Bu Zamana Kadar Gezmiş Olduğunuz En Güzel Yer Neresiydi, Gerekçeleriyle Anlatınız.

 Bu Zamana Kadar Gezmiş Olduğunuz En Güzel Yer Neresiydi, Gerekçeleriyle Anlatınız.


İnsan farklı yerleri gezip görmek ister. Gördüğümüz her yer bizde bir izlenim bırakır ve bizim kendimizi daha çok geliştirmemizi ve daha mutlu olmamızı sağlar. Bu zamana kadar gezmiş olduğum yerler arasında en beğendiğim yer İzmir’di. Yaz tatilinde İzmir’e gittiğimde iklimini, yeşil alanlarını, denizi çok sevdim. Çünkü doğal ve ilgi çekici bir şehirdi. Konak Meydanı ve Gündoğan Meydanı çok güzel yerlerdi. İzmir Saat Kulesi, Efes Antik Kenti, Kemeraltı Çarşısı,  İzmir Kültürpark,İzmir Arkeoloji Müzesi, Foça’da deniz kıyıları gezip gördüğüm en güzel yerler arasındaydı.

 

Özellikle de sabah erken saatlerinde simidini ve çayını alıp vapurla gezmeye çıkmak, denizi seyretmek, denizin kokusunu içine çekmek güzel bir uygudy. Başta ağır gelen deniz kokusu daha sonra bana ferah bir koku olarak gelmişti.  Balçova’da teleferiğe binerek çok mutlu olmuştum. Teleferiğin olduğu yer ormanlık bir alandı ve aynı zamanda o yerde akşam saat altıya kadar doya doya yürüyüş yapabiliyorduk. Alsancak güzel bir yerdi. Kordon boyu deniz kenarında yürümek, kalabalık insanlara eşlik etmek  ve İzmir’in kendine özgü yemek ve tatlılarını tatmak güzel bir yerdi. İzmir Doğal Yaşam Parkındaki hayvanları gördüm ve hayvanat bahçesi kocamandı.

 

Oraya gitmek de beni ayrı mutlu etti. Ayrıca ulaşım kolay, eğitim alanında kendini geliştirmiş, sağlık alanında gelişmiş bir şehirdi. İnsanları çok kibardı. Mesela kadınlar araba kullanırken erkekler hem yol veriyordu ve bu benim çok hoşuma gitti. Güzel bir gezi ve en beğendim şehirdi İzmir.

Mezun Olunca Nasıl Bir İşte Çalışmak İsterdiniz, Gerekçeleriyle Anlatınız.


 Mezun Olunca Nasıl Bir İşte Çalışmak İsterdiniz, Gerekçeleriyle Anlatınız.


İnsanların ilgi ve isteklerine göre sevdiği meslekler vardır. Ben ileride iyi bir beyin cerrahı olmak istiyorum Beyin cerrahı olmak istiyorum çünkü insan yaşamını kurtarmak ve insanları Allah’ın da izni ile hayata döndürmek bana çok kutsal bir görev gibi geliyor. Ayrıca bilim yolunda, tıp alanında kendimi geliştirmek ve dünyada sayılı beyin cerrahlardan biri olmayı istiyorum. Dikkatli biriyim ve ekiple çalışmayı severim. Sorumluluk almayı seven, uzun süre çalışmaktan sıkılmayan, insanlarla iyi iletişim kuran biriyim.


Yabancı dile yatkınlığım var, matematik ve fen bilimlerini de çok sevdiğim için sayısal bölümden sınava girip iyi bir doktor olmak istiyorum. Beynin içini merak ediyorum, beyni kontrol eden merkezlerin benin neresinde olduğunu görmek istiyorum. Ülkemin insanlarına elimden geldiği kadar hizmet etmek istiyorum ve vatanıma, milletime bağlı bir doktor olmak istiyorum. Beyin cerrahının görevinin şudur: , tümörleri çıkarmak, kronik ağrıyı gidermek, yaraları, damar bozukluklarını, parkinson ve epilepsi gibi hastalıkları tedavi etmek için beyin, omurilik ve periferik sinirler üzerinde ameliyat yapar.


 Üniversite hoca olarak kendimi geliştirmek ve profesör doktor olmak istiyorum. Böylece  kendimi geliştirerek geleceğin doktorlarına da eğitim vermek ve onları da iyi eğitmek istiyorum. İnşallah çok çalışarak iyi bir beyin cerrahı olurum ve insanlara, hayata umut olurum.

