Şerife Bacı’nın Yaptığı Fedakarlık Sizi Nasıl Etkiledi?

 Şerife Bacı’nın Yaptığı Fedakarlık Sizi Nasıl Etkiledi?


Kurtuluş Savaşı’nın kadın kahramanlarından biri de Şerife Bacı’dır. Şerife Bacı bir kadın olarak çok büyük zorlukların üstesinden gelmiştir ve vatan düşmana verilmesin diye soğuktan donma pahasına da olsa, canından olma pahasına da olsa silahların gelmesini sağlamış ve düşmana aman dememiştir. Koca yürekli, asil ve kahraman bir vatan kadınıdır. Onun ülkesi için bu kadar fedakarlık yapması beni derinden sarstı ve çok duygulandırdı. Şerife Bacı’nın hikayesini okuduğumda gözlerim yaşla doldu.

 

 Onun bu fedakarlığı  hem çok hem duygulandırdı, hem de çok  onurlandırdı. Çünkü böyle bir ecdadın torunu almak beni mutlu etti. Bana düşen de onların izinden gitmek ve vatanı daha iyi yerlere getirmektir. Kastamonulu kadınları vatan için mücadeleye çağıran Latife Hanım’a beni de lütfen al mücadeleye diyen kahraman yürekli kadındır Şerife Anamız. Şerife Bacı küçücük bebeğini sırtına bağlayarak , öküzleri ile cepheye silah taşımıştır. O zorlu günlerde ölümü dahi göze alan bu kadının yaptığı fedakarlığı her yürek kolay kolay yapamaz. Oysa biz yeni nesil gençler en ufak bir zorlukta hemen ailemize surat asıyoruz, ders çalışmak istemiyoruz, Yediğimiz önümüzde yemediğimiz arkamızda şımarık davranışlar yapıyoruz.

 

Kolay değil bir Şerife Ana olmak. Yolculuk sırasında onca zorluk çekmesine rağmen pes etmemiş, azimli olmuştur Şerife Ana. İşte böyle kadın kahramanların olması bizi daha da güçlendirmeli ve vatan için daha çok çalışmalı, daha üretken bireyler olmalıyız.

Sevgi İle İlgili Bilgilendirici Metin Yazınız.

 Sevgi İle İlgili Bilgilendirici Metin Yazınız.


İnsanın dünyada gereksinim duyacağı en önemli ihtiyaçlardan biri de sevgidir. Sevgi olmadığı zaman insan susuz ve çorak toprak gibi kalır. İçine kapanık, kendini sevmesini bilmeyen, çevresindekileri sevmeyi bilmeyen kişi olur. Çünkü o insanı seven olmamıştır. Sevginin ne olduğunu bilmeyen de bunu kimseye yansıtamaz. Sevgi her şeyden önce alın teridir, emektir. Sevgi yardımlaşma, dayanışma ve birlik olmadır. Ben değil biz anlayışı içinde hareket etmektir. Sevgi ve şefkat eli değmeyen şey her ne olursa olsun beş para etmez. İsterseniz dünyanın en zeki insanı olun sevgi ve şefkat eli değmeyen zeka ve eğitim bile  işe yaramaz.

 

 Onun için insanın olduğu yerde sevgi olmalıdır. Sevgi olduğu zaman insan değer kazanır. Bunun için her şeyi sevmek gerekir. İnsanları, hayvanları, ağaçları, çiçekleri kısaca her şeyi sevmek ve her şeye sevgi ile ilgi ile yaklaşmak gerekir. Sevgi olduğu zaman dünya daha güzel ve yaşanılır bir yere dönüşür. Sevgi olduğu zaman küslük olmaz, kin olmaz, ön yargı olmaz. Sevgi her türlü kötülüğü tepetaklak eder. Bunun için sevmeliyiz birbirimizi, incitmemeliyiz kalpleri ve beslememeliyiz kimseye kötü niyet. 


