Sana Yapılmasını İstemediğin Bir Şeyi Bir Başkasına Yapma Sözü İle İlgili 2. Kompozisyon

 Sana Yapılmasını İstemediğin Bir Şeyi Bir Başkasına Yapma Sözü İle 2.  İlgili Kompozisyon


İnsan kendisini bir başkasının yerine koymayı bilmeli, kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başka bir kimseye yapmamalıdır. Konfüçyus’un bu özlü sözü  empati kurmanın ne kadar önemli olduğunu anlatan bir sözdür. Bir de Rus edebiyatının dev yazarı Tolstoy empati kurmanın önemi ile ilgili şu sözü söyler: “İnsan acı duyabiliyorsa canlı, başkasının acısını hissedebiliyorsa ya da duyabiliyorsa insandır.”

 

Empati kurmak insanı daha iyi insan yapar. Empati kurduğumuz zaman başka kişilerin yaşadığı acıları, kötü anıları anlayabiliriz. Empati kurmaktan yoksun kalmış bireyler içinde insana dair sevgi izleri, merhamet izleri taşımayan bencil kişilerdir. Bencil insanlar sadece kendini düşündüğü için ilkelce hareket ederler. Bu da böyle insanların sevilmemesine, toplum tarafından dışlanmasına neden olabilir.  Örneğin; Biri acı çektiği zaman, bir yakınını kaybettiği zaman ona hemen sus artık ağlama, ölenle ölünmüyor gibi onu avuttuğunu sandığımız boş cümleler kurmamalıyız. Çünkü eşekten düşenin halini ancak eşekten düşen anlar diye boşa dememiş Nasrettin Hoca. Siz de bir yakınınızı kaybettiğiniz zaman size de aynı söz söylense insanın zoruna gider ve canı sıkılır. İşte burada empati kurarak davranmak gerekir. O kişiyi anlamak, acısını çekmesine müsaade etmek,  yanında sessizce oturmak, bizden bir isteği varsa onu yerine getirmeye çalışmak en doğrusu olur.

 

İnsanları anlayıp dinlemeden hüküm vermemek gerekir. Alay etmek, aşağılamak, dedikodu yaparak kokuşmuş ve çürümüş davranışlar içinde olmak, birisinin acısına içten içe sevinmek empatiden yoksun olan dar düşünceli cahil kimselerin özellikleridir. Empati kurulduğu zaman daha sıcak ilişkiler kurulur, arkadaşlık ve dostluk bağları daha çok gelişir. Ön yargılar zamanla yok olur ve barış ve kardeşlik dolu bir sosyal çevre edinmiş olunur.

Empati İle İlgili Özdeyişler ve Atasözleri

 Empati İle İlgili Özdeyişler ve Atasözleri

 

İnsan kendini bir başkasının yerine koyabilmeli ve ona göre hareket etmelidir. Dışarıdan insanları yargılamak, eleştirmek kolaydır ama onların yerine kendimizi koyduğumuz zaman iş değişir. İşte burada da sadece kendini düşünen bencil insanlardan olmamak gerekir. Empati kurmak insanı insan yapar ve hoşgörü ve sevgi ortamını geliştirir.

 

Empati ile ilgili özdeyişler şunlardır:


İnsanın büyüklüğü, kendini ne kadar karşısındaki kişinin yerine koyduğu ile ölçülür. (Jane Adams)

"Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz."  Necip Fazı Kısakürek

“Birine "insan" demek için onun empati becerisinin iyi düzeyde olması gerekir.” (Haruki Murakami)

“Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi bir başkasına yapma.” (Konfüçyüs)

“Aynı dili konuşmak değil, aynı duygulara sahip olmak karşınızdakiyle anlaşmanızı sağlar.” (Hz. Mevlana)

“İnsanın büyüklüğü, kendini ne kadar karşısındaki kişinin yerine koyduğu ile ölçülür. “(Jane Adams)

“Empati kurmak bir erdemdir fakat empati kurarken yol gösteren ve yargılayan bir konuma düşülmemelidir.” (Gary Bauer)

 

 “Hepimizin zaafları vardır bu nedenle birbirimizin olumsuz yanlarını hoş görelim.” (Voltaire)

“İnsanlık merhamet ve empati yoksunluğundan dolayı vahşet konusunda büyük bir kapasiteye sahip.” (Annie Lennox).