Teknolojinin Kazandırdıkları ve Kaybettirdikleri Hakkında Düşüncelerinizi Belirtiniz.


 Teknolojinin Kazandırdıkları ve Kaybettirdikleri Hakkında Düşüncelerinizi Belirtiniz.


Teknoloji insan yaşamını daha kolay hale getirmiştir. Zamandan tasarruf sağlanmış, teknoloji sayesinde bir taşla birçok kuş vurulmaya başlanmıştır. Teknoloji her ne kadar hayatımızda birçok işimizde yardımcı oluyorsa kimi teknolojik ürünleri  (telefon, tablet, leptop vbb gibi) ölçüsüz kullanmamız ise bize büyük kayıplara neden olmaktadır.


Teknolojinin kazandırdıkları şunlardır:

Bilgiye daha hızlı ve daha ucuz yolarla ulaşılmaya başlanmıştır, iletişim ve haberleşme imkanı artmıştır, ulaşım gelişmiş ve daha hızlı ve daha  kolay hale gelmiştir, eğitim ve öğretim imkanları artmış, insanlar öğrenmek istediklerini çabucak internet sayesinde öğrenmeye başlamışlardır, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, elektrikli süpürge, fön makinesi vb gibi teknolojik ürünler sayesinde işlerimizi daha çabuk ve daha pratik yapmaya başlamışızdır. Bu da zamandan tasarruf etmemizi sağlamıştır. 


Tıp alanında üretilen cihazlar ile hangi hastalıkların insan vücudunda yer aldığı cihazlar sayesinde görünmeye başlamış ve böylece sağlık alanında büyük gelişmeler sağlanmış ve hastalıklar kısa zamanda tedavi edilmeye başlanmıştır, Sanayi ve endüstri alanındaki teknolojik gelişmeler sayesinde ilerleme sağlanmıştır. alışverişler internet üzerinden yapılmaya başlanmıştır, sevdiğimiz kişileri görmek istediğimiz zaman görüntülü arayabilir ve sevdiklerimizle iletişimimiz devam etmiştir, sosyal medyanın gücü sayesinde dünyanın öbür ucundaki insanların bile hangi koşullarda yaşadığını, farklı ülkeleri ve farklı kültürleri öğrenmeye başlamışızdır.

 

Teknolojinin kaybettirdikleri ise şunlardır:

İnsanlar internette gereğinden fazla zaman geçirmeye başlamış, sosyal medyada iletişim kurma amacından çıkmaya başlamıştır. İnsanlar asosyal olmaya başlamış ve aile bireyleri arasındaki iletişim ve etkileşim zayıflamaya başlamıştır. Çevreye zara veren gazlar ve atıklar çoğalmıştır. İnsanlar kültürel değerlerini kaybetmeye başlamışlardır.  Saatlerce telefon elinden düşmeyen  beyni gelişmekte olan çocukların düşünce gücünü, öğrenme kapasitesini azaltmaya başlamıştır. Kitap okumak, bulmaca çözmek gibi geleneksel güzel alışkanlıklar azalmaya başlamıştır.


 Ana dili konuşmada sorunlar ortaya çıkmıştır. İnsanlar merhaba yerine mrb, selam yerine slm gibi ana dilinden uzaklaşmaya başlamışlar ve dili yanlış kullanmaya başlamışlardır. Teknolojinin fazla kullanılması beyne fiziksel zararlar vermeye başlamıştır. Teknoloji bağımlılığı bağımlılık ikili ilişkileri zedelemekte, iletişimi koparmakta, boşanmalara ve iş kayıplarına sebep olmakta ve kişiyi asosyal bir kimliğe büründürmektedir. Teknoloji bağımlılığı tıpkı sigara ve alkol bağımlığı gibi olmaya başlamış ve insanlar kendi benliğinden, özünden uzaklaşmaya başlamıştır.