Çünkü sevginin olduğu yerde sevgi çiçekleri açar ve o çiçekler de dünyaya yön veriri ve dünyanın daha güzel yer olmasını sağlar. Algernon’a Çiçekler adlı okuduğum bir kitapta sevgi ile ilgili şöyle diyordu: Sevgi alma ve sevgi verme yeteneğinden yoksun olan zeka, zihinsel ve ahlaki çöküşe, nevroza ve muhtemelen psikoza bile yol açar. Ve ben merkezci bir amaca odaklanan ve insan ilişkilerini dışlayan bir beynin, sadece şiddete ve acıya neden olacağını da unutmamalıyız.”

 

Görüldüğü gibi sevgiden yoksun olan insanlar acımasız olabiliyorlar ve daha kötü bir insan olabiliyorlar. Bundan dolayı sevgi ile yetiştirmeliyiz çocuklarımızı, sevgimizi yaymalıyız her yere ve sevgi ile birlik, beraberlik, dayanışma yolunu açmalıyız. Çünkü sevginin önünde aşılamayacak engelle aşılır ve insan gerçek anlamda insan olmuş olur.

Aile İçinde Yaşadığınız Bir Fedakarlığın Önemini Anı Türünde Yazınız.

 Aile İçinde Yaşadığınız Bir Fedakarlığın Önemini Anı Türünde Yazınız.


Sekiz çocuklu ailenin beşinci kızıyım.  Adım Nur. Biz beş kız kardeş, üç erkek olmak üzere sekiz kardeşiz. Yaşadığımız şehir Kayseri. Annem, babam ve babaannemle yaşıyoruz. Kalabalık ailede yaşamanın güzellikleri oluyor ama maddi ve manevi zorlukları daha çok oluyor. Canım babamın elma bahçesinden başka hiçbir geliri yok. Orada yıl boyu çalışıp yıllık kazancını alarak bize bakıyor. Ona borcumuzu hiçbir zaman ödeyemeyiz. Canım annem ise sabahları erkenden kalkıp evi temizler, bizi okula gönderir ve sabahtan akşama kadar arı gibi çalışır durur. Kolay değil 8 çocuk dünyaya getirip onları topluma katmak elbet. Annem bir gün yine sabahın altısında kalkmıştı.


Dışarısı buz gibiydi o zamanlar. Annem kışın halı dokur ve o dokuduğu halıları satarak ufak da olsa aileye bir gelir sağlar. Yani halı dokuması için de yünlerin eğrilmesi gerekir. Bunun için de bir Perşembe sabahı erkenden kalkmış yünleri eğirmek için soğukta işe başlamıştı. Hava o kadar çok soğuktu ki annem yüzünü bile kapatmamış ve o anda ne olduysa olmuş annem yüz felci geçirmişti. Anneme baktığımda içim sızlıyor, kalbim acıyordu. Ağlamamaya çalıştım ama odama girince hıçkıra hıçkıra ağladım. Çünkü annemin yüzü hafiften felç olmuştu ve eski annem değildi sanki. Çocukları için, üç beş kuruş kazanıp aileye katkı sağlamak için yüzünden olmuştu. Gözünün biri küçülmüş, ağzı hafif kaymıştı. O gün ailece çok zor bir gün oldu. Benim fedakar anam hasta oldu ama yine de yılmadı. Umutsuz olmadı çalışmaya devam etti. Tedavisini gördü ama yüzü artık eskisi gibi olamayacaktı ne yazık ki.


Fedakar annem, koca yürekli annem hakkını hiçbir zaman ödeyemeyiz senin. Çok seviyoruz onu. Bugün bu olayın üzerinden tam on beş yıl geçmiş. Annem daha iyi ve maddi durumumuz da iyi. Hepimiz okuduk ve bir yerlere yerleştik. Anneme de ev ve araba aldık. Şimdi çok mutlu. Fedakarlığının karşılığını alıyor. Çünkü eşi ve evlatları onu çok ama çok seviyor. Bizim annemiz o bizim her şeyimiz. O kadar da olsun ama değil mi?

Ülkemizin Kucak Açtığı Suriyeli Mültecilere Nasıl Davranmalıyız?

 Ülkemizin Kucak Açtığı Suriyeli Mültecilere  Nasıl Davranmalıyız?