“Kişi kendine reva görmediği herhangi bir şeyi başkasına gördüğü vakit kamil olamaz.” (Hz. Ali)

İnsanların beni anlamaması bende kaygı yaratmaz ancak ben insanları anlayamadığım zaman endişe duyarım. (Konfüçyüs)

 

 “Birine şefkat göstermenin yolu empatiden geçer, empati ise diğerlerini gözetmeyi gerektirir.” (Daniel Goleman).

“Dünyaya anlayış ile yaklaştığınız zaman dünya da size anlayışla yaklaşacaktır.” (Hegel).

“Barış pahalı bir şey değildir, barış için gerekenler yalnızca sevgi, empati ve vicdandır.” (La Edri)

 

“İnsan acı duyabiliyorsa canlıdır, başkasının acısını hissedebiliyorsa insandır.” Tolstoy

“Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” (Hz. Muhammed).

“Kendini karşındakinin yerine koy. Ağlayan birine "gül" demeyi ve inleyen birine "sus" demeyi terk et. Ağlayan kişiye omuz ol,  inleyene ise çare.” (Hz. Mevlana)

 

 Empati İle İlgili atasözleri şunlardır:

 

İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.

Gülme komşuna, gelir başına.

Açkalan, dünyayı anlar. (Kore atasözü)

Başarılı bir çoban koyunları gibi düşünür. (İngiliz atasözü)

Bir başkasının kabahati hakkında konuşmadan önce daima kendi makoseninin içine bak. (Kızılderili atasözü)

 Hatasız kul olmaz.

Başa gelinmeyince bilinmez.

Bugün bana ise, yarın sana.

Canı, canla ölçmeli.

15 Temmuz Demokrasi Zaferinin Kazanıldığı Gece İle İlgili Duygu ve Düşüncelerinizi Anlatan Yazı

 15 Temmuz Demokrasi Zaferinin Kazanıldığı Gece İle İlgili Duygu ve Düşüncelerinizi Anlatan Bilgilendirici Yazı


15 Temmuz 2016 tarihinde ülkemiz büyük bir tehlike ile karşı karşıya kalmıştı. Akşam evde yemeğimizi yemiş, çayımızı içiyorken son dakika haberleri ile sarsılmıştık. Darbe oluyor, asker darbe yapmış deniliyordu başta. Bu darbe Türk demokrasisini hedef alıyordu. O akşam halk cumhurbaşkanının da talebi ile sokaklara dökülmüş, düşmana fırsat vermemişti. Halkın üzerine bombalar yağdıran, Gazi Meclise bombalar yağdıran, sivil halkı bile görmezden gelen hain darbeciler ülkemizi içten bölmeye çalışıyorlar ve demokrasiye büyük bir darbe vurmaya çalışıyorlardı.


 Bizi yok etmek isteyenlere millet olarak çok güzel bir cevap verdik o gece. Sabaha doğru zafer haberi geldi ve şükürler olsun ki darbe girişimi daha fazla can almadan sonlandırıldı. Çok sayıda şehidimiz ve gazimiz de vardı bu hain darbe akşamında.  Millet birlik, beraberlik ve dayanışma ile birlik içinde olmuş, dünyaya büyük bir vatanseverlik örneği gösterilmiştir o gece. Düşmana göz açtırılmamış, halk sokaklarda beklemiş ve demokrasiye darbe vurulamamıştır.  Kazandığımız gece sevinçten gözyaşlarına boğuldum. Çünkü o gece hepimiz birlik içinde olmuştuk. Vatanımıza sahip çıktığımız için milletimle gurur duymuştum. Aynı zamanda kayıplarımız olduğu için de çok üzülmüştüm. Vatanını seven görevini en iyi yapandır demiş Mustafa Kemal. İşte halkımız da bunun örneğini bir güzel göstermişti. Vatan için canını seve seve veren kadınlarımız, erkeklerimiz, çocuklarımız olmuştu. Onların kaybı beni derinden etkiledi. 