 Herkes her yerde yanında telefon taşımakta, her yaptığını sosyal medyada paylaşmakta ve sabah kalkar kalkmaz teknolojik aletlerin başına oturmakta ve gösteriş meraklısı olarak hayatını gözler önüne seren bir nesil oluşmaya başlamıştır. Bu da kültürel değerlerin zayıflamaya başlamasına neden olmuştur. Öfkeli ve gergin bir gençlik ortaya çıkmıştır. İnsanlar tembelliğe alışmaya başlamışlardır. Hareketsiz yaşam insanların obez olmasına neden olmuştur. Yayılan radyasyonlar sayesinde insanların sağlığı olumsuz etkilenmeye başlamış yeni sağlık problemleri ortaya çıkmıştır. İşsizlik artmıştır …vb.

Eğer Başka Birinin Yerine Geçme Hakkınız Olsaydı Bu Kim Olurdu? Nedenleriyle Anlatınız

 

Eğer Başka Birinin Yerine Geçme Hakkınız Olsaydı Bu Kim Olurdu? Nedenleriyle Anlatınız

 

 Başka birinin yerine geçmek ilk bakışta insana ürkütücü gelebilir. Çünkü hepimiz kendine has özellikleri olan ve kendinden vazgeçmeyi aklına bile getirmeyen insanlarız. Toplum içinde kendi özelliklerimiz ile var olur ve bu özelliklerimiz sayesinde toplumda yer edinmeyi başarabiliriz. Ama birinin yerinde olmayı takdir ettiğimiz bir insanı örnek almak olarak kabul edebiliriz. Böyle düşünecek olursak ben Mustafa Kemal Atatürk'ün yerinde olmayı isterdim.

 

Mustafa Kemal Atatürk; etrafını yedi düvelin sardığı, umutların tükendiği, artık hangi devletin himayesi altına girmek daha iyi olur diye düşünüldüğü bir zamanda ortaya çıkmış ve milletine ümit olmuştur. Bir milleti köle olmaktan kurtarmış ve kendi kendini yönetme hakkı tanımıştır. Sadece bunlar mı? Elbette hayır... Atatürk'ün yerinde olmayı istememin daha bir sürü sebebi var. Atatürk ömrü cepheden cepheye geçen bir lider olmasına rağmen okumayı çok sevmiş ve nereye giderse gitsin yanından kitabı eksik etmemiştir. Çocuklara değer vermiş, kadınlara haklarını birçok medeni geçinen devletten daha önce vermiştir. Atatürk sayesinde, köylü toprak ağalarına hizmet etmekten kurtulmuş ve kendi toprağını işlemeye başlamış ve milletin efendisi olmuştur.

 

İşte bu yüzden illa da birinin yerinde olacaksam bu Atatürk olurdu. Onun devrimleri ve açtığı yolda yüz yıla ulaşan Türkiye Cumhuriyeti'ne hizmet etmekten daha kutsal ne olabilir ki?

 

Bir Gününüzü Nasıl Geçirdiğinizi Anlatınız .

 

Bir Gününüzü Nasıl Geçirdiğinizi Anlatınız. 


Okulun olduğu günler sabah yedi gibi kalkıyor, elimi, yüzümü yıkıyorum. Daha sonra annemin hazırladığı kahvaltı sofrasına oturuyor ve kahvaltımı yapıyorum. Kahvaltımı bitirdikten sonra çantama her şeyimi  koyduğuma emin olduktan sonra okul kıyafetlerimi giyiniyorum. Daha sonra okula hazır oluyorum ve komşumuzun çocuğu ile birlikte okula doğru yol alıyorum. Okula varınca derslerimi dinliyor, arada haylazlık yapıyor, arkadaşlarımı güldürüyorum, onlar da beni güldürüyor. Öğretmenlerime asla saygısızlık yapmıyorum ve seviyesizce hareketlerde bulunmuyorum. Öğretmen söz hakkı verdiği zaman derslerime katılıyorum vermediği zaman derslerimiz etkili bir şekilde dinlemeye çalışıyorum. 


Öğle arası yemeğinde Ahmet, Mete, Kamil ve ben Erdem bir olup yemeklerimizi masaya koyuyoruz ve herkes getirdiği yemeği paylaşıp kardeşçe yemeye başlıyoruz. Böyle yemek çok güzel oluyor. Çünkü herkes farklı bir şey getiriyor ve zengin bir soframız oluyor. Daha sonra masayı ıslak mendille temizleyip sıramıza geçiyoruz. Sonra dersler bitip eve geliyor ve hemen üstümdeki okul kıyafetlerinden kurtuluyorum. Dinlenmek için yatağa uzanıyorum ama önce ellerimi yıkıyorum tabi ki. Sonra ayrım saat kadar televizyon izleyip dışarıya çıkıyorum. Bir saat kadar arkadaşlarımla güvenli mahallemizde oynayıp eve geliyorum. Sonra yemek yiyorum ve ödevlerimi açıyorum. 