İnsan doğup büyüdüğü vatanını kolay kolay değiştirmez. Ancak savaş, terör, doğal bir afet olur ki işte o zaman vatanını zorunlu olarak terk etmek zorunda kalır. Vatanını terk eden insanlardan kimileri de Suriyeli kardeşlerimizdir. Ülkemizin kucak açtığı Suriyeli mülteci kardeşlerimize insan gibi davranmalıyız. İnsana yakışan tavırlarda bulunmalıyız.  Onları yük gibi görmemeliyiz. Onları dışlamamalıyız.


 Özellikle de çocuklara, kadınlara yapılan saygısızlıklar beni çok üzmektedir. Kim ister ki vatanından ayrı kalmayı. Kendimizi onların yerine koymalıyız. Biz de aynı durumlar yaşayabilirdik ve acı çekebilirdik. Bundan dolayı onlara sevgi ile yaklaşmalıyız, merhametli olmalıyız. Ön yargılı olmamalıyız. Ülkemizin insanları yardıma muhtaç olan insanlara her zaman yardım etmiş ve insanları Yaradan'dan ötürü çok sevmişizdir. Bu dünyanın hangi yerinde olursa olsun Türk Milleti insan olana, zor durumda kalana her zaman kucak açmıştır, açmaya da devam etmektedir. 


Bize yakışan bu güzel erdemleri devam ettirmeliyiz ve kim muhtaçsa onun elinden tutup kaldırmalıyız. Suriyeli kardeşlerimizin halinden anlamalıyız, onlara dilimizi öğretmeliyiz, onların bir şeye gereksinim olduğu vakit yardımcı olmalıyız ve kendi ülkelerindeymiş rahat hissetmelerini sağlamalıyız. Ancak böyle insan oluruz ve ancak böyle mutlu, iyi ve erdemli olabiliriz.

Cumhuriyet ve Türkçemiz Konulu Deneme Yazınız.

 Cumhuriyet ve Türkçemiz Konulu Deneme Yazınız.


Mustafa Kemal Atatürk’ün azmi, kararlılığı, planlı olması, çok yönlü olması, çalışkan olması cumhuriyeti dünyaya getirmiştir. O kafasına koyduğu bir şeyi yapana kadar çalışan ve çalışmaktan asla pes etmeyen büyük liderdir. 29 Ekim 1923 yılında ilan edilen cumhuriyet ile yönetim artık halkın egemenliği altında olmaya başlamıştır. Cumhuriyet ile hayatımızda çok sayıda değişiklikler olmuştur. Bunlardan biri de ana dile verilen önemin artması ve ana dil ile ilgili çalışmalardır. Mustafa Kemal Atatürk Türkçenin dünya dili olmasını istemiş ve dilimize yeni terimler girmiş ve bu da ana dilimizin daha kolay öğrenilmesini sağlamıştır.


 1 Kasım 1928 tarihinde resmi olarak Yeni Türk Alfabesi kullanılmaya başlamıştır. Dil Devrimi, Türkçe’nin Arapça ile Farsça  kökenli sözcük ile dilbilgisi kurallarından arındırılıp Türkiye Cumhuriyeti'nin ortak, ulusal dili olarak yazı ile konuşma dili durumuna getirilmesini amaçlayan, 12 Temmuz 1932 tarihinde başlayan devrimdir. Atatürk’ün dil alanında yaptığı gelişmelerden biri de Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ni kurmak olmuştur. 9 Ocak 1936’da açılan bu fakültede Türk dili ve tarihi hakkında eğitimler verilmiş, dilini bilen öğrenciler yetiştirilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk Türk dilinin zenginliğini ve genişliğini göstermek, yabancı sözcükleri Türkçeden arındırmak için Türk Dil Kurumu’nu kurmuştur. 


Türkçe sözlük hazırlanması, yabancı eserlerin çevrilmesi, diğer ağızlarla olan kelime farklılıklarının giderilmesi Türk Dil Kurumu sayesinde olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk dil ile ilgili şunu söylemiştir: Türk dilinin, kendi benliğine, gerçeğindeki güzellik ile baylığına kavuşması için, bütün ülke örgütümüzün, temkinli, ilgili olmasını isteriz.” demiştir. Dildeki yabancı sözcüklerin arındırılmasına başlandı ve dilimiz iyileştirilmeye başlandı. 