Bizim gibi toplumları, bizim gibi milletleri yıkmanın kolay olmadığını, vatan sevgisi ve iman gücü sayesinde her türlü kötülüğe karşı, bölünmeye karşı her zaman bir olacağımızı dünyaya göstermiştik. Çok şükür ki ülkem bölünmemiş,  darbecilere teslim edilmemişti. Allah ülkeme bir daha böyle günler yaşatmasın inşallah.

Atatürk, Milli Mücadele Yıllarında Neler Yapmış? Araştırınız.

 Atatürk, Milli Mücadele Yıllarında Neler Yapmış? Araştırınız.


Milli Mücadele yıllarında Anadolu halkı çok yoksul bir haldeydi. Üretim yok denecek kadar azdı, sanayi gelişmemişti, ulaşım gelişmemişti. Bir yandan savaş bir yandan yoksulluk Anadolu halkının belini bükmeye başlamış ama halk yine de bağımsızlık için elinden geleni yapmaya devam etmiş ve ülkeyi düşmana teslim etmemiştir. Bu zorluklar içinde bir kişi vardı. Kurtuluş Savaşı’nın sembolü,  umudu, aydınlığı olan bir kişi. İşte o kişi Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'tü. Mustafa Kemal milli mücadele yıllarında ülkemizin bağımsızlığı elden gitmesin diye halk ile birlik olmuş, halkı örgütlemiş ve İtilaf Devletlerine vatanı teslim etmemiştir. 


 Mustafa Kemal Atatürk Türk Ulusal Hareketine öncülük ve önderlik etmiştir. Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesinde büyük başarılara imza atmıştır. 1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez! " dedirtti. Mustafa Kemal Çanakkale Cephesinde askerlerine Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" demiştir. Bu emir savaşın ve cephenin kaderini değiştirmiştir. Mondros Ateşkes Antlaşması ile İtilaf Devletleri devletimizi egemenliği altına almak istemişti.


 Ateşkesteki maddelerin hepsi İtilaf Devletleri’nin lehineydi. Bu da Osmanlı’yı yok saymak demekti. Bunun kabul edilmemesi için Mustafa Kemal ve silah arkadaşları bağımsızlık ateşini yakarak bir kıvılcım başlatmış ve yol kurtuluşa doğru gitmiştir. Ülkenin içinde bulunduğu ağır şartlar karşısında, ve bu kargaşa ortamında ciddi ve gerçek kararın ne olabileceğini kısa sürede tespit eden Mustafa Kemal Paşa, amacını “Millî egemenliğe dayanan, kayıtsız, şartsız yeni bir Türk Devleti kurmak” şeklinde belirlemiştir. 


Samsun’da kısa bir durum değerlendirmesi yaptıktan sonra Havza’ya geçen Mustafa Kemal Paşa, Türk milletinin birlik ve beraberliğini sağlamak için toplantılar yapmıştır. Çeşitli genelgeler yayımlanmış ve kongreler yapılmıştır. Havza Genelgesi, Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas Kongresi yapılmıştır.  Kongrelerde vatanın ve milletin bağımsızlığı için çeşitli kararlar alınmış ve düşmana boyun eğilmemesi gerektiği belirtilmiştir. Umudunu hiçbir zaman yitirmemiş ve her zaman vatanı için mücadele etmiştir.

Nasıl Bir Doğada ve Sosyal Çevrede Yaşamak İsterdiniz Konulu 2. Kompozisyon Örneği

 Nasıl Bir Doğada ve Sosyal Çevrede Yaşamak İsterdiniz?