Gün içinde yaptığımız dersleri tekrar edip kaynak kitaplarımdan sorular çözüyorum. Arada mola veriyorum. Sonra ailemle çay keyfi yapıyoruz, anneme ve babama gün içinde okulda neler yaptığımı anlatıyorum, bazen gülüyoruz, bazen anlattığım olaylar karşısında duygulanıyoruz. Daha sonra biraz kardeşimle oyun oynuyorum. Sonra kitapları alıp yataklara geçiyoruz. Okuyup dişlerimizi fırçalayıp ertesi güne güzel bir uykuyla hayata devam ediyoruz.

Okuduğunuz Bir Kitabı Tanıtınız.

 Okuduğunuz Bir Kitabı Tanıtınız.


Enrico isimli bir ilkokul öğrencisinin okul ve sosyal yaşamını, ailesiyle ve arkadaşlarıyla olan ilişkilerini ve bir okul yılını kendi ağzından anlattığı Çocuk Kalbi, İtalyan yazar Edmondo De Amicis tarafından 1886 yılında yazılmış eskimeyen bir  muhteşem çocuk romanıdır.  Kitabı okuduğunuz zaman  bir solukta bitireceksiniz ve uzun yıllar unutamayacaksınız. Edmondo De Amicis’in kendi oğlunun günlüklerinden yardım alarak   yazdığı ve birçok dile çevrilen bu roman, dünya çocuk edebiyatının başyapıtları arasında yer alıyor. 

Çocuk Kalbi yalnızca küçük okurlara değil, büyüklere de iyiliğin, eşitliğin ve arkadaşlığın önemini etkileyici bir dille anlatıyor. İtalyalı olan Enrico adlı bir çocuk okulundaki olayları, yaşamındaki olayları anlatmaktadır. Kitapta  anne, baba ve ablasının çocuğa yazdığı mektuplar vardır. O mektupta çocuğa dürüst, güvenilir ve iyi insan olması gerektiği anlatılır. Kimseye kötülük etmemesi, insanların başarılarını kıskanmaması, iyi kalpli olması gerektiğine yer veriliyor.

 Yoksul insanların yoksulluğunu yüzüne vurmamak gerektiği, onlara iyiliği gösteriş yapmadan yapmak gerektiği her şeye rağmen iyi bir insan olarak kalmanın önemine değiniliyor. Kıskançlık, dedikodu, kötü niyet, şiddet iyi bir şey değildir. İnsanın kalbi altın gibi olmalıdır ve içinde arkadaşlarına ve çevresindeki kişilere kötülük beslememelidir. Engelli olan arkadaşların engeli ile dalga geçmenin bir alçaklık olduğuna değiniliyor. 

Öğretmenlere karşı saygılı olunması söyleniyor. Anne, baba ve çevremizdeki herkese saygılı olmalıyız. Askerlerimize karşı saygılı olmalıyız. Vatanımızı ve milletimiz çok sevmeli ve onu geliştirmek için çok çalışmalıyız gibi birçok konuya değinilmiştir. Muhakkak okunması gereken bir kitaptır.

İnsanları Nasıl Mutlu Edebiliriz?

 

İnsanları Nasıl Mutlu Edebiliriz?


İnsanları mutlu etmenin yolu önce tatlı bir dile sahip olmaktır. Yani dilin ile kalbinin bir olması, sinsilik düşünmemektir. İnsanı mutlu eden şeyler merhamet, vicdan, güzel ahlaklı olmak, dürüst ve güvenilir olmaktır. Sevdiğimiz insanlara küçük hediyeler alarak onlara hiç beklemediği zaman sürprizler yaparak onları mutlu edebiliriz. Yoksul insanlara, yaşlı insanlara ailemizle birlikte yiyecek alıp onları mutlu edebiliriz. Saygısızlık yapmayarak, nezaketli olarak, bizden yardım istedikleri zaman hemen yardımlarına koşarak insanları mutlu edebiliriz.