 Konuşma dili ile yazı dili arasındaki farkları ortadan kaldırmak için çalışmalar yapılmıştır. Böylece eğitimli kesim ile halk arasındaki ayrım ortadan kaldırılmak istenmiştir. Bunun için Arapça ile Farsçadan zamanla Türkçeye yerleşmiş, Türkçeye yabancı dil bilgisi kuralları ile yapıların kullanımdan kaldırılarak yerine doğru Türkçelerinin konması sağlanmaya çalışılmıştır.

Cumhuriyet’in 100. Yıl Dönümünün Size Neler Hissettirdikleri Hakkında Kompozisyon Yazınız

 Cumhuriyet’in 100. Yıl Dönümünün Size Neler Hissettirdikleri Hakkında Kompozisyon Yazınız.


Bundan 100 yıl önce ilan edilmiş cumhuriyet. Kafasına koyduğu şeyi başarana kadar kararlılığından vazgeçmeyen Mustafa Kemal Atatürk 29 Ekim 1923 yılında ilan etmiş cumhuriyeti. Yeni bir yönetim sistemi, yeni bir dönem, yeni hayaller, yeni umutlardır cumhuriyet. Saltanat sona ermiş, halkın egemenliği başlamıştır artık. Eğitim ve öğretime verilen önem artmıştır, kadınlara verilen özgürlükler artmış, ana dil ile ilgili yeni çalışmalar yapılmış ve daha çok sayıda inkılaplar gerçekleştirilmiştir. Cumhuriyet’in 100. yılında çok mutluyum. Çünkü özgür ve bağımsız bir ülkede yaşamaktayım. Kimseye boyun eğmiyorum.


 Ana dilimi konuşabiliyorum. Vatan toprakları içinde özgür bir kuş gibi okuluma gidip gelebiliyorum. Sevdiklerimle vakit geçirebiliyorum. Bize bu cumhuriyeti ilan Mustafa Kemal’e minnet duyuyorum. Onu hatırladıkça duygulanıyorum. Onun yaptıklarını ve başardıklarını bildiğim için onunla gurur duyuyorum. Halkın egemenliği ön plana çıktığı için bugün cumhuriyetin 100. yılında demokrasi şöleni yaşanıyor ülkemizde. Bu vatan topraklarını canları ile kanları ile kazanan  vatan kahramanlarına dualar ediyorum.  Çok zorluklar çektiler bizim kahraman Mehmetçiklerimiz. Bu uğurda çok canları yandı. Aç kaldı, susuz kaldı ama yine de vatanı vermedi düşman güçlerine. Bunları hatırladıkça duygulanıyor ve gözlerimden yaşlar akıyor. Akan bu gözyaşlarım sevinç gözyaşı, onur ve gurur gözyaşıdır. Zaferin gözyaşıdır.  Mustafa Kemal'in en büyük vasiyeti akıl ve bilimdir. Bunu cumhuriyet ile birlikte başarmak için çok çalışmalıyız. Emanetlerine sonuna kadar sahip çıkabileceğimin duygusunu içimde yaşıyorum ve heyecanlanıyorum. Yoksulluktan çıkıp bugünlere gelebilmek, binlerce düşmanının var ama sizin birliğiniz, dayanışmanız ve iman gücünüz var. İşte bunları hatırladıkça cumhuriyete daha çok bağlanıyorum ve onu biz gençlerin yaşatabileceğine inanıyorum ve bunun için de çok çalışıyorum.


 Atam’ın bize emanet ettiği cumhuriyet ülkemiz için en ideal yönetim sistemidir. Onun için onu hep koruyacağız ve hep halkın iradesini ön planda tutacağız. Bundan dolayı da mutluyum, gururluyum. Duyguluyum, coşkuluyum. 100. yılın kutlu olsun Cumhuriyet. Hoş geldin yeni yaşına. Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve benim milletimin kahraman evlatları ruhlarınız şad olsun. Emanetinizi sonsuza kadar yaşatmak bizim vazifemizdir. Yerinizde rahat uyuyun!

Atatürk’ün Din İle İlgili Sözleri

Atatürk’ün Din İle İlgili Sözleri


Mustafa Kemal dine saygılı bir devlet adamıydı. İnsanlara dini inanışlarında baskı yapmazdı ama İslam dininin nasıl bir din olduğunu okuyup araştıran biriydi.