Doğayla savaş halindeyiz, kazanırsak kaybedeceğiz diye bir söz vardır. Umarım kazanmayız. Çünkü doğayı yok eden, doğaya en büyük zararı veren insandır. İnsan doğa ile savaş halinde olduğu zaman kendi sonunu getirmiş olur. Bunun için doğa ile savaş içinde olmak yerine doğa ile barış içinde olmak gerekir ve doğaya yapılan kötülüklerden vazgeçilmesi gerekir.


İnsanların ormanlara zarar vermediği, ağaçları kesmediği, rengarenk çiçeklerin solmadığı,  suyunun, toprağının, havasının temiz olduğu bir doğal çevrede yaşamak isterdim. Ağaçların kesilip yerlerine apartmanlar, iş yerleri yapılmadığı, herkesin kendine göre müstakil bir evi olduğu, atıkların geri dönüşüme gönderildiği, hiçbir atığın boşa gitmediği bir doğada yaşamak isterdim. Yemyeşil bir çevrede yaşamak isterdim. Sabah uyandığımda ağaçları, çiçekleri görmek isterdim. Kuş cıvıltıları ile uyanmak isterdim. Temiz bir doğal çevrede yaşamak isterdim.


İnsanların birbirine dürüst olduğu, güvenilir insanların olduğu, eğitimli ve bilinçli insanların olduğu, tebessüm eden insanların olduğu bir sosyal çevrede yaşamak isterdim. İnsanların malı ile mülkü ile gösteriş yapmadığı, insanlığı ile kendini belli ettiği, yüzüne gülüp arkandan dedikodu etmeyen insanların olduğu bir sosyal çevrede yaşamak isterdim. Sevgi, birlik, beraberlik ve dayanışmanın olduğu, merhamet duygusunun etkisini yitirmediği, ben  değil biz anlayışı ile birbirine yardım eden insanların olduğu bir sosyal çevrede yaşamak beni çok mutlu ve güçlü yapardı.

Hayvan Sevgisi İle İlgili Konuşma Örneği

 Hayvan Sevgisi İle İlgili Konuşma Örneği

 

İnsan acı duyabiliyorsa canlıdır, bir başkasının acısını hissedebiliyorsa insandır der Tolstoy. Nasıl ki insanlar sevme ve sevilmeye ihtiyaç duyarsa, merhamete ihtiyaç duyarsa hayvanlar da bu duygulara ihtiyaç duyar çünkü onlar da canlıdır, onlar da sevgiyi ya da sevgisizliği hissedebilir. Onun için hayvanlara eziyet etmemek gerekir, şefkat göstermek gerekir.

 

Sevgili öğretmenim, değerli arkadaşlarım!

 

Gün içinde okula gidip gelirken, çarşıya alışveriş yapmaya giderken, sokakta oyun oynarken karşımıza değişik hayvanlar çıkar. Kediler, köpekler, tavuklar, horozlar vb.

Onlara karşı daha korumacı bir anlayışla yaklaşmalıyız. Yolda yaralı bir kedi gördüğümüzde onu hemen alıp veterinere götürmeli ve sağlık durumunu kontrol ettirmeliyiz. Yolda aç bir köpek gördüğümüz zaman, susuz bir başka hayvan gördüğümüz zaman onlara su vermeliyiz, mama vermeliyiz ve onların göz göre göre açlıktan ölmesine izin vermemeliyiz. İçinde insanlık olan, içinde merhamet duygusu ve sevgi olan her insan hiçbir hayvana zarar vermez ve onlara karşı daha nazik olur, daha insancıl olur.


Sevgili öğretmenim.