 Vatana ve millete bağlı olursak, bayrağımıza saygılı olursak, bağırarak konuşmazsak, seviyeli bir şekilde konuşursak insanları mutlu ederiz ve onlar da bizi mutlu eder. Empati kurma becerisine sahip olursak, bencil olmazsak, birlik, beraberlik ve dayanışma içinde bir insanın sorunlarını çözmeye çalışırsak insanlar tarafından sevilen ve sayılan bir kimse oluruz. Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi onlara yapmayarak insanları mutlu edebiliriz. Cömert olursak, yardımsever olursak, kibar olursak, insan olursak insanları mutlu ederiz. Dedikodu etmezsek, insanların fiziksel kusurlar ile alay etmezsek, onları olduğu gibi kabul eder ve onlara saygı duyarsak onlar da bizi sever ve bizi mutlu eder. 


İçimizde kin olmazsa, tebessüm edersek, fedakar olursak insanlar da mutlu olur. İnsana insan olduğu için değer verirsek, makamı için kimseye yaranmaya çalışmazsak insanların gözünde de sevilen kimseler oluruz. Başkalarının acısına ortak olursak, onları anlar ve dinlersek insanlar da mutlu olur…

Çevre Sevgisi Hakkındaki Düşüncelerinizi Belirtiniz.

 Çevre Sevgisi Hakkındaki Düşüncelerinizi Belirtiniz.


 Doğanın bize sunduğu onca armağana rağmen, onca güzelliğe rağmen biz doğaya ısrarla kötülük etmeye devam ediyoruz. Hani bir söz vardır ya “Doğa ile savaş halindeyiz, kazanırsak kaybedeceğiz.” diye. Umarım kazanan insan olmaz. Çünkü insan kazanırsa doğa yok olur, doğa yok olursa insan diye bir şey kalmaz. Çünkü yiyecek ve içecek hiçbir şey bulamayız, salgın hastalıklar artar, açlık olur ve insanlık sonunu kendi eli  kendi sonunu hazırlar. İşte bunların olmaması için doğayı, çevreyi korumalı ve temiz tutmalıyız.

 

Çevreyi temiz tutmalıyız, yeşili korumalıyız, her yeri ağaçlandırmalıyız. Havayı, suyu, toprağı kimyasallar ile zehirlememeliyiz. Atıklarımızı geri dönüşüm kutularının içine atarak doğaya  verdiğimiz zararı az da olsa engellemeye çalışmalıyız. Bu yaşadığımız çevre hepimizin çevresidir. Hepimize düşen bu çevreyi iyi korumak, değerini bilmek ve onu kirletmemektir. İnsan nedense hep çevreye kötülük ediyor ve onu kirli bırakıyor, ormanlara zarar veriyor ve umursamıyor.

 

Oysa her insan kendi evinin önünü süpürse, kendi çevresini temiz tutsa hiçbir yer kirli kalmayacak ve doğamızla uyumlu halde yaşamaya mutlu bir şekilde devam edeceğiz. Yeter ki çevreyi temizleme konusunda gönüllü olalım ve bize eşsiz armağanlar veren bu doğayı, bu çevreyi yok etmeyelim. Seçim sizin ister kirletir yok eder ve yok olursunuz, ister temiz tutar ve var olursunuz.

Gezip Gördüğünüz Bir Yerin Sizde Uyandırdığı İzlenimleri Anlatınız.

 Gezip Gördüğünüz Bir Yerin Sizde Uyandırdığı İzlenimleri Anlatınız.

 

İnsanlar farklı yerleri gezip görmek için seyahat ederler. Seyahat etmek kişinin yeni maceralara girmesini sağlar. Yeni yerler görmek, yeni insanlarla tanışmak, farklı tarihi ve doğal güzellikleri gezmek, görmek insanı mutlu eder, dinç tutar ve kültürel olarak da zenginleştirir.Mart ayında Karadeniz gezimiz olmuştu ve  okulca oraya gitmiştik. Gezdiğimiz şehirler  Trabzon, Rize, Ordu, Giresun’du. Gezip gördüğüm yerler arasında en çok ilgimi Trabzon ve Rize çekmişti. Her bir şehrin kendine göre güzellikleri vardı ama ben Trabzon ve Rize’yi çok beğenmiştim. İnsanların dağın başına evlerini yapmaları, dağdan yürüyerek inip çarşıda alışverişlerini halledip tekrar o dağın başına gitmeleri beni çok şaşırtmıştı. Farklı insanları, farklı kültürleri görmek acayip heyecanlandırmıştı.