 

Mustafa Kemal’in din ile ilgili sözleri şunlardır:


“Milletimiz daha da dindar olmalıdır diyorum. Ama bütün sadelik ve güzelliği ile. Dinime, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum. Şuura aykırı ilerlemeye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor.”

* “İntisap etmekle bahtiyar olduğumuz İslam dinini, asırlardan beri alışılmış olduğu üzere bir siyaset vasıtası mevkiinden kurtarmak ve yükseltmek elzem olduğu hakikatini müşahade ediyoruz. Mukaddes ve lahuti olan inançlarımızı ve vicdanlarımızı çapraşık ve değişken olan ve her türlü menfaat ve ihtirasların tecellisine sahne olan siyasetten ve siyasetle ilgili bütün hususlardan bir an evvel ve kesin olarak kurtarmak, milletin, dünya ve ahiret saadetinin emrettiği bir zarurettir”


“Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz”.

“Bizim dinimiz, milletimize hakir, miskin ve zelil olmayı tavsiye etmez. Tam tersine Allah da, Peygamber de insanların ve milletlerin izzet ve şerefini korumalarını emrediyor.”

“Türkiye Cumhuriyetinde herkes Allah’a istediği gibi ibadet eder. Türk Cumhuriyetinin resmi dini yoktur. Türkiye’de bir kimsenin fikirlerini, zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilemez.”

“Tekkeler de behemahal kapatılmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti her şubede irsatlarda bulunacak kudreti haizdir. Hiçbirimiz tekkelerin irşadına muhtaç değiliz. Biz medeniyet, ilim ve fenden kuvvet alıyoruz. Başka bir şey tanımıyoruz.”


 “Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasde ve fiile dayanan taassupkar hareketlerden sakınıyoruz.”

Öğretmenlik Mesleği Toplum İçin Neden Önemlidir?

 Öğretmenlik Mesleği Toplum İçin Neden Önemlidir?


Milletlerin ruh ve karakterini şekillendirmede etkin rol oynayan kimseler öğretmenlerdir. Üretken ve çalışkan olan öğretmenler toplumun tamamlayıcısı olan eğitim neferleridir. Bu işlevini layıkıyla yerine getiren öğretmenler için; “bütün bir toplum onların eseridir” denilebilir. Öğretmenlik mesleği toplum için önemlidir çünkü toplumun ilerlemesini sağlayacak olan, toplumun güzel ahlaklı ve nitelikli olmasını sağlayacak kimseler öğretmenlerdir. 


Öğretmenlik toplum için çok önemlidir çünkü öğretmenler her bir öğrencisini birey yerine koyan, ona değer veren ve onu koşulsuz seven kimsedir. Öğretmenlik toplum için çok önemlidir çünkü öğretmenler küçük mimarlar inşa eden, geleceğin iyi insanlarını, başarılı insanlarını yetiştirecek olan mücevherlerdir. Bunun için öğretmenlere çok değer verilmeli, onların nasıl bir  yoğun çalışma içinde olduklarının farkında olunmalıdır. Öğretmen toplumun motor gücü durumundadır. Bireylerin hayata hazırlanmasında temel bir rol üstlenmiş durumdadır. Öğretmen, eğitiminden yaşam tarzına, giyiminden hareket ve tavırlarına, aile hayatından bireysel ilişkilerine kadar her alanda çevresine mesajlar vermekle kendini sorumlu hissetmektedir. Çünkü toplum öğretmeni örnek alır ve ona göre hareket eder. Öğretmenlik mesleğini toplum önemser çünkü öğretmenin yetiştirecekleri o toplumu oluşturacak, o toplumun gelişmesini sağlayacaktır. Bu da öğretmenlerin sayesinde olur. 


Öğrenciye sorgulamayı öğreten, öğrenciye sorumluluk vermeyi öğreten, öğrenciye insan olmayı öğretenler önce aileler, sonra ise öğretmenlerdir. Bunun için toplum öğretmene ve öğretmenlik mesleğine çok önem verir. Mustafa Kemal Atatürk öğretmenlik mesleğinin önemi ile ilgili şunu söylemiştir: "Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır ya da milleti esaret ve sefalete terk eder." Bundan dolayı da öğretmenlik mesleği toplum için çok ama çok değerlidir.

