çok yorgun gelir eve bana göz kırparak ve içten gülümseyerek geçer odasına. Annem hemen onun yemeğini koyar, diğer kardeşlerim ilgilenir ve sonra da benimle ilgilenirdi. Bazı günler canım çok sıkılıyor ve engelli olduğum için hayattı sevmiyorum ama yaşamak, nefes almak yine de güzel. 


Çünkü beni seven bir ailem var ve onar bana hep sevgi ile baktı. Annem bir gün olsun bile suratını asmadı bana. Hep sabırlı ve şefkatli biri annem. Farklı biriyim dedim ya.  Ben farklı olduğum için kardeşlerim bana yardımcı olmaya çalışırdı ama onların bana acıyan gözlerle bakmasını istemezdim. Çünkü ben acınacak biri değildim. Ben de onlar gibi insandım ama sadece farklı ve özeldim. Onların beni ben olduğum için sevmesini ve benimle ilgilenmelerini isterim. Annem onlar gibi değil o bana daha farklı gözle bakıyor ve benim her şeyi başaracağıma inandığı için çocukları yatırdıktan sonra bana da zaman ayırır ve bu sayede bana okuma yazmayı öğretti. Önceleri elimi kolumu hiç iyi kullanamıyordum ve annem internetten izlediği fizik tedavi egzersizlerini bana öğretti ve zamanla ben de yazı yazmaya başladım, annem okumayı da öğretti ve artık hayatım daha neşeli hale geldi. Her ne kadar normal insanlar gibi olmasam da okuyorum, yazıyorum, çiziyorum ve zihnim bir şeylerle meşgul. 


Artık hayatı seviyorum ve kardeşlerim de bana acır gibi değil gerçekten beni sevdiği için bana güzel gözlerle bakmaya başladılar ve benim azim ve kararlılığıma hayran kaldılar. Engelimizi ne olursa olsun yeter ki sizi sevenler olsun  ama sizi koşulsuz sevenler olsun ki hayatınızdaki büyük engeller aşılsın. Çünkü en büyük engel sevgisizliktir. İşte ben sevgi ile bugün okula gidiyorum, yazıyorum, arkadaşlarımla iyi iletişim kurabiliyorum ve mutluyum.

“Fakir Bebeğin İçemediği Sütü Zenginin Köpeği İçiyorsa; Bana Adaletten Bahsetmeyin.” Sözü İle İlgili Kompozisyon

 

“Fakir Bebeğin İçemediği Sütü Zenginin Köpeği İçiyorsa; Bana Adaletten Bahsetmeyin.” Sözü İle İlgili Kompozisyon

 

Günümüz dünya sorunlarından bir tanesi de açlık sorunudur. Ne yazık ki dünyada herkese yetecek kadar yiyecek, içecek varken hala bir yerlerde bazı çocuklar, gençler, yetişkinler açlıktan ölmekte ve dünyada buna seyirci kalmaya devam etmektedir. Özellikle de Afrika'daki ülkelerde açlık sorunları ile mücadele eden çocukların açlıktan karınları şişmiş, bedenleri bir iskelet gibi olmuştur. Yeterli ve dengeli beslenemeyen bu masum çocuklara dünya insanları olarak çok şey borçluyuz. Kimi gönüllü elçiler bu insanlar için, bu güzel çocuklar için ellerinden geleni yapmaya çalışsa da ne yazık ki bu yeterli olmamaktadır.


Herkesin bu konu üzerine kafa yorması gerekir. Bu işi sadece yetkililere bırakacak olursak sorun tamamen ortadan kalmaz. “Fakir bebeğin içemediği sütü zenginin köpeği içiyorsa; bana adaletten bahsetmeyin.” der  Paul Samuelson. Gerçekten de öyledir. Hayvanlar  öyle ya da böyle doğada insanlar ona bir zarar vermediği sürece karınlarını doyurmaya çalışır, çünkü hayvanların doğası arayış içinde olmak ve kendi ihtiyaçlarını doğanın ekolojik dengesi içinde giderebilmektir. Çünkü onların da kendilerine göre bir iç güdüsü vardır. Oysa küçük bir bebeğin ne dili vardır, ne de doğadan kendi başına bir şey elde edebilmesi. O küçük bebek, o insan olan bebek yine başka bir insana ihtiyaç duyacaktır. Onun için çocuklar aç kalmamalıdır, çocukluklar göz göre açlığa mahkum edilmemelidir. Önce yoksul çocuklar, önce aç olan çocuklar doyurulmalı, yeterli ve dengeli beslenebilmelidir. Daha sonra yine hayvan sevgisi olmaya devam edilmeli, yine sokak hayvanlarına kucak açılmalı ve elbette onlara da iyilik edilmeli ve onlarında aç kalmaması sağlanmaya çalışılmalıdır.