 

Yaz tatilinde İzmir’e teyzemin yanına gitmiştik. İzmir’de hava çok sıcak olduğu için balkon çok sıcaktı ve teyzem balkonu su ile yıkamaya başladı ve o sırada bir güvercin teyzemin elindeki hortumdan akan suyun yanına yaklaştı  ve hortumdan yere akan suyu kana kana içti. Normalde insanlardan korkan hayvanlar kaçar ama bu zavallı güvercin o kadar susuz kalmıştı ki neredeyse ölmek üzereydi. Hemen geri çekildik ve onun suyunu rahatça içmesini izledik ve kesinlikle ses çıkarmadık. Daha sonra içmeye devam etti. Çok içiyordu. Kaç gündür bu sıcakta susuz kalmıştı kim bilir? O kadar üzüldüm ve içim ona karşı sevgi ile doldu ki hemen ekmek kırıntıları  hazırlayıp güvercinin önüne koyduk ama o ekmeğe bakmıyordu ha bire su içmeye devam ediyordu. O içtikçe kendim su içmiş gibi hissediyor ve rahatlıyordum. O kadar mutlu olmuştum ki bu duyguyu tarif etmek imkansızdır. Daha sonra suya doyan güvercin yavaşça havalandı ve bir başka binaya uçtu. Ona hiç kötü davranmadık, onun canını yakmadık. Belki de o bizim uğurumuz, bereketimizdi…

 

Hayvanlara karşı merhametli olmak gerekir. Unutmayalım ki onlar savunmasız küçük bir bebek gibidirler. Onlara karşı her türlü kötülüğü yapabilirsiniz çünkü güç sizin elinizdedir. Onlara karşı her türlü iyiliği de yaparsınız. İşte  burada da Yaşar Kemal’in  İnce Memed adlı romanında bir söz aklıma geldi: İnsan olmak başka iş, insanlık başka iş. İşte burada insanlık devreye giriyor. İnsanlık işin içine girince sevgi olur, paylaşma olur, acıma duygusu olur, Allah korkusu olur. Hayvanları koruyalım, onlara sahip çıkalım, onlara şiddet göstermeyelim. Onların da bu dünyada hakkı olduğunu unutmayalım. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyor konuşmamı burada sonlandırıyorum.

Milli Mücadele Yıllarında Askerlerimizin Yaşadığı Zorluklar Nelerdir?

 Milli Mücadele Yıllarında Askerlerimizin Yaşadığı Zorluklar Nelerdir?


Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu halkı bir yandan yoksullukla mücadele derken diğer yandan da düşmanla çarpışmak zorunda kalmıştır. Devletimize karşı güç birliği içinde saldıran düşman kuvvetleri vatan topraklarına göz dikmiş ve vatanımızı iş birliği ile yok etmek için birleşmişlerdir. Bu yıllarda askerlerimiz çok zorluk çekmiş ama yine de vatanı teslim etmemiş, ay yıldızlı al bayrağımızı yere indirmemiş, bağımsızlığımız elden gitmemiştir. Mustafa Kemal, silah arkadaşları ve vatanın bağrından çıkan kahraman Mehmetçikler sayesinde vatan işgalden kurtarılmış, bağımsızlık elden gitmemiştir.


Kurtuluş Savaşında askerlerimizin yaşadığı zorluklar şunlar olmuştur:


* Düşmanla çarpışma: İtilaf Devletleri bir araya gelerek ülkemizi işgale başlamışlar ve vatanımızın insanlarını köle yapmak istemişlerdir. Topraklarımıza göz diken devletler birleşe birleşe büyümüşler ve var gücü  vatanımıza saldırmışlardır. Birden çok devletle savaşmak zorunda kalan askerlerimiz çok zorluklar çekmiştir.


*Moral ve Motivasyon: Milli Mücadele döneminde askerler, yıllarca süren savaşın getirdiği yorgunlukla mücadele ettiler.  Zaten yorgun olan askerler ve Anadolu halkı  her şeye rağmen milli birlik ve vatanseverlik duygusu ile hareket ettiler.  Vatan sevgisi, iman sevgisi, kazanacaklarına olan inançları askerlerin ve halkın moralini yüksek tuttu.  Mustafa Kemal Atatürk'ün iyi bir lider olması ve halkını, ordusunu ikna edici konuşmalar yapması da bunda çok etkili olmuştur.