“Vatanın, Dilin Olursa Düşmanın Olmaz.” Sözü İle Ne Anlatılmak İstenmiştir

   

“Vatanın, Dilin Olursa Düşmanın Olmaz.” Sözü İle Kompozisyon


Vatanın, dilin olursa düşmanın olmaz. Çünkü ana diline sahip çıkan bir toplum, ana dilini başka dillerin egemenliği altına sokmayan bir millet kendi olur. Kendi benliğini dili sayesinde korur. Ana diline sahip çıkmayan milletler ise yabancı dillerin etkisinde kalmaya başlar. Kendi ana diline giren yabancı sözcükler bir zaman sonra artmaya başlar ve bu da ana dilin özünden uzaklaşmasına neden olur. Ana dil temelden bozulmaya başlayınca gelecek kuşaklara konuşacak bir ana dil kalmaz ve gelecek kuşaklar da kendi kimliğini kaybetmeye başladığı için başka dilleri konuşmaya başlar. 


Böylece toplum alttan alta parçalanmaya başlar. Bunun için ana dilimiz olan Türkçeye sahip çıkmalıyız ve onu konuşmalı, onu yazmalıyız. Özentilik yaparak yabancı dilleri kendi ana dilimizin içine sokmaya çalışmamalıyız.  Vatanına ve diline sahip çıkan bir toplum, dış tehditlere karşı daha güçlü olur. Oktay Sinanoğlu ana dilin önemi ile ilgili Türkçe giderse Türkiye gider der.” Ana dil giderse vatan da düşman güçlerinin işgaline hazır hale gelir ve kendimiz savunmamız zorlaşır. Bir milleti yok etmek istersen önce onun dilini yok edeceksin de başka bir söz. Bunlar ana dilin ne kadar önemli olduğunu ve ana dil yok olursa nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olacağımızın ispatıdır aslında.


 İşte bunların olmaması için ana dilimizi korumalıyız ve onun dünya dilleri arasında yer alması için çok çalışmalı, bilim yolunda emek etmekten vazgeçmemeliyiz. Oktay Sinanoğlu ana dil Türkçe ile şunu söylemiştir:” Dünyada neler olduğunu anlarsak Türkiye'de neler olduğunu veya olacağını daha iyi anlarız. En tehlikeli sömürgecilik, köleleşme zihinlerin ve gönüllerin sömürgeleşmesi, köleleşmesidir. Birinci vazifemiz gönlümüzü ve zihnimizi kölelikten kurtarmaktır. Bunun için kendi dilimizi, Türkçe ile eğitim şarttır. Türkiye’nin savunması Türkçenin savunması ile başlar. Bir millet tarihten nasıl silinir? Türkiye’nin bugün ne sanayisi, tarımı, teknolojisi kalmıştır ne de araştırma bilimi kalmıştır. Son çıkarılan kanunlarla topraklar yabancılara çok ucuza satılmaktadır. 


İşte 50 yıldır olan eğitim sistemi ile adı vatan olan şehit kanıyla sulanmış toprakları kolayca yabancılara satacaklar yetiştirilmiştir. Topraklar da gittikten sonra sıra sepet havasına gelir. Havai, Haiti, Filistin’e bakın neler olmuştur. Bizim Türkiye olarak kurtuluş Savaşımız ana dilimizi korumakla başlar.” Bunun için vatanın ana dilindir denilmiştir.

Daniel Keyes’in “Algernon’a Çiçekler" Kitabında Geçen Özlü Sözler

 Daniel Keyes’in “Algernon’a Çiçekler Kitabında Geçen Özlü Sözler


Kitap hakkında kısa bir bilgilendirme:  Charlie düşük bir zeka ile dünyaya gelmiştir. Hayvanlar üzerinde yapılacak olan deneyi kabul eden ilk kişidir. Zeka seviyesini artıracak deneysel ameliyatı kabul eder. Bu deney Algernon adındaki laboratuar  faresinde test edilmiş ve büyük bir başarı elde edilmiştir. Ameliyattan sonra Charlie’nin durumu günlüğüne yazdığı raporlarda takip edilmeye başlanmıştır. İlk yazdığı raporlarda çocuksu bir dil ve imla kullanan Charlie daha sonra bunları mükemmel hale getirir. 