Eğer çocuklar açlıktan ölüyorsa ve zenginin köpeği süt içebiliyorsa burada adalet denen şeyden bahsedilemez. Çünkü adaletin olduğu yerde insanoğlu aç kalmaz, bebekler açlıktan hayatını kaybetmez ve insan onuruna yakışmayacak trajediler yaşanmaz. Önce insanı yaşatalım ki yaşayan insanlar da o masum hayvanları yaşatmaya ve sevmeye devam etsin.

 

“Evi Delikli Baca, Milleti Hacı İle Hoca Yıkar.” Atasözü İle İlgili Kompozisyon

 “Evi Delikli Baca, Milleti Hacı İle Hoca Yıkar.” Atasözü İle İlgili Kompozisyon


Evin bir yanında açılan delik zamanla büyür ve yıkılmasına neden olur. Hacı ile Hoca da tutucu ve bilgisiz olursa, insanları yanlış yönlendirir ve zarar görmelerine sebep olur. Onun için her Hoca sandığımız insanları aydın kimseler olarak görmemeliyiz ve böyle insanlara karşı dikkatli olmalıyız. Elbette toplum içinde mesleğini yapan her insan çok iyi değildir. Her meslek dalında kötü insanlar çıkacağı gibi Hocalık mesleğinde de cahil kimseler vardır. Böyle kimseler kafalarından uydurduğu bilgiler ve yöntemler ile insanları kandırır.


Özellikle de bizim toplumda Hacı Hoca ayağından sapık kimselere giden ve hayatlarını mahveden cahil kimseler çoktur. Bunlar batıl inançlara inanan, hocanın kendine şifa bulacağını sanan ve Hocadan medet uman bu kimseler daha sonra büyük hayal kırıklığı yaşamaktadır. Böyle kimselere kanan kişiler de genelde cahil kimselerdir. Hacı ya da Hoca sandığımız kişilerin insanlıkla alakası olmadığı, ahlaksız işler peşinde koştuğu da görülebilir. Elbette çok iyi hocalarımız vardır ve bunlar her hareketi ile topluma önderlik eden örnek kimselerdir. Böyle Hocalarımız da insanlığa faydalı işler peşindedir ve Allah’ın kitabını elinden geldiğince bize anlatmaya çalışırlar ve kendi yaşamlarında da güzel ahlaklı kimselerdir böyleleri.


 Buradaki sözümüz aydın ve kendini geliştirmiş hocalara değildir. Kendini Hoca kılıfı altında her türlü pisliği yapan ve insanların yaşamını mahveden hocalar vardır. İşte böyle tehlikeli ve cahil insanlardan kendimizi, çocuklarımızı, sevdiklerimizi korumalıyız ve onların her sözüne inanmamalıyız. Merak ettiğimiz konuları kendimiz okumalı, araştırmalı ve sorgulayarak öğrenmeye devam etmeliyiz. Evimizi, çevremizi, toplumumuzu yıkıcı etmenlerden korumalıyız.


Hatta bu atasözü ile ilgili yakın anlamlı şu atasözü de vardır. “Hacı hacı olmaz gitmekle Mekke'ye, dede dede olmaz gitmekle tekkeye.” Yani önce iyi bir insan olmalıyız ve hayatımızla başka insanlara örnek olmalı, güzel ahlaki kendimize rehber edinmeliyiz, her gördüğümüz Hoca sanmamalı, yalancı hocalardan kaçınmalıyız.