* Malzeme ve lojistik sorunlar: Kurtuluş Savaşı yıllarında  ordumuz  sınırlı silah, mühimmat, yiyecek ve diğer malzemelerle mücadele etmek zorundaydı. Lojistik sıkıntılar, askerlerin hareket kabiliyetini sınırlamıştı. Düşmanın her tülü teçhizatı vardı lakin bizim ordumuz teçhizat olarak çok eksikti. Bu da askerlere çeşitli zorluklar yaşatmıştır.


İç Karışıklıklar: Milli Mücadele döneminde Türk ordusu içerideki bazı ayaklanmalarla da karşı karşıya kaldı. Bu, askerlerin savaşın yanı sıra iç karışıklıklarla da başa çıkmalarını gerektirdi. Bu durumda askerlin zorlanmalarına neden oldu.

* Yetersiz sağlık hizmetleri:  Kurtuluş Savaşı yıllarında  sağlık hizmetleri sınırlıydı. Yaralanan askerlerin tedavisi ve hastalıklarla mücadele zorluklarla oluyordu. Yeterli tıbbi ilaçlarımız, tıbbi eşyalarımız yoktu. Bir yandan salgın hastalıklar, bir yandan ağır hava şartları askerleri daha zor duruma sokuyordu. Bu da işi daha zora sokmuştu.


* Finansal Sıkıntılar: Türk Kurtuluş Savaşı, mali kaynakların sınırlı olduğu bir dönemde gerçekleşti. Askerlerin maaşları, silah ve malzemeler için yeterli kaynak bulunması büyük bir sorundu.

*Coğrafi Zorluklar: Ülkemizin coğrafi şartları da çeşitli zorluklara neden olmuştur. Türkiye’nin coğrafi yapısı, askerlerin ilerlemesini engelleyen dağlar, nehirler ve ormanlar gibi doğal engellerle doluydu. Ulaşım gelişmemişti. Yollar iyi değildi, ülkemizde doğru düzgün yol bile yoktu. Tarım gelişmemişti.

“Ahlak, Toplumun Doğal Bekçisidir.” Sözünü Açıklayınız.

 “Ahlak, Toplumun Doğal Bekçisidir.” Sözünü Açıklayınız.


Ahlakın olduğu yerde bir koruyucuya gerek yoktur. Bir toplumun insanları ahlaklı ise yalan söylemez, dolandırıcılık yapmaz, haram mal yemez. Herkes  alnının teri ile çalıştığından edindiği kazanç ile geçimini sağlar ve kimse kimseye bir zarar vermez. Zalimlik olmaz. Kimse kimseye  kötülük etmez ve her insan namusu ile onuru ile güzel bir yaşam sürmeye başlar.


 Toplumdaki insanlar eğitimli yetiştirilirse, verilen eğitimin içinde her şeyden önce güzel ahlak, dürüstlük ve güven olursa o toplumun insanları da iyi olur. Böylece bekçiye gerek kalmaz. Çünkü o toplumun bekçisi insanların ahlakı olur, erdemli davranışları olur, güzel huyları olur. Zor kullanmaya, yaptırımlara gerek kalmaz. Yeter ki toplum ahlaki olarak kendini geliştirsin ve toplum içindeki insanlar önce dürüst insanlar olsun. Tüm bunlar olduğu zaman ahlak toplumun bekçisi olur, o toplum da kolay kolay dağılmaz. Birlik, beraberlik ve dayanışma içinde, insanlık içinde güzelce yaşanıp gidilir. 


Ahlakın olmadığı toplumlarda ise bekçiye gerek duyulur. Yasalara gerek duyulur. Zorla uyulan kurallara bekçi olmadığı zaman uyulmaz bu da toplumun insanlarının çürük olduğunu gösterir. Bunun için eğitim çok ama çok önemlidir. İyi bir eğitim almak, iyi bir ailede yetişmek toplumun faydasına olur ve ahlaklı toplumlar var olur.