Artık insanların kendisi ile dalga geçemeyeceğini ve birçok arkadaş edineceğini düşünür. Fakat zekası normalin üstüne çıktığı için çevresi tarafından yadırganır, kıskanılır ve yine yalnız kalır Bu deney son derece önemli bir buluştu ama ta ki Algernon’da zeka geriliği başlayana kadar. Kitabın devamını okuyunca neler olduğunu göreceksiniz.

Kitapta geçen özlü sözler şunlardır:

“Sevgi ve şefkat eli değmeyen zeka ve eğitim beş para etmez.”

“Öğrenmek tuhaf bir olay: Ne kadar derinlere gidersem, var olduğunu bile bilmediğim şeylerle karşılaşıyorum. Kısa bir süre önce, her şeyi - dünyadaki tüm bilgileri - öğrene­bilirim gibi aptalca bir hisse kapılmıştım. Şimdi ise, sadece onların var olduğunu bilebilmeyi ve bir nebzesini anlaya­bilmeyi ümit ediyorum.”

“ Düşünmek ve hatırlamak çok zor ve artık rahat yatamıyorum. “

“Nasıl oluyor da, kolsuz ve bacaksız doğan insanlardan faydalanmayı akıllarından bile geçirmeyen dürüst ve du­yarlı kişiler, düşük bir zeka düzeyiyle doğanları istismar et­mekte bir mahsur görmezler?”


"Her şeyi yaptınız! Beni bir insan olarak görmenin dışında"

“Her şeyi... sözcüklere dökmek her zaman gerekli olmayabilir.”

“ Eğer zekanın ne olduğunu veya nerede olduğunu bilmiyorlarsa – bir insanda ondan ne kadar bulunduğunu nasıl anlayacaklar ki ? ”

"Hayat dediğin şey nedir ki? Labirentlerden oluşan bir kutu."

“Kadir bilmezlik gibi gelebilir ama benim ağrıma giden şeylerden biri bana kobay gibi davranılmış olması. Nemur sürekli olarak bana beni ben yapanın o olduğunu veya günün birinde gerçek insan haline girecek benim gibi sürüyle insan olacağını söylüyor. Beni yaratanın o olmadığını anlaması için ne yapmalıyım acaba ? ( zeka geriliği yaşayan bir karakterin bir takım tedaviler ile zeka düzeyinin geliştirilmesini konu alan bir kitap. ) O da, geri zekalı bir kişiye baktıkları vakit, onun da duyguları olan bir insan olduğunu düşünmeden gülen diğer insanların yaptığı hatanın aynısını yapıyor. Benim de buraya gelmeden önce bir insan olduğumu unutuyor.”


“Babam benim öteki çocuklar gibi olmaya zorlanmamamı ve rahat bırakılmamı savunurdu. Diğer çocuklar gibi olmasam da, kendime ait bir hayatım olmasından yana tavır almıştı .Hep beni savunmuştu. Bir şeyler paylaşabileceğim biriydi o benim için.”

“Şimdi anlıyorum ki, üniversiteye gitmenin ve bir eğitim almanın en önemli nedenlerinden biri, tüm hayatınız boyunca doğru olduğuna inandığınız şeylerin doğru olmadığını ve hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını öğrenmekmiş. “

"Ben zekanın tek başına hiçbir anlam taşımadığını öğrendim. Burada, sizin üniversitenizde zeka, eğitim ve bilgi büyük idoller haline gelmiş. Ama şimdi biliyorum ki, hepinizin atladığı bir şey var; “Sevgi ve şefkat eli değmeyen zeka ve eğitim beş para etmez.”


“Aklı başında olan herkes, insan gözünün iki nedenden dolayı şaşkınlık geçirdiğini ve iyi göremediğini bilir. Birinci neden, insanın aydınlıktan karanlığa geçmesi, ikinci neden ise karanlıktan aydınlığa çıkmasıdır. Bu, beden gözü olduğu kadar akıl gözü için de geçerlidir.”

Sevgi alma ve sevgi verme yeteneğinden yoksun zeka, zihinsel ve ahlaki çöküşe, nevroza ve muhtemelen psikoza bile yol açar.