 

Trabzon’da Sümela Manastır’ını gezmiştik ve manastırın geçmişi hakkında bilgiler edinmiştik. İnsanların sanata verdiği önem manastırın içine çizdiği resimler ve yazılar ile belli oluyordu. Oradan manastırın tarihi hakkında bilgi edinmiştim. Daha sonra Uzungöl'e gitmiştik. Muhteşem bir güzellikte olan Uzungöl daha tepeden izlemek için merdivenlerden yukarı çıkmıştık. O merdivenlerden yukarı çıkıp doğayı, gölü izlemek muhteşem bir duyguydu. Temiz havayı bahar ayında içimize doya doya çekmiştik. Merdivenleri çıkarken nefes nefese kalmıştık ama gördüğümüz manzara karşısında bu zorluklara değmişti. Daha sonra Rize’ye gitmiştik. Çay bahçelerini görmüştük. Çayların görüntüsü  ve muhteşem kokusu harika duygular hissettirdi. Karadeniz’in hamsi tavası, mıhlama, levrek, Karadeniz pidesi, ekmeği, fındığı, sütlacı ve diğer yöresel yemeklerinin tadı çok lezzetliydi. Bir çok yer gezip gördüm ve ruhum açıldı. 

 

Rize’deki  Ayder Yaylası’na gittik ama yayla o kadar övüldüğü gibi bir yer değildi ama yine de idare ederdi. Ordu’da teleferik maceramız oldu. Çok korktum ama yine de cesaret ettim ve teleferikle Ordu’yu tepeden izledim. Hem korku, hem heyecan hem de mutluluk vardı bende. Çok güzel yerler gezdim ve gördüm. Bu şehirleri mutlaka gezin ve görün derim. Çünkü oraya gidip geldikten sonar tekrar gidip gelmek isteyeceksiniz. Ben bayıldım bu güzel ve yeşilin bol olduğu muhteşem şehirlere.

Bir Kitap Yazacak Olsaydınız Bu Kitap Ne Hakkında Olurdu Gerekçeleriyle Anlatınız

 Bir Kitap Yazacak Olsaydınız Bu Kitap  Ne Hakkında Olurdu? Gerekçeleriyle Anlatınız


Kitap yazabilme kabiliyetine sahip olunması için kişinin çok okuması gerekir. İyi bir muhakeme yeteneğine sahip olması gerekir. Bir kitap yazacak olsaydım Savaşa Hayır adlı bir kitap yazardım. Çünkü nerede savaş varsa orada çocuklar ölmekte, yetim ya da öksüz kalmaktadır. Savaş çocukları ailesinden, ailesini ise çocuklardan ayrılmaktadır. Savaşın dünyaya zarardan başka bir etkisi yoktur. Kan, gözyaşı ve ayrılıklara neden olan savaşlar dünyanın bulaşıcı hastalığı olmamalıdır. Savaş olunca insanlarda korku oluyor.


 Acı kayıplar yaşanıyor. Kendi ana vatanlarını terk etmek zorunda kalan masum- sivil insanlar başka bir yere göç etmek zorunda kalıyor. Mülteci olarak geldiği ülkede ise çeşitli sorunlar ile karşı karşıya kalıyor ve vatanına olan özlem hiçbir zaman bitmiyor. Ana dilini  bilmeyen insanların ortamında yaşamak onları çok üzüyor. Savaş insanlar psikolojik ve sosyolojik travmalara neden olmaktadır. Özellikle de olan hep çocuklara oluyor. Onlar korkuyor, onlar üzülüyor, onlar ağlıyor ve bu benim yüreğime sancı veriyor. Onların üzüldüğüne şahit olmak, onların öldüğünü, yaralandığını haberlerde görmek beni çok sarsıyor ve kahrolsun savaş diyorum. 


Savaş beladır. En kötü barış savaştan iyidir sözü gerçekten savaşın ne denli anlamsız olduğunu gösteriyor. İşte tüm bunlar için Savaşa Hayır adlı bir kitap yazar ve bu kitapta da özellikle savaşın çocuklara olan etkisini ayrıntıları ile yazmak isterdim.