Çobansız Sürüyü (Koyunu) Kurt Kapar Sözü İle İlgili Hikaye

 Çobansız  Sürüyü (Koyunu) Kurt Kapar Sözü İle İlgili Hikaye

 Atasözünün anlamı şudur: Birlikte yapılan bir işten ayrılanlar zarara uğrar. Koruyucusunu kaybeden kendini tehlikeden koruyamaz.


 

Çobansız koyunu kurt kapar sözü ile ilgili hikaye:

Arkadaşım Mehmet, Ahmet, Ömür ve ben okula doğru gidiyorduk. Okula vardığımızda zil çaldı ve sınıflarımıza girdik. Herkes sırasında oturuyordu ama  Kerem’de  bir tuhaflık vardı. Uykusunu iyi alamamış gibi gözlerinin altı morarmış, kendinden geçmiş bir vaziyetteydi. Geçmiş olsun Kerem bir sıkıntı mı  var diye sorduğumda hiçbir şey yok iyi uymadım diye beni geçiştirdi. Daha sonra öğretmen geldi, dersini işlemeye başladı ama o da arkadaşımızda bir tuhaflık olduğunu anladı ve hayırdır oğlum gözlerin neden bu halde dedi. Yok bir şey öğretmenim dedi ama öğretmenimiz buna inanmadı. Zil çaldı ve teneffüse çıktık.

 

 Dışarıda oynama başladık ama yanımıza Kerem gelmemişti. Kerem’i merak ettim ve sınıfa geldim, sınıfta da yoktu, okulun arka tarafına baktım orda da yoktu. Tam umudumu kesmiştim ki Kerem okulun  arka tarafından dışarı çıkmış bir arabayla gelen  yabancı kişiler ile konuşuyordu. Bunu gördüğümde çok şaşırdım ve hemen koşarak bu durumu öğretmenime bildirdim. Zil çaldı Kerem sınıfa girdi ve öğretmen onu alıp sınıf dışında özel konuşmuştu. Kerem’e o kişilerle arkadaşlık yapmaması gerektiğini, o kişilerin Kerem’i bu hale getirdiğini anlatmış ama Kerem onu hiç dinlememişti. Mehmet, Ahmet, Ömür ve ben  okul çıkışı Kerem’i aramıza aldık ve onun yabancı kişiler ile neden buluştuğunu sorduğumuzda onlar bana yasaklı madde satıyor ben de kullanıyorum dedi.

 

Biz de bunun doğru olmadığını, hemen polise söylemesi gerektiğini söyledik ama Kerem’in bizi umursamadı. Öğretmene bir şey derseniz, polise beni şikayet ederseniz kendime daha kötü şeyler yaparım diye bizi tehdit etmeye başladı ve biz de kimseye söyleyemedik korkudan ama çok üzülüyorduk onun bu haline. Daha sonraları Kerem iyice kötü olmaya başlamış, zayıflamaya, hasta olmaya başlamıştı.  Ne öğretmeni dinledi, ne de bizi. En sonunda o yabancı kişiler ile gitti ve bir daha da okula geri dönmedi.

Aile İçinde Veya Arkadaşlar Arasında Yeri Geldiğinde Fedakarlık Yapmanın Önemi Hakkında Konuşma Yapınız.

 Aile İçinde Veya Arkadaşlar Arasında Yeri Geldiğinde Fedakarlık Yapmanın Önemi Hakkında Konuşma Yapınız.

 

Fedakarlık yapmak insan olmanın en güzel özelliklerinden biridir. Sadece kendini düşünen değil başka insanlar için de kendinden, zevkinden, eğlencesinden ödün veren ve çeşitli sıkıntılara katlanan fedakar insanlara selam olsun diyerek başlatmak isterim konuşmamı.


Sevgili öğretmenim, çok sevdiğim arkadaşlarım!

Hepimiz de en sevdiklerimiz olan aile bireylerine değer veririz ve onları her şeyden çok severiz. Çünkü onlar bizim kan bağı ile bağlı olduğumuz, can bağı ile bağlı olduğumuz sevdiklerimizdir. İnsan sadece ailesi ile olmaz. Bir de başka insanlara ihtiyaç duyar. Çünkü sosyalleşmek için çevremizin olması gerekir. İşte burada da en önemli  olan sevdiklerimiz arkadaşlarımızdır. Onlar da bizim gönül bağı kurduğumuz dostlarımız, yol arkadaşlarımızdır. Onların da kıymetini bilmek ve sevmek gerekir.

 

Sevgili öğretmenim!

 

 Hayat her zaman bize olumlu şeyler yaşatmaz. Bazen çok sıkıntılar yaşayabiliriz ve yaşadığımız bu sıkıntılar karşısındaki sabrımız, özverimiz bizim ne kadar fedakar insan olduğumuzu da gösterir zaman içinde. Mesela canım annem  ağaçtan düşmüştü geçen gün. Ağaçtan düştüğü haberini alır almaz okuldan çıkıp eve koştum. Baktım annem ağrılar içinde kıvranıyor ve hiç kımıldayamıyordu. Kemikleri ezilmiş ve doktor ona on beş gün yerinden hiç kalkamayacağını söylemişti. Acı içinde kıvranıyordu. Onun canı yanıyor benim de yanıyordu. O ağlıyor ben de ağlıyordum. Çünkü o benim canımdı. O bana her zor anımda yardım etmişti. Şimdi sıra bendeydi. Hemen okul kıyafetimi çıkarıp annemin yanına koştum ve onu sarsmadan, canını acıtmadan alnından öptüm ve yanındayım mesajını verdim. 


Hemen süt ısıttım ve kaşıkla ağzına verdim. İlaçlarını gün gün içirdim ve onun iyi olması için her gün Allah’a dua ettim.  Onun yapamadığı şeylerde ona yardım ettim ve bundan da asla şımarmadım. Çünkü fedakarlık sırası, insan olma sırası bendeydi ve ben de annem için öyle yaptım. Annem kısa zamanda iyileşti ve ben bu süreçte bir kez olsun of bile demedim. Çünkü anneye olan borç, anneye olan vefa asla ödenmez. Annem iyileşti ve ayağa kalktı. Onun İçin çok mutluyum.


Sevgili arkadaşlarım!


Ne olursa olsun fedakarlık yapmak bir insan olmanın gereğidir. Belki başlarda yorulacağız, zorlanacağız ama sonu güzel olacaktır. Ben en sevdiğim arkadaşlarım için de yeri geldiği zaman fedakarlıklar yaptım. Mesela bir arkadaşım bir gün bisikletten düşüp her yeri yara olmuştu ve günlerce okula gelmemişti. Ben onun ödevlerini kendim yazdım ve ona okulda gördüğümüz dersleri anlattım. O şimdi iyi ve bizim aramız da çok iyi. Çok iyi dost olduk ve birbirimizin her zor anında yanında olmaya başladık. Ben de hasta olduğum zaman o bana yardım etti ve elinden gelen fedakarlığı gösterdi.


Sevgili öğretmenim, sevgili arkadaşlarım!


İşte fedakarlığın örneklerini ben kendi hayatımdan böyle hazırladım. Bence fedakar insanlar aslında kendine saygısı olan, insan seven kimselerdir. İçlerinde acıma duygusu olan, merhamet olanlardır, empati kurabilme becerisine sahip insanlardır. Bencil olmamak gerekir. Fedakarlıktan kaçmamak gerekir. Fedakar olarak daha iyi dostluklar, daha iyi arkadaşlıklar kurulabilir ve daha örnek bir insan olunabilir.


Bana saygı gösterip beni dinlediğiniz için hepinize minnettarım, iyi ki varsınız. Hepinizin karşısına fedakar insanların çıkması dileği